PROLOG
📖 PROLOG
Gece, Mardin’in taş duvarlarının arasına sessizce sızarken, konak nefes alıyormuş gibi duruyordu.
Rüzgâr yoktu.
Ses yoktu.
Ama yine de bir şey vardı.
Bekleyiş.
Taş avlunun ortasında duran eski çeşmenin suyu bile o gece farklı akıyordu; sanki her damla, olacak olanı biliyor ama söyleyemiyordu.
Gökyüzü karanlıktı ama tamamen siyah değildi. İnce bir ay, bulutların arasından kırık bir ışık gibi süzülüyor, konağın duvarlarına vurdukça gölgeleri uzatıyor, şekillerini değiştiriyordu. O gölgeler… bazen bir insanı andırıyor, bazen de sadece bir korkuyu.
Ve o korku, o gece ilk kez bir kadının kalbine yerleşiyordu.
Hewin Liza, konağın ağır demir kapısının önünde duruyordu.
Ayakları yere değiyordu ama sanki toprağa ait değilmiş gibi hissediyordu. Elindeki ince kumaşın kenarını farkında olmadan sıkmıştı. Parmakları beyazlamıştı ama o, bunu bile hissetmiyordu.
Çünkü hissettiği şey… korkudan daha ağırdı.
Bir sonun başlangıcı gibi.
Ya da başlangıcın sonu.
Kapı yavaşça açıldığında çıkan o derin, eski ses, gecenin sessizliğini ikiye böldü. O ses, sadece bir kapının açılması değildi.
Bir kaderin aralanışıydı.
Hewin başını kaldırmadı.
Çünkü içeri baktığı anda, geri dönemeyeceğini biliyordu.
Ve bazı eşikler vardır…
Geçildiğinde insan aynı insan olarak kalmaz.
İçeriden gelen ışık zayıftı. Sarı, loş ve yorgun bir ışık. O ışık, konağın içini aydınlatmaktan çok saklıyordu. Duvarların arasına sıkışmış geçmişi, yaşanmışlıkları, suskunlukları…
Ve o suskunlukların arasında bir adam vardı.
Azem Şahmeran Ağa.
O an orada değildi.
Ama her şeyde onun varlığı hissediliyordu.
Duvarlarda.
Merdivenlerde.
Hatta sessizlikte bile.
Hewin bir adım attı.
Sonra bir tane daha.
Her adım, arkasında bıraktığı hayatı biraz daha uzaklaştırıyordu.
Her adım, onu bu taş duvarların içine biraz daha hapsediyordu.
Ve en kötüsü…
Bunu kendisi seçmemişti.
Ama yine de yürüyordu.
Çünkü bazı kaderler, insanın önüne seçenek olarak gelmez.
Direkt içine yazılır.
Avluya girdiğinde, gözleri istemeden etrafı taradı. Yüksek duvarlar, dar pencereler, eski taşlar… her şey ağırdı. Bu yer sadece bir ev değildi.
Bir düzen.
Bir sistem.
Bir hapishane.
Ama altın bir hapishane.
Bir kadın sesi yankılandı aniden.
“Soğuk olur geceleri burada.”
Hewin başını kaldırdı.
Merdivenlerin başında duran yaşlı kadın, onu izliyordu. Gözleri sertti. Değerlendiriyordu. Ölçüyordu. Ve daha ilk bakışta bir karar vermişti.
Kabul etmiyordu.
“Alışman zaman alır,” dedi kadın.
Ama sesi şefkatli değildi.
Uyarı gibiydi.
Hewin cevap vermedi.
Sadece baktı.
Uzun uzun değil.
Ama yeterince.
O bakışta bir şey vardı.
Boyun eğmeyen bir şey.
Kadın bunu fark etti.
Ve hoşuna gitmedi.
“İçeri gir,” dedi kısa ve kesin bir sesle.
Hewin hareket etti.
Ama o anda…
Bir şey oldu.
Bir his.
Bir ağırlık.
Sanki biri onu izliyordu.
Yavaşça başını çevirdi.
Ve onu gördü.
Gölgelerin içinde duran bir adam.
Hiç ses çıkarmadan.
Hiç hareket etmeden.
Sadece bakarak.
Azem Şahmeran Ağa.
Gözleri karanlığa alışmıştı. Ama onun bakışları… karanlıktan bile daha derindi.
Soğuktu.
Sertti.
Ve tehlikeliydi.
Hewin dondu.
Bir anlık.
Sadece bir an.
Ama o an yeterliydi.
Çünkü o bakış…
Onu çözmeye çalışıyordu.
Azem onu baştan aşağı süzdü.
Yavaşça.
Sessizce.
Ve içinde bir şey kıpırdadı.
Adını koyamadığı bir şey.
Hoşuna gitmedi.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Bu kız…
Beklediği gibi değildi.
Ve bu, sorun demekti.
“Bu mu?” diye sordu alçak bir sesle.
Soru basitti.
Ama altında küçümseme vardı.
Hewin’in içi titredi.
Ama dışı…
Hareketsiz kaldı.
Gözlerini kaçırmadı.
Konuşmadı.
Sadece baktı.
Ve o an…
Bir şey değişti.
Azem’in bakışı sertleşti.
Çünkü ilk kez…
Bir kadın ona böyle bakıyordu.
Korkmadan.
Çekinmeden.
Boyun eğmeden.
Ve bu…
Onu rahatsız etti.
Ama aynı zamanda…
İlgisini çekti.
Tehlikeli bir şekilde.
Sessizlik uzadı.
Hiç kimse konuşmadı.
Ama o sessizlikte…
Bir savaş başladı.
Kimsenin görmediği.
Kimsenin duymadığı.
Ama her şeyi değiştirecek olan bir savaş.
Hewin, gözlerini ondan ayırmadan içinden sadece bir şey düşündü:
“Ben buraya kaybolmaya gelmedim.”
Azem ise aynı anda, istemeden şunu fark etti:
“Bu kız… sorun olacak.”
Ve bazı hikâyeler vardır…
Bir bakışla başlar.
Bir sessizlikle büyür.
Ve bir gün…
Her şeyi yakar.