bc

DAYANAK+18

book_age18+
78
FOLLOW
1.0K
READ
HE
fated
mafia
drama
tragedy
loser
soul-swap
surrender
like
intro-logo
Blurb

TANITIM BÖLÜMÜ

PROLOG

Küçük elif camdan dışarıyı seyrediyordu, mahalleli çocuklar kendi aralarında oyun oynarlardı elifi aralarına almazlardı ‘’senin annen felçli sende hastasındır bize de bulaşır’’ diye küçük elifi hep dışlarlardı.

Bir kızın elinde çikolata gördü elif annesi yatalak olduğundan beri bırak çikolatayı bir çöp bile aldırmamıştı ona eniştesi.

Enişte kazımın evde olduğu günlerden biriydi.

-‘’Lann velet boş boş dikilme gel buraya ‘’diye bağırdı küçük kıza .Elifin canı eniştesi ona tokat attığında çok yanıyordu hala acısı ordaymış gibi yanağını okşadı ve hemen koşa koşa eniştesiyle teyzesinin odasına doğru koşturdu.

Kazım kapıyı açıp kendisine bakan bedene pis bir sırıtış gönderdi ve cebinden bir çikolata çıkardı.

-‘’İstersin değil mi bunu’’ deyip çikolatayı salladı .O an çocuk aklıyla dünyalar elifin olmuştu

-‘’İsterim enişte sokaktaki çocuklar hep yiyor bende yemek istiyordum ‘’deyip masumca konuştu

Karşısındaki pislik adam hayattaki ilk dersin benden olsun elif hanım’’ bu hayatta karşılıksız hiç birşey verilmez’’ deyip sırıtarak çocuğu kendine çekti ,

-‘’Şimdi seninle bir oyun oynayacağız sonra çikolatayı alacaksın ‘’deyip küçük kızın saçını okşadı

Elifin ruhuna bulaşan ilk kirdi o pis ellerin saçlarını okşaması …

chap-preview
Free preview
1.BÖLÜM
Genç kız işten çıktığında gece saat biri geçmişti. Şehir, boğazına oturmuş gibi suskundu; ama bu sessizlik, huzur değil, gerilimdi. Gri sis, sokak lambalarının ışığında ağır ağır sürünüyor, gecenin üzerine örümcek ağı gibi çöküyordu. Elif’in omuzları düşmüştü, dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Bulaşık deterjanının keskin kokusu hâlâ parmak uçlarındaydı; içi su toplamış elleri sızlıyordu ama o, bu fiziksel acının farkında bile değildi. Asıl ağrı, içinde bir yerlerdeydi. Ruhunu yoran, sesi çıkmayan bir yorgunluktu bu. Yalnızca yürümek istiyordu. Kimseye görünmeden, kimseye çarpmadan, varlığını unuttururcasına... Kaldırım taşlarında yankılanan ayak sesleri bile ona fazla geliyordu. Ayaklarını sürüyerek değil, sanki gölge gibi akıyordu şehrin içinde. Gecenin dokusu, içindeki huzursuzlukla birleşip korkuya dönüşüyordu. Bu sokaklar… burası bir zamanlar insanların umutla geçtiği yerlerse de şimdi şehrin kalbinde birer yara gibiydi. Bir anda bir ses geceyi böldü. “Bana yamuk yapmayacaktın piç herif!” Bu ses, göğsüne yumruk gibi indi. Kalbi bir anda hızlandı. Gözleri refleksle sese döndü. Çıkmaz bir sokağın köşesine sığınarak, saklanır gibi gözetlemeye başladı. Ve orada dev gibi bir adam gördü. Sırtı dönüktü ama varlığı bile başlı başına tehditkârdı. İnsanın kanını donduran bir duruşu vardı. Omuzları genişti, yürüyüşü heybetliydi. Üzerindeki dizlerine kadar inen siyah kaşe palto, gecenin gölgesi gibi dalgalanıyordu. Ellerinde eldiven yoktu ama hareketlerinde bir titizlik vardı. Ayakkabıları bile parlıyordu; sanki adım attığı yer onun için yer değil, taht gibiydi. Sonra eğildi. Yerde, dizlerinin üstüne çökmüş bir adam daha vardı. Sesi bastırılmış bir acıyla titriyordu, kanlar içinde yüzü tanınmaz hâle gelmişti. “Bana ihanet edersen göreceğin son yüz benimki olur’’ Sözleri, neredeyse fısıltı gibiydi ama gecede tok bir ağırlıkla yayıldı. Ardından ceketinin içine uzandı… Elif’in nefesi kesildi. Parlak siyah bir tabanca gördü. Gözbebekleri büyüdü, yutkundu ama boğazı kilitliydi. Sonra... ‘’Patttt’’ Tek bir kurşun sesi geceyi yırttı. Kan, kaldırıma yayıldı.adam kurbanını tam alnından vurmuştu az önce korkuyla parlayan gözler şimdi açok kalmış ve bomboştu. Elifin ağzından anın şokuyla çığlık döküldü. O kadar şiddetli feryat etti ki boğazı yandı. Adam durdu. Başını çevirip karanlığın içinden Elif’i buldu. Göz göze geldiler. O yüz. Keskin çene hattı, düzgün ve kararlı bakışları, yüzünde ne bir öfke ne bir panik. Yalnızca kontrol. Gözleri öyle siyahtı ki, içinden geçen hiçbir şey anlaşılmıyordu. Soğuk. Merhametsiz. Ama acımasız bir güzelliği vardı. Elif’in nefesi kesildi. Gözlerini kaçırmak istedi ama yapamadı. Sanki o gözler, onu içine çekmişti. Elif geri adım attı. Ayağı kaldırıma takıldı, yere kapaklandı. Çantası yuvarlandı. O sırada adam yürümeye başladı. Adımları, sanki her biri karar veriyormuş gibi ağır ama kesindi. Elif kalkmaya çalıştı ama dizlerinin titremesi engel oldu. Adam karşısına dikildi. Ve... “Küçük fareye bak sen…” dedi. Sesi alaycı ama buz gibi soğuktu. “Her şeyi gördün. Nereye kaçacağını sanıyorsun?” Elif’in gözleri yaşla doldu. Ağlamamak için dişlerini sıktı. Adam ona uzandı, kolunu yakaladı. Sertti ama kırıcı değil; hâkimdi. Elif irkilerek geri çekildi ama kaçamadı. O an tetiklendi. O eski anılar… geçmişin karanlık gölgeleri. Adamın dokunuşu, vücudunda kasılmalara sebep oldu. Ama sesi çıkmadı. İçinde bağırıyordu: “Bırak! Dokunma bana! O pis ellerinle dokunma!” Ama dili tutulmuştu sanki. Adam, onun kolunu sımsıkı kavradı, diğer eliyle Elif’in ağzını kapattı. Parmakları dudaklarına ve çenesine bastırılırken Elif nefessiz kaldı. Boğazında bir düğüm oluştu. Nefes alamıyor, bağırmak istiyor ama ses çıkartamıyordu. Gözleri doldu. Titriyordu. Tüm vücudu kontrolsüzce sarsılıyordu; ayakları yere sağlam basamıyor, her adımda dizleri boşalıyordu. Yere yığılıp kalacak gibiydi ama adam onun düşmesine bile izin vermiyordu. Onu tıpkı ipleri gevşemiş bir kukla gibi sürüklüyordu. Kalbi hızla atıyor, ciğerlerine hava girmiyor, dünya etrafında dönüyor gibiydi. Panik atağın tüm belirtileri, bir dalga gibi üzerine çöküyordu. Göğsü sıkışmıştı. Kolları uyuşmuştu. Zihni uğulduyor, geçmişin kötü anılarıyla gözleri bulanıyordu. Ellerini havaya kaldırıp adama karşı koymak istedi ama kasları onu terk etmişti sanki. Güçsüzdü. Tüm direnci kırılmıştı. Adam, sokak lambalarının loş ışığında adımlarını hızlandırdı. Arka sokaktaki siyah lüks araca yaklaşıyorlardı. Araba, karanlıkta bir gölge gibi bekliyordu. Elif, ağzı kapalı hâlde sadece hıçkırıklarla mücadele ediyordu. Sonunda adam onu neredeyse iterek ön kapıya ulaştırdı. Kapıyı açtı, Elif’i koltukla direksiyon arasına savurdu. Elif’in omuzu cama çarptı, canı acıdı ama bu acı, içindeki korkunun yanında bir hiçti. Adam kapıyı hızla kapattı. Ardından direksiyona oturdu. Kontağı çevirdi. Kızın gözleri hızla etrafı taradı. Kapının koluna asıldı. Açıl! Açıl! Ama kapı kilitliydi. Panikle camları yumrukladı. “Yardım edin! Lütfen! Biri yardım etsin!” ama sesi cılız çıkıyordu. İçeride boğuluyormuş gibi hissediyordu .Sanki o pis dokunuşlar hala teninde geziyordu uzun zamandır kendini koruyordu kimse ona temas etmemişti.Bu yabancının dokunuşu panik atağını tetiklemişti. Adam, direksiyona iki eliyle sıkıca tutunmuş, gözlerini yola dikmişti. Sol kaşı hafif kalktı. Göz ucuyla Elif’e baktı. “Sakin ol,” dedi, sesi hâlâ o tehditkâr soğukluktaydı. “Atlamayı deneme. Ölmeni istemem. Şimdilik.” Elif bir an durdu. Gözyaşları süzülürken camdan dışarı baktı. Şehir geride kalıyordu. Yol boyunca içi kasılıyordu. Gözleri, kaçacak bir çıkış aradı ama yol karanlıktı, çevrede hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Araba hızla ilerledikçe Elif bir noktada kaskatı kesildi. Gözlerini kapatıp derin derin nefes almaya çalıştı. Kontrolünü kaybetme… kontrolünü kaybetme… diye mırıldanıyordu içinden. Ellerini bacaklarının arasına sıkıştırdı, dişlerini sıktı. Bir süre sonra gözlerini açtı. Yan koltuktaki adama döndü. Onun yüzünü inceledi. Adam gençti. Otuzuna henüz varmış gibiydi. Yüz hatları sertti; kirli sakallıydı , burnu düz ve belirgindi. Gözleri… o gözler. Soğuk ama aynı zamanda hipnotize edici. Gözlerinde yıllar var gibiydi. Sessizliği bile bir baskı kuruyordu. Elif’in zihni adamı analiz etmeye başladı. Bu adam kim?Beni nereye götürüyor? Ne yapacak? Adam direksiyon başında gözlerini yoldan ayırmadan bir an iç sesine döndü: Kendisine yamuk yapan köpeği halletmişti. Bu gece, her şey plana uygun gitmişti. Aslında rahatlamıştı… ama şu küçük kızın her şeyi görmesi keyfini berbat etmişti. Bu, olmamalıydı. Bu işin böyle dağılmaması gerekiyordu. O kız… gözlerindeki panik… Onu tanımıyordu ama o bakış aklına takılmıştı.Zıırıl zırıl ağlıyordu bide o ağlayan kadınlardan nefret ederdi İçinde bir huzursuzluk vardı. Soğukkanlıydı, evet… ama tamamen değil. Bu tür aksilikleri sevmezdi. Hayatı kontrolde tutmayı severdi. Şimdi ise, yan koltukta bir titrek, panik içinde bir kız oturuyordu. Ve bu kız, o geceyi mahveden tek parçaydı. Bir süre sonra araba, şehir ışıklarını tamamen arkasında bırakmış, tenha bir ara yolda ilerliyordu. Yolun sonunda virane bir bina belirdi. Terk edilmiş, çökmeye yüz tutmuş bir yapıydı bu. Duvarları yosun tutmuş, camları kırılmış, ön kapısı yarı açık bir hâlde sallanıyordu. Rüzgârın uğultusu içeri sızıyor, adeta binanın kendi ağlayışı gibi yankılanıyordu. Adam yavaşladı. Aracı virane bir binanın önüne çekti. Elif’in gözleri korkuyla açıldı. “Nereye geldik?” demek istedi ama sesi çıkmadı. Adam el frenini çekti. Sessizce dönüp ona baktı. “İn,” dedi. “Bu iş burda bitecek.”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Yasak Dürtüleri (+21 Töre)

read
97.3K
bc

Askerin Zeynosu [+18]

read
837.4K
bc

AFET-İ DEVRAN (+18)

read
30.7K
bc

Vincent Raphael +18

read
15.1K
bc

ZÂLİM: KÖTÜ ADAM +18

read
88.6K
bc

Mafyaya tutsak

read
18.8K
bc

TÖREYLE YAZILAN +18

read
18.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook