Karan toplantı odasından çıktığında hava aydınlıktı ama zihni hâlâ geceydi.
Sistemi değiştirmişti. Babasına karşı durmuş, İnsan Kaynakları departmanının doğrudan yönetim kuruluna değil, bağımsız bir yapıya bağlanmasını savunmuştu. Resmî gerekçesi kurumsal şeffaflıktı.
Gerçek nedeni Melis’ti. Onu korumak değil.
Onu kimsenin gölgesinde bırakmamak.
Ama Karan’ın bilmediği bir şey vardı: Bazı gölgeler bina dışından gelmezdi.
Melis ofisteydi.
Cam bölmenin arkasında şehir akıyordu. Masasının üzerindeki dosyalar düzenliydi. E-postalar cevaplanmıştı. Toplantı notları hazırlanmıştı. Hayat kontrol altındaydı.
Telefonuna düşen mail sesi o düzeni bozdu.
Gönderen: bilinmeyen.
Konu: boş.
İçerik: tek bir dosya.
Video.
Kalbi gereksiz bir hızla atmaya başladı. Bir saniye düşündü. Sonra açtı. Görüntü eskiydi. Bir salon. Loş bir ışık. Koltukta kendisi. Omuzları düşük. Bakışları tereddütlü.
Karşıdan Emir’in sesi geliyordu.
“Bu işi bırakırsan kimse seni ciddiye almaz, Melis. İnsan kaynakları mı? Sen lider değilsin.”
Görüntüdeki Melis’in sesi daha küçüktü.
“Yapabilirim.”
Emir’in kahkahası duyuldu.
“Ama ben istemezsem yapamazsın.”
Video kesildi. Melis’in boğazı kurudu. Bu görüntü o evdendi. Emir’in evi. Demek ki kaydedilmişti. Habersiz. Telefon titredi.
Mesaj.
Emir:
“Güçlü görünüyorsun. CEO sevgilisi olmak işe yarıyor mu?”
Melis’in yüzü ifadesizleşti.
İkinci mesaj geldi.
“Şirkette bağımsız İK kararı çıkmış. Senin için mi? Ne romantik.”
Kalbi bu kez daha sert çarptı. Bu bilgi daha yeni duyurulmuştu. Yani Emir hâlâ takip ediyordu.
Üçüncü mesaj.
“Video şirket mail listesine düşerse bağımsızlık pek işe yaramaz.”
İşte buydu. Silah değil. İtibar. Emir onu öldürmek istemiyordu. Onu yeniden küçültmek istiyordu. O eski Melis’e döndürmek. Göğsünde tanıdık bir his kıpırdadı. Yetersizlik. Ama bu kez büyümedi. Sakin bir nefes aldı. Karan’ı aramadı. Emir’i aradı.
Karşı taraf bir an sustu. Sonra hafif bir alayla konuştu.
“Beklemiyordum.”
Melis’in sesi dümdüzdü.
“Videoyu yayınlarsan kendini yakarsın.”
“Nasıl yani?”
“İzinsiz kayıt. Hukuki suç. Üstelik artık yalnız değilim.”
Emir’in tonu sertleşti.
“Sen benim sayemde vardın.”
Melis’in dudak kenarı hafifçe kıpırdadı.
“Hayır,” dedi net bir şekilde. “Sen benim özgüvenimi çaldın.”
Sessizlik. Bu kez son cümlesini daha yavaş söyledi.
“Bir daha beni tehdit edersen… seni gerçekten bitiririm.”
Ve kapattı. Ellerinin titrediğini o an fark etti. Ama sesi titrememişti. Kapı çaldı. Melis başını kaldırdı. Karan.
Onu görür görmez yüzündeki en küçük değişimi bile yakaladı.
“Bir şey oldu.”
Melis telefonu uzattı.
“Geçmiş geri döndü.”
Karan videoyu izledi. Ekrandaki görüntüye bakarken yüzü taşlaştı. Bu Eda’nın amatör hamlesine benzemiyordu. Bu psikolojik savaştı. Ve Karan psikolojik savaşları iyi bilirdi. Telefonu yavaşça kapattı.
“Onu bana bırak.”
Melis başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Karan’ın kaşları hafifçe çatıldı.
“Melis—”
“Bu benim savaşım.”
Sesindeki kararlılık yeni değildi belki. Ama bu kadar neti yeniydi. Karan ona baktı. Uzun uzun. Dün gece yanında uyuyan, geçmişini dinleyen kadın artık başka bir yerde duruyordu.
Kurtarılmak istemiyordu. Yanında durmak istiyordu.
“Yayınlarsa?” diye sordu Karan.
Melis omuzlarını dikleştirdi.
“O zaman herkes gerçeği görür.”
“Ne gerçeği?”
“Onun beni nasıl küçülttüğünü. Ve benim buna rağmen nasıl ayağa kalktığımı.”
Karan’ın gözlerindeki sertlik yavaşça başka bir şeye dönüştü. Saygı.
“Beni dışında bırakma,” dedi alçak bir sesle.
Melis bu kez yumuşadı.
“Seni dışında bırakmıyorum,” dedi. “Yanımda istiyorum. Önümde değil.”
O an aralarındaki denge değişti. Karan düşmanlarını susturabilirdi. İnsanları korkutabilirdi. Şehirde adı fısıltıyla anılırdı.
Ama Melis’in yanında durmayı öğrenmek… Bu başka bir güçtü.
Telefon yeniden titredi. Bu kez mesaj değil. Mail bildirimi. İkisi de aynı anda ekrana baktı.
Gönderen: Emir.
Konu: “Karar senin.”
Dosya ekli. Video. Henüz gönderilmemişti.
Taslak. Bir son uyarı.
Melis Karan’a baktı.Karan’ın gözleri karardı.
“Zaman kazanmak istiyor,” dedi soğukkanlı bir analizle. “Tepkini ölçüyor. Panik yapmanı bekliyor.”
Melis maili kapatmadı.
“Panik yapmayacağım.”
Parmakları klavyenin üzerinde bir an durdu. Sonra yazmaya başladı. Karan sessizce izledi. Cevap kısa oldu.
Emir,
İzinsiz kayıt yaptığını itiraf eden mesajların ve videonun bir kopyası şu an avukatıma iletildi.
Eğer bu dosya şirket içinde ya da dışında paylaşılırsa hukuki süreci başlatacağım.
Bu son iletişimim.
– Melis
Gönder tuşuna bastığında içindeki son tereddüt de gitti. Artık korku değil, netlik vardı. Karan başını hafifçe eğdi.
“Avukat?” diye sordu.
Melis gözlerini ondan kaçırmadan cevap verdi.
“Yok.”
Karan’ın dudak kenarı istemsizce kıvrıldı.
“Blöf mü?”
“Hayır,” dedi Melis. “Olacak.”
O an Karan bir şeyi fark etti. Melis artık savunmada değildi. Hamle yapıyordu. Daha fazla dedikoduyu harlamamak için Melis'in odasından çıktı. Cam ofisin içindeki babası masasının arkasında değildi.
Ayaktaydı. Bu bir iş görüşmesi değildi.
Kapı kapandığında babası bilgisayar ekranını Karan’a çevirdi. Mail kutusu açıktı.
Gönderen:
emir.***@...**
Konu: Bilgilendirme.
Ekranda ekli dosyalar vardı.
Fotoğraflar.
Melis ve Emir’in eski bir etkinlikte yan yana çekilmiş görüntüsü.
Yakın plan. Samimi. Gülüyorlar.
Altında tek cümle:
“Şirketinizin İnsan Kaynakları Müdürü hakkında bazı geçmiş bağlantıları bilmenizin önemli olduğunu düşündüm.”
Karan’ın yüzü değişmedi. Ama omuzları milim milim sertleşti.
“Bunu ne zaman aldın?” diye sordu.
“Az evvel.”
Babası maili aşağı kaydırdı.
“Şirket içi çıkar çatışmalarını önemsediğinizi bildiğim için paylaşıyorum. CEO’nun özel hayatının kurumsal dengeyi etkilememesi gerekir.”
Mesaj netti.
Emir kapıya gelmemişti. Ama masaya oturmuştu.
“Bu adam da kim böyle şirket hakkında yorum yapabiliyor?,” dedi babası.
Karan’ın gözleri ekrana sabitlendi. Bu bir ihbar değildi. Bu bir hamleydi.
“Ciddiye alınacak biri değil,” dedi Karan.
Babası bilgisayarı kapattı.
“Yönetim kurulu alır.”
Bir zarf uzattı. Aynı fotoğrafların çıktıları.
“Dedikodular zaten var. Sen dün İK’nın doğrudan sana bağlı olmaması gerektiğini söyledin. Şimdi bu mail geliyor. Sence tesadüf mü?”
Karan sakindi.
Ama içindeki çizgi çekilmişti.
“İK’nın bana bağlı olmaması fikrini ben sundum,” dedi. “Çıkar çatışması konuşulmasın diye.”
“Yoksa onu korumak için mi?” diye sordu babası.
“Evet.”
Sessizlik. Babası gözlerini kısmıştı.
“Bir kadın için şirket yapısını değiştirecek kadar zayıf mısın?”
Karan bir adım yaklaştı.
“Zayıflık,” dedi sakin ama keskin bir tonla,
“sevdiğin birini koz haline getirmektir.”
Babası durdu.
“Sevgi mi?”
Karan ilk kez o kelimeyi saklamadı.
“Evet.”
Cam duvarların arkasında şirket akıyordu. Toplantılar. Dosyalar. İmzalar. Ama içeride başka bir şey konuşuluyordu.
“Bu adam sana saldırmıyor,” dedi babası. “Şirketi hatırlatıyor.”
Karan’ın bakışları sertleşti.
“Hayır. O beni Melis üzerinden hizaya sokmaya çalışıyor.”
Bir an durdu.
“Ve sen de buna izin veriyorsun.”
Bu cümle ağırdı. Babası ilk kez sesini yükseltti.
“Ben şirketi koruyorum!”
Karan masasının üzerindeki fotoğrafları aldı.
Yavaşça ikiye böldü.
“Şirketi korumak, çalışanını hedef göstermek değildir.”
Babası sustu.
“Melis bu şirkete liyakatle geldi,” diye devam etti Karan. “Eğer biri özel hayatımı kullanarak yönetim kurulu üzerinde baskı kurmaya çalışıyorsa, sorun Melis değil. Sorun o adam.”
“Peki ne yapacaksın?” diye sordu babası.
Bu soru bir meydan okumaydı.
Karan gözünü kırpmadan cevap verdi.
“Bu şirketin CEO’su benim.”
Bir saniye.
“Ve kimsenin beni özel hayatımla tehdit etmesine izin vermem.”
Babası sertçe baktı.
“Onu koruyamazsan?”
Karan kapıya yöneldi.
“Korurum.”
Durdu.
“Ve bir daha böyle bir mail gelirse… hukuki olarak işlem başlatırım. Bu açık bir itibar zedeleme girişimi.”
Babası ilk kez oğluna farklı baktı. Bu inat değildi. Bu güçtü.
Kapı açıldı.
“Bir kadının arkasında durmak zayıflık değil,” dedi Karan çıkmadan önce. “Onu masaya sürmek zayıflık.”
Kapı kapandı. Ve Emir ilk hamlesini yapmıştı.
Ama Karan geri adım atmamıştı.