Akşamın karanlığı çöktüğünde Armando, üzerindeki o ağır rahatsızlığı atmaya çalışarak yemek odasına geçti. Az önce yukarıda, Antonella’nın odasında hissettiği o karmaşık duyguları zihninin kuytu bir köşesine itmek istiyordu ama başaramıyordu.
Kapıdaki hareketlilik, misafirlerin geldiğini haber verdi. Carlino, kolunda bir bahar çiçeği kadar masum ve neşeli görünen nişanlısı Alda ile içeri girdi. Hemen arkalarında ise Alda’nın ailesi, bu büyük askeri hanedanla akraba olmanın verdiği gururlu ama hafif çekingen tavırlarıyla belirdiler.
Geniş yemek masası, gümüş şamdanların titrek ışığıyla aydınlanıyordu.
Yemek masasi lezzetli kekler, kanepeler,meyveler, peynirler, gümüş şamdanlar ve en ağır şaraplarla donatılmıştı. Armando, masanın başında bir kral gibi oturuyordu.
Alda, heyecanla Armando’ya döndü:
"Mösyö Armando, eviniz gerçekten büyüleyici! Her şey o kadar huzurlu ki... Carlino bana evinizin disiplininden bahsetmişti ama ben burada sadece zarafet görüyorum."
Armando, sahte bir nezaketle gülümsedi. Alda’nın bu dünyadan bihaber neşesi, ona az önce yukarıda bıraktığı Antonella’nın dilsiz ve donuk halini hatırlatmıştı. Alda çiçeklerle süslü bir bahçeydi; Antonella ise fırtınada sessizce boyun eğmiş bir fidan.
Yemekler servis edilmeye başlandığında, mutfaktan elinde büyük bir gümüş tepsiyle sessiz bir figür belirdi.Kapı açıldı ve içeriye, üzerinde siyah, sade bir hizmetçi elbisesi, saçları Alessia’nın en sevdiği modelde taranmış Antonella girdi.
Antonella, başı önünde, her zamanki dilsiz itaatiyle masaya yaklaştı. Armando’nun bakışları anında ona kilitlendi. Kızın o kadar kalabalığın içinde, bu kadar parlak ışığın altında ne kadar küçük ve cılız kaldığını fark etti.
Elinde şarap sürahisiyle masaya yaklaştı.
Carlino, babasına bir şeyler anlatırken başını çevirdi ve donup kaldı. Kadehini tutan eli titredi, şarap beyaz örtüye kan gibi damladı.
Şok: "Anne?.." diye fısıldadı Carlino. Sesi bir hıçkırık gibi çıktı. Karşısındaki kız, annesinin on üç-on dört yaşlarındaki haliydi. Annesinin gençlik fotoğraflarından fırlamış bir hayalet gibiydi.Carlino, kızın gözlerindeki o derin, sessiz acıyı gördüğünde yüreği paralandı. Babasının bu kızı neden burada tuttuğunu, ona neden annesi gibi giydirdiğini o an anladı. Babasının sapkın takıntısı, ölü annesinin hatırasını kirletiyordu.
Armando, oğlunun bu yıkımını büyük bir narsist hazla izledi. Arkasına yaslanıp şarabından bir yudum aldı.
Masada aniden bir sessizlik oldu. Alda, şaşkınlıkla Antonella’yı süzdü.
"Bu kız..." dedi Alda, sesi çocuksu bir merakla yükselerek. "Çalışanlarınızdan biri mi?
Armando bardağındaki şaraptan bir yudum alıp araya girdi:
"O, bu evin sessizliğidir Alda. Konuşmaz, soru sormaz, sadece görevini yapar.Güzel, değil mi Carlino?" dedi, sesi bir yılan gibi tıslayarak. "Sanki zaman geri akmış gibi... Onu bir sandıkta buldum. Carlino annesine benzeyen bu masum genc kızın yüzüne dakikalarca baktı.Annesi yeniden başka bir beden de hayat bulmus gibi hissetti.Aslinda babasının buraya evlilik konusmaya degil ona yeni oyuncağını göstermek icin çağırdığını anladı.Bakıslarini tekrardan Antonella'ya çevirip ona acıyan gözlerle bakmaya başladı.
Armando, Antonella'nın üzerine cektiği yogun ilgiden sonra gerildi. Carlino ise babasının (Armando'nun) yüzündeki o tuhaf ifadeyi fark etmişti. Kendi nişanlısı Alda’nın şımarık neşesi ile servis yapan bu küçük kızın ürpertici sessizliği arasında açıklanamaz bir gerilim oluşmuştu.
Antonella, Armando’nun tabağının yanına eğildiğinde, Armando onun elinin hafifçe titrediğini gördü. O an, masadaki herkesin neşeli sohbeti ona bir gürültü gibi gelmeye başladı. Carlino ve Alda evlilikten, gelecekten ve neşeden bahsederken; Armando’nun tüm dikkati, henüz "kadın" bile olmamış bu kızın masadaki varlığındaydı.
Antonella, bu bağrışmalar arasında hiçbir tepki vermedi. Sadece başını eğdi, ellerini önünde birleştirdi. O hala dilsizdi; ama gözlerinden süzülen bir damla yaş, Carlino’nun kalbine kor gibi düştü. Carlino, babasının gözlerindeki o sadist parıltıyı görünce, bu evde sadece bir kızın değil, annesinin hatırasının da her gün yeniden katledildiğini anladı.
Masadaki sessizlik, gümüş şamdanların titreyen alevleriyle daha da ağırlaştı. Alda’nın ailesi, Armando’nun Carlino’ya attığı o zehirli bakışın ve "zaman geri akmış gibi" sözlerinin altındaki dehşeti tam olarak kavrayamasa da, odadaki havanın aniden buz kestiğini hissedebiliyorlardı.
Carlino, gördüğü bu canlı hayalet karşısında nefes almakta zorlanıyordu. Karşısındaki küçük kızın—Antonella’nın—üzerindeki kıyafetler, annesinin en sevdiği dantele kadar aynıydı. Babasının bu sapkın tiyatrosu, Carlino’nun içindeki tüm sevgi kırıntılarını öfkeye dönüştürüyordu.
Armando, oğlunun gözlerindeki o saf acıyı gördükçe içten içe bir zafer kazandığını hissediyordu. Ancak bu zafer sarhoşluğunun hemen altında, az önce odada hissettiği o rahatsız edici gerçeklik nabız gibi atıyordu. Antonella’nın titreyen eliyle kadehlere şarap dolduruşunu izlerken, içindeki arzu ve utanç birbirine karıştı.
"Yeter," dedi Armando aniden. Sesi, neşeli bir sohbeti bıçak gibi kesen bir otoriteyle yankılandı. "Antonella, mutfağa dön. Bu geceki hizmetin kafi."
Antonella, bu emri bekliyormuşçasına hafifçe reverans yaptı. Gözlerinden süzülen o tek damla yaş, porselen gibi pürüzsüz yanağından çenesine doğru yol alırken, Carlino yerinden fırlayacak gibi oldu ama masanın altından Alda’nın eli onun koluna kenetlendi.
Alda, şaşkın ve bir o kadar da huzursuz bir sesle fısıldadı:
"Carlino, elin buz gibi... Neler oluyor? Bu kız seni neden bu kadar sarstı?"
Carlino, nişanlısının masum ve dünyadan bihaber yüzüne baktı. Ona nasıl anlatabilirdi? Babasının ölü bir kadının ruhunu, henüz çocukluğu üzerinden atamamış bu kurbanın bedeninde hapsettiğini nasıl söyleyebilirdi?
Armando, Antonella’nın odadan süzülerek çıkışını izledi. Kız kapıdan çıktığı an, sanki odadaki tüm oksijen de onunla birlikte gitmişti. Carlino’ya dönerek kadehini kaldırdı:
"Eee Carlino? Düğün tarihinden bahsediyorduk. Alda’nın ailesi sabırsızlanıyor. Ama görüyorum ki senin aklın... eskilerde kalmış."
Carlino dişlerini öyle sert sıktı ki çene kemiği dışarıdan belli oluyordu. "Benim aklım eskilerde değil baba," dedi sesi titreyerek. "Benim aklım, bu evin duvarları arasında işlenen sessiz günahlarda. Bu akşam buraya bir düğün konuşmaya geldiğimizi sanıyordum, bir ölünün diriltilme törenine değil."
Alda’nın babası araya girmeye çalışarak, "Efendiler, lütfen... Bu güzel akşamı bozmayalım," dese de, Armando’nun gözleri sadece oğlundaydı.
"Ona acıman ne kadar asilce," dedi Armando alayla. "Ama unutma Carlino, o kız artık bu evin bir parçası. Tıpkı bu gümüşler, bu tablo ve... annenin hatıraları gibi. Onu benden alamazsın, ondaki o yansımayı söküp atamazsın."
Yemek odasında, dışarıdaki fırtınanın habercisi olan sert bir rüzgar camları sarstı. Armando, Antonella’nın az önce bıraktığı o sabun ve çocuksu ten kokusunun hala burnunda olduğunu fark etti. İçindeki karanlık ses fısıldıyordu: O daha bir çocuk, ama senin en kıymetli eserin.Yemek odasındaki o ağır ve tekinsiz hava, son kadehlerin boşalmasıyla birlikte yerini zoraki bir dağılıma bıraktı. Armando, yüzünde muzaffer bir komutan edasıyla ayağa kalktı.
"Şimdi asıl meselelere dönelim," dedi Armando, sesi odanın taş duvarlarında yankılanarak. "Alda’nın anne ve babasıyla çalışma odamda detayları, çeyiz ve protokol meselelerini netleştireceğiz. Carlino, sen de Alda’ya eski odanı gezdirip ona çocukluğundan kalan anıları anlatabilirsin."
Armando’nun bu teklifi bir babalık jestinden ziyade, oğlunu o boğucu anılarla baş başa bırakma isteğiydi.
Üst kattaki çalışma odasına geçildiğinde, kapı ağır bir gıcırtıyla kapandı. Alda’nın babası—saygın ama Armando’nun gücü karşısında ezilen Katip—ve eşi, büyük bir titizlikle hazırladıkları evrakları masaya serdiler. Armando, deri koltuğuna gömülüp purosunu yakarken, gözleri kapının hemen dışındaki karanlıktaydı. Zihni hala Antonella’nın o titreyen ellerindeydi.
"Düğün tarihi için önümüzdeki ayın sonunu düşünüyoruz Mösyö Armando," dedi Katip, sesi hafifçe titreyerek. "Alda’nın ailesi olarak biz tüm hazırlıkları tamamladık."
Armando dumanı yavaşça savurdu. "Aceleye gerek yok, ama gecikmeye de tahammülüm yok. Bu evlilik sadece iki gencin birleşmesi değil, iki prestijin mühürlenmesidir. Ancak..." dedi ve sustu. Aklı, bu odanın hemen yanındaki koridorda, sessizce hizmetine devam eden o küçük gölgedeydi.
Aynı anlarda Carlino, Alda’nın elinden tutmuş, onu çocukluğunun geçtiği odaya sokmuştu. Kapıyı kapattığı an Carlino sırtını ahşaba yaslayıp derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuş, öfkesi boğazına kadar yükselmişti.
"Carlino, neden bu kadar tepki verdin? Evet, o kız annene biraz benziyor olabilir ama bu sadece tesadüf değil mi? Baban onu sadece bir hizmetçi olarak tutuyor..."
"Tesadüf mü?" diye gürledi Carlino, sonra sesini alçaltıp Alda’ya yaklaştı. "Alda, o kızın saç modelinden üzerindeki elbisenin kesimine kadar her şey annemin ölmeden önceki son günlerinin kopyası! Babam bir oyun oynuyor. O kızı bir insan olarak değil, annemin gençliğini canlandıran bir kukla olarak görüyor."
Alda, Carlino’nun bu kadar sarsılmasına anlam veremiyordu. Onun dünyasında trajediye yer yoktu. "Ama o sadece bir çocuk, Carlino. Baban ona zarar verecek biri değil, o bir kahraman..."
"Sen hiçbir şey anlamıyorsun!" dedi Carlino, pencereden dışarıdaki karanlık koruluğa bakarak. "Babamın arzusu bir zehirdir. O kızın gözlerindeki o yaşın nedenini ben biliyorum. O kız orada sadece servis yapmıyor, o kız orada annemin hatırasının kurban edilişini izliyor."
Carlino, odaya yayılan ağır lavanta kokusunu hissetti. Bu, annesinin kokusuydu. Babasının, Antonella’ya bu kokuyu sürdürdüğünden de emindi artık. Tam o sırada, koridordan hafif bir ayak sesi duyuldu. Belli belirsiz, yumuşak bir adım sesi..
Carlino kapının koluna uzandı. Dışarıda, karanlığın içinde Antonella’nın elinde taze çarşaflarla kendi odasına doğru ilerlediğini gördü. Alda arkasından "Nereye gidiyorsun?" diye seslense de Carlino onu duymuyordu.