Deponun ağır, paslı demir kapısı büyük bir gürültüyle iki yana açıldığında, dudaklarımdaki viski bardağını yavaşça masaya bıraktım. Dışarıdaki soğuk rüzgar içeri dolarken, yüzümde aylardır beklediğim zaferin kusursuz tebessümü vardı. Ciplerin lastik sesleri beton zeminde yankılandı. Adamlarım, siyah araçlardan inip kapıları açtılar. Ve nihayet, beklediğim an gelip çattı. Adamlarımın arasında, kolları iki yanından sıkıca tutulmuş, başındaki şalı omuzlarına düşmüş halde içeri sürüklenen kadını gördüm. Berfin. Adar’ın emaneti. Benim hakkım olan kadın. “Bırakın!” diye kükredim, masanın arkasından ağır adımlarla öne çıkarken. Sesi yükseltmeme gerek bile yoktu, emrim deponun duvarlarında ölümcül bir yankı yaptı. “Size kızı incitmeyeceksiniz demedim mi! Çekin ellerinizi üzerinden!” Adamlarım

