Zeynep bir hışımla Baran olacak o kaba adamın odasından çıkar çıkmaz kendisini bekleyen patronuyla karşılaştı. Kendisinden geç kalmış olmasına dair bir açıklama beklediğini anlayınca ilk defa patronuna yalan söyledi, genç kız.
“Sizin cep telefonunuzu istedi, size daha rahat ulaşabilmek için.”
Bu kadar çabuk yalan uydurabildiğine kendi de şaşırdı. Yalanlar uydurmayalı yıllar oluyordu. Demek yalan söylemek bisiklete binmek gibiydi, asla unutmuyordunuz pratik bir şekilde yalan uydurabilmeyi diye düşündü Zeynep, kendisine inanan patronuyla birlikte şirkete dönmek üzere arabaya binerken.
Yol boyunca neden diye sordu kendi kendine. Adama kendisiyle uğraşıyor olmasının sebebini merak etmediğini söylediyse de aslında meraktan ölüyordu. Bir türlü anlam veremiyordu kendisine karşı bu kadar kaba olmasına. Baran, bugün sınırı iyice aşmıştı. Zeynep, farkında olmadan bir şey mi yaptım diye düşünmekten alamıyordu kendini. Oysa odaya girdiğinde ve Zeynep’i gördüğünde adamın o koyu kahve gözleri ışıldamış gibi gelmişti Zeynep’e. Zeynep o anı düşününce gülümsedi kendi kendine. Kader diye geçirdi içinden. Kader kendileri hakkında neler planlıyordu böyle? Neden sürekli kendisinden zerre hoşlanmayan bir adamla yolları kesişip duruyordu?
Sorular… Sorular… Zeynep ile Baran’ın karşılaştıkları günün üzerinden günler geçmesine rağmen ikili kendi kendilerine sordukları ancak asla dillendirmedikleri sorulara bir cevap bulamamışlar, buna rağmen birbirlerini merak etmekten de vazgeçememişlerdi.
Özellikle Baran genç kızın kalbini kırdığını hiç unutmamıştı, unutamamıştı. Hatasını nasıl telafi edeceğine dair en ufak bir fikri de yoktu. Çünkü daha önce ne bir kıza böylesine bir saldırı da bulunmuş, ne de kırdığı bir kalbi tamir etme isteğiyle dolmuştu. Daha önce hiçbir kızdan böylesine etkilenmemişti ki tüm bunları düşünmek zorunda kalsın.
Zeynep, Baran’ın ilkler listesini oluşturuyordu hiç bilmeden. Baran’ın ise bilmediği Zeynep’in de kendisinden en az kendisi kadar etkilendiğiydi. Her ikisi de hissettiklerine bir isim koyamazken Zeynep’in bir daha asla Baran ile görüşmek gibi bir niyeti yoktu. Ne yapıp ne edip bir bahane bulacak ve Hakan’ın bir daha kendilerini bir araya getirmesini engelleyecekti. Bir daha ne Baran’ın ne de bir başkasının kendisini böylesine aşağılamasına izin vermeyecekti. Söz vermişti kendi kendine; Baran’ın ofisinde yaptıkları o görüşmenin gecesinde, yatağında ağlarken.
Baran’ın ima ettiği şey çok zoruna gitmişti Zeynep’in. Resmen patronuyla bir ilişki içerisinde olduğu için böyle güçlü bir avukatlık bürosunda stajı kaptığını söylemişti. Kendisini sırf sarışın olduğu için aşağılayan bu adama öfkesi bitmek bilmiyordu. ‘Beni hiç tanımadan hakkımda nasıl böyle bir kanıya varabilir?’ diye defalarca sormuş ve kararını almıştı o gece.
“Zeynep.” Diye seslenen patronunun sesini duyduğunda kendi kendine öfkelendi bir kez daha, aradan günler geçmiş olmasına rağmen hala o adamı düşündüğü için. Daha fazla düşünmemek için de hemen yerinden kalkıp hemen karşısındaki masada oturan patronunun yanına gitti.
“Efendim, patron.” Samimiyeti Hakan ile epey ilerletmiş olduklarından ona böyle sesleniyordu artık.
“Stajyer bozuntusu.” Dedi Hakan da kardeşi gibi gördüğü kıza. Ona bu sıfatı takmıştı çünkü genç kızın stajyerden çok tecrübeli bir avukat gibi düşünen zekasına defalarca tanık olmuş, onun resmen bu mesleği yapmak için doğduğuna emin olmuştu birlikte çalıştıkları sürede. “Benim acilen bir görüşmeye gitmem lazım. Sonradan çıkan bir görüşme. Biliyorsun, Baran Bey’den vekalet almaya gidecektim.”
“Ee, Nazlı gitsin o zaman sizin yerinize.”
“Biliyorsun, Baran Bey vekaleti şirkete vermeyi reddetti, şahsıma verecek. Benim vekaletim de sadece sende olduğuna göre…” cümlesini tamamlama gereği duymamıştı, Zeynep de anlayacağını anlamıştı zaten. Anlamıştı anlamasına ancak itiraz edeceği sırada Hakan çantasını toplamaya girişmişti.
Bahaneler üretecek vakti yoktu, Zeynep’in. Doğrusu şuan üretebileceği bir bahane de yoktu. Ertesi gün gerçekleşecek dava için bugün vekaletin alınması gerekiyordu. “Ehhh… yeter ama ya…” diye seslendi içinden Zeynep kader denen şeye. “Ne istiyorsun benden? Anlamıyorum ki! Ne uğraşıp duruyorsun benimle, ya?”
“Abi, noter geldi. Ama avukat henüz gelmedi. Ofisini aradım ben de.” Kurtuluş, Baran’ın odasına girer girmez rapor vermeye başlamıştı. Bunu yaparken hiç mi hiç zorlanmıyordu. Çünkü abisinin arkasını toplamak onun işiydi. Sekreterinin yapması gereken çoğu işi bile Kurtuluş yapıyordu, alışkanlık olmuştu çünkü kendisinde. “Hakan Bey’in ofisten çıktığını ama buraya gelmeyeceğini söyledi. Onun yerine bir başkası gelecekmiş.”
Abisinin kaşlarının çatıldığını görünce “Ben de anlamadım.” Diyerek omuz silkti. “Anlarız birazdan nasıl olsa.”
Baran’ın yüzü asılmıştı, çünkü bugün Hakan’ı buraya getirtmenin amacı Zeynep’i tekrar görebilmek, o gün yaptığı eşekliği telafi etmekti. Sırf bunun için kendisi notere gitmemiş, noteri şirkete getirtmişti. Ancak şimdi planının suya düştüğünü anlıyor ve ister istemez canı sıkılıyordu bu duruma.
Kurtuluş’un odadan çıkışını ve iki dakika sonra geri gelişini dalgınlıkla izledi. Öyle dalmıştı ki Kurtuluş’un değişen yüz ifadesini bile fark etmedi. Daldığı yerden onu çıkaran, Kurtuluş’un açtığı kapıdan giren Zeynep oldu. Baran, hazırlıksız yakalandığı bu durum karşısında öyle bir gülümsedi ki Zeynep’in öfkesi, günlerdir söylenmeleri toz olup uçtu.
Kalbi buzmuş Zeynep’in, Baran’ın dişlerini ortaya çıkaran gülümsemesini gördüğü anda eridi gitti. Nasıl adım atıldığını bırakın, nasıl nefes alındığını bile unuttu zavallıcık. Birden kendini gülümseyerek Baran’a karşılık verirken buldu, aynı hisleri karşısındaki adama yaşattığını bilmeden.
Oysa Zeynep buraya bambaşka düşüncelerle gelmişti. Savunma mekanızmalarını çalıştırıp da gelmişti Baran’ın yanına. Kendisini bir kez daha aşağılamasına izin vermeyeceğini tekrarlamış durmuştu yürüyerek çıktığı altı katlık merdiven boyunca. Nefes nefese kalmıştı, ancak alışkındı merdiven çıkmaya. Çünkü tek başına asla asansöre binmezdi, binemezdi. Utansa da ödünün kopmasını utanmasına tercih ederdi.
“Ben sizi yalnız bırakayım.” Dedi Kurtuluş imalı bir şekilde odadan çıkarken anın büyüsünü bozduğunu bilmeden.
İlk toparlanan Baran oldu. Hemen masasından kalkıp Zeynep’e doğru ilerledi. “Hoş geldiniz, Zeynep Hanım.” Diyerek elini karşısındaki göz kamaştıran kıza uzattığında Zeynep adını ilk kez genç adamın ağzından duymanın heyecanını yaşıyordu.
“Hoş bulduk.” İçinden kendi kendine sövdü, kısık çıkan sesi için. Ne gelirdi ki elinden, adam kendisine ilk defa böyle bakıyorken… Sahi neden değişmişti ki bakışları?
“Nasılsınız?” diye sorarak kapı önü muhabbetini başlattı Baran, genç kızı nasıl şaşırttığını görebiliyordu ve bundan oldukça keyif alıyordu. Çünkü amacı buydu, onu şaşırtmak ve bir önceki görüşmelerinde yaptığı hatayı telafi edebilmek istiyordu.
“Teşekkür ederim.” diye yanıtladı Zeynep. “Siz nasılsınız?”
“Çok iyiyim.” Dedi Baran, hala elindeki küçük eli bırakmamıştı, henüz kendini bunu yapmaya hazır hissetmiyordu. Zeynep’in de bu durumdan şikayet ettiği yoktu zaten. “Sizi gördüm daha iyi oldum.”
Zeynep ne adamın kendisini gördüğünde iyi hissetmesini ne de bu kadar açık sözlü olmasını bekliyordu. Karşılaştıkları her görüşmede adam kendisine ya kızmış ya da aşağılamışken bu sözleri beklemesi beklenemezdi zaten.
“Sizi ayakta tuttum. Kusuruma bakmayın.” Diyerek Zeynep’in elini bırakmadan masasının önündeki misafir koltuğuna oturtup kendi de kendi sandalyesine geçmek yerine kızın karşısındaki koltuğa geçti. Her zaman büyük masasındaki büyük makam sandalyesine oturup yaptığı güç göstergesini yapmaya gerek duymamıştı. Zaten şimdiki Baran ile her zamanki Baran arasında dağlar kadar fark vardı. Baran en son ne zaman bu kadar kibar olduğunu bile anımsayamamıştı, belki de hiç bu kadar kibar olmadığındandı.
“Alışabildiniz mi işinize?” diye sorarak sohbet başlatmaya çalıştı.
“Alıştım tabi, üç ay oldu.”
Genç kız verdiği kısa cevaplarla adama hiç yardımcı olmuyordu ancak Baran’ın henüz pes etmeye niyeti de yoktu. “Ne kadar süre staj yapmanız gerekiyor?”
“En az bir sene.” Diye kısaca yanıtladı Zeynep.
Genç adam başını salladı. “Anlıyorum.” Anlıyordu, kız kendisiyle arasına mesafe koymaya çalışıyordu ki bunu yapmak istemesi son derece doğaldı. Kabalığından tiksiniyor, karalığından ise korkuyor olmalıydı. Sonuçta birlikte iş yaptıklarından artık az çok ne işle uğraştığını öğrenmiş olmalıydı.
İkisinin arasına çöken sessizliği bozan kapıyı tıklatarak odaya giren Kurtuluş oldu. Utana sıkıla girmişti Kurtuluş içeriye. Abisinin o kıza nasıl baktığını görmüştü. O kızla yaptıkları son görüşmelerinden beri abisinin nasıl dalıp gittiğini de fark etmişti. Abisi için bir umut doğmuştu, adamın yapayalnız dünyasında böylesine masum ve güzel bir kıza ihtiyacı olacağını düşünüyordu ve şimdi onların güzelce ettiklerini düşündüğü sohbeti bölmek istemiyordu. Ancak noter yerinde durmuyor, sürekli geciktiğini söylüyordu. Bu yüzden mecbur kalmıştı odaya girmeye, aslında odaya girerek abisine yardımcı olduğunu bilmeden.
Sonraki işlemler hızla yapılmıştı. Noter karşısındaki adamdan çekinse de acelesi olduğu için vekalet işlemini yapıp kurtulmak için hızlı davranmıştı. Formalitelere yer bırakmadan, avukatın da müvekkilinin de evraklarını incelemeden onayını vermişti. Kendisine ikram edilen kahveyi bile içmeden odadan tüymüştü.
Yine kalmışlardı işte baş başa. Oysa ne çok istemişti, kahveleri bitene kadar noterin de kalmasını. Adamın nasıl kaçar gibi gittiğini de onun bu tavrının Baran’ı nasıl sinirlendiğini fark etmişti. Bu yüzden dilini yakmasına aldırmadan kahvesini hızla içmişti.
“Sizin de noter gibi aceleniz var herhalde.”
Zeynep’in yudumladığı kahve boğazına kaçtı duyduğu sözler yüzünden. Açık kitap gibi okunabilir olduğunu fark etmemişti. Genzine kaçan kahve yüzünden öksürüklere boğulunca cevap vermekten de yırtmıştı.
Öksürürken adamdan gözlerini kaçırsa da noter geldiğinde geçtiği yerinden kalkıp kendisine yaklaştığını görmüştü. Adam karşısındaki sehpadan suyu alıp kıza uzatırken sırtına koydu elini. El Zeynep’in sırtına usulce gezinirken, öksürük suya değmeden kesilmişti.
Usulca kaldırdı başını ve buluşturdu hayran olunası gözlerle kendilerininkini. Nasıl dolu dolu bakıyorlardı kendine, nasıl da anlamlıydı bakışları… kendini buldu Zeynep o koyu kahve gözlerde… tıpkı kendisininkiler gibi hüzün vardı içinde, acı vardı, yaşanmışlık vardı bol bol ve bir o kadar da yalnızlık…
“Teşekkür ederim.” Diye fısıldadı. Baran’ın gözleri genç kızın pembe dudaklarına kaydı o an. Öpmek istedi, tadına bakmak istedi. Hiçbir şeyi istememişti bu kadar.
“Özür dilerim.” Dedi genç adam ama kız anlamadı adamın ne için özür dilediğini. Şuan herhangi bir şeyi anlayabileceğini de sanmıyordu zaten. Adam kızın cevap vermemesini fırsat bilip sehpanın üzerindekileri kenara iterek kızın tam karşısına oturdu.
O kadar yakındılar ki birbirlerine genç kız sırtından çekilen elin yokluğunu hissedememişti bile. Baran uzanıp kızın elini ellerinin arasına aldı. Küçük el büyük ellerin arasında kaybolurken, fark etmediler geri dönüşü olmayan bir yola girmeye başladıklarını.
“Geçen sefer söylediğim sözler. Neden sana öyle davrandım ben de bilmiyorum, Zeynep.” ‘Hanım.’ Dememişti. Sıkılmıştı hiç olmadığı gibi bir adam gibi davranmaktan. Üstelik odasını aydınlatan bu kızla arasındaki mesafeyi kaldırmak istiyordu, ne kadar kaldırmamasının ikisi için de daha doğru olduğunu biliyorduysa da.
Kızın cevap vermeyeceğini anladığında devam etti. “Yanında çalıştığın adam.” Düşündükçe sinirlendiği için derin bir soluk çekti içine. “Bir ilişkiniz olduğunu düşündüm.”
Zeynep’te film koptu o an. Bir hışımla ayağa kalktı, karşısındaki adamın şaşkınlığına aldırmadan açtı ağzını yumdu gözünü.
“Yine aynı şeyi yapıyorsun. Sen kimsin? Sen kimsin de beni yargılıyorsun, eleştiriyorsun?” Zeynep de sizli bizli konuşmayı ve de kibar numarası yapmayı bırakmıştı. Sözünde duracak bu hiç tanımadığı ve kendisini hiç tanımayan adamın kendisini ezmesine izin vermeyecekti. Gözlerinin dokunuşundan bile etkileniyor olabilirdi ama bu hiçbir şeyi değiştirmezdi, değiştiremezdi.
“Patronumla ilişkim var ya da yok. Sana ne?!” avazı çıktığı kadar bağırdığını da sesini odanın dışındakilerinin bile duyabileceğini de hiç düşünmedi. Hayatında ilk kez bir adamdan etkileniyordu. Ondan etkilenmesini kendisine bile itiraf edemiyordu, adamın dengesiz davranışları yüzünden. Buydu zaten Zeynep’i çileden çıkaran.
Baran gözlerinden ateş saçarken “Var mı?” diye sordu. Zeynep adamın gözlerinden çıkan ateşi gördüğünde duruşunu bozmadıysa da korkmuştu. Biran için adamın neyi sorduğunu bile anlayamamıştı. Anladığında ise sinirle gülerek çantasına vekaletnameyi tıktıktan sonra odanın kapısına doğru ilerlemişti.
“Yarası olan gocunurmuş, Zeynep Hanım.” Dedi Baran. Zeynep’e tiksinir gibi bakıyordu ki, bu da tekrar karın boşluğuna yenen yumruğu anımsatmıştı. “Bunlar sizin sözlerinizdi, unuttunuz mu?
“Kimseyle ilişkim falan yok benim.” Dedi Zeynep sakin çıkan ama kaynar suları donduracak buz gibi bir sesle. “Sizinle de şu dakikadan sonra en basit bir ilişkimiz olmayacağına emin olabilirsiniz. Bir daha yüzünü bile görmek istemiyorum.” Aslında bu özenle yaratılmış yüzü tekrar tekrar görmek istiyordu, bu yüzden yakıyordu adamın sözleri canını bu kadar çok.
Daha fazla burada kalamazdı, kalırsa adamın önünde hiç istememesine rağmen ağlamaya başlayacaktı. Tuttuğu kapının kolunu çevirip açtığı kapıdan çıkarken duydu, genç adamın seslenişlerini. Ancak durmadı. Merdivenlerden inerse kendisini durduracağını düşünerek tüm cesaretini toplayıp asansöre bindi.
Kapılar kapanırken bir kez daha duydu ismini ama artık çok geçti Baran için. Bir saniye içerisinde gözlerindeki pişmanlığı görmüş olsa da geri dönüşü yoktu artık. Belki de böylesi her ikisi için daha iyi diye düşünürken kalbi sızlamıştı. İçinde bulunduğu asansörden bile korkmayı unutmuşken korktuğu başına geldi ve ışıklar yanıp söndükten sonra Zeynep’i karanlığa boğarak asansör kat arasında bir yerlerde durdu.
Biran için Zeynep ne olduğunu anlamazken gözleri karanlığa alışınca panikle alarm düğmesine bastı titreyen elleriyle. Delirmemek için derin soluklar çekti içine ama hava yok gibiydi bu daracık alanda. Nefes çekiyordu içine ama olmuyordu, rahatlayamıyordu bir türlü. Sanki çektiği havada oksijen yok gibiydi.
“İmdat! Yardım edin!” diye bağırdı birkaç kez, gücü çekilen dizlerinin üzerine çökmeden hemen önce.
Baran, henüz odanın kapısından içeri girmemişti yardım dileyen sesi duyduğunda. Başını çevirdiğinde Kurtuluş ile göz göze geldi.
“Abi, bu Zeynep Hanım’ın sesi.” Baran da anlamıştı zaten sesin sahibinin Zeynep olduğunu ancak yanından ayrılalı daha bir dakika bile olmamışken başına ne gelmiş olabileceğini anlamamıştı.
Az önce Zeynep’in binip gittiği asansöre doğru ilerlerken hızla önünden geçip giden Kurtuluş, saniyeler içinde aynı hızla geri döndüğünde bir açıklama bekler gibi yüzüne baktı Baran.
“Abi, asansörde kalmış. Hemen bir kat aşağıda durmuş asansör.”
Baran aldığı bu haber ile rahat bir nefes almıştı. Zeynep’in başına gelebilecek en beter şeylerden biri olduğunu bilmeden, başına daha kötü bir şey gelmemesi Baran’ı rahatlatmıştı. Aralarında geçen diyaloglara rağmen onun başına kötü bir şey gelmesini istemezdi genç adam asla.
Baran diğer asansörle alt kata indiğinde çoktan apartman görevlisi Hasan gelmiş asansörü düzeltmeye başlamıştı bile. Baran içeriden gelen sesleri duyduğunda içinde bir yerlerde bir yangın hissetti. Yüreği dağlanıyordu Baran’ın, genç kızın hıçkırıklarını duydukça. Hasan kapıyı aralamaya çalışırken onun daha fazla korkmaması için kıza seslendi.
“Zeynep, korkma artık. Bak şimdi kapıyı açacağız ve seni oradan çıkaracağım.” Her hangi bir yanıt alamadı genç kızdan. Hıçkırıklarından başka ses gelmiyordu. Arada çıkarttığı anlamsız mırıltılardan başka.
“Açtım. Tamam.” Hasan kapıyı aralayınca asansörün aşağıda durduğunu fark etti hepsi. Hasan karanlık asansörü içine tuttuğu fenerle içerisini aydınlatınca Baran görebildi yerde oturan genç kızı. Zeynep, yere oturmuş başını dizlerinin arasına sıkıştırmış sallanıyordu. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da babasına seslenip duruyordu.
Baran, korkmuş bir Zeynep ile karşılaşacağını biliyordu onun ağladığını anladığından beri. Ancak Zeynep sadece korkmamıştı kendisini kaybetmişti. Kendisini oradan çıkarmak için yanına gelen Baran’ı bile fark etmemişti.
“Zeynep.” Diye seslendi yavaşça. Bir eli kızın altın sarısı saçlarını okşadı şefkatle. “Bak, ben geldim. Şimdi seni buradan çıkaracağım.”
Kız başını kaldırıp kendisiyle konuşmaya çalışan adama baktı. Cevap veremedi çünkü hala nefes alamıyor, karşısındaki adamın bunu nasıl başardığını merak ediyordu. Zeynep o an kendisini kollarının arasına alanın Baran olduğunu bile anlayamayacak kadar kendini kaybetmişti.
Baran, genç kızın kendisini duymadığını sanarak kızı korkutmamaya ve herhangi bir yerini incitmemeye özen göstererek Kurtuluş’un yardımı ile kat arasında kalan asansörden çıkarttı. Kendisi asansörün içinden çıkana kadar Kurtuluş’un ayakta durmak için destek verdiği genç kızı tekrar kucaklayıp bir üst kattaki odasına çıkartıp kanepenin üzerine oturttu.
“Zeynep.” Diye seslendi bir kez daha. Kızın aldığı sesli soluklar onu korkutuyordu. O kadar hızlı ve sesli soluyordu ki nefes almakta güçlük çekiyor gibiydi. “İyi misin? Bak, geçti hepsi. Güvendesin artık.”
“Ben…” dedi Zeynep soluklarının arasında. “Ben nefes…”
Cümlesini tamamlayamasa da Baran onun ne demek istediğini anlamıştı. Tahmin ettiği gibi kız nefes almakta güçlük çekiyordu. Bir saniye kadar ne yapması gerektiğini düşünüp karar verdi ve kızı beline doladığı koluyla ayağa kaldırıp pencerenin önüne götürdü.
Pencereyi açtığında içeri dolan buz gibi havaya doğru tutarken genç kızı, bir yandan da ter içinde kalan bu küçük bedenin üşütmesinden endişeleniyordu. Genç kızın arkasına geçerek belini saran kolunu sıkılaştırıp bütün ağırlığı kendi üzerine aldı.
“Benimle birlikte nefes almaya çalış ve gözlerini açık tut, gün ışığım.” Dedi boşta kalan eli kızın alnındaki saçları geriye itiyordu nazikçe. “Bak, o asansörden çıktık. Şimdi benim odamdaki pencerenin önündeyiz. Hava ne kadar soğuk hissedebiliyor musun?”
Kollarında zangır zangır titreyen küçük bedene sımsıkı sarıldı Baran. Onun gözyaşları ve korkmuş hali içinde bir yerleri acıtmıştı resmen ve sarılış sadece onun için yapılmış bir şey değildi bu yüzden. Kendi için sarılıyordu kıza. Acıyan yeri iyileştirebilmek için.