|ATABEY GELİNİ|

1193 Words
Nasipten ötesi yok derler büyükler, erken büyümüş olanlar, yüzü kırışmış ve aklı daha farklı bakabilecek kadar yaş almış olanlar... Bunun doğruluğu şaşmaz bir şekilde gerçektir.Bazı nasipler çabaya aşıktır ama bazıları tamamen olması gerektiği için sizi gelir bulur. Her nasip güzel görünür mü en başta peki? Miran için Berçem güzel bir nasip gibi gözükmeyecek ama nasibinde ikinci bir evlilik vardı. MİRAN "Başka bir kadın mı gelecek şimdi karın olarak?" diyerek sordu Şilan. Yüzündeki hüznü, aşağılanmış gibi hissetmeyi ve yetersiz olduğunun düşünülür böyle yüzüne vurulması onu bir günde bin yaş yaşlandırmıştı. "Neden olduğunu biliyorsun Şilan. Bunu seninle tartışmayalım ne olur, zaten tadım yok. Üstelik belki kararları benimle evlenmesine yana olmaz." "Ferman Ağa koymaz o kızı öyle, özellikle de senin bir çocuğun olmasını istiyorken asla koymaz. Bilirsin ki önemli olan evlattır, bir evlat veremedim sana." Şilan'ın konuşması bir evlat vermeye geldikçe sanki kalbim sıkışıyordu. Şilan'a elbette üzülüyordum ancak kendime ait bir korkum vardı. Belki de çocuk olmamasının sebebi bendim, belki de tamamen benden kaynaklıydı. Aklıma ihtimali geldikçe hayat üzerime çöküyordu. Bu kız da karım olarak gelir ve gebe kalmazsa şayet bu sefer sorunun bende olduğu tescillenmiş olacaktı. Kime neyi nasıl anlatırdım? Milletin ağzını nasıl bağlardım ki? "Üzülme Şilan, demek ki zamanı değilmiş. Zamanı geldiğinde elbet nasip olur bize de." "Ama ya onu benden daha çok seversen? Benden önce kucağına bir evlat verirse? O zaman ne ederim Miran. Bilirim, bana sevdalanıp da benimle evlenmedin ancak benim gönlüm sendedir. Evleneceğimiz duyduğum gün dünya cennete döndü benim için ama şimdi sanki her şey elimden kayıp gidiyor gibi hissediyorum." Şilan'a aşık değildim ama aramızda bir hürmet bağı vardı. Bir gün olsun beni üzmemiş, yıpratmamış ya da bir dediğimi iki etmemişti. Nerede ne yapması gerektiğini bilen olgun bir kadındı ve böyle olması beni ona karşı saygı duymaya gittiğinden bir kez bile yüksek sesle tartışmamıştık. "Daha küçük Şilan. Kadınlık yapamaz, kaygılandığın şeye bak. Yirmi yaşında körpe, cahil bir köylü kızı. Ne gibi bir ortak yönümüz olacak da onu senden daha çok seveceğim." "Beni seversin değil mi?" Şilan bunu öyle içten ve alacağı cevaba karşı umut beslediğin belli ederek sormuştu ki belli belirsiz bir nefes aldım. Burada olmak istemiyordum, burada bulunmakta cehennemde yanmak aynı şey gibi gelmeye başlamıştı. Beni, bu soruya cevap vermekten Civan kurtardı. Yanımıza geldi. "Hep bir ağızdan konuşuyorlar. Kimse adamı vuranın sen olduğunu bilmiyor, belki bunu bilmemeleri başka bir talibin çıkmasına ve senin buna mecbur olmamanı sağlayabilir. Dua edelim de öyle olsun... Düşününce içim ürperiyor. Kim olduğunu, huyunu suyunu, neye benzediğini bilmeyiz." Civan konuştukça Şilan bembeyaz kesildi ama Civan'ın kızın dış görünüşü hakkında aşağılayıcı ve sorgulayıcı konuşması onu biraz rahatlatmış gibiydi. "Neye benzediğinin bir önemi yok. Umarım karım olmasına karar vermezler de bu kaygı başımızdan gider." "Ferman Amca'nın neler yapabileceğini ve ağaçların üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu benden iyi biliyorsun Miran. İşin ucunda adamın itibari ve ailesinin itibarı var. Koymaz kızı başkasının ellerine gelin diye." "Hiç ne konuştuklarını duyabildin mi?" "Vallahi her bir ağızdan aynı anda bambaşka sesler yükseliyordu. Ne dediklerini pek anlamak mümkün değildi ama yaşlı ağalardan biri kızı kendine istemiş herhalde. Onu kınıyorlardı yüksek sesle." "Kim isteyecek? Olsa olsa Yanık Veli istemiştir. Adamın üç tane karısı var, çoluk çocuk sesinden geçilmiyor konağının önünden. Dur durağı yok adamın." "Kızı bilmem tanımam ama Yanık Veli alsaydı vay haline derdim." "Öyle tabii." Kısa bir sessizlik oldu sohbetin arasında. Annemin adım sesleri yanımıza iyice yaklaşınca hepimiz ona baktık. Yanında Civan'ın annesi Şehri Yengem vardı. "Böyle bir şeyi nasıl yaparsınız hâlâ aklım almaz. Ama ben hissettirdim bir şey olacağını, gitmeyin giderseniz de geç dönmeyin demedim mi size?" Yengem söylenmeye ve azarlamaya başlayınca kendimi tutamadım. "Senin kaygın böyle bir şey olacağından ya da yanlışlıkla birbirimizi vuracağımızdan yana değildi ki. Olur da Alhasar peşimden gelirse oğlunun başına bir şey gelir diyeydi. Kaldı ki amcamla babamın sürdürdüğü bir kan davasından senin oğlunu kim korur sanıyorsun? Benim yanımda gezmeme, görünmemek onu muhafaza mı edecek sanırsın?" "Ayıp edersin Miran. Seni ne zaman kendi oğlumdan ayırdım da böyle konuşursun." "Endişeni anlarım da Yalçın Alhas buraya döndüğünde beri bizi bir ayrı koyma peşine düştüğün yalan mıdır?" "Yalçın Alhas buraya geldiğinden beri dönen dedikodular yalan mıdır peki?" "Üzerinden yıllar geçmiş bir kan davasını sürdürecekse buradayım. Kinleri Süleyman Amca'mdan daha çok babamadır. Civan'dan önce benim peşime düşerler, kayırmayasın." "Edilecek laf değil ikinizinki de! Ağalar toplanmış konuşurlar ne karar çıkacak akıbetimiz ne olacak onu bile bilmeyiz! Bir de durdunuz da kendi kendinize laf dalaşı edersiniz." Annemin veryansınından sonra Şehri Yengem daha sakin bir ses tonuyla konuştu ve annemin omzunu sıvazladı: "Üzülmeyesin Zehre, belki de nasibinizde bu kız vardır. Her şeyin hayırlısı... Dua edelim de kız geldikten sonra dedesini Miran'ın öldürdüğünü öğrenmesin." "Kimsenin haberi yoktur, bir siz bir biz biliriz olayın iç yüzünü. Ferman, gittikçe vicdan yaptı. Gelin olarak almadan, o kararı verdirmeden buraya dönmez." "Bu kararı aldıracak olursa da niyetinin ne olduğu belli olacak. Herkesin dilinde dolanır durur Zehra, neden böyle bir şey istediğini de sorgulamazlar bundan ötürü. Bırakalım da Ferman Ağa aklına yatan ne işe onu yapsın." "Çoluk çocuk mu eğiteceğim bu saatten sonra Şehri? Allah bilir hiçbir şeyden habersiz cahil bir kızdır. Anası babası o daha çok küçükken öldüler. Dedesiyle yaşadı, adam ne biliyordu da ne öğretecek ki?" Şilan'a baktım. Yüzünden düşen bin parça öylece dalıp gitmişti boşluğa. Ne düşünüyordu asla bilmesem de etrafımda birileri konuştukça sanki ciğerime biri baskı yapıyor gibi hissediyordum. "Bari Miran'ın yanında konuşmayın böyle şeyleri. Görmez misiniz halini? Ettiğiniz laf mı şimdi? Hem nereden bilirsiniz kızın annesinin babasının ne zaman öldüğünü?" diye çıkıştı benim halimi gören Civan ama annem de geri durmadı: "Karısı diye koynuna alacak olan Miran değil midir? Nerede kime konuşacağım? Sizin ettiğiniz iş yüzünden bu hale gelmedik mi?" Civan tek kelime etmeden susup bana baktı ben de kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. Edecek tek kelimem yoktu. Bir süre sessizlik içinde bekledik. Önlerinde volta atarken zaten verilecek kararı bildiğimin farkındaydım. Dedesini öldürdüğüm kız karım olarak, her şeyden habersiz bir şekilde bu konağa gelecekti. Dedesinin katiline koca diyecek, öyle belleyecek ve belki de kucağıma bir evlat verecekti. Bunun ağırlığı üzerime çöktükçe çöktü, beni ezdi ve sanki yok etti. Hangisine daha çok vicdanım sızlıyordu bilmiyordum, kestirmek çok zordu ve ikisinin de vicdan azabı birleştiğinde hayat çok karanlık görünüyordu gözüme... Konağın kapısı açıldı. Üst kattaki balkondan hepimiz hızlı adımlarla aşağıya indik. Duyacağımı şeyi bilmemiz rağmen sanki başka bir sonuç olmuş olabilir mi diyerek heyecanlıydık. Babamın yüzüne baktım, ketum ve sinirli görünüyordu. "Karar verildi." dedi ve ellerinin arkasında birleştirdi. Omuzlarını daha da dik tutarak konuşmasına devam etti: "Kızın adı Berçem'dir. Yirmi yaşında, körpe bir kız ve artık benim gelinimdir. Atabey olarak buraya gelecek, Miran'ın ikinci eşi Berçem Atabey olacak!" Bu kararın arkasından neler olacağını bilmiyorlardı, bildikleri tek şey konağa yeni birinin geleceğiydi. Hepsi, tanımadıkları bu kızı gözlerinde canlandırmaya çalıştı ama Berçem'in güzelliğine ve masum görüntüsüne hiçbirinin tahmini yaklaşamadı. Uzun tarçın renginde saçları, yeşil gözleri, ince parmakları ve bembeyaz teni... Atabey Konağı'na tanımadıkları ama güzelliği dillere destan olacak biri gelmek üzereydi. Berçem'e karar gittiğinde işe bir aşiretin gelini olacağına kendisi hariç herkes sevinmiş ve az önce adına dua ettikleri adamı unutmuşlardı. Şanslı olduğunu söylüyorlardı ama dedesinin katilini koynuna girecek bir kızın şansı ne kadar büyük olabilirdi? Bir eş nasıl olunur diye aklından istemsizce geçirdi Berçem ama bir cevap bulamadı. Birbirlerine eş olacaklarını öğrenen Miran ve Berçem bu fikirden ürkmüşlerdi. Onlar henüz anlamasalar da hayatlarının geri kalan kısmı henüz başlıyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD