ANTİKA KAFEDE.
Özde elindeki süpürgeyi duvara dayayıp bar koltuğuna oturmuştu.
Arkadaşları gittik den ve kafenin öğlen yoğunluğu geçtikten sonra etrafı şöyle bir süpürmüştü. Gerçekten kafesini çok seviyordu lakin bazen tek başına olmaktan çok fazla yoruluyordu.
Ama tatlı bir yorgunluktu bu kafesine şöyle bir göz gezdirdi. Her şey tam onun istediği gibiydi mutlu bir şekilde gülümsedi . Bu bir insanın hayalini yaşamanın verdiği haklı mutluluktu.
Sonsuza kadar sürecek miydi böyle huzurlu anlar acaba yoksa ansızın bir şey olacak bozulacak mıydı? Artık kendisi de bilmiyordu ne yapması gerektiğini.
İşte içinde olan savaşlardan biriydi bu. Belki de arkadaşları haklıydı artık yeminli yalnızlığına bir son vermeliydi son üç senedir etrafına erkek sinek bile yaklaştırmamıştı.
Hayatında en son ne yolunda gitmişti ki. Aşktan yana çok bahtsızdı Özde.
Kendine yeşil duvara koyduğu sarı köpüklü aynasında şöyle bir bakmıştı.
Boynundaki mor çiçekli siyah floraını düzelti. Arkadan toplanmış bebek kumral saçlarını açıp tekrardan şöyle bir gelişi güzel toplamıştı.
Bembeyaz tenine dökülen bebek kumralı saçlarla birlikte okyanus mavisi gözleriyle yabancıları andıran bir siması vardı.
Dudakları küçük burnu aynı estetikli gibi küçük ve orantılıydı.Garip bir güzelliği vardı Özde’nin çok dikkat çekmeyen ama dikkatli bakanı içine çeken bu güzellik kalbinin derinliklerinin yüzüne yansımasının bir iziydi belkide.
Kafenin içi iyiden iyiye boşalmıştı. Özde kapıdan giren Müge ye şöyle birbakış attı. Elinde telefonanbaşını kaldırmıyordu hemen girişteki masaya eşyalarını fırtlatırcasına atmıştı.
“Hayırdır masamlarımı kirli sepeti sandın herhalde.”
Dedi Özde tıslayarak.
Müge gülerek yaklaştı ve mutfak tezgahından biraz üstte duran bar masasının üstündeki Özdeye ait olan telefonu aldı.
Özde ise kaşlarını kaldırarak onu izliyordu.Müge Özde’nin telefonuna yüklediği YakBeni uygulamasını açarak Özdeye oluşturduğu profilden hemen birine mesaj attı.
Özdeye telefonu çevirdi ve gülerek gösterdi.
“Sonunda eşleştiniz ve daha güzel haber bu akşam AlisLounge buluşuyorsunuz.”
Dediğinde Özde’nin gamzeleri yukarı doğru seğirdi.
“Müge senin o kafanda bir beyin olduğuna inanmıyorum ya gerçekten Sevde’nin dediklerini nerene dinledin?” dediğimde suratını asarak.
“Pof Özde o bayan mantığı dinlersek hepimiz evde kalırız kırkımızda şanslıysak bir çocuk doğururuz elli yaşına geldiğimizde çocuğumuzun arkadaşları yaşlı olduğumuz için onunla dalga geçerler altmışdada baybay dünya oluruz görmüyor musun kızım gerçekleri o bayan mantık kendi sevgilisini bile evlenmemek için oyalıyor çocuk bir iki güne ona dh bayrağını çeker.”
Dediğinde Özde kaşlarını kaldırarak sordu.
“Dh bayrağı ne Müge.”
Müge oflayarak cevapladı.
“Defol hayatımdan bayrağı kızım erkekler nazı sever ama lafı bile var fazla naz aşık usandırırmış.”
Özde’nin yanına iyice yaklaştı Müge sonunda aralarında mesafe kalmdığında elini Özde’nin omzuna koydu. Adeta mahalle abisi tavırlarına bürünmüştü.
“Özde bak yeğen aşk yok olmaktır.” Dediğinde Özde elini omzunda iterek çekti.
“İstemiyorum Müge anladın mı bunu sana kaç kere söylemem lazım hayatımda hiç kimseyi istemiyorum anladın mı yeter artık !!!”
Müge tekrar yerine döndü . Çantasında aynasını çıkardı lipglossunuda çıkaratarak.
“Özde senin için üzülüyorum ne yani bütün hayatın lisedeki aşk acını çekmekle mi geçecek sencede artık hayatına birini almanın vakti gelmedi mi? Bak bende seninle geleceğim uzaktan sizi izleyeceğim eğer ters hareet yaparsa hemen Ulaş’ı ararız gelir tamam mı?”
Ulaş Akçalı Müge’nin uzun zaman önce takıldığı bir polis eski sevgiliydi ama şuan bundan çok koruyup kollayan bir abisiydi artık.
İKİ SAAT SONRA
Müge iki saat boyunca Özde’yi ağzından girdi burnundan çıktı ikna etti. Özde çok emin olmasa da Müge’ye hayır diyemezdi çünkü eğer Müge bir şeyi kafasına koyduysa mutlaka yapardı.
Hayatında sadece bir kez sevmişti Özde o da öyle bir tokat atmıştı ki. Bir daha sevgiye aşka tövbe etmişti Özde.
Hayatın en dibinden görmüştü. Hani diyor ya şair üstüm başım aşk olmuş ama ben bir köre denk gelmişim.
Özdenin yaşadıkları da aynen böyleydi.
Sonunda Müge’yle beraber kafeden çıkmışlardı köşedeki balıkçıdan bir somon aldılar Özde’nin evine doğru yol aldılar.
Bir on beş dakika yürüdükten sonra eve girdiler. Hemen ellerini yıkadı. Bay Arman yani on iki yıllık kedisi Özde’nin ayaklarına sürünüyordu.
O bir bengal kedisiydi. Annesinden ona kalan bir hatıraydı. Müge hemen salona oturmuş eline telefonunu alarak halen sırıtyordu.
Özde mutfağa giderek demir döküm tepsisini çıkaratarak patatesleri ve havuçları soydu somonu da tepsiye koydu defne yapraklarını tek tek hepsinin üstüne koydu.
Hafif zeytinyağ gezdirdikten sonra altlı üstlü modda 180 dereceye ve yirmi dakikaya ayarlamıştı.
Müge Özde’nin yemeklerine bayılırdı ondan mutfak masraflarının yarısından fazlasını karşılayarak akşamları onda yiyordu.
Yanına bol yeşillikli bir salata hafif bir şarap seçip Müge’yi sofraya çağırdı.
Sonunda arkadaşlar oturarak konuştu. Kahkahalar havada uçuştu Bay arman ise payına düşen balıkları yiyerek eğlenen
İnsanlara kulak kesiliyordu.
DALMAN OTELDE
Samet elinde telefonda açtığı kadının resmine iç geçirerek bakıyordu.
“Hayri abi sonunda be hayatımın kadınıyla tanıştım be abi be.”
Dediğinde Hayri kafasının arkasına bir tane vurdu. Otel lobisinde Oktay abilerini bekliyorlardı.
“Peki bu bayan şansız seninle tanıştı mı beyinsiz yoksa Oktay abi mi sanıyor seni .” dediğinde Samet gülerek ayağa kalktı kol kaslarını sıkarak Hayri abisine gösteriyordu.
“Abi Oktay abi iyi hoşta şu karşında duran yürüyen cazibeye bak abi alıcı gözüyle.”
Hayri tekrardan bir tane kafasına geçirdi.
“Beyinsiz sana neden alıcı gözüyle bakayım kadın mısın lan sen?” dediğinde Samet de ciddi olarak şakasının çok da hoş olmadığını anlamıştı.
“Özde hanım Oktay abimin dayanılmaz cazibesi için gelse de bana da hayır diyemiycek.”
Hayri artık karşısındaki bu çocuğa konuşmanın boş olduğunu kendi haline bırakarak yaşayarak görmesi gerektiğini düşünmüştü.
Oktay üstü dağınık saçları karışmış boynunda öpücük izleriyle çıkmıştı. Yanında getirdiği kız arkasından topallayarak belini tutarak geliyordu.
Bir yetmiş boylarında süt beyaz teninde bütün vücudunda morluklar ve ısırık izleriyle lobideki herkesin dikkatini çekiyordu.Oktay ciddi bir ses tonuyla
“Hayri Lina’yı evine bırakın istediği bir şey varsa götürün Samet de sabaha kadar kapısında beklesin.”
Hayri iki saat önce hiçbirşeyi olmayan kızın bu hale gelmesine şaşırdığından ağzı karış açık kalmıştı.
Hayri hemen abisinin sözünü dinleyerek . Adının Lina olduğunu öğrendiği kadının kolundan tutmak için yanına gitti.
Hayri’nin adını bilmemesi ise gayet doğaldı. Oktay abisinin bir yenge koleksiyonu vardı çünkü Oktay tek gecelik ilişkilerden hoşlanmaz kısa süreli devamlı sevgili metodunu denerdi.
Bu metod ise bir kadın ile altı yedi ay veya daha uzun süre beraber olur tabiri caizse bütün ihtiyaçlarını giderir ve kendi ihtiyacını görürdü.
Sonrasında kadın ayrılmak isterse ilişkiye başlamadan önce yapılan dövme devredışı döğmesi eklenerek salınırdı.
Oktay kadınlara saygı duyardı kendi malı olarak görmezdi her ne kadar mafya bile olsa onun da kendi ait kuralları ve bir hukuku vardı.
Kadını dediği kişiyle asla özel hayatını paylaşmaz ,yemek yemez, dudaktan öpüşmez, sosyal faaliyet adına hiçbir eylemde bulunmazdı.
Onun haricinde yatakda her türlü faaliyette bulunur ve kadınıyla her an her yerde beraber olmak isterdi. Onun gün içinde yaptıklarını takip eder. Maddi bütün ihtiyaçlarını karşılardı işte bu Oktay Elbayoğlu’nun kadını olmanın karşılığıydı.
ERTESİ GÜN
Samet çoktan hazırlanmış ve evden çıkmıştı. Kendisine verilen yere gelmişti .Şimdi Özde’yi bekliyordu.
Kapıdan içeriye önce Müge girmişti etrafta Oktay’a benzeyen birini arıyordu ama ona benzeyen kimse yoktu demekki adam centilmen değildi ve kadından önce gelmemişti bu Müge için eksi puan demekki.
Özde kırmızı saten mini elbisesi ve boynunda gold detaylı kolyesiyle içeriye doğru yavaş yavaş adımlarla ilerliyordu.
Karnına kramplar giriyor ,midesi bulanıyordu .Heyecandan ne yapacağını bilemiyordu.
Oktay denen adama kırmızı elbise ve altın kolye takacağını söylmişti.
Şimdi etrafta bir doksan boylarında kumral hafif sakallı okyanus mavi gözlü oldukça kaslı bir adam arıyordu ama ona benzeyen kimseyi göremiyordu.
Kapıdan girdiğinde elinde iki tane kokteyille esmer kısa hafif kilolu bir adam ona doğru geliyordu.
İyice yaklaştığında konuşmaya başlamıştı.
“Siz Özde hanım olmalısınız Oktay abi biraz gecikecek bundan dolayı benden size eşlik etmemi rica kokteyl ister misiniz diye sormadan size de aldım Tutkunun Ateşiymiş bunun adı içinde kırmızı arenez biberi ve koküs özü varmış önce insanın boğazını yakıyor sonra yemek borusundan yakarak iniyor direk kafa yapıyor içersen seversen.” Diyerek Özde’ye zorla tutuşturdu bardağı.
“Hadi gel Özde hanım şöyle oturalım biraz sohbet edelim.”
Özde’yi kolundan tutarak bara doğru sürükledi. Müge uzaktan olanları hayretler içerisinde izliyordu. Yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı Özde bu adamla ne yapıyordu daha yakınlarına doğru gitmek için harekete geçti.
Oturur oturmaz Samet yeniden konuşmaya başladı.
“Eee Özde hanım ne işle meşgulsünüz acaba?” dediğinde Özde yapmacık gülümsemeyle.
“Kafem var ama eğer Oktay bey gelmeyecekse ben kalksam daha iyi olur.”
Dediğinde Samet’in yüzü ekşidi.
“Tamam o zaman size dürüst olacağım.” Dediğinde Özde adama doğru baktı.
“Anlamadım ne demek istediniz?”
“Yani şöyle Oktay bey gerçekten var ve benim patronum bunu yaptığım için beni affedin lütfen beni Oktay abinin resimlerini kullandım ama sizinle konuşan bendim ve eğer bana bir şans vermek isterseniz sizinle tanışmak isterim ben Özel Güvenlik olarak çalışıyorum yani öyle bu bar bile Oktay abinin ama sizinle bir ilişki kuracağını sanmam çünkü kendisi ciddi ilişkilerin adamı değildir.”
Özde şaşkınlıkta kulaklarına inanamadı önünde duran içeceği bir dikişte kafasına dikmişti.
“Yani sen beni kandırdın öyle mi” diye sorduğunda Samet kafasıyla onayladı.