Otelin arka kapısından çıktığımız gibi sırtımı duvara yaslayıp derin bir nefes aldım. Çok yorgun hissediyordum, hatta hissetmek değil, çok yorgundum. Kaç saattir servis yapıyorduk ve ortam aşırı gergindi. Bütün gerginliği kendime çekmiş gibi hissediyordum.
"Sonunda," diyerek derin bir nefes verdim.
Emre arkamdan "Ne yaşadın içeride sanki?" diye sordu.
Tamam biraz abartılı bir tepki vermiştim belki ama hak ediyordum. Ayağıma giydirdikleri topuklu ayakkabılar bileklerimi ağrıtmıştı. Şu an görmüyordum ama büyük ihtimal ile şişmişti. Geri almamış olmalarına şaşırmıştım. Bu tarz davetlerde verilen kıyafetler her zaman geri alınırdı aslında ama demek ki ayakkabıları almıyorlardı. Bir elimi duvara dayayıp ayakkabıları çıkardım. Çantamdan spor ayakkabılarımı alıp topukluları çantama yerleştirdim. O sırada Emre'ye cevap veriyordum.
"Ayaklarımı kaybediyordum az daha. Bir de herkes o kadar garipti ki gerçekten, inanılmaz bir davetti."
Emre kapıya omzunu yasladı. "Sana demiştim garip diye en başında."
"Garipti doğru ama sen de fazla abarttın sanki."
"Gayet de normal bir tepki verdim."
"Emin misin Emre? Davetliler gibi sen de aşırı tedirgindin. Sana ne oluyorsa onu anlamadım zaten. Yap işini geç işte." Ayakkabıları çantama atıp yürümeye başlamıştık.
"Öyle olmuyor işte Alya hanım. Bizim de duyduğumuz, bildiğimiz şeyler var."
"Off sen de ya. Sinir bozucu musunuz birazcık?"
Emre gülümseyerek önünde döndü. Hava soğuktu ama güzel hissettiriyordu. Tenime hafif hafif buran esinti hoşuma gidiyordu. İçerideki havadan sonra çok iyi gelmişti. Birazcık sessizce yürüdük. Sonra dayanamayıp sordum.
"Bu Volkov olayı ne? Bütün gerginliğin sebebi tek bir isimdi, neden?"
Emre hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Takıldın mı bu isme?"
"Ben niye takılayım Emre? Asıl siz takıldınız bu kadar."
Kısa bir kahkaha attı. Sonra tekrar ciddileşti. "Çünkü insanlar ondan korkuyor."
"Ama neden? Adam ortada bile yoktu. Gelecek olması bile insanları bu kadar tedirgin etti."
"Zaten mesele de o ya."
Olduğum yerde durup vücudumu ona çevirdim. "Ne demek o?"
"Kimse yüzünü bilmiyor. Yani tabii bilenler var ama davetteki insanların onun yüzünü gördüğünü zannetmiyorum."
"Bir insasın yüzünü bile görmeden ondan nasıl korkabilirsin ki?" Merakla sordum. Bu sırada tekrar yürümeye başlamıştık. Emre bana cevap vermemişti. "Tamam," dedi kendi kendine. "Kesin yine o çok ilgin, yeraltı dünyası hikayelerini anlatıyorsun."
Emre bu sefer cevap verdi. Sesi biraz fısıltı gibiydi. "Belki."
Yürürken yol ayrımına kadar geldik. Emre benimle gelmek için çok ısrar etmişti ama o da çok yorgundu. Yolunun uzamasını istemiyordum. O yüzden yol ayrımında vedalaştık.
"Eve varınca bana mesaj atıyorsun Alya. Sakın unutma bak. Meraklandırma beni. Zaten gelmemi de kabul etmiyorsun."
"Tamam yazacağım sana. Yorgunsun zaten Emre. Hızlıca git evine sen de."
Emre uzaklaşırken arkasından bağırdım. "Eğer işe geç kalacak gibi olursam ara beni!"
Emre dönmeden baş parmağını havaya doğru kaldırdı. "Şaşırtıcı olmaz!"
Gülerek başımı salladım. Sonra yalnız bir şekilde ilerlemeye başladım. Kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım. Bu aralar taktığım bir şarkı yoktu, ilginç bir şekilde. Önüme gelen bir şarkıyı telefondan açıp dinlemeye başladım. Ara sokağa doğru girdim ama biraz ilerledikten sonra bu durumdan pişman oldum. Kulaklığımı tekrar çıkarıp çantama attım. Etraf fazla sessizdi.
Salak Alya. Niye ana yoldan gitmedin ki zaten.
"Harika. Az önce yeteri kadar tedirgin olmamış gibi iyice kendibi ger." Kendi kendime söylenerek ilerliyordum. Etrafı izleyerek ilerliyordum. Tam yürümeye devam edecektim ki birkaç metre ileride yerde birini gördüm. Duvara doğru yaslanmış duruyordu. Önce uyuyor sandım ama baygın gibiydi.
Karışma Alya. Bu iş senlik değil.
Gerçekten karışmak istemiyordum. Çünkü başıma bela almak istemiyordum. Ama benim iyi niyetli kalbim benden önce adımlarımı oraya yönlendirdi. Adamın yanına gittiğimde gözleri kapalıydı. Siyah kabanının omuz kısmında kırmızılık vardı. Bunun kan olduğuna emindim ama keşke gölge olsaydı diye düşünüyordum. Kaşlarımı çattım.
"Off.."
İstemsizce etrafıma baktım. Kimse yoktu. Zaten olmadığını biliyordum ama yine de emin olmak istemiştim. Burdur'um daha da kötü hissettirmişti. Gözüm ilerideki inşaata takıldı. Sanki orada da yerde yatan biri var gibiydi ama gözlerim bana oyun oynuyor da olabilirdi. Ya da daha fazla baygın insan görmek istemediğim için öyle düşünüyordum.
Adamın üzerine doğru eğildim. "Hey.." diyerek adamın tepkilerine baktım. Cevap gelmedi.
Adamın yüzü gölgede kalıyordu. Sadece çene hatlarını görebiliyorum. Biraz daha yaklaştım.
"Bak eğer ölmek üzereysen," dedim söylenir gibi, "ben gerçekten bunun için uygun kişi değilim. O yüzden lütfen ölme."
Adam hafifçe hareket etti. Ölmemiş olmasına sevinmiştim. Polisi isimsiz bir şekilde arayıp gitmeyi düşündüm.
Ama ya daha fazla iş alırsam başıma?
Bundan daha fazla nasıl bir iş alabilirdim başıma bilmiyorum. Adam suçlu da olabilirdi. Bu düşünce beni geri çekti. Tam arkamı dönüp yürümeye başlamıştım ki adamın acı ile nefes aldığını duydum. Tekrar geriye döndüm.
"Ben gerçekten aptalım. Git işte yoluna. Ne var sanki? Sana mı düştü bu iş? Hırlısı var hırsızı var, nereden bileceksin?" Söylene söylene adama doğru ilerledim.
Adamın yanına gelince yavaşça diz çöktüm. Tam eğildiğim sırada birden bileğimi tuttu. İrkilip nefesimi tuttum.
"Hey! Sakin ol, yar-" Adamın eli fazla güçlüydü. Bileğimi iyice sıkmaya başlamıştı.
Yaralı biri gibi durmuyordu ama nefes alış verişi o kadar da güçlü değil gibiydi. Canının yandığını hissettiriyordu. Gözlerini aralayıp bana baktı. Bakışları bir tuhaftı, bomboş bakıyordu. Mesafeli ve boş. Adam etrafına gözlerini gezdirdi. Kaşları hafiften çatıldı. Gözlerini bana kitleyip elini bileğimden çekti. Ben de hızla kolumu ondan uzaklaştırdım.
"Tamam," dedim, "bu yeteri kadar korkutucuydu."
Adam cevap vermedi. Kendini duvardan kaldırmaya çalışırken yüzünü buruşturdu, sonra vazgeçip olduğu yerde kaldı. Gözlerini tekrar kapatıp nefes aldı. Birkaç saniye kararsızca ayakta dikildim. Gitmem gerektiğini biliyordum ama içimden de gelmiyordu. Adam gerçekten kötü gözüküyordu. Ama zaten yardım etmek istesem de ne yapabilirdim onu da bilmiyordum. Anlamazdım ki bu gibi şeylerden.
"Birileriyle kavga mı ettin?" Adam bu sefer gözlerini açtı. Soruyu anlamaya çalışır bir hali vardı. Uzun bir süre hiçbir şey söylemedi. Bu sessizlik beni gerçekten rahatsız ediyordu.
"Bak, eğer bayılmak gibi bir düşüncen varsa şimdiden söyle. Yoksa ben de senin yanına bayılabilirim her an."
Adam hala etrafa bakıyordu. Çok stres olmaya başlamıştım. Gerçekten her an düşüp bayılacaktım. Sanki nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi bir hali vardı.
Sonunda konuştu. "Burası neresi?" Sesi kısık çıkıyordu, sanki hafif bir aksan vardı. Türk gibi konuşmuyordu.
Kaşlarımı çatıp cevap verdim. "İstanbul."
Adam birkaç saniye suratıma baktı. Önceki gibi boş bir bakış değildi ama değişik bir bakıştı. Elini alnına götürüp ovaladı. Sonra tekrar gözlerini kapadı.
"Bak gerçekten panik olmaya başladım. İyi misin sen?" Adam konuşmadı ama hafifçe başını iki yana salladı. Kesin başıma bela olacak bu durum. Ben düşünürken adam tekrar konuştu.
"Ben neden buradayım?"
Bu soruyu duyunca olduğum yerde durdum. Ne demek neden buradayım? Nereden bileyim ben sen neden buradasın. Bu nasıl bir soruydu Allah aşkına. Bir şeylerin ters gittiğine artık emin olmuştum. Bunun rol olduğunu düşünmüyordum. Adamım omzunda kocaman kan lekesi vardı yahu!
Adam tekrar hareketlendi. Sokak lambasının ışığı adamım yüzüne vurdu. Bu sefer yüzünü daha net görüyordum. Düşündüğümden daha genç duruyordu. Ama yüzündeki ifade sadece acı çeker gibi değildi. Ekstra birmşey daha vardı.
Tehlikeli duruyordu.
Yaralı bir insanın bu şekilde durması.. Ne bileyim, korkutucuydu. İstemsizce yutkundum. "Tamam," dedim yavaşça. "Adını biliyor musun?"
Adam kaşlarını çattı, gerçekten şu an ismini düşünüyordu. Uzun süre cevap gelmedi. Sonra bu durumdan rahatsız olmuş şekilde kaşlarını çattı ve başını iki yana salladı. İçimdeki huzursuzluk git gide büyüyordu.
"Ciddi misin sen?"
Adam tekrar gözlerini kapattı. Nefesi düzensizleşiyordu. Tekrar etrafıma baktım. Bu sokakta onu bırakırsam sabahı göremeyeceğini fark ediyordum. Ve bu sinirimi bozmuştu. Yardım etmek istemiyordum. Ama sanırım etmek zorundaydım.