Bilgelik, bilgelik öyle bir şeydi ki krallar bile bilgelerden daha fazla hatırlanamazdı. Bilgelik ise öyle bir şeydi ki ona sahip olanlar hayatlarını bir boşlukta süzülen bir anlam adasına kurmuş olurlardı. Köksüz insana bir kök sunardı bilgelik. Bir Dünya sunardı insana. Logos. Logos. Logos.
İnsan itaatkar halinden arınıyordu tarihte. Adım adımdı bu. Adım adım olan bir temizleniş, adım adım olan bir arınma. Doğa insanın ellerinde biçimleniyor ve insan onun içerisinde yoğruluyordu. Gökteki yıldızlar da artık insanların ilgisini çekiyordu. Gökten düşenler ise bir korku ve efsaneleştirmenin başlıca kaynaklarındandı. Ve bir gün birinin aklına bir şey geldi... Çok menem bir şeydi bu ancak aslında bir o kadar da gerekliydi. Bulmuştu. Neyi mi bulmuştu?
Gök düşüyordu ve birileri onları korumak için ellerinden geldiğince göğü ayakta tutuyordu. İşte bu inançla başladı her şey. Bazen bir oldular bazen ise bir ancak amaç aynıydı. Şükür etmek ve o yahut onlara karşı saygılarını göstermek.
İnsan zamanla geliştikçe ve her insanın dini de inanışının da salt kendine özgü oluşundan ötürü pek çok din ve inanç çıkmıştı ortaya ve işte buydu aslında bütün kavgayı başlatan.
İnsan insan olduğu içindi bütün bu mevzu. İnsan insan olduğu için. Üstünlük kurma hissi belki de göğün insana bunca üstünlük kurması ile insanca öğrenilmişti... Kim bilir?