Bölüm 4: Sahil Partisi

1495 Words
Playlist : The Pierces - Boring Yatağımda tekrar sağa döndüğümde, gözüm duvarda asılı olan siyah çerçeveli saate kaydı. Saat yavaş yavaş beşe doğru geliyordu. Bu gece ancak bir iki saat uyuyabilmiş, geri kalan saat dilimini ise aptalca şeyler düşünerek geçirmiştim. Etraf hala katanlıktı ama yavaş yavaş aydınlanmaya başlayacak gibiydi. Sattin akrep ve yelkovanına bakmayı kesip, bu sefer sola döndüm. Hava sıcak olduğu için üstüme sadece bir pike örtmüştüm. Ayağımla pikeyi tekmeleyip yataktan attım ve bu seferde, derin bir nefes alarak yüz üstü döndüm. Acaba yerimi yadırgadığım için mi uyuyamıyordum, yoksa aklımı uykudan daha çok meşgul eden konular mı vardı ? Belkide konudan ziyade bir kişi. Bunu kendime itiraf etmekte bir sorunum yoktu. Sonuçta ben kendimi biliyordum, değil mi ? Ondan hoşlanmadığımı yada etkilenmediğimi. Sadece dikkatimi çekmişti işte. Bunu bu kadar büyütmek benim suçumdu. Gözümü kapadığım gibi aklıma dün gece geliyordu. Terden ıslanan uzun sarı saçlarının tek tek alnına düşmesi, şarkıyı söylerken kapattığı gözleri, ara sıra haraket eden elleri, kısa kollu siyah tişörtünden dışarı çıkmayı başarmış kimisi siyah kimisi renkli dövmeleri, ince bacaklarını saran siyah dizi yırtık pantolonu, burnunun üstündeki küçük gümüş halka, keskin yüz hatları.. Gözlerimi kapadığım gibi aklımda canlanan karelerin betimlesesiydi bunlar. Ne vardı bu kadar etkilenecek sanki ? Tamam, çocuğun yakışıklılığına lafım yoktu, ancak onda olan başka birşeydi. Antalya'da sağım, solum, arkam, önüm, nereye dönsem yakışıklı kaynıyordu. Ama o başka gelmişti bana. Daha farklı, daha tehlikeli, daha garip. Bu gece Kurt'un mekanına tekrar ayak basacaktık. Bu dikkat çekicilikle ve sahneye çıktığı günkü kız çığlıklarınıda unutmazsak bence bayağı bir can yakmıştı. Bu yüzden gittiğimizde, ona garip bir şekile takıntısı olan psikopat birkaç kız bulup ağızlarını yoklasam fena olmazdı. Yatakta daha fazla dönüp durmak istemediğim için, sonunda doğruldum ve saçlarımı kulaklarımın arkasına iterek esnedim. Kalkarken, az önce yere attığım kahverengi pikeyi tekrar yatağa geri koyup çalışma masına doğru yürüdüm. Sabahın körü olduğu için haliyle hava biraz daha serindi. Aralık penceremden içeri giren soğuk hava doğruca çıplak kollarıma vuruyordu ama önemsemedim. Soğuk bilinci açık tutar ve sizi kendinize getirirdi. Bir sürü kağıt ve evrak dolu masaya sonunda oturduğumda ellerim Kurt'un dosyasına kaymıştı. Dosyayı elime alıp, derin bir nefes alarak açtım. Açar açmaz sayfaların arasından, onu ilk defa o zaman gördüğüm, birlikteki resmi düşmüştü masaya. Dosyayı kapamadan tekrar masaya koydum ve bu sefer elime fotoğrafı aldım. Burada gözlerinin rengi belli olmuyordu, ama gümüş halka burnundaydı. Dövmeleri, tişörtünün rengi, bakışı, herşey bildiğim, kısa sürede tanıdığım gibiydi. Uzun bir süredir fotoğrafa baktığımı fark ettiğimde, fotoğrafı sertçe masaya bıraktım ve ayağı kalkarak odadan çıktım. Yavaş olmaya çalışıyordum. Çünkü saat daha sabahın altısıydı. Yan odada da Gazel uyuduğu için yavaş olmak şarttı. Aslında eğitim merkezinde genellikle beş, altı arası uyandırdık ancak artık orada olmadığımıza göre sabah on birde de kalkmamız Agah için bir sorun teşkil etmiyor olmalıydı, değil mi ? Giriş katından, bordrum merdivenlerine yürüdüm ve yavaş olmaya çalışarak aşağı indim. Bordum katı karanlık olduğu için merdivenlerin bitimindeki lambayı yakarak, etrafın sarı bir ışıkla aydınlanmasına izin verdim. Hemen karşıda kahverengi bir kapı duruyordu. Girişteki beyaz havlulardan alarak boynuma asmış daha sonra ise kahverengi kapıyı iterek antreman odasına girmiştim. Hemen sağda bir koşu bandı ve çeşitli spor aletleri dururken, solda ise büyük bir kum torbası ve silah antremanlarının yapılacağı alanlar duruyordu. Oda da ise başka bir kapı daha vardı. Kapının üzerinde silah işareti olduğunu gördüğümde gülümsedim. Biraz antremandan sonra silah atışı yapabilirdim. Yumruk eldivenlerini elime geçirdikten sonra kum torbasına doğru yürüdüm. ⌛️ Bir iki saat boyunca antreman yapmıştım. Alnımda biriken terleri boynumdaki havluyla silip eldivenleri elimden çıkardım. Çok geçmeden Gazel'in adımı seslenişi bodrum katına kadar ulaşmıştı. Derin bir nefes alarak, eldivenleri herhangi bir yere fırlattım ve antreman odasından çıkmak için kapıya ilerledim. Silah atışını başka bir güne erteleyebilirdim. Merdivenleri çıktığımda, Gazel'in amerikan tipi mutfakta birşeylerle uğraştığını görmüştüm. Beni gördüğünde uykulu gözleri açıldı. "Uyuyorsun sanmıştım." Kafamı iki yana salladım. "Neredeyse hiç uyumadım." Gazel tekrar önündeki uğraştığı şeyi bırakarak bana döndü. "Asil, iyisin değil mi ?" Kafamı onaylarcasına salladım. "Pekala. Bende internetten birkaç kahvaltılık yiyecek bakıyordum. Şu peynirli ekmekleri fırına atacağım. Olana kadar bir duş al istersen." Gülümsedim. "Tamamdır. Hadi kaçtım ben." Merdivenlerden yukarı çıkarak odama girdim ve kıyafetlerimi alıp banyoya geçtim. On beş dakika kadar duşta durduktan sonra suyu kapatıp çıktım ve üstümü kurulanıp, giyindim. Islak uzun saçlarımıda havluya sararken aşağıdan gelen mis gibi kokular çoktan evin her yanını sarmaya başlamıştı. Banyodan çıkıp, aşağı indim. Gazel kurduğu sofranın baş ucuna oturmuş ve elindeki telefonuyla ilgileniyordu. Hızla mutfağa ilerledim ve daha sofraya oturmadan üzerinde erimiş peynir olan ekmeklerden bir taneyi ağzıma götürdüm. Gazel sofraya oturduğumda kafasına bir anlığına bana doğru çevirmiş ve gülümsemişti. Kahvaltımı yapmaya başladığımda, gözlerimi Gazel'e diktim. "Ne yapıyorsun sen ?" Gazel elindeki telefonu masaya bırakıp, sonunda bana döndü. "Kendime sosyal medya hesapları açtım. Bu barda takılan birkaç kızı takip ettimde. Parti varmış sahilde, bizide çağıyorlar. Onlarla uğraşıyorum," Güldüm ve kafamı iki yana sallayarak ekmekten bir ısırık daha aldım. "Barmenide takip ettin mi ?" deyip sırıttığımda, yaptığım imaya takılmadan kafasını iki yana salladı. "Hayır ama Demirel, ay çok pardon Barlas'ı ettim." dediğinde gözlerimi kocaman açtım. "Bana Facebooku var ve 'Çekerim emaneti, yakarım adaleti.' diye ergen sözleri paylaşıyor deme." dediğimde ufak bir kahkaha attı. "Saçmalama Asil. Facebooku yok ama i********:ı var." Güldüm. "Peki, şey..Kurt'un da var mı ?" Kafasını iki yana salladı. Omuzlarımı düşürerek kafamı salladım. "Ama Barlas'ın profilinde beraber birsürü fotoğrafları var." dediğinde hızla kafamı Gazel'e çevirdim. Sırıtarak bana bakıyordu. Isırdığı ekmeği tabağına geri koyup arkasına yaslandı. "Asil, sen bu çocuktan etkilenmiş olabilir misin ?" Ekmek boğazıma takılı kaldığında öksürmeye başlamış, ardından masanın üzerinde duran şeftali suyunu bir dikişte bitirmiştim. Dudaklarımdan dışarı sızan bir iki damlayı elimle silip, sandalyemi geri ittim. "Ne!? Hah, hayır tabiki. Hem nereden çıkarıyorsun sen bunu ? Ne alaka ? Neyse sen şey yap şu arkadaşına da, gidelim şu sahil partisine." Gazel gülmemeye çalışarak telefonu eline aldı. "Yalnız partiyi Barlas organize etmiş. Yani anlayacağın Kurt'ta orda olacak." Sinirlenmemeye çalışarak, derin bir nefes aldım. "Daha iyi ya ! Bizde eğlenmek yerine bilgi toplarız." dediğimde sırıtarak ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Ben hazırlanmaya gidiyorum." Kafasını aşağı yukarı salladı ve masadaki bir iki tabağı alıp lavabonun içine attı. Gözlerimi sıkıca yumup açtıktan sonra merdivenlere yöneldim. Odama girdiğim gibi dolabımın başına geçmiş ve ne giyeceğine karar vermeye çalışmıştım. Elim ilk baş mavi kısa bir elbiseye gitsede vaz geçtim. Elbise giymek istemiyordum. Her ihtimali göz önünde bulundurmak zorundaydım sonuçta. Herhangi bir saldırı durumunda ne kadar rahat olsam o kadar iyiydi benim için. Siyah bir şort ve üzerime bana biraz bol gelen, düz beyaz, V yaka tişört çıkardım. Giyindikten sonra, makyaj masasına gidip siyah göz kalemi ve eyeliner çekip, maskara sürdükten sonra rastgele bir parfüm alıp sıktım. Saçlarımı salık bırakmaya karar verip siyah çoraplarımı, ardından borda bez spor ayakkabılarımı giydikten sonra aşağı indim. Gazel ortalıkta gözükmüyordu. "Gazel ! Hadi ! Çabuk ol !" Gazel sonunda merdivenlerden inip yanıma geldi ve evden çıktık. Daha öğlen olmamıştı ama biz parti peşindeydik. Porsche'ye binerken derin bir iç çektim. "Gazel, partinin bu saatte başladığına emin misin sen ?" "Tabi kızım, gün boyu parti konsepti bu. Sabah altıda başaldı hatta. Öyle bakma, manyaklık olduğunu farkındayım ama burası Antayla. Millet gece gündüz eğlence istiyor." Gözlerimi devirip arabayı sürmeye devam ettim. Yarım saat sonra sahile varmıştık. Arabayı park edip indiğimizde, etrafa anca göz gezdirebilmiştim. Her yer güzel kız kaynıyordu. Sanki özel seçilip davet edilmiş gibiydiler. Hayranlıkla baktığım kızlardan gözlerimi almayı başarmış ve etrafa göz gezdirmeye devam etmiştim. Sol tarafa büyük bir bar kutulmuştu. Yer yer masalar ve puflar vardı. Bazıları ise renkli minderlede oturuyordu. Eğlencenin sabaha kadar süreceği düşünüldüğünde ise, ağaçların arasına asılmış ve henüz yanmayan renkli ampuller mantıklı geliyordu. Gazel ile denize yakın puflara gidip oturduk. Dalga sesleri kulağımıza ulaşırken, Gazel ayağı kalktı. "Ben içecek birşeyler alacağım. Sen ?" "Banada bir soğuk limonata getirsen iyi olur." dediğimde başını sallayarak yanımdan uzaklaştı. Hava sıcaktı. Hatta öyle bir sıcaktı ki tenimin haşlandığını hissediyordum. Ilerleyen saatlerde dahada sıcak olacaktı, ancak denizden yüzümüze doğru esen hafif meltem biraz olsun insanı rahatlatıyordu. Hatta biraz sonra ayaklarımı suya bile sokabilirdim. Az sonra Gazel'in pufuna oturmuş başka biri gördüğümde, gözlerimi güneşten dolayı kısıp kafamı ona doğru çevirdim. Ah kahretsin ! Bu bardaki çocuktu. "Selam kızıl kafa !" Çocuk alayla gülerek suratıma baktığımda, yüzüme yapmacık bir gülümseme takıştırdım. "Merhaba !" Çocuk pufta iyice yayılarak bacaklarını araladı. "Tanrı bizi seviyor, yine karşılaştık." Tekrar gülümsemeye çalıştım ancak samimiyetten uzak bir gülümsemeydi bu. "Ah evet." Sanırım tanrı beni sevmiyordu. "Seni gördüğüme sevindim. Bu arada ben Aras. Düşündümde partiden sonra benim evime geçeriz." Arsız sırıtışı karşısında şaşkına dönmüştüm. Tanımadığı birine karşı bu kadar rahat davranması rahatsız ediciydi. "Ah çok üzgünüm, başkasına sözüm var." diyerek puftan kalktım ve o çocuktan oldukça uzağa gitmek amaçlı yürüyebildiğim kadar yürüdüm. Çok geçmeden, parti alanından sanki başka bir parti alanına geçmişim gibi gelmişti. Çünkü buradaki bütün puflar, minderler hatta masalar siyahtı. Etrafıma bakındığımda bazı kızlar ve erkeklerin gayet samimi bir şekilde birlikte oturduklarını, hatta bazılarının öpüşüp koklaştığını, bazılarının ise koyu bir muhabbette olduklarını görmüştüm. Gözlerimi kısarak etrafıma bakındım. Ve gözlerim bir noktaya takılı kaldı. Siyah bir şort giymiş, ancak üstü çıplak ve bütün dövmeleri bağımsızlığını kazanmış Kurt, yeşil saçlı bir kızla kendilerini kaybetmiş gibi öpüşüyordu. Hemen arkamı döndüm. İçimde büyüyen bu şeyde neydi böyle ? ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD