İĞNE 💉

1750 Words
“…Matematik öğretmenimiz Ayşegül hanım, müzik öğretmenimiz Şoray Bey, bu da beden eğitimi öğretmenimiz Feride Hanım…” diyerek öğretmenleri Rüzgar’a tanıttı müdür. Müdürün tanıştırdığı, Feride haricinde bütün öğretmenler, Rüzgar’a gülümsemiş ve ‘hoşgeldiniz’ demişti. Ama Feride işaret parmağı ve orta parmağını alnına değdirip ileri doğru uzatarak bir asker gibi Rüzgar’a selam vermekle yetinmişti. Tekrar yüzüne bakmamıştı bile. Müdür odasına döndüğünde Rüzgar gidip Ayşegül Hoca’yla muhabbet eden Feride’nin yanına oturdu. Feride ona garip garip bakınca gülümsedi. “Bir tek seni tanıyorum. Bana okulu gezdirme şansın var mı birad-… Feride hocam?” dedi. “Ben sizi bu odadaki herhangi birinden daha fazla tanımıyorum ki. Bu bir kenara… Kusura bakmayın. Birazdan çıkacağım.” dedi Feride. Konuşması yorgun ve göz altları şişti. Sesi bir tık daha kalın çıkmıştı sanki. Doğan nasıl tek seferlik bir bakışta bu kızın ‘kız’ olduğuna karar vermişti ki? Rüzgar için büyük bir gizemdi bu. O xxx large eşofmanın içinde bir kadın vücudu var mıydı acaba? “Yorgun gibisin.” dedi Ayşegül Hoca, Feride’ye. “Yorgunum.” diyerek iç çekti Feride. “Ve biraz hastayım sanırım. Boğazım acıyor. Dün spor salonundan geç bir saatte çıkmak zorunda kaldım. Çıktığımda da yağmur yağıyordu ve otobüs seferleri bitmişti. Allah’tan evim yakındı, sadece otuz dakika yürüdüm.” “Taksiye binmedin mi?” diye sordu Rüzgar hayretle. Dün çok soğuktu. Kasım ayıydı sonuçta. Feride ona delirmiş gibi baktı. “O saatte kız başıma nasıl bineyim? Ayrıca senin taksi fiyatlarından haberin var mı?” Rüzgar onun o saatte taksiye binmesinin -şoför bir sapık olsa bile- şoförün hayatında bir fark yaratmayacağından emindi. Hatta muhtemelen Feride’yi bir serseri sanıp korkan taraf o olurdu. “İki işte çalışıyorsun. Paran yok muydu? Hasta olmak daha mı mantıklı yani?” diye çıkıştı. Sert sesi Feride’nin kaşlarını çatmasına sebep oldu. “Seni ilgilendiren kısmı tam olarak anlayamadım.” dedi. “Aptalca davranman normal mi yani?” dedi Rüzgar. Başkası olsa kızmaya devam ederdi. Feride güldü. Gülerken yeşil gözleri sonuna kadar kısılmış, ağzının kenarında Rüzgar’ın dikkatini çeken mini minnacık bir çukur ortaya çıkmıştı. Gülüşü güzeldi en azından. İlk defa biraz bir kadını andırır gibi olmuştu. “Evet, benim normalim böyle şeyler.” dedi Feride. “Ne zaman çıkacaksın?” diye sordu Rüzgar. “Zilin çalmasını bekliyorum. Neden?” “Derslerim yarın başlıyor. Bugün okulu görmeye gelmiştim. Hastaysan seni eve bırakabilirim.” Feride saatine baktı. “Eve gitmeyeceğim. Arkadaşlarla tenis oynuyoruz. Oraya gitmem lazım.” dedi. Kızın g*tü iki dakika yer görmüyor gerçekten, diye düşündü Rüzgar. Genelde rahat bir insandı Rüzgar ama Feride’nin bu umarsız hali onu nedense sinirlendiriyordu. “Hastasın. Ara, gelmeyeceğini söyle!” dedi. Sesi yine sertti. “Söyleyemem. Rövanş maçı. Öncekinde kötü yenildik.” dedi Feride. Hırslı bir insandı. O yenilgi rüyalarına giriyordu. “Seni ya önce hastaneye sonra eve, ya da direkt eve götüreceğim.” dedi Rüzgar, hayır kabul etmeyen bir tavırla. “Seninle gelmek zorunda değilim ki!” diye hatırlattı Feride. “Seni tanımıyorum bile.” “Tanışmak için güzel bir fırsat işte. Daha ilk tanışmada arkadaşının iyiliğini düşünen iyi bir arkadaşım ben. Sen de yeni kankam olarak sana iyi davranmam için bana izin vermelisin.” dedi. “Kanka mı?” diye tekrar etti Feride sessizce. Niye bu kelimeye birden alındığını bilmiyordu. Erkekler için genelde ‘kankaydı’ o zaten. “Sen her yeni tanıştığına karşı bu kadar iyi misindir?” diye sordu. Rüzgar dirseğini masaya dayamış, başını eline yaslamıştı. Feride’ye her genç kızın kalbini çarptıracağını bildiği muhteşem bir gülümsemeyle bakıyordu. “Çünkü seninle daha önceden tanışmıştık.” dedi Rüzgar. “Beni yere atmıştın, hatırlasana!” Onun gülümsemesi Feride’yi etkilememiş değildi. Hatta eğer iki saniye önce ‘kankası’ olmasaydı ona sırf bu gülümsemesinden dolayı aşık bile olabilirdi. Ancak Feride bir ‘kanka’ olarak haddini biliyordu. Kankalar daha en başından reddedilmiş kızlardı ve yerlerini bilmeliydiler. Bilmediklerinde rezil oluyorlardı. Evet daha önce tanışmışlardı. Hem de iki kere! Ama ilkinde babaannesiyle Feride’nin yanına gelmiş ve ne kendi adını söylemiş -babaannesi onu tanıtmıştı- ne Feride’nin adını sormuştu. Eşcinsel olmadığını söyleyip gitmişti. İkinci tanışmalarında da… Adını söylediği ve tanışmaya zahmet ettiği asıl kişi… Birden Rüzgar’ın ona salça olmasının sebebi üzerine ufak bir aydınlanma yaşadı Feride. Feride, kızlarla çabuk arkadaşlık kuran biriydi. Yakın arkadaşları çok azdı ama bir sürü güzel kız vardı çevresinde. Haliyle erkekler o kızlara yakınlaşmak için hiç potansiyel bir aday olarak görmedikleri Feride’yle ‘kanka’ olmak istiyordu. Feride bu şekilde çok kişi evlendirmişti. Rüzgar’a doğru eğildi. “Züleyha’nın numarasını veremem.” diye fısıldadı. “Ünlü o. Gebertir beni!” Rüzgar anlamamış gibi başını kaşıdı. Züleyha da nereden çıkmıştı şimdi? “Ne alaka?” dedi. “Bu aşırı samimiyetini ona bağladım. Hata mı etmişim?” dedi Feride. Rüzgar sırıttı. Belki de o kadar aptal bir kız değildi şu Feride. “Züleyha hoş bir hanım. Eğer onunla bir şansım olursa ‘hayır’ demem.” dedi. Feride’yi daha ilk görüşünde ‘hayır’ dediğini unutmuştu belli ki. Ya da unutmamıştı… “Ama niyetimi buna bağlaman biraz üzücü. Burada kimseyi tanımıyorum ve dost canlısı bir insanım.” diye ekledi. Zil çalınca Feride saatine baktı. “Çıkmalıyım. Tenise gideceğim. Yarın görüşürüz.” dedi. Ceketini askıdan almaya gitti. Rüzgar gülümseyerek Ayşegül Hoca’ya baktı. “Kendisine hiç bakmıyor. Eve gitmeli. Çantası hangisi?” diye sordu ve Feride’yi gösterdi. Orta yaşlı evli bir hanım olan Ayşegül hoca kıkırdayarak masanın altındaki sırt çantasını çıkardı ve sandalyeye koydu. Rüzgar çantayı sırtına aldı ve Feride’ye döndü. “Eve gidiyorsun!” dedi keskin bir sesle. Feride çantasını almak için hızla üzerine gelince hızlı adımlarla öğretmenler odasından çıktı. Merdivenleri koşarak indi ve arabasına doğru gitti. Feride ‘Dursana!’ diye bağırarak ona yetişmeye çalışıyordu. Rüzgar arabasının yanına geldiğinde çantayı hemen bagaja kilitledi. “Karate bildiğimi biliyorsun değil mi?” dedi Feride. Rüzgar’ın nefes nefese haline kıyasla o gayet rahattı. Sanki koşmamış da ağır ağır yürümüş gibiydi. “Evet, bizzat üzerimde denemiştin.” dedi Rüzgar gülerek. “Ama karate bilmen, bagajı açmama vesile olmayacak. Arabaya bin. Seni en azından bir hastaneye götürmeme izin ver. Sonra istediğin yere gidersin.” Feride bıkkın bir nefes verip tekrar saatine baktı. “Özel hastaneye gitmeyeceğiz. Üç kilometre aşağıda bir devlet hastanesi var.” dedi ve arabaya bindi. “Özel olsun. Ben öder-…” diyerek koltuğuna oturmak için hareketlenen Rüzgar, Feride’nin sert bakışıyla yutkundu. “Devlete o zaman…” dedi. Feride’nin dediği hastaneyi buldular ve acil kısmına yakın Feride’yi indirdi Rüzgar. Feride içeri girene kadar bekledi ve arabayı park etmeye gitti. Sonra da doktorun kapısının önünde sırasını bekleyen Feride’nin yanına geldi. Feride ona şaşkın bir şekilde bakmıştı. “Sen gitmedin mi?” diye sordu. “Doktora gerçekten göründüğünden emin olmak istedim. Arkamdan tenise kaçmış olman fikri rüyalarıma musallat olurdu. Ben de sana musallat olurdum. Herkes için en iyisi şu an burada olmam.” diyerek ayağını yere vurdu Rüzgar. Gururlu bir asker gibiydi. Sonra etrafına baktı. “Oooo, burası niye böyle ana baba günü. Toplu katliam filan mı oldu?” “Devlet hastanesinin acili burası. Hatta tenha olan hali diyebiliriz. Baksana hemşirelerin gözlerinde hala bir gıdım enerji var.” dedi Feride esprili bir şekilde. Sonra Rüzgar’ın yüzüne yüzüne güldü. “Tabi sizin aile dostu, evinize girip çıkan özel doktorunuz vardır.” diye ekledi. Rüzgar onun neşesine katılmaktan kendini alamadı. “Çok yeşilçam izlemişsin. Özel doktorum yok. Annemin babası olan dedemin kendine ait bir hastanesi var. Orayı kullanıyorum genelde. Seni de oraya götürebilirdim. Beni zorla bu mikrop yuvasına getirdiğin için şansına küs!” “Hastanen varsa tamam zaten… Neyse… Sıram geldi sayılır. Çok zamanım yok. Bir iğne yazsa yeter.” dedi Feride. Rüzgar onunla birlikte içeri girdi. Doktor, Feride’ye sadece neyi olduğunu sordu ve ilaç yazdı. Rüzgar şaşırmıştı. “Ayrıntılı muayene etmeyecek mi?” diye fısıldadı Feride’ye. Kendi hastanelerinde çoktan kan testine yollanmıştı. “Devlet… Hastanesi… burası!” dedi Feride tane tane. Sanki bu her şeyi açıklamaya yetermiş gibi. Doktorun verdiği kağıdı aldı ve enjeksiyon odasına doğru yürüdü. Rüzgar hemen arkasındaydı. Feride, kağıdı bir hemşireye uzattı. “İçeri geçin lütfen.” dedi hemşire. Perdelerle bölünmüş olan yataklı bölmeleri işaret etti. Feride birine girip perdeyi çekecekken hemen arkasındaki Rüzgar’ı gördü. “İçeri gelmeyeceksin herhalde!” dedi . “Niye gelmeyeyim?” dedi Rüzgar saf saf. “Niye gelesin? Ne işin var içeride?” dedi Feride. Rüzgar düşündü. Sahi ne işi vardı? Kendisi bu yaşında bile bir parça iğneden korkardı. O yüzden Feride’nin de korkacağını düşünmüştü galiba. “Elini tutabilirim. Böylece iğne olurken uf olmazsın.” dedi küçük bir çocuğa hitap eder gibi . Sonra sırıttı. “İğneyi popomdan yapacaklarını biliyorsun değil mi?” diye sordu Feride. İçeri girmek isterken aklında Feride’nin belirli bir yeri canlanmamıştı aslında Rüzgar’ın ama düşününce bu içeri girmemesi için gayet yeterli bir sebepti . “Afedersin! Ben burada bekliyorum.” dedi birden centilmen erkek moduna bürünerek. Hemşire içeri girip perdeyi çekti. Hemşirenin “Eşofmanınızı biraz daha sıyırın beyefendi.” diyen sesini duydu Rüzgar. Güldü ama Feride’nin düzeltmek için hiçbir şey yapmaması garibine gitmişti. Yirmi saniye bile sürmemişti ki hemşire geri çıktı. Birkaç saniye sonra da Feride! “Buyrun beyefendi.” diyerek elini çıkışa doğru uzattı Rüzgar. Feride ona göz devirdi. “Bu canını hiç mi sıkmıyor?” diye sordu Rüzgar. “Benim cinsiyetimin erkek ya da kız olması o hemşire açısından çok mu önemli? Önemli olduğunu düşündüğüm yerde ‘kadınım’ diyorum zaten.” “Ben seni erkek sandığımda bana kadın olduğunu söylememiştin.” dedi Rüzgar. “O an önemli olduğunu düşünmemişim demek ki?” dedi Feride. O sırada bekleme alanındaki kızlardan biri ikisine yaklaştı. Sarışın güzel bir kızdı. Rüzgar kıza çapkın bir şekilde gülümsedi ama kızın gözleri Feride’nin üstündeydi. “Kusura bakmayın, bölüyorum ama… Uzun bir süredir sizi izliyorum. Yanlış anlamazsanız… Telefon numaranızı ya da sosyal medya hesabınızı alabilir miyim?” dedi. Rüzgar’ın ağzı açık kalmıştı. Kendisi gibi Zeus’u kıskandıracak bir adam buradaydı ama bu aptal kız gidip Feride’den numarasını istiyordu. Kısa bir an ‘Acaba Feride benden daha mı yakışıklı lan?’ diye düşündü. Onu bir erkekmiş gibi inceledi. Bir kadına göre uzundu ama bir erkeğe göre ortalamaydı Feride. Kısa saçları gözlerine dökülüyordu. Güzel yeşil gözleri vardı. Şu koreli tüysüz idol oğlanlara benziyordu. Feride kıza gülümsedi. “Kadınım ben.” dedi. Kız kıpkırmızı olmuştu. Özür diledi hemen ve kaçar gibi uzaklaştı. Feride, Rüzgar’a alaycı bir bakış attı. “Bak burada onun benim cinsiyetimi bilmesi önemliydi işte.” dedi. Elini Rüzgar’a uzattı. Rüzgar eline garip garip bakıp tokalaşmak için kendi elini uzattı. Ama Feride onun eline vurarak uzaklaştırmış sonra tekrar kendi elini uzatmıştı. “Çantamı ver şimdi!” dedi. İç çeken Rüzgar arabasına yollandı. Bagajdan çantayı çıkardı ve Feride’ye attı. “Hala eve gitmen gerektiğini düşünüyorum.” dedi. Feride saatine baktı. “Hala seni ilgilendirmediğini düşünüyorum. Ama hastaneye getirdiğin için teşekkürler kanka!” dedi ve karşıdaki otobüs durağına doğru koştu. “Yarın görüşürüz!” diye bağırdı Rüzgar. Feride ona dönmeden el sallamakla yetinmişti sadece.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD