Yüzümü işgal eden kanların yanaklarımı al al yapmasını izledi bir süre.
"Gerek yok." Dedim kekeleyerek.
Yüzündeki ifade biraz daha utandırdı beni.
"Emin misin?" Kafamı evet anlamında sallarken, birkaç saniye uzanmış olan bedenime bakıp ardından odadan çıktı.
Rahat bir nefes alıp sağlam elimle sargılı ayağımı düzelterek biraz daha rahat bir pozisyon aldım.
Yatarken sürekli hareket eden biriydim. Benim için bu çok zor olacaktı bu gece.
Bunalmış gibi hissettiğim bir geceydi bugün. Yoksa hep bu kadar sıcak mıydı?
Sağlam elimle üzerimdeki elbisenin kolunu sıyırmaya çalıştım ama olmadı.
Sinirle soludum. Acaba yardım etmesine izin verse miydim?
Düşündüğüm şeyle göz devirdim. Acaba ayağım ve kolumla birlikte beynimde mi hasar almıştı?
Ben cidden iyi değildim. Yat, uyu dedim kendime. Zaten başka yapabileceğim bir şey de yoktu.
Sıcak havayla birlikte, yavaş yavaş terleyen tenime aldırmayarak gözlerimi kapattım.
*****
Gözlerimi, yüzümde hissettiğim sıvıyla açtığımda, karşımdaki şeyle çığlık çığlığa bağırdım.
Başka yapabilecek seçeneğimde
tabi ki yoktu.
Ayağımın acısına rağmen ayağa kalkmaya çalıştım. Allahım neden ben ya? Neden?
İçeriye giren iki adamla korkum katbekat arttı.
"Çek onu! Çek!" Diye bağırdım lakin Faruk üzerime oturup ulumaya başladı. Benimle resmen eğleniyordu.
Buraya geldiğimden beri bu adam biliyordu köpeklerden korktuğumu ve hala serbest bırakıyordu.
Ayağımı kırmıştım ben ayağımı.
Emir kaşlarını çatarken Boran bir bana bir Faruğa bakıp, titreyen vücuduma görüp, deli gibi korktuğumu anlayarak üzerimdeki devasa köpeği aldı. Faruğu aşağı bırakırken ben çoktan ağlama krizine girmiştim.
Önce ne yapacağını bilemez bir hâlde bana baktı, ardından koluma dikkat ederek sarıldı bana.
Ağlamaya başladım omzunda. Allahım cidden iyi değildim ben.
"Madem köpekten korktuğunu biliyorsun kızın, o zaman niye serbest dolaşmasına izin veriyorsun lan köpeğin? Kız ayağını kırmış bu yüzden."
Emir sert bir şekilde gözlerimin içine bakıp
"Benim evim, benim kurallarım. Bu eve geldiyse alışmak zorunda Faruğa. Yeni gelen biri için düzenimi değiştirmem."
Kırmızı gözlerle baktım suratına.
"Korkuyorum diyorum sana. Korkuyorum. İnsan korktuğu şeye alışamaz. İnsan mı değilsin? Robot musun? Anlamıyorum ki..."
Sonlara doğru hıçkırıkla sarsıldım. Üç günde bıkmıştım yemin ederim.
Burnumu çekerken hafifçe uzaklaştım bedeninden Boran'ın.
Öfekli bakışlarımı Emir'e sunarak konuşmaya başladım tekrardan.
"Ben mi dedim sana beni al diye? İlla yalvardım mı gel al diye? Ya da Boran'a ben mi dedim, bana yardım et? Benim kurallarımmış. Git mağara adamlığında master yapmış zihnini bir psikolağa götür, neyin olduğunu öğren. Tedavi ol, azıcık kültürlenirsin belki. Ay yemin ederim susayım diyorum, susayım diyorum ama bende insanım. Sen var ya sen, sadece istediği olsun isteyen bir egoistsin."
Bunu söylerken bile sinirlenip tekrar gözlerim dolmuştu. Daha yeni gelmiştim ya. Şimdi dayanamıyorsam, maksimum 8 ay içerisinde falan gırtlağına çökerdim ben kesin.
Fazlasıyla geçimsiz biriydi. Ve ben şimdiden yorulmuştum.
Ellerini göğsünde birleştirip, kaşlarını havalandırdı. Gözleri tehditvari bir şekilde beni süzüyordu.
"Bana bak küçük, eğer bir kez daha benim evimde, bana sesini yükseltirsen o dilini keserim senin."
Sinir katsayım arşa çıkarken Boran'a ağlayarak baktım.
"Ben gitmek istiyorum buradan."
Cümlelerimi hıçkırıklarım bölerken Boran'ın kaşları çatıldı. Çaresiz hissetmek bu kadar acı hissettirmemişti.
Boran ellerini omzuma koydu.
"Hazal yeni tanışan insanların ilişkileri ilk başta mükemmel olmayabilir. Ki siz üç gün öncesine kadar tanışmıyordunuz. Bir anda aynı eve tıkıldınız ve bocaladınız. İllaki olur ama Emir iyi bir insan. Ben seni buradan alırsam güvenebileceğim kimse yok. Ben ise burada kalıcı bile değilim. Sen Emir'i yanlış anlıyorsun. İkinizde olgun insanlarsınız. Konuşup halledebilirsiniz bu meseleyi."
Oturduğu yerden kalkıp Emir'e döndü.
"Aranızdaki her neyse çözün Emir. Bana olan can borcunu bu şekilde ödemeni ben istemedim ama bu iş bitene kadar devam ettirmeni istiyorum. Bu meselede güvenebileceğim tek kişi sensin."
Faruğu tasmasından yakalayıp Emir'e doğru yürüdü.
"Konuşun ve halledin. Bir kere de kafasının dikine giden bir pezevenk olmayı bırak."
Boran odadan çıktığında buğulu gözlerimi tekrar Emir'e çevirdim.
Yüzünde anlamını çözemediğim bir yüz ifadesi vardı.
Yavaşça yattığım yere doğru yürüdü. Kafamı eğerken yatağın kenarına oturdu.
Serçe ve orta parmağını çenemin altına yerleştirip hafifçe kaldırdı.
Kafamı kaldırdığında gözleri birer alev topu gibiydi.
"Başkasına, benim yüzümden sarılman hiç hoşuma gitmedi haberin olsun küçük."
Bu cümlesi beni garip bir hissiyatın içine sokarken, eli yavaşça sırtıma gitti. Korkuyla geri çekilirken biraz daha yaklaştı bana.
Eli usulca elbisemin altına kaydı. Yutkunamadım. Her tarafım zangır zangır titrerken bu eylem fazlasıyla güçtü.
"Napıyorsun?" Dedim, sesim fısıltılı çıkmıştı.
Eli iç çamaşırımın biraz üstünde durdu.
"Terlemişsin. Üstünü çıkarmalıyız, bu sefer de hastalanıp yine bana kalacaksın."
Emir'in bu cümlesiyle kendime kızdım. Neden yanlış yerlere çekmiştim ki bu olayı?
"Ben değiştirebilirim. Tabi izin verirsen."
"Her tarafın kırıkken hala bir şeylere inat etme çaban takdire şayan doğrusu. Buyur değiştir üstünü."
Sinirle bakıp "Çıkarsan değiştireceğim tabi ki."
Sesim fazlasıyla sert çıkmıştı.
"Seni soyunurken izlemek keyifli olacak."
Dedi Emir, kaşlarım çatılırken kurduğu cümlenin iğrençliğinin farkına varıp o da yüzünü ekşitti.
"Senin soyunmaya çalışırkenki verdiğin mücadeleyi izlemek keyifli olacak."
Diyerek cümlesini düzelltti. Keşke bu adam hiç ağzını açmasa.
Dolaba doğru ilerlediğinde ne yapacağını merak ederek, izlemeye başladım onu.
Kıyafet kısmını açıp, dolaba ciddiyetle bakarak, bir şeyler bakınmaya başladı.
Kaşları çatılırken bana dönmüştü.
"Doğru dürüst tek bir kıyafet yok amına koyayım."
Bunu anlaması güzel bir şeydi.
Dolaptan mavi, salaş bir elbise alıp bana doğru geldi.
Elimi uzatıp elbiseyi alacakken bana vermeyip sargılı kolumun tarafına oturdu.
Kaşlarımı bir kez daha yatarken boyun kısmı geniş olan elbisemin kolunu çekiştirmeye başlamıştı.
Ne yapıyordu bu adam ya?
"Napıyorsun?"
Sesim titrek çıkmıştı.
"Üzerini değiştirmene yardım edeceğim."
"Yardım istemiyorum." Dedim fısıltıyla karışık, ince çıkan sesimle.
"Sana soran olmadı."
Onun sesi de hafif bir tınıyla çıkmıştı.
Elbise kolunu alçıdan çıkarırken, uzun saçlarımı çıkardığı yere bıraktı.
"Korkma saçların kapatıyor her tarafını. Bir şey görmüyorum."
Elini diğer omzuma götürdüğünde nefesimi tuttum.
"Titriyorsun." Bedenimin titrediğini, Emir'in bunu yüzüme vurmasıyla farketmiştim.
Gerçekten de titriyordum.
Elbisenin kolu vücudumdan kayarken, dayanamayacağımı hissederek biraz uzaklaştım Emir'den.
"Lütfen bırak, ben yapayım." Sesim ağlamaklı çıkarken, koyulaşmış gözlerini üzerimde hissedebiliyordum.
Elimi elinden yavaşça çekip elbisenin kolunu çekiştirmeye devam etti.
Gözlerimden bir damla yaş akarken kolu tamamen çıkardı ve elbise iç çamaşırımı açıkta bırakacak kadar açıldı. Sol tarafıma bıraktığı saçlarımı sırtıma tekrar koyarken, mavi elbisenin kollarını sağlam koluma koymuştu.
Saçlarımın uzun olmasına güveniyordum. Aksi takdirde utançtan o an ölebilirdim.
Kolu geçirdikten sonra sargılı koluma geçti.
Elimi aldığında ağzımdan acı dolu bir inleme kaçmıştı.
"Şşttt, ses çıkarma."
"Acıyor ama."
"Geçecek."
Kumaş sert bir şekilde koluma çarparken ağzımdan büyük bir çığlık kaçtı.
Sert avuçları ağzıma tutundu. Çenesini omzuma koymuştu.
"Senin bu çığlıkların yüzünden artık millet içinde kaybolduğumu falan zannedecek Hazal. Azıcık dayan."
Bu kadar ahlaksızca bir kelime nasıl basit bir şekilde söylenebilirdi ki?
Elbisenin kolunu geçirdiğinde sertçe döndüm Emir'e. Yüzümde tiksinir gibi bir ifade vardı.
"Gerisini ben hallederim, çık sen!" Dedim sertçe.
Yüzündeki sert ifadeyi bozmadan mavi elbiseyi kalçamın altına kadar indirip, altta kalan elbiseyi çekiştirerek indirdi.
Elbise kalçalarımın biraz altında bitiyordu.
Elbiseyi biraz daha uzatmaya çalışıp, şansını denedikten sonra uzamayacağını anlayarak kucağına aldı. Bu sakatlık bitene kadar beni kucağında mı taşıyacaktı yani hiç üşenmeden?
Kendimi toparlamaya çalıştım. Anın içinden sıyrılmalıydım.
Salona girdiğimde gözüm tabi ki her zamanki gibi Faruğa bakındı. Kenarada tasmayla bağlanmıştı.
Boran ise kenarda telefonuyla oynuyordu.
"Bir şeylerle oynayacağına kahvaltı hazırlasaydın ya."
Boran kafasını kaldırıp, alayla baktı suratına.
"Misafirim aslanım ben. Mutfak ellerinden öper."
Emir kaşlarını çatarken beni bir kenara bırakıp mutfağa girdi. Ben ise Emir'in ne yapacağını izliyordum.
Büyük bir sessizliğin ardından benimde telefonumun olduğunu anımsadım. Sahi nerdeydi benim telefonum?
Telefonu bulamayacağımı anlayarak Boran'a döndüm. Bakışları bende olduğu için direk göz göze gelmiştik.
"Şey Boran abi amcamla konuşmak istiyorumda ben."
Cazgır bir ifadeden sonra bu kadar ponçik bir sesle beni görmek şaşırtmıştı muhtemelen.
Gerçi ben Mardin'deyken fazla uysal bir kızdım. Beni Emir delirtmişti.
"Şu an evdedir. İkindiye doğru ararız."
Kafamı sallarken bakışlarım Emir'e döndü. Baya baya kahvaltı hazırlıyordu.
Bu adam fazlasıyla şaşırtıyordu beni. Hiç tahmin etmediğim şeyleri yapıyordu mesela.
Ben Çiçeği arar zannetmiştim kahvaltı için.
Kahvaltı yavaş yavaş hazırlanırken
aradaki sessizliği Boran bozdu.
"Üniversitenin öğrenci işleriyle konuştun mu Hazal için Emir?"
Emir kafasını kaldırıp Boran'a düz bir ifadeyle bakıp, evet anlamında baş salladı.
"Kimliğin bugün ya da yarın hazır olur. O kimlikle üniversitede yeni bir başlangıç yapacaksın. Bir eksiğin olursa dediğim gibi ben ve Emir buradayız. Unutma olur mu?"
Dudaklarımı dişlerimin arasına kıstırırken kafamı yavaşça salladım.
Yine büyük bir sessizlik oldu fakat bu sessizliği bir telefonun melodisi bozdu.
Emir'in telefonuydu muhtemelen. Çünkü o "Alo." Demişti.
"Ne var lan?"
"......"
"Ne diyorsun lan sen?"
"......."
"Tamam gel!"
Kaşlarım çatıldı. Ciddi bir şey mi vardı?
Telefonu kapattığında gözlerimi büyüterek Emir'e baktım.
"Bir şey mi oldu?"