"Hey, Jennifer! Buradayım."
Barın köşesinden, ona el sallayan Sam'i görünce aynı şekilde karşılık verip gülümsedi.
Her zaman bayram çocukları gibi neşeli olmayı nasıl başarıyordu?
Samantha, Jennifer'ın aksine daha uzun boylu, daha kısa siyah saçlı ve mavi gözlü bir kadındı. Giyimi de karakterleri gibi aykırı olunca Sam, spor mini bir etek ve yuvarlak hatlarını saran ince bir bluz gibi detaylı kıyafetleri tercih ediyordu. Aslında o gittiği tüm ortamlarda bakışları üzerine çekmeyi iyi biliyordu. Yanına gittiğinde tam da ikisine yakışır şekilde coşkuyla sallana sallana kucaklaştılar.
"Tatlım iyi ki doğdun, mutlu ve şanslı yeni yaşlara."
Sıcacık sarılışın ardından bir kol mesafesi uzaklıktan birbirlerine baktıktan sonra taburelerine oturdular. Samantha bara doğru elini kaldırıp seslendi.
"Hey Charlie! Bize her zamankinden."
"Tamamdır." cevabının üzerinden çok zaman geçmeden içkileri masaya gelmişti.
"İyi dileklerin için teşekkür ederim Sam." İçkisinden bir yudum aldı. Hımm Bourbon. Bu iyi gelmişti.
Aynı şekilde kadehini yudumlayan Samantha,
"Ah, bir dakika.." diyerek bardağı elinden bırakıp çantasını kurcaladı ve küçük renkli bir paketi gülümseyerek Jennifer'a uzattı.
"Bu senin için. Ufak bir şey, umarım beğenirsin?"
"Ah, Sam neden zahmet ettin?" mahcup olmuş ve kızarmaya başlamıştı.
"Pek de zahmet olmadı. Aslına bakarsan sevgililer gününde doğduğun için çok şanslısın. Her yerde kalpler, çiçekler ve kırmızı renkler hakim. Alışveriş olayı ise tüm dükkanlarda abartılmış durumda. Bu da en yakın arkadaşıma hediye seçmek için işimi daha da kolaylaştırıyor. "
Haklıydı. Bugün Sevgililer Günü'ydü. Aşkı yaşayan herkes için çok özel bir gündü. Her zaman geldikleri Charlie'nin yerinde bile pembe-kırmızı-beyaz renklerle donatılmış kalpler ve çiçekler hakimdi. Fakat Jennifer, ne sevgililer gününe ne de doğum gününe ait hiç bir heyecan hissetmediğini fark etti.
Bunun sebebi yazdığı hikayelere fazla duygu yüklediğinden kendi duygularını yitirmiş olması olabilir miydi?
Ya da annesinin, üvey babasının eziyetleri yüzünden California'daki bir bakım evinde hayatının geri kalanını Jennifer'a aklını kaçırtacak bir sessizlik içinde geçiriyor olması...Veya sevgili nişanlısı Peter'ın sabahtan beri hiç aramamış ve bu çifte özel güne dair hiç bir plan yapmamış olması olabilir miydi? Kim bilir?
Şu an etrafında yanıp sönen kırmızı kalpli lambaların aksine kendi kalbinin derinliklerinde en ufak bir ışık dahi yanmıyordu. Samantha'nın kolunu sıkmasıyla kendi düşüncelerinden sıyrıldı.
"Haydi! Açmayacak mısın?"
"Ah. Üzgünüm. Dalmışım."
Sarı parlak yaldızlı kutunun kurdelelerini çözüp, itinayla kapağını açtığında aynı anda gördüğü şeyle hem gözleri kocaman olmuş, hem de dolmuştu.
Tanrım. Minyatür bir ağaç ev.
Jennifer çocukluğunda hep bir ağaç evi olsun istemişti. Babası bu dileğini gerçekleştirmeyi çok istiyordu, ancak emniyet teşkilatında polis olan Harry, girdiği bir çatışmada vurularak öldürülmüştü. Küçük kızının hayalleri o gün babasıyla birlikte ölmese de, daha sonra üvey babası olarak evlerine yerleşen adamın bahçelerindeki tüm ağaçları kesmesiyle, artık tamamen yok olmuştu. Şimdi elinde tuttuğu bu minyatür ağaç ev onu çok eski ve tatsız anılarına geri götürmüştü. Arkadaşının yüzündeki hüznü fark ettiğinde, kendine sıkı bir küfür savurdu Samantha.
"Jennifer çok özür dilerim. Üzülebileceğini tahmin etmeliydim. Tanrım, ne aptalım ben? Neden sevineceğini sandım ki zaten?" iki eliyle Jennifer'ın elini sımsıkı tuttu.
Arkadaşının gözlerindeki üzüntüyü gören Jennifer, kendi gözlerindeki doluluğu kirpikleriyle geriye itmeye çalıştı.
"Saçmalama! Bu harika bir hediye. Ben... bayıldım."
"Ciddi misin?"
"Elbette Sam. Hayatımda şimdiye kadar aldığım en güzel hediye bu. Teşekkür ederim."
Samantha'ya tekrar sarılırken, en yakın dostunun ona hatırlattığı acı hatıraların verdiği üzüntüyü fark etmemesini diledi.
Aynı saatlerde Brother Malikanesinde...
"Hey dostum, beni duyabiliyor musun? Ryan?"
".........."
"Hey Bill, neden ses gelmiyor?"
"Deniyorum dostum. Tamam."
"Çocuklar beni duyabiliyor musunuz?"
"Çok şükür Ryan. Evet seni duyabiliyoruz. Neredesin?"
"Şu an villanın arka girişindeyim. Güvenlik sistemini devre dışı bıraktığınızda içeri gireceğim."
"Tamamdır dostum harika! Hey Bill şu lanet kameraları etkisiz hale getir. Hadi çabuk ol!"
"Hemen hallediyorum... Ve evet....Sistem devre dışı."
"Tamam çocuklar içeri giriyorum. Bana şans dileyin!"
"Bol şans dostum. O fıstığı almadan geri gelme sakın!"
"Sence bunu başarabilecek mi John? Ne dersin?"
"Elbette başaracak dostum. Kasalar ve kilitler, kadınlar gibi asla Ryan'a karşı koyamazlar. O kapaklı fahişenin bacaklarını aralayıp elması alarak buraya dönecek. Buna şüphen mi var?"
"Evet, haklısın. Sadece kötü bir his diyelim."
John, eliyle arkadaşını sakinleştirmek için omuzuna dokundu.
"Rahat ol adamım. O zengin piç buradan kilometrelerce ötede, sevgilisiyle kutlama yemeğinde, muhtemelen dil dansı yapıyordur. Şimdi bir kız gibi mızmızlanmayı kes de bahçeyi temizleyelim. Korumalardan birinin Ryan'ın karşısına çıkmasını istemeyiz değil mi?"
"Elbette" diyerek bekledikleri araçtan çıkıp gizlice etrafı gezinmeye başladılar. Hava oldukça serindi. Giydikleri siyah kıyafetler, şapka ve eldivenlerle karanlıkta adeta bir gölge gibiydiler. Bir kaç eli silahlı güvenlik görevlisinin icabına bakıp, etkisiz hale getirdikten sonra ana girişe doğru devam ettiler. Telsizden konuşmakta oldukları Ryan'dan anladıklarına göre her şey yolunda gidiyordu. Villadan içeri girmeyi başarmış, ayrıca kasa odasına da sorunsuz ulaşmıştı. Şifre, kilit sistemi ve geri kalanı da Ryan'ın becerikli elleri sayesinde halledilmişti. Kasa açıldığında Ryan'dan yükselen güçlü bir ıslık kulaklarını sağır etti.
"Vay canına!" demekten kendini alamadı genç adam.
Tam o esnada telsizden duyduğu silah sesleriyle birlikte sesiz olan ortamda bir anda adrenalin patlaması yaşandı.
Lanet olsun!
Bir an önce villadan çıkabilmenin yollarını aramaya başladı Ryan. Nereden çıktığı belli olmayan adamlar, kalabalık bir şekilde etraflarını kuşatmaya başlamıştı. John nefes nefese hâlde, "Lanet olsun dostum, bunlar Steve Marks'ın adamları." diyerek daha da paniklemeye başladı ve o esnada fark edemediği bir adam tarafından kurşunun hedefi olmaktan kaçamadı.
Siktir!
"John iyi misin dostum? Jhon cevap ver!"
Karşıdan gelen sessizlik kötüye işaretti. Çıktığı koridordan hızla arka bahçeye geçti. Bir kaç adama ateş ederek etkisiz hale getirdi. Öldüklerini sanmıyordu. Sadece diz kapaklarına nişan almıştı. Telsizden Billy'e seslendiğinde aldığı yanıtla John'un yanında olduğunu ve onun yaralandığını öğrendi. Bir an önce minibüse ulaşabilmek ve buradan gidebilmek için acil bir plan yaptılar.
Hâlâ peşlerinde çok fazla silahlı adam vardı. Ryan arkadaşlarının yanına geldiğinde Billy ile birlikte John'un kollarına girerek bir yandan da kendilerini kurşunlardan korumaya çalışıp minibüse ulaşmayı başardılar.
Yaralı arkadaşlarını arka koltuğa yatırdıktan sonra Billy direksiyonun başına geçti ve gazı kökleyerek hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Ancak peşlerinde, kolay pes eden adamlar yoktu. Onlar da araçlarına binip, takibe başladıklarında ateş etmeye devam ediyorlardı. Ryan, minibüsün arka kapısını açarak ateş edenlere doğru silahıyla karşılık vermeye çalıştı.
Ancak uzun bir kovalamacanın ardından girdikleri dar bir sokakta Ryan, göğsünde hissettiği yanma ve acıyla yüzünü buruşturdu.
Siktir! Vurulmuştu.
Gözleri kararmaya başladığında daha fazla dengesini sağlayamadı ve minibüsten aşağıya düşerek yol kenarına doğru yuvarlandı.
Minibüs tekerleri asfaltı yakarken trafikteki kaçma kovalamaca da tüm hızıyla devam ediyordu.