“Karına balkız diyolarmış Avcı” dedi Gediz gülerek.
“Aslan!” diye düzelttim.
“Bal kız mı?”
“Evet”
“O ne öyle masal kahramanı gibi” diyip güldü Çelebi.
“Birde unutulmuş gelin diyorlarmış. Üzüldüm lan”
“Hiç üzülme. Kızı koluma takmayacağımı herkese söylemiştim. Azıcık aklı varsa o da tahmin etmiştir zaten. Kardeşi için evlendi madem bedelini ödesin”
“Bedelini fazlasıyla ödüyor bence” dedi Gediz.
“Şimdi kız senle evlendikten sonra dağa mı kaçmış kardeşim?” dedi Çelebi.
“Ben bırakıp gittikten iki gün sonra gelmiş işte buraya”
“Peşinden Mecnun olmuş yani”
“Yeter gevşeklik yapmayın” dedim kahkaha sesleri başımı ağrıtmaya başlayınca.
“Kızı cidden görmedin mi hiç?”
“Hayır”
“Merakta mı etmedin?”
“Ne merak edeceğim Gediz. Babam ölmüş, abimle annem birbirine girmiş, kızı mı düşüneceğim”
“Ya güzelse?”
“Bu yabanda ne güzellik bekliyorsun. Kara kuru bişeydir”
“Ayrıca adam güzele fazlasıyla doydu be Gediz. En son güzelliği tescilli olanı da koluna taktı” dedi Vezir.
“Daha bir de o var! Of!” diyip bağırdım.
“Evli olduğunu söylemedin hala değil mi?”
“Yok”
“Bir kaç yıl burada yaşayacağını söyledin mi?”
“Hayır”
“Irmak delirecek” diyip güldü Gediz.
“Kız gelinlik bakıyordu en son, geç olmadan söyle artık” dedi Çelebi.
Maalesef haklıydı. Geçmişi öyle bir arkamda bırakmıştım ki evli olduğum dahi aklıma gelmemişti. Irmak’ın zorlamalarından bunalıp evlenelim demiştim aylar önce.
Şuan yaşadığım karmaşanın içinde Irmak’ın söylenmelerini çekebilecek durumda değildim.
Olabildiğincr erteleyip kaçmak kolay geldi.
Araba sertçe sarsıldı,
“Hay yolunu da! Dağını da! Azade’sini de!”
Azade’nin yaşadığı çiftlik dağın yamacındaydı. Otoyoldan çıktıktan sonra uzunca bir süre orman içinde toprak yolda gittik. Altımızdaki araba bu araziye hiç uygun değildi.
Sonunda uzaklarda çiftlik evi göründü. Epeyce geniş alana yayılmış tek katlı bir evdi, iki bölüme ayrılmış gibiydi. Bir tarafda bir kaç at ve küçük hayvanlar vardı, diğer tarafında da büyük bir bahçe vardı.
İyice yaklaşınca çalışan kadınları da gördüm. Hayvanların arasında rahatça dolanıp çalışıyorlardı.
Onlarda bizi farkettiler ve koşturarak eve girdiler.
“Burada sadece kadınlar mı var?” dedi Gediz.
“Öyle söylemişlerdi”
“Nasıl korunuyorlar? Hayvanı falan neyse de bunca kadın yalnız bir başına?”
“Yol boyu gözcüleri vardı” dedim.
“Geldiğimizi biliyorlar yani” dedi Çelebi.
“Muhtemelen”
“Rüya gibi… Bir çiftlikte onlarca kadınla başbaşa”
“Kadınsız yaşayamazsın değil mi!” dedim Gediz’e.
“Yaşayamam, yaşamayayım, yaşatmasınlar” dedi Gediz gülerek.
“Ama buradakiler senin hayalindeki gibi kadınlar değildir”
“Ben buraların kızlarını beğendim kardeşim. Herkes sarışın sevmek zorunda değil!”
“Gediz sus kardeşim artık! Sus!” dedi Vezir sıkıntıyla.
Çiftliğin girişine yakın bir yerde durduk ve indik arabadan. Hayvanların olduğu tarafta kimseyi bulamadık. Bahçe tarafında yere eğilmiş otlarla ilgilenen sırtı dönük bir kadın gördük.
Çelebi bir küfür savurdu.
“Ne oluyor lan?”
“Boka bastım!” dedi ve ayakkabısını temizlemek için toprağa sürtmeye başladı. Diğerleri kahkaha atınca bahçedeki kız bize doğru döndü.
“Oha!” dedi Gediz.
Bugüne kadar gördüğüm en büyülü kızdı belki de. Uzun açık kahverengi saçları neredeyse beline kadar varıyordu. Bu güneşe ragmen bembeyazdı teni, pürüzsüzdü.
Büyük gözleri hafif çekikti. Yüzüne vuran güneş elini alnına siper ederek korunmaya çalışıyordu. Küçük ve dik burnu bir çok kadının tonlarca para harcayıp sahip olmak istediği gibiydi. Dudaklarıysa çekiciydi, fazla çekici. Küçük bir ağzı ama büyük etli dudakları vardı, etrafı kalemle çizilip çerçeveye alınmıştı sanki.
“Bu gerçek mi?” dedi Gediz şaşkınca. En az onun kadar büyülenmiştim bende.
Ayağı kalkınca gözüm vücuduna kaydı. İnce askılı bir tshirt giymişti, büyük göğüslerinin yarısı meydandaydı. Muhtemelen kadın kadına oldukları için bu kadar rahat giyinmişti. Göğüslerine oranla küçücüktü beli, dar tshirt dahi tam olarak saramamıştı sanki.
Altında bir ucunu beline sıkıştırdığı eteği vardı, rüzgar eteğini savurdukça bacakları açığa çıkıyordu.
Güzelliği iştah kabartıcıydı.
Ayaklarında basit bir çizme vardı, rengarenk motifler vardı üzerinde.
“Bunu al senin kızın ajansa yazdır dakikasına markalar önünde kuyruk olur” dedi Çelebi.
“Beni burada bırakıp gidin Avcı. Ben organik tarıma ve hayvancılığa tapıyorum artık” dedi Gediz.
“Sessiz olun!”
“Silikon değildir herhalde?”
“Sus ulan!” dedi Vezir.
Kız bize doğru yaklaştı, gözlerinin rengini ancak o zaman görebildim. Kehribar rengiydi, içinde kayboluyordu sanki insan.
Bu kızı karşıma oturtup saatlerce izleyebilirdim.
“Hoşgeldiniz!” dedi kız nazikçe ama daha çok soru sorar gibiydi. Gediz bize dönüp
“Çekilin beyler, bende” dedi ve kıza bir kaç adım attı. Karşı karşıya gelince elini uzattı. Kız çekinerek uzattı elini. Gediz ise iştahla kavradı kızın elini.
“Merhaba, ben Gediz. Avcı’nın…Aslan’ın karısı Azade hanımla konuşmaya geldik”
“Ne konuşacaksınız?” derken bana döndü gözleri.
“Merak etmeyin bir sorun yok, sadece tanışma anlaşma gibi düşünün” dedi. Kız bir kaşını kaldırdı hafifçe,
“İyi gelin bakalım içeri” dedi. Bahçedeki çiçeklerin arasında dikkatle sıyrıldı. Toprak zeminden kurtulduğunda ayağındaki çizmeyi çıkarıp kenara koydu özenle.
Kız salına salına küçük ve çıplak ayaklarıyla önümüzden yürümeye başladı.
Bizde sarhoş gibi takip ettik.
Çok sade ve fazlasıyla düzenli büyük bir salona girdik.
“Siz oturun, hemen geliyorum” diyip gitti kız.
“Galiba ben aşkı buldum beyler” dedi Gediz kızın arkasından bakarak.
Beklerken salonu inceledim, bir köşede yığılmış çocuk oyuncakları dikkatimi çekti. Çelebi Gediz’e bakarak,
“Çocuk seninkinin olmasın?” diyip güldü.
“Yok, hayır olamaz. Kızın parmağında yüzük falan yoktu”
“Oha oğlum yüzüğe mi baktın! Belki boşanmış ya da ayrılmıştır?”
“Yüzük izide yoktu. Hem doğum yapan birinin böyle fiziği olamaz”
Çelebi kalkıp salonda gezinirken bir kaç kitap bulup baktı.
“Senin dağ ceylanı okumayı biliyor galiba” dedi. Kitabı yerine bıraktıktan sonra küçük hoparlörü buldu. Biraz kurcalayınca yüksek sesle ani müzik açıldı.
“Çelebi otur yerine!”
Beş dakika kadar sonra aynı kız elinde bir dosyayla geldi. Önümde dikildi ve dosyayı bana uzattı.
“Bu ne?” dedim şaşırarak ve dosyayı aldım.
“Boşanma protokolü” dedi kız. Dosyaya kabaca baktım.
“Maddi bir talep yok, anlaşmalı boşanma. Muhtemelen tek celsede halolur” dedi kız rahatça. Bu tavrı sinirlenmeme sebep oldu.
“ Azade nerede?”
“İmzalamayacak mısın?”
“Azade nerede dedim!” diye bağırdı.
“Kardeşim sakin ol, kızın ne suçu var” dedi Gediz.
“Koca dağı tırmanıp geliyorum elime tutuşturdukları şeye bak! Cesarete bak!” diyip dosyayı yırtıp yere attım.
“Başıboş kalmış, kim olduğumu öğrenememiş.
Azade nerede! Boşanmak istediğini yüzüme söyleyecek kadar cesur değil mi?” diye bağırdım.
Karşımdaki kızın yüzünde mimik oynamadı. Tamamen kayıtsızdı.
Evin kapısı açıldı, birileri içeriye girdi. Üç dört yaşlarında bir çocukla bir kadın göründü kapıdan. Çocuk bize baktıktan sonra
“Azade abla” diye koşturup karşımdaki kadının bacaklarına sarıldı.
Karımın…
“Hassiktirr…” dedi Gediz sessizce.