Gölge düşündüğümden çok daha zeki bir adam bunu şimdi daha iyi anlamıştım. Reddetmeli miydim? Hayır yalan olduğunu çok net anlamıştı. Bana söz hakkı tanımadan odamdan çıktığında arkasından bir düzine küfür sıraladım.
Gölge adeta benim gölgem gibiydi, bu duruma bir çözüm yolu bulmalıydım.
10 gün.
Tam 10 gün olmuştu yeni işime başlayalı. Buradaki işleyişe tam anlamıyla alışmıştım. BU 10 gün içerisinden oldukça hareketli günler de yaşamıştık. Gölge ile tek kelimemiz dahi olmamıştı, kendisi ortalarda yoktu çünkü.
Cevat bey başka işlerine göndermiş onu, en pis işlerini yaptırdığı tek adamdı. Gölge bu herifin adeta kara kutusuydu.
Gece 3 gibi geldik eve. Herkes uyumak için odalarına geçerken ben mutfağın yolunu tuttum. Belimdeki silahı çıkartıp mutfak tezgahına koydum. Sepetten aldığım ekmeği ikiye bölüp arasına peynir domates koymaya başladım.
Bunu yaparken elimdeki yara acımıştı. Şerefsizin tekiyle kapışırken avuç içime bir bıçak darbesi almıştım. Öylesine bir bez sarmış olsa da acıyordu işte.
Tek elimle ekmeğe peynir dizerken diğer elimi de suya tutuyordum. Peçeteyle kurulayıp yaranın üzerini yine peçeteyle örttüm. Dolaptan meyve suyu alıp bardağa boşattım. Mutfaktaki sandalyeye oturup karnımı doyurmaya başladım.
Tek elle yemek yeme savaşıma devam ederken kapı sesi duydum. Başımı çevirip baktığımda Gölgeyi gördüm. Günler sonra onu görüyordum.
Sakalları uzamıştı, üzerinde ise o çıkarmadığı takım elbiselerinden birisi vardı. Onu harici bir kıyafetle hiç görmemiştim.
Elimdeki ekmeği işaret ettim, ''Yer misin?''
''Yesem, yapar mısın?''
''Ben ne yapacağım kendin hazırla.''
Arabasının anahtarını silahımın yanına koyarak yanımdaki sandalyeye oturdu. Avcumdaki yarayı fark etmesi uzun sürmemişti.
''Biçmişler seni.''
''Öyle oldu.''
Yorgun görünüyordu, bu daha önce onda hiç rastlaşmadığım bir ifadeydi. Sanki başka bir yorgunluktu işte.
''Kızdan mı geldin?''
''Yok.''
Umursamadan ekmeğimi ısırdım, meyve suyuna uzanacakken Gölge benden önce bardağı alıp kafasına dikti ve kalkıp gitti yanımdan.
Şerefsiz elimiz yaralı meyve suyumuza ne göz dikiyorsun? Kalkıp dolaptan meyve suyu doldurdum kendime tekrar sandalyeye oturduğumda silahımın yanındaki araba anahtarını fark ettim.
Unutmuş muydu bu anahtarı? Hayır Gölge unutmazdı, alacak mıyım diye beni mi deniyordu? Yok almayacağımı tahmin edecek kadar zeki bir adamdı.
Adım seslerine başımı çevirdim, Gölge elinde birkaç malzeme ile bana doğru geliyordu. Kalktığı sandalyeye oturdu. Yaralı elimi tutup kendine çekti. Pansuman yaparken sessizdi, ben de ekmeğimi yemeye devam ediyordum.
5 dakikada pansumanı bitirdi, kanlı peçeteleri çöpe attı sessizce arkasını dönüp gidecekken dayanamadan konuştum.
''Bir sigara versene.''
Bana öyle garip bir bakış attı ki sigara değil de başka bir şey istediğimi düşünmüştüm. Sonuç olarak sigara vermedi ve odasına çıktı.
Dişlerimi fırçalarken aynadan dudaklarıma doğru taşan macuna bakıyordum. Macunu dışarıya taşırmadan dişlerimi fırçalayamıyordum.
Akça da yapamazdı bunu.
Havluyla yüzümü kurulayıp çıktım banyodan. Siyah dar kotumu çıkartıp bir tayt giydim. Kazağımı çıkardığımda sporcu atletimin üzerine bir hırka aldım ve fermuarını çektim.
Çekmeceyi açtığımda beni 50 paket sigara karşılamıştı. Sansar'la iddiaya girmiştik, ben kazanınca bana 50 sigara almıştı. Keyifle bir paket sigara alıp kendimi balkona attım.
Evden çaldığım bir koltuğu balkonuma taşımıştım. Gölgenin odasından çalmak için girişimde bulunsam da odasına girememiştim. Kilitliydi çünkü. Balkonu da çıkmıştım ama orası da kapalıydı.
Bacaklarımı balkonun demirlere doğru uzatıp keyifle sigaramı yaktım. Bahçede nöbet tutan adamlarla da bayağı muhabbetimiz vardı.
''Şşşttt Efnan! Bir dal sigara atsana!''
''20 lira çalışırsan atarım.''
''Şerefsiz misin kızım sen, alt tarafı bir dal sigara.''
''Valla ben anlamam 20'lik uzat al sigarayı.''
Dayanmadı ve uzattı parayı, balkondan sarkıp aldım. Sigarayı uzattım.
''Çakmak da versene kızım.''
''20 lira da o.''
''Efnan!''
''Taşları birbirine sürtüp çıkar o zaman ateşi.''
20 lira daha alıp çakmağımı uzattım. Bizde böyle böyle yolumuzu bulacaktık. Paraları göğüslerimin arasına koyup sigara içmeye devam ettim.
Üzerimdeki hırkayı çıkartıp başımı koltuğa yasladım dumanı havaya üflerken Gölgenin üst katta balkonunda oturmuş beni izlediğini biliyordum.
''Manzara hoşuna gitti galiba?''
Başımı kaldırıp ona baktığımda aynı benim gibi uzun bir sigara içiyordu. Üzerini hâlâ çıkartmamıştı bu herif takım elbiseyle mi uyuyordu lan acaba?
''Yok daha iyilerini görmüştüm.''
Gülümseyerek bir nefes daha çektim sigaramdan, ''Sevindim.''
Sigarasını bitirmeden balkonun mermerine bastırarak söndürdü.
''Üstünü başını kapat, sonra da zıbar. Erken kalkacağız.''
Odasına geçerken bağırdım, ''İyi geceler!''
Siyah saçlarımı inceledim aynadan, epey uzamışlardı. Kesmeye kıyamıyordum, oysa Akça uzun saç sevmezdi.
Üzerime siyah bir pantolon ve beyaz bir gömlek giydim. Siyah ceketimi de omzuma aldığımda hazırdım. Siyah saçlarımı at kuyruğu yapıp silahımı belime yerleştirdim.
Bahçeye indiğimde herkes bir yerlere koşturuyordu. Arabaya bindim Hakkı abi sürüyordu yine. Uyuşturucu teslimatıyla alakalı bir operasyona gidiyorduk. Bu operasyon bu ekipteki en önemli operasyonumdu. Daha da dikkatli olmam gerektiğini biliyordum.
Büyük bir alışveriş merkezinin park yerinde durduk. Arabadan inip bir dal sigara yaktım. O sırada Gölge geldi yanımıza. Diğer adamlara emir savurup onları gönderdi ve karşıma dikildi.
''Seninle gireceğiz içeriye, ben işaret vermeden bir şeye kalkışmayacaksın.''
''Anlaşıldı.''
Arabasının kapısını açıp bir çelik yelek çıkardı. Başımdan geçirip bana giydirmeye başladı. Bunu yaparken de sürekli bir şeyler anlatıyordu.
''İşaret parmağımla alnımı kaşıdığım an işler yolunda gitmiyordur anla, hemen ateşe başla. Mevzi alacağın yeri önceden ayarlamazsan geberip gidersin.''
''Tamam anladım.''
En son belimdeki kayışı sıkılaştırıp işaret parmağını alnıma değdirdi, ''Unutma Efnan, hata yaparsan ölürsün.''
''Anlaşıldı.''
Teslimatın yapılacağı yere geldiğimizde bir gözüm sürekli Gölgedeydi. Diğer gözüm ise bu sevkiyatta bulunan adamlarda. Hepsinin yüzlerini aklıma kazıdım. Aralarında herkesin tanıdığı ünlü iş adamları da bulunuyordu. Şaşırmamıştım bu duruma.
Cevat ve diğer tarafın ensesi kalını konuşurken aralarında 5 metrelik bir mesafe vardı. Cevat'ın sağında ben, solunda ise Gölge bulunuyordu. Karşımdaki adamların her bir ifadesini izlerken beden dillerine takıldım. İnsanların beden dilleri onları ele veren en önemli unsurdu ve ben açığını çoktan yakalamıştım.
Karşıdaki adam serçe parmağıyla benim arkama bakarak bir işaret vermişti. Deponun çatısına konuşlandırılan adamından haberdar olduğum an bir oyunun içinde olduğumu anladım.
Gölge o adamı benden önce fark etse de bir şey yapmamıştı, beni mi deniyordu yoksa Cevat'a ihanet mi ediyordu?
Bu ikilemde benim işime yarayacak şeyi seçerek korkusuzca silahımı çekip bir el ateş ettim, Cevat'ı koruyarak kenara çektim ve ateş etmeye devam ettim.
Çatışma devam ederken kulaklarımın dibinden savruluyordu kurşunlar. Cevat'ı adamları alıp depodan uzaklaştırmıştı herif yine götünü kurtarmıştı anlayacağınız. Silahıma yeni şarjörü takıp mevzi aldığım yerden dikkatle ateş etmeye devam ettim.
Sansar'ı vuracak olan adamdan önce davranıp herifi bilerek kolundan vurdum.
''Eyvallah Efnan!''
''Dikkatli ol!''
Sırtımı duvara yaslayıp etrafı kontrol ettim hızla, bizimkilere döndüm.
''Geri çekiliyoruz yoksa gebereceğiz!''
''Nasıl olacakmış o iş?'' diye sordu Memduh, ''Gölge bile sikip attı bizi buraya!''
Gölge de gitmişti Cevatlarla. Sanırım ortada kalmıştık.
''Çata pat bir şey var mı yanınızda?''
''Diğer arabada kaldı onlar.''
''Ne mal adamlarsınız lan! İnsan hazırlıklı gelmez mi?!''
''Tartışmayın lan!''
Silahımda son bir mermi kaldığı için ateş etmeyi bırakalı çok olmuştu. Bizimkilerinde durumu benden farksız değildi. Bilerek burada terk etmişlerdi bizi burada.
Gözlerimi kapayıp başımı duvara yasladım, Akça'nın sözlerini hatırladım bir kez daha.
''Pes etmeyeceksin Efnan! Kurşunların bitse de sen bitmeyeceksin!''
Ensemde soğuk bir namlu hissettim. Bu namlu en az ölüm kadar soğuktu ve ben bu kez bitmiştim.