Sonsuzluk

509 Words
Bölüm adı: Sonsuzluk “Düşesim… prensesim…” Bu hitap, kulağına hoş gelmekten çok canını acıttı. Çünkü o kelimeler, sahip olduğu ama elinden zorla alınmış her şeyi hatırlatıyordu. Prenses olmak, artık bir unvan değil; sırtında taşıdığı ağır bir yüktü. ♣ “Ayağınız nasıl, efendim?” Allison’un sesi nazikti ama Kate bu kelimedeki mesafeyi hemen hissetti. Efendim… Bu sarayda herkes ona ya korkuyla ya da zoraki bir saygıyla yaklaşıyordu. “Gayet iyi. Adın nedir senin?” Kendi sesini duyduğunda şaşırdı. Bu kadar sakin konuşabilmesi, içinde kopan fırtınayla hiç uyuşmuyordu. “Allison, efendim.” “Bana efendim deme.” Bu cümleyi söylerken kalbi hızlandı. Çünkü ilk kez birine yukarıdan değil, yanından bakmak istiyordu. “Sonuçta ikimiz de aynı konumdayız.” Bunu söylerken aslında kendini ikna etmeye çalışıyordu. Gerçekten aynı mıydılar? O, katledilmiş bir ailenin yaşayan son parçasıydı. “Ama efendim—” “Lütfen.” Sesi yumuşaktı ama içinde yalvarış vardı. “Bu sarayda hiç arkadaşım yok. Arkadaşım ol. Sırdaşım ol.” Bu cümle, bir prensesin ağzından çıkmış olamazdı. Bu, yalnız bir kızın itirafıydı. Allison’un başını öne eğmesi Kate’in içini burktu. Demek ki burada kimse kimseye gerçekten dokunamıyor, diye düşündü. ♣ Kuş sesleri odaya dolarken Kate pencere kenarında oturuyordu. Dışarısı bahardı. İçerisi… hâlâ kış. Yerdeki işareti fark ettiğinde kalbi duracak gibi oldu. ∞ Parmaklarını taşın üzerinde gezdirirken nefesi hızlandı. Bu sadece bir işaret değildi. Bu, geçmişinin hâlâ onunla konuşabildiğinin kanıtıydı. Unutmadım, diye düşündü. Ne seni, ne verdiğim sözü. ♣ “Bir şey mi dediniz efendim?” Allison’un sesi onu irkiltti. Demek sesli konuşuyorum artık, diye düşündü. Bu, kontrolünü kaybetmeye başladığının işaretiydi. “Yok… ama yine efendim dedin.” Küçük bir tebessüm etmeye çalıştı. Aslında içi darmadağındı. “Özür dilerim.” “Efendim dışında her şeyi diyebilirsin.” Bu cümleyle, aralarındaki görünmez duvarı yıkmak istiyordu. Ama sarayda duvarlar kolay yıkılmazdı. ♣ Koridordaki sesleri duyduğunda içindeki asker uyanmıştı. Tehlike. “Olmaz, mahvolduk!” Bu ses… korkunun sesiydi. Kate kalbinin hızlandığını hissetti. Saklanırken dizleri titriyordu ama kaçmadı. Çünkü artık kaçan kız değildi. “Hemen bir zehir bul!” O an midesi kasıldı. Zehir… Sessiz, iz bırakmayan, krallara yakışan bir ölüm şekli. Bu sarayda kimse masum değil, diye düşündü. Ve kimse güvende değil. Vazoya çarptığında zaman dondu sandı. Yakalanacağını düşündü. Öleceğini düşündü. Adam yanından geçerken nefesini tutması, hayatında ilk kez gerçekten yaşamak istemesindendi. ♣ “İyi misiniz?” Allison’un sesi, onu tekrar gerçekliğe çekti. “Hayır.” Bu tek kelime, içindeki fırtınayı anlatmaya yetiyordu. “Öldürecekler!” Bunu söylerken sesi titredi ama ağlaması zayıflıktan değildi. Bu, bastırılmış korkunun taşmasıydı. “Prensin karısı… birini zehirleyecekler.” Bu cümleyi kurarken kendi adını da o cümlenin içine koymuştu aslında. Ya sıra bana geldiyse? ♣ Kapı açıldığında kalbi durdu. Prens. Onun varlığı odayı doldurdu. Kate, bu adamın hem kurtuluşu hem de felaketi olabileceğini çok iyi biliyordu. “Neymiş,” dedi prens, “söyleyemediğin?” Bu soru basit değildi. Bu bir sınavdı. Kate doğruldu. Korkarsam kaybederim, diye düşündü. Susarsam ölürüm. “Ee… şey…” Kelimeler boğazında düğümlendi. “Evet,” dedi prens, gözlerini kaçırmasına izin vermeden. “Seni dinliyorum.” Ve Kate o an anladı: Bu sarayda gerçek güç, konuşabilme cesaretiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD