Şehir karanlığa tamamen teslim olmuştu.Melis bir taksinin arka koltuğunda oturuyordu.
Sokak lambaları uzun gölgeler oluşturuyor, vitrinler ışıkla parlıyordu. Arabalar kırmızı stop lambalarıyla yollarda yavaş bir nehir gibi akıyordu. Melis camdan dışarı bakıyordu.
Şehrin hareketi zihnindeki düşünceleri bastıramıyordu. Emir.
Yıllarca hayatının merkezinde olmuş bir isim. Bir zamanlar ona güvenmişti. Onun sözlerine inanmıştı. Onun onayını aramıştı. Şimdi ise…
Onunla hesaplaşmaya gidiyordu.
Taksi bir ara sokakta durdu. Şoför başını çevirdi.
“Burada mı ineceksiniz?”
Melis başını kaldırdı. Camın dışına baktı. Küçük bir bar. Loş ışıklar. Eski bir tabela.
“Evet.”
Parayı uzattı. Arabadan indi.
Kapının önünde birkaç kişi sigara içiyordu. İçeriden hafif bir müzik geliyordu. Kapıyı açtığında alkol, kahve ve eski ahşap kokusu karışıp yüzüne çarptı. İçerisi kalabalık değildi.
Ama tamamen boş da değildi. Melis gözleriyle masaları taradı. Ve onu gördü. Emir. Arka köşedeki masada oturuyordu. Her zamanki gibi rahat görünüyordu. Sanki bu bir tehdit görüşmesi değil de sıradan bir buluşmaymış gibi.
Melis yürüdü. Adımları sakindi. Masaya geldiğinde Emir başını kaldırdı. Gülümsedi.
O tanıdık gülümseme.
“Gerçekten geldin.”
Melis sandalyeyi çekti. Oturdu.
“Adresini sen yolladın.”
Emir başını hafifçe yana eğdi.
“Yine de gelmeyebilirdin.”
Melis ona baktı.
“Kaçan ben değilim.”
Bu cümle Emir’i hafifçe eğlendirmiş gibi görünüyordu.
“Eskiden kaçardın.”
Melis cevap vermedi. Sadece ona baktı. Emir birkaç saniye sonra konuştu.
“Güzel bir iş almışsın.”
Melis’in sesi sakindi.
“Konuyu değiştirme.”
Emir güldü.
“Konuyu ben açtım zaten.”
Telefonunu cebinden çıkardı. Masaya koydu.
Ekranda video dosyası açıktı. Melis’in gözleri bir an ekrana kaydı. Sonra tekrar Emir’e döndü.
“Bunu göndermek için mi geldin?”
Emir omuz silkti.
“Belki.”
“Belki?”
“Belki de sadece seni görmek istedim.”
Melis’in bakışları sertleşti.
“Yalan söyleme.”
Emir hafifçe güldü.
“Eskiden buna inanırdın.”
Melis öne eğildi.
“Eskiden sana inanırdım.”
Bu cümle masanın üzerinde ağır bir şekilde kaldı. Emir birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra daha ciddi bir tonla konuştu.
“Şimdi CEO’nun sevgilisi oldun.”
Melis’in yüzünde bir değişiklik olmadı.
“Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum.”
Emir’in gözleri daraldı.
“Benimle birlikteyken böyle konuşamazdın.”
Melis başını hafifçe eğdi.
“Seninle birlikteyken ben konuşamazdım.”
Emir’in çenesi gerildi. Melis devam etti.
“Çünkü her cümlemi ezip geçerdin.”
Bir saniye durdu.
“Hatırlıyor musun?”
Emir cevap vermedi.
Melis’in sesi yavaşladı.
“Yapamazsın derdin. Yetersizsin derdin. Kimse seni ciddiye almaz derdin.”
Emir dişlerini sıktı.
“Ben sadece gerçekçi davranıyordum.”
Melis hafifçe güldü.
Ama bu gülüşte sıcaklık yoktu.
“Hayır.”
Gözlerinin içine bakarak söyledi.
“Sen kontrol ediyordun.”
Emir’in yüzündeki rahat ifade ilk kez kırıldı.
“Şimdi ne istiyorsun?”
Melis arkasına yaslandı.
“Hiçbir şey.”
Emir kaşlarını çattı.
“Hiçbir şey mi?”
“Evet.”
Melis telefonu işaret etti.
“Videoyu göndermek istiyorsan gönder.”
Emir’in parmağı ekranın üzerinde durdu.
Melis’in sesi sakindi.
“Çünkü artık korkmuyorum.”
Emir birkaç saniye onu inceledi. Sanki yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu.
“Gerçekten mi?”
Melis başını salladı.
“Evet.”
Sonra hafifçe öne eğildi.
“Çünkü o videoda utanç verici olan ben değilim.”
Bir saniye durdu.
“Sen varsın.”
Emir’in gözleri karardı. Melis devam etti.
“İzinsiz kayıt yapan.” “Bir kadını küçülten.”
“Ve onu yıllar sonra bile tehdit eden.”
Emir bir şey söylemek istedi ama Melis sözünü kesti.
“Gönder.”
Masaya doğru işaret etti.
“Gerçekten gönder.”
Barın içindeki müzik o anda biraz yükseldi. İkisi de birkaç saniye konuşmadı. Emir sonunda telefonu yavaşça masaya bıraktı.
Melis’i uzun uzun inceledi.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
“Gerçekten değişmişsin.”
Melis’in cevabı kısa oldu.
“Hayır.”
Başını hafifçe yana eğdi.
“Ben aynıyım.”
Bir saniye durdu.
“Sen artık beni korkutmuyorsun.”
Ve o anda masadaki güç dengesi değişti.
İlk kez.
Emir bunu fark etmişti.Bu cümle onun beklediği tepki değildi. Melis’in paniklemesini, savunmaya geçmesini, belki de yalvarmasını beklemişti.
Ama karşısındaki kadın… Sakin görünüyordu.
Bu onu rahatsız etti. Emir telefonu tekrar eline aldı. Ekrana baktı. Sonra Melis’e.
“Emin misin?”
Melis başını hafifçe eğdi.
“Evet.”
“Çünkü bu videoyu gönderirsem—”
Melis sözünü kesti.
“Gönder.”
Barın içindeki ışık Melis’in yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Gözleri kararlıydı.
“Cidden gönder.”
Emir’in parmağı birkaç saniye ekranın üzerinde bekledi. Sonra yavaşça telefonu masaya bıraktı. Bir kahkaha attı. Ama bu kahkaha eğlenceli değildi. Sinirliydi.
“Sen gerçekten bambaşka biri olmuşsun.”
Melis sandalyeden kalktı.
“Bitti mi?”
Emir kaşlarını çattı.
“Bu kadar mı?”
Melis çantasını omzuna aldı.
“Benim için evet.”
Emir sandalyesini geriye itti.
“Bu kadar kolay kurtulduğunu mu sanıyorsun?”
Melis ona baktı.
“Ben senden kurtuldum.”
Bir saniye durdu.
“Yıllar önce.”
Sonra arkasını döndü. Barın kapısına doğru yürümeye başladı. Emir birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra sinirle nefes verdi.
Telefonunu cebine koydu ve ayağa kalktı.
Melis kapıyı açıp dışarı çıktığında gece serinliği yüzüne çarptı.
Sokak lambaları sarı ışıklar yayıyordu. Kaldırım neredeyse boştu. Tam yürümeye başlayacakken bir araba dikkatini çekti.
Sokağın karşısında park etmiş siyah bir araç.
Melis arabayı hemen tanıdı. Karan. Kalbi bir an hızlandı. Ama gülümsemedi. Sadece başını hafifçe iki yana salladı. Tabii ki gelmişti.
Tam o sırada barın kapısı tekrar açıldı. Emir dışarı çıktı. Ceketini düzeltirken başını kaldırdı. Ve o arabayı gördü. Siyah araç. Direksiyon başında oturan adam. Karan Yalçın.
Emir’in gözleri birkaç saniye arabada sabitlendi. Sonra yavaşça Melis’e döndü.
Bakışları değişmişti. İlk kez.
“Demek yalnız gelmemişsin.”
Melis sakince cevap verdi.
“Yalnız geldim.”
Emir alaycı bir şekilde güldü.
“Gerçekten mi?”
Melis’in sesi sakindi.
“Ben ondan gelmesini istemedim.”
Bu cümle Emir’i kısa bir an durdurdu.
Melis devam etti.
“Kendi geldi.”
Karan arabadan inmedi. Ama gözleri ikisinin üzerindeydi. Sessiz. Soğuk. Emir birkaç saniye arabaya baktı. Sonra tekrar Melis’e.
“Demek CEO seni koruyor.”
Melis’in cevabı kısa oldu.
“Hayır.”
Bir saniye durdu.
“Ben kendimi koruyorum.”
Emir’in yüzünde sert bir gülümseme oluştu.
“Bu iş bitmedi.”
Melis başını hafifçe eğdi.
“Bitti.”
Ve kaldırım boyunca yürümeye başladı.
Emir arkasından bakıyordu. Ama artık yüzündeki ifade eskisi gibi değildi.
İlk kez… Bu oyunu kaybedebileceğini düşünmüş gibiydi.
Melis arabaya yaklaştığında Karan camı indirdi. Gözleri ciddi görünüyordu.
“Yalnız gideceğini söylemiştin.”
Melis kapıyı açtı. Arabaya oturdu. Kapıyı kapattı. Sonra Karan’a baktı.
“Geldin.”
Karan kısa bir cevap verdi.
“Evet.”
Melis emniyet kemerini taktı.
“İyi ki geldin.”
Karan arabayı çalıştırırken Emir hâlâ kaldırımda duruyordu. Ve onları izliyordu. Ama artık oyunun kuralları değişmişti. Melis artık kaçan kadın değildi.
Ve Karan Yalçın…
Onun yanında duran adamdı.