Kolumu tutarak ağlıyordum. Arabayı Kağan kullanıyor, Ceyda yanında oturuyordu. Giray'ın canımı yakmasına hala inanamıyordum. Hele o pişman olmuş bakışları, içimi sızlatıyordu. Allah kahretsin ki ondan çok korktum. İlk defa onun bana yaklaşmasını istemedim. Gözü dönmüş gibiydi. Parmaklarının izleri hala kolumdaydı. Araba durduğunda otele gelmiştik.
"Çok teşekkürler Kağan bey." Başını salladı, aynada gözlerimiz buluştu. O an bir duygu kırıntısı aradım, yoktu. Resmen beni kullanmıştı ve bu çok acımasızcaydı. Katıydı, gözleri bile 'benim bir kalbim yok' diye bağırıyordu. Ceyda arabadan inince "umarım çok mutlu olmuşsundur, arkadaşımla aramı açtın" dedim düz bir sesle. Tepkisiz kaldı. Arabadan indiğim gibi otele doğru adımladım. Bir an önce yatağa girip bu geceyi unutmak için dua edecektim.
Odama girip öylece yatağa girdim. Hıçkırıklarımı serbest bıraktığımda aklımda sadece Giray'ın bakışları vardı. Telefonumun sesiyle doğrulup telefonu buldum. Ekranda tamda ihtiyacım olan kişinin adı vardı. Tereddüt dahi etmeden açıp kulağıma koydum.
"Nil'im, bebeğim ya kusura bakma, bayağıdır arayamadım, nasılsın kuşum."
"Elçin" dedim ağlamaklı sesimle. Hemen sesinin tonu endişeli halini alan en yakın arkadaşım hızla sorularını sıralanmıştı. Hala ağlarken bodruma geldiğim günden beri olan herşeyi anlattım. Yer yer şaşırmış, yer yer kızmıştı. Belki saatlerce konuşmuştuk. En son yarın İstanbul'a döndüğümde buluşma kararı alıp kapattık.
*
Gece uyku tutamamıştı düşünmekten, kalkıp eşyalarımı topladım. Sabah olurken yazıma dün akşam olanlarıda ekledim. Yazımın son satırları Kağan'ın adıyla ve onun acımazlığıyla doluydu. Defterimi kapatıp bavuluma koydum. Bavulu kapattığımda artık hazırdım. Üzerime giydiğim tiril tiril tşörtle, şortum yolculuk için iyiydi. Kapım tıklatıldığında dikildiğim yerden hareketlendim. Kapıyı açtığımda, benim yüzümle aynı ifadeyi taşıyan yüz, Ceyda'ya aitti.
"Hazır mısın?" Başımı salladım. Çantamı koluma takıp, bavulu elime aldım. "Gece arabaları almak için baban çekici yollamış. Bizim uçakla dönmemizi istiyor" kafamı kaldırıp Ceyda'ya baktım. "Korkma ona dün geceden bahsetmedim." Başımı salladım. Otelin kartlarını teslim ettik, babam ödemeyi yapmıştı. Birlikte otelin girişinde bizi bekleyen taksiye doğru giderken "Ceyda hanım" diye bir sesle arkamızı döndük. Bize doğru gelen Kağan'dı.
"Buyrun Kağan bey." Kağan kısa bir süre yüzüme baktı.
"Gidiyor musunuz?" Ben bavulumu çekerek taksini yanına geldim. Taksici bavulu bagaja yerleştirdi. Kapıyı açacağım sırada kulağımın dibine kadar girmiş nefesiyle ürpermiştim.
"Beni unutma." Şaka mı? Ne istiyor hala benden. Alacağını dün gece aldığını düşünmüştüm oysa.
"Seni" dedim parmağımı göğsüne dokundurarak "İstanbul'a adımımı atmamla unutacağım" dişlerimi gizleyerek sahte bir şekilde güldüm. O daha sahte bir tavırla parmağımı değdirdiğim yeri silmek ister gibi süpürdü. "Dünya küçük" dedi, umarım değildir.
"Hiç sanmıyorum. K. M. K" Taksinin kapısını açıp bindim. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Ceyda yerini alınca araba hareket etti. Onun sahte gülüşü arkamda kalırken, arkama döndüm. Yoktu.
Aptal bir tatil macerasıydı, nasılsa yarın bugün üzüldüğüm gibi üzülmeyecektim. Hoşçakal bodrum, bir daha buraya geleceğimi sanmıyorum...
*
Babam bizi havaalanından almıştı. Ben sessizlik içinde haftalardır ayrı kaldığım şehre baktım. Özlemiştim, en çokta Elçin'i. Camı açıp İstanbul'un nemli ve sıcak havasını içime çektim. Bir anda bulutların arasından başını uzatmış bana gülümseyen Kağan'ı gördüm. Allah'ın belası, yine çıkmamıştı kafamdan. Camı kapatıp yerimde kıpırdandım.
"Neyin var senin, geldiğinden beri tek kelime etmedin. Ben yokken bir şeymi oldu." Babamın sorusuyla Ceyda'ya baktım. "Yorgun, gece çok geç yattık, hala uykumuz var" diyerek beni kurtarmıştı. Babam başını salladı ama dikiz aynasından gözleri üstümdeydi. Ceyda'nın evinin önüne geldiğimizde, babam inip bavulunu bagajdan çıkardı. Bende peşlerinden inip Ceyda'ya sarıldım. "Seninle tanıştığıma gerçekten mutluyum." Sırtımı sıvazladı.
"Bende öyle canım." Ben bu defa babamın yanına oturdum. Babam Ceyda'ya sarılmıştı. Aynadan baktığımda onları öyle görmek hep tuhaf, hemde mutlu hissettirmişti. Babam Ceyda'yı alnından öpüp ayrıldı. Yanıma oturduğunda arabayı çalıştırdı. Emniyet kemerinden kolumu çıkarıp babamın koluna girdim, başımı omzuna yasladım. "Ceyda çok iyi biri, onu sevdim." Babam başını kısa bir süre başıma yasladı. "Buna sevindim."
Aramızdaki sessizliği telefonumun sesi böldü. Babamın yanağına öpücük kondurup yerime geri yerleştim. Çalan telefonuma baktığımda arayan Burcu'ydu. Şimdi onunla uğraşamazdım, o nedenle meşgule verdim. Kafamı dışarıya çevirdim, aklımı yine mesken tutan yüz artık kafayı yememe sebep olacaktı. Biraz sonra evimizin önünde durduk. Arabadan inip bagaja yöneldiğim sırada bana seslenen sese döndüm. Elçin evin kapısının önüne oturmuş beni bekliyordu.
Yüzüme yayılan gülümsemeyle ona doğru koştum. Ayağa kalkıp bana gelen arkadaşımın boynuna sarıldım. Onu çok özlemiştim. Bir süre sarılı kaldık. Babam "Elçin, kızım hoşgeldin" dediğinde ayrıldık.
"Hoş bulduk Sinan amca." Birlikte eve girdik. Evin kokusunu içime çektim. Çocukluğumun geçtiği bu evi çok seviyordum. Babam hala bu evde oturmaya devam ediyordu. Evimiz üç oda bir salondu. Tek kattı. Bu ev annemle oturduğumuz eve kıyasla küçüktü ama sıcacık bir havası vardı.
" Elçin sen hepimize kahve yap, Nil sende eşyalarını yerleştir. Bende bir üzerimi değiştirip geliyorum." Hepimiz bir köşe dağıldık. Bavulumu odama bırakıp dolabımda her daim beni bekleyen kıyafetlerimden rahat bir şeyler giydim. Telefonumu alıp salona geçtim. Rahat koltuklarımızdan birine oturup annemi aradım.
" Nil, bebeğim nasılsın. "
" İyiyim anne, biz döndük."
"Tatilden mi, baban da mısın?"
"Evet, haber vermek için aradım."
"Peki bebeğim seni seviyorum, kendine iyi bak, görüşürüz."
Telefonu kapattığımda Elçin elinde kahvelerle gelip yanıma oturdu. Babamda geldiğinde sohbet etmeye başladık. "Elçin, kızım beni arasaydın birlikte giderdik havaalanına."
"Yok Sinan amca, iş yerinden izin alamazdım"dedi Elçin, babamla eş zamanlı şaşırmıştık." Ne işi kızım, bir şeye mi ihtiyacınız var, neden bana söylemedin. "Bana bile söylememişti. Elçin'in babası iki yıl önce vefat etti. Babamla yakın arkadaşlardı ve babam o ölünce Elçin ve annesine destek oluyordu. Sema teyze her ne kadar kendi için bir şey istemese de babam ona bir iş ayarlamıştı, Elçin'in de okul masraflarını falan karşılıyordu. Babam da, annem de Elçin'i çok seviyorlardı. O nedenle sıkıntı çekmelerini istemiyorlardı.
"Hayır, yani ben harçlığımı çıkarıyorum. Daha ne yapacaksın bizim için Sinan amca."
"İyi de nasıl bir yer, yani güvenilir mi? Kızım gelseydin ben sana iş ayarlardım."
"Biliyorum, olsun Sinan amca iyiyim ben, sen merak etme." Babam fazla sıkmak istemediği için üstünde durmadı. Ama gidecek ve iş yerini kendi gözleriyle görecekti. Canım babam.
"Sinan amca, Nil'i okuldan alıyormuşsunuz, neden?" Babam yerinde doğrulup kahvesini sehpaya bıraktı. "Evet kızlar bende bunu konuşacaktım sizinle." Yerimde dikleştim, annem babamı ikna etmişe benziyordu. "Üniversite sınavına gireceksiniz, o okul yeterli değil." Annemin ağzıyla konuşuyordu babam, gerçi istemese o bu lafları asla etmezdi. "Ama Sinan amca, uslu durmuyoruz diye mi ayırıyorsunuz bizi."
"Sanmıyorum canım, sonuçta kimseyi öldürmedik" dediğim de babam"Nil"dedi uyaran tonda. Geçen sene yaz tatilinde babamın arabasını kaçırmıştık. Başlarda sadece bizim mahallede geziyorduk, sonra bir ara mahallenin dışına çıktık. Gezerken yolumuzu kaybettik, birde önümüze yavru köpek çıktı, ona çarpmamaya uğraşırken ağaca çarpmıştık. Babam bizi bir güzel azarlamış birde bütün tatil ceza olarak bize iş yerinde araba yıkatmıştı. Tabi benim canım babam, bize kıyamayıp okulun açılmasına iki hafta kala Şile'ye götürmüştü.
Ama bunun yanında annemden işittiğim azarda yanıma kar kalmıştı.
"Yaramaz olduğunuz doğru." Kahvesinden bir yudum aldı. "Nil'in okulunu değiştirmeyi bir şartla kabul ettim." Merakla babamın ağzından çıkacak sözleri bekliyorduk. Elçin elimi tuttu. "Elçin'in de o koleje kaydını alacağız" demesiyle Elçin'e baktım. Ağzım aralanırken ayağa kalkıp tepinmeye başladık. "Oley, yaşasın ya yine ayrılmayacağız." Elçin'le birbirimize sarılıp bir süre daha sevinç çığlıkları attık.
Ardından babama sarılıp "teşekkür ederim baba" deyip öptüm. Evet en azından Elçin yanımdayken yabancılık çekmezdim. Elçin'in bölümü muhasebeydi, bankacı olmak istiyordu. Yine ayrı derslerde olsakta aynı okulda olacaktık. Buna çok sevinmiştik, beni bugün güldüren tek olay bu olmuştu. Şimdi o koleje gitmemde bir sakınca yoktu. Babam işe gitmesi gerektiğini söyleyip evden çıktı. Elçin'le biraz daha oturup sohbet ettik, oda evine gidince saat geç olmuştu. Yatağıma yattım, çok uykum vardı. Gözlerimi kapatmamla, karşımda beliren yüze küfürler ettim. Lanet olası aklımdan çıkmıyordu.
Hayır neden sürekli aklıma geliyor yani. Aptal, kibirli, pislik. Telefonumu elime aldım. Sosyal medya hesabıma girip biraz dolandım. Hiç bir şey yoktu. Çıkacağım sırada aklıma o geldi. İsmini yazıp aradım. Zaten o ifadesiz yüzü hemen karşıma çıktı. Bir fotoğrafına baka kalmıştım. Yine dik bir duruş ve yine çatık bakan kaşları. Gözümü kapattığımda yada daldığımda aklıma gelen görüntüyle aynıydı. Sinirlenip parmağımla fotoğrafına vurmaya başladım.
Pislik, pislik, pislik.
Fotoğrafın üzerinde çıkan kırmızı kalple, bana kal gelmişti. Elim ayağım boşalmış, beğeniyi kaldırmaya çalışıyordum ki, başka fotoğrafına daha beğeni atmıştım.
Allah kahretsin ya...
Anında bildirim sesi gelmişti. Mesaj görüyordum ama açmaya korkuyordum. Ana sayfaya geçtim. Sağ üst köşede duran kırmızı bir sayısına baktım uzun uzun. Dudaklarımı dişlerken mesaj kutusuna dokundum. Mesajım ondan geldiğini gördüğümde aklım çıkacaktı. Nefesimin boğazıma takıldığını hissettiğimde öksürmeye başladım. Sehpada duran su bardağını kafama dikip nefesimi kontrol altına almaya çalıştım. Mesajı açtığımda burnumdan dumanlar yükseliyor gibi hissettim.
Fotoğrafımda kalp çıkaracak kadar unutmadın hemde, güzel.
"Egoist, pislik." Yanlışlıkla oldu desem inanır mıydı? Şansımı denemekten başka çarem yoktu.
Hemen havalara girme, yanlışlıkla oldu.
Elim ayağım buz kesmişti, aynı zamanda da alev alev yanıyordum. Neler oluyordu bana böyle. Gelen mesajı hızla açtım.
Bu fotoğraflarıma baktığın gerçeğini değiştirir mi?
Kalbim sıkıştı. Şimdi ne diyecektim. Zehir gibi çalışıyordu kafası. Birde İstanbul'a adım atmamla unutacağım demiştim. Kimi kandırıyorsam. Sonra kafamda bir ışık yandı.
Sende bunu bekliyordun sanırım, hemen mesaj attığına göre, beni mi düşünüyorsun?
Evet kesinlikle doğru yerden vurduğuma inanıyordum ki.
Tamda seni nasıl kullanabilirim diyordum.
Sinirlenip telefonu kilitledim. Yatağıma girip pikeyi kafama kadar çektim. Kesinlikle aptalım ben. Ne sanıyordum ki; onun amacı beni kullanarak Giray'ı kışkırtmak. İstediğini de alıyordu, ona bu fırsatı ben veriyordum. Tam doğru yerden vurduğumu düşündüğüm an, başka bir cevapla beni alaşağı ediyordu.
Tuhaf olan neden ben ona karşı zayıf oluyordum. Her yerde, her şekilde kendimi savunması biliyordum ama konu o olunca aptal gibi oluyordum. Onu düşünmeyi kendime yasaklamalıyım. Yani o benim kafamı karıştırıyor. Aklımı bulandırıyor. Dilim bağlanıyor. Bir de bedensel tepkiler gösteriyordum.
Uyku yine tutmadı, üst üste iki gecedir uykusuzluk çekiyordum. Saate baktığımda gece iki olmuştu. Göz kapaklarım nihayet uykuyu tuttuğunda, bu defa da telefonumun sesiyle kaçmıştı. Ekrandaki numarayı tanımıyordum, açıp açmamak konusunda kararsız kalmıştım. Tedirginlik içinde açıp kulağıma koydum. Sesimi çıkarmadım.
Biraz sonra nefes sesleri gelmeye başladı. Ardından çığlıklar, ve bağırışmalar. Yüzüm buruşurken telefonu kapattım. Bu neydi şimdi? Telefonu sehpaya bırakacağım sırada tekrar çaldı. Bu defa tereddüt etmeden açtım.
"Kimsiniz?" Yine nefes sesleri.
"Hey, size söylüyorum." Nefes sesleri kesildi. Bir kaç tıkırtı sesinden sonra, gür bir ses duydum.
"Merhaba Nil." Anlamsızca kalakaldım bir süre.
"Merhaba" dedim. Zira bu sesi tanımadığıma eminim.
"Seni rahatsız ediyorum kusura bakma, şuan İstanbul motor yarışı pistinden sevgilin için arıyorum." Kaşlarım havalandı, bu ne saçmalıyordu.
"Sevgilim mi?"
"Evet, Kağan şuan çok tehlikeli bir yarışa girmek üzere. Kazanması imkansız, ama yarışı kazanan kaybedeni öldürecek. Lütfen hemen buraya gelebilir misin?"
Hemen yerimden kalktım. Elimi saçıma daldırdım. Ne yarışı, ne sevgilisi, ne ölmesi. Ayrıca benim numaramı nasıl buldu bu. Biri benimle kafamı buluyordu. Ama öyle olsa, bu bağırış sesleri gelmezdi değil mi?
" Yanlış aradınız galiba, yani ben o bahsettiğiniz kişiyi tanımıyorum, size iyi geceler." Hiç beklemeden telefonu kapattım. İçim içimi kemirmeye başlamıştı. Bu kimdi ve neden beni Kağan için arıyordu. Kağan'ın yeni numarasıda bu muydu? Beni işletip yarışa gitmeme sebep olmak. Neden yapsık ki. Hem o zehir gibi kafası onun o yarışa girmesine nasıl sebep olmuştu. Düşüncelerimin arasında bana en son attığı mesaj geldi gözümün önüne. Tabi ya, beni kullanacaktı az daha pislik herif. Bence iyi kıvırdım, bu defa beni kullanmasını engelledim. İçim rahatlarken yatağa girip gözlerimi yumdum...
&
Çok tehlikeli bir yarışa girdiğinin farkındaydı genç adam. Adrenalin tutkusuna karşı koyamıyor, bunu yaparken başına gelecekleri umursamıyordu.
"Bu yarış senin sonun olacak Kağan. Sana kız arkadaşıma bulaşmak ne demekmiş göstereceğim." Giray kaskını taktı. Bodrum'dan beri içindeki öfkeye dur diyemiyordu. Kağan'ı Nil'le dans ederken görmesi ise öfkesini taşırmıştı. Kağan cevapsız kalıp kaskını taktı. Enes başlamak için işareti verdi. İki genç motorların gazına basarak yarışa başladı.
İlk virajı aynı anda geçtiler. Giray motorunu Kağan'ın dibine kadar sokup, onu yoldan çıkarmaya çalışıyordu. Kağan ise ona öldürücü vuruşu yapmak için fırsat kolluyordu. Birinden biri bu yarıştan sağ çıkmayacaktı. Egzoz sesinin kulak yırtığı pistte çıkan tek sesti lastiklerin acı sesi.
Son viraja girmelerine dakikalar vardı. Kağan gözünü hedefe kilitlemiş şerit değiştirmenin zamanını kolluyordu. Kısa bir an buluştu öfkeli gözler. Kağan frene basacağı sırada polisler yine kabus gibi çökmüştü. Giray çoktan kaçış yolunu tutmuş, yarışı unutup pistten çıkmıştı. Kağan nasıl oluyorda, her seferinde ölüme meydan okumaya kalkıp polis gelince arkasına bile bakmadan kaçan bu çocuğu anlayamıyordu.
Madem kaçacak kadar korkak, neden Kağan'a meydan okuyordu. Kaldı ki Kağan için ölmek, ya da polise yakalanmak mesele değildi. Onu için önemli olan, Giray denen şerefsizin, dedinin ne olduğuydu. Kağan adı gibi bildiği ara sokaklara girip gözden kayboldu. Bu defa şanslıydı, Bodrum'un sokaklarında ki gibi saklanmakta zorlamayacaktı.
İşin en iyi yanı ise, karanlığın orta yerinde yere düşmüş, mum ışığı gibi parlayan bir kızın olmamasıydı.
Mum ışığı...
Kesinlikle bu lakap, ona takabileceklerinin en iyisiydi. Çünkü mum ışığı kendi etrafını aydınlatırdı. Bu nedenle görünmesi zordu, farkedilmesi de öyle...