6.BÖLÜM

4509 คำ
Önümde duran paslanmış ahşap kapıya baktım. Ne zamandır kapının önünde böyle duruyordum bilmiyorum. Parmaklarım gitmiyordu, çalmıyordu. Arkamı dönmek istesem dönemezdim. Ne bir adım ileriye, ne bir adım geriye gidebiliyordum. Sadece duruyordum. Araf dedikleri bu olsa gerek. Durduğum zaman içinde kendimi toparlamaya çalışmıştım ama olmuyordu. İki gün öncesini düşünmeden edemiyordum. O harabe evden kurtulduktan sonra küçük umutlarla evimi düşlemiştim ama olmamıştı. Bir yabancı adamın evinde kalmıştım, şimdi de teyzemin evinin önündeydim. Yabancı. Korhan, gitmişti. Ben istediğim için gitmişti. İçimdeki küçük çocuk her ne kadar gitmemesini istese de söylememiştim. Dudaklarımın ucuna gelen kelimeleri geriye itmiştim. Adama yük olamazdım, her ne kadar bana yardım etmeye çalışsa da onun bir hayatı vardı. Duyduğum sesle düşüncelerimden sıyrılmak zorunda kaldım. Kapının ardından gelen yüksek çocuk sesleri tanıdık geldi bana. Kuzenlerimin sesiydi. Buse ve Emir. Teyzemin küçük çocuklarıydı, onları görmeyeli uzun zaman oluyordu. Geçmişi geçmişte bırakmanın iyi olduğunu düşünerek, silkindim. Derin bir nefes aldım ve kapıya uzandım. Yumruğumu kapıya yavaşça vurduğumda tok bir ses çıktı. Saçlarım hafif rüzgarla salınırken sessizce bekledim. Kapıya yaklaşan adımları duyduğumda yüzüme küçük bir tebessüm koydum. Gıcırtılı kapının aralanması ile teyzemin yüzünü gördüm. “Leyla? Kızım!” Annemin sesini duyar gibi olduğumda kalbim de, görünmeyen bir ufukta içimde bir şeyler kırıldı. Dudak kıvrımlarım titrerken teyzemin yüzüne baktım. Mavi gözleri, beyaz teni ve yorgunluktan bitap düşmüş yüzü. Aynı annemdi. “Teyze.” Kapıyı genişçe aralayıp bedenini kapının ardından çıkardı. “Hoş geldin kızım.” Kollarını bana doğru uzattığında tereddüt etmeden sığındım ona. Teyzemin güzel kokusu burnuma dolarken gözlerim kapandı. Güvenli kollarıydı, sanki anneme sarılıyormuşum gibi hissediyordum. “Hoş bulduk.” Cılız sesimle kollarımı sırtının üzerine bıraktım. Kolları arasında duran bedenimi ona yasladım. Kollarını benden çektiğinde buğulu bakışlarımla gözlerine baktım. “Nasılsın kızım?” dedi kollarını geri çekerken. “İyiyim teyze, sen nasılsın?” dedim sesimi düzeltmeye çalışarak. “İyiyiz bizde çok şükür, gel içeri ayakta durma.” Geçmem için biraz geriye adımladığında tereddüt içinde bir adım attım. Kapıdan içeri girdiğimde salonun ortasından bana bakan çocukları gördüm. Dudaklarımdaki zoraki gülümseme yerini gerçeğine bıraktı. “Emir, Buse?” diye çocuklara seslendim. İkisi de bana şaşkınlıkla baktığında teyzem kapıyı kapattı. “Unuttular seni çoktandır görmüyorlar ya.” Teyzem önüme bir çift ev terliği bıraktığında ayağımdaki spor ayakkabılara uzandım. Korhan’ın bağladığı bağcıkları sökmeye çalıştım. “Tek mi geldin kızım? Söyleseydin Hamit alırdı seni.” “Arkadaşım getirdi teyze, hem adama rahatsızlık vermek olmazdı.” Teyzem küçük bir sitem etse de gerekmediğini söyledim. Ayaklarımdaki ayakkabıları çıkardığımda terlikleri giydim. Teyzem ayakkabıları görse de bir şey dememişti. “Gel içeri kızım.” Salona doğru ilerlediğimde Emir ve Buse çekindikleri için salondan koşuşturarak çıktılar. “Emir yavrum koşmasana?” dedi teyzem arkalarından hafif sinirle. Kahverengi tekli koltuğun üzerine oturup, etrafa baktım. Küçük bir salondu, ikili tekli koltuk ve bir kanepe vardı. Koltukların hemen karşı tarafında bir televizyon ve ünite vardı. Uzun tül perde pencereyi kaplıyor, güneşi engelliyordu. Teyzemin maddi durumu çok iyi değildi. Kıt kanat geçinebiliyorlardı. Aklıma Korhan’ın söylediği şeyler düştüğünde oturduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. “Ne içersin kızım? Ne getireyim sana?” “Yok teyze hiç zahmet etme sen.” Teyzem sanki kötü bir şey demişim gibi sinirle baktı bana. “Olur mu öyle kuru kuru? Yoldan geldin.” “Aç değilim ki kahvaltı yaptım.” Beni şüpheyle süzdüğünde gülümsedim ona. İkna olmuş olmalı ki karşımdaki koltuğa oturdu. “Ee anlat bakalım kızım, ne oldu? Telefonda sesin hiç iyi gelmiyordu.” Dün aklıma geldiğinde endişeyle bana bakan kadını süzdüm. Onu endişelendirdiğim için kendime kızdım. “Babamla tartıştık bende evden çıktım.” “Ne? Neredeydin peki?” dedi korkuyla. Ellerimi kaldırdım. “Merak etme teyze, iyiyim ben. Sadece biraz yorgunum o kadar. Babamla da sadece tartıştık dediğim gibi. Eve döndüğümde onunla barışırım.” “Sen evden çıktım deyince öldüm bir an.” Kadının beti benzi atmıştı kim bilir gerçekleri öğrense ne tepki verirdi? “Ağzından yel alsın teyze, deme öyle şeyler. Ben sadece seni özlediğim için geldim. Birkaç gün kalıp, gideceğim eğer izin verirsen?” dedim utanç içinde. Annemin kardeşi bile olsa bu konuları konuşmak oldukça zordu. “O nasıl söz Leyla? Duymayayım bir daha, burası senin de evin sayılır kızım. İstediğin kadar kalabilirsin.” Ona minnetle baktığımda gülümsedi. “Ahmet’in de alacağı olsun Ankara’nın ayazında seni nasıl dışarı atar? Kardeşim olsa buna asla izin vermezdi.” Teyzemin babamın evlendiğinden haberi yoktu belli ki, eğer olsaydı beni o evde tutmazdı. Babamı rezil ederdi, teyzemi tanıyordum. “Sen burada otur biraz ben yiyecek bir şeyler hazırlayayım açsındır.” “Tey-” “Duymamayım kızım! Hem sana bir odada hazırladım yedikten sonra dinlenirsin.” Sözünü kesmeme izin vermeden yerinden kalktığında arkasından baktım. Yalnız kaldığım odayla bir süre bakıştım. Ellerimi kucağımda birleştirerek sessizce teyzemi beklerken gözlerim elbisenin küçük cebine koyduğum kağıda kaydı. Parmaklarım neredeyse düşecek olan kağıdı aldı. Korhan’ın bana verdiği kağıt olduğunu anladığımda parmaklarım kağıdı açtı. Kağıdın üzerine yazılmış güzel yazı ile şaşkınlığa uğradım. “Her saat, ihtiyacın olduğu her an arayabilirsin. Sakın çekineyim deme!” +0545 Dudaklarımda küçük gülümseme oluşurken parmağımın ucu telefon numarasına dokundu. Yazı yazarken bile sert tavrını ortaya koymaktan çekinmemişti. “Deli adam.” diye fısıldadım. Yüreğim bir daha onu görmeyeceği için sızlarken kalbim onu unutmayacağı için kendine söz veriyordu. . İKİ GÜN SONRA Sızlayan gözlerimi ovuşturarak pencereye değen yağmur tanelerine baktım. Kızarmış, uykusuzluktan kan çanağına dönen gözlerimi zorlukla açık tutuyordum. Gecenin bir vakti gördüğüm kötü kabus yüzünden uyanmak zorunda kalmıştım. Buraya geleli neredeyse iki buçuk gün falan oluyordu. Hamit Amca eve geldiğinde, beni gördüğünde biraz şaşırsa da dememişti bir şey. Teyzem beni hazırladığı odaya çıkardığında kendimi yorgunlukla atmıştım yatağa. İlk gün uykumla geçse de ikinci gün uyuyamamıştım. Tabi bugün de uyuyamamıştım. Gözlerim kapandığında beni azabın içine sürükleyen bir cellat vardı sanki. Gözlerimi kapatmamı bekliyordu, uyuduğum gibi beni o eve götürüyordu. Güneş çoktan doğmuş, gökyüzü aydınlanmıştı ama kara bulutlar gün yüzü görmememi istiyormuş gibi, damlalarını akıtmıştı. Başımı pencereye dayamış, yağmur tanelerinin yere düşmesini izliyordum. Odanın içindeki sessizlik kulaklarımı uğuldatırken Emir’in sesini duydum. Topuklarını yere vura vura merdivenleri indiğinde gözlerimi kapattım. Kirpiklerim gözlerime batarken yüzüm buruştu. Çok yorgundum, o kadar uykum vardı ki gözlerim yaşarıyordu artık. Uykulu halimden sıyrılmak için yataktan kalktım. Küçük odanın içinde dolanmayı bırakarak, kapının kolunu tuttum. Kapıyı açarak dışarı çıktım, merdivenleri yavaşça indiğimde salonda oyuncakları ile oynayan Emir ve Buse’yi gördüm. Buse beni gördüğünde güldüğünde yorgunlukla karşılık verdim. Onlara yaklaştığımda Emir Buse ile inatlaşmaya başladı. Buse’nin saçını çekerek, arabasını elinden aldığında ona kaşlarımı çattım. “Emir, yapma ama o kardeşin.” “Pis Emir!” Buse ona dilini çıkardığında Emir kaşlarını çattı, huysuzca baktı. Dudaklarımdaki gülümseme belirirken Buse bana doğru dönerek, fısıldadı. “Süt istiyorum.” Bana alıştıkları için her şeyi söylüyorlardı. “Tamam canım.” Ayağa kalkarak mutfağa doğru yöneldim. İçeriden gelen seslerle adımlarım duraksadı. Hamit Amca’nın sesini duyduğumda daha işe gitmediğini anladım. Konuştukları için girmek ayıp olur diye düşündüm. Arkamı döndüğümde adımı duydum. “Babasıyla barışmadı mı hala?” Hamit Amca’nın sesiyle duraksadım. Benden mi bahsediyordu? “Hamit, sus şimdi kız duyacak!” dedi teyzem endişeyle. “Duysa duysun sanki saklıyoruz. Babasının evi gibi geldi kuruldu. Burada kalmayacak herhalde?” dedi sinirli bir sesle. Onları dinlemek ayıptı ama benimle ilgili konuşuyorlardı. Kendime engel olamadım. “İstediği kadar kalır Hamit, karışma sen!” Teyzemi zan altında bırakıyor gibi hissettim. Gözlerim hafiften dolmaya başladığında alt dudağımı ısırdım. Buradan gitmem gerekiyordu, Korhan haklıydı. Adam kendi çocukları ile mi uğraşsın yoksa benimle mi? “Söyle bugün, olmadı Ahmet’i ara gelsin alsın kızı. Ben çocuklara zor bakıyorum.” Dişlerimi tüm gücümle dudağıma geçirmeye devam ettiğimde dilime kan tadı geldi. Gözlerimden bir yaş düştüğünde arkamı dönmeden merdivenlere yöneldim. Sarsak adımlarla kendimi zorlukla odaya attığımda dudaklarımdan küçük bir hıçkırık düştü. Gözlerimden akan yaşları silmeye çalışırken yanan gözlerimi kapattım. İçimde kopan hıçkırıkları susturmaya çalışırken dolaba doğru ilerledim. İlk geldiğim gün giydiğim elbiseyi zorlukla çıkarttım. Göz altlarımı silip, burnumu çektim. Üzerimdeki tişörtü ve pijamayı çıkartarak elbiseyi üzerime geçirdim. Nereye gideceğimi bilmiyordum ama buradan çıkmak istediğim kesindi. Elbiseyi üzerimde düzelterek saçlarımı arkaya doğru attım. Gözlerim odada gezindi, arkamda unuttuğum başka bir şeyim yoktu. Cebimde beş liram bile yoktu, ne yapacağımı bilmiyordum. Kapıyı açıp odadan çıktığımda dış kapının sesini duydum. Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. Teyzemi daha fazla zor durumda bırakamazdım. Bu evden olabildiğince çabuk ayrılmak istiyordum. Teyzem beni ne kadar istese de Hamit Amca’ya zorluk çektiremezdim. Bana bakmak zorunda değildi. Burada kaldığım her an teyzeme zorluk çıkartıyordum. Merdivenlerden yavaşça inerken yüzümün kızarıklığının geçmesi için dua ediyordum. Gözlerim kapının önünde duran teyzemi bulduğunda seslice yutkundum. Emir ve Buse’nin sesleri içeriden gelirken teyzem yüzünü bana taraf döndü. Bakışları beni bulduğunda merdivenin üzerinde durdum. “Leyla? Nereye kızım?” dedi şaşkınlıkla. Kalan birkaç basamağı da inip teyzeme yaklaştım. “Teyze, ben eve gideceğim.” Beni bu evden gönderemezdi bu yüzden ona yalan söylemek zorunda kalacaktım. “Babamla konuştum, barıştık. Eve gelmemi söyledi.” “Bu ne acele? Hem daha yemek bile yemedin.” Yalan söylemeyi pek beceremiyordum. Allah’tan teyzem beni sürekli görmüyordu, eğer görseydi yalan söylediğimi hemen anlardı. “Aç değilim hem otobüste yerim ben sen dert etme.” Yüzündeki tereddütlü ifade ile gülümsedim. “Teyze bir daha gelip kalırım lütfen üzülme.” “Ne zaman geleceksin ki bir daha?” dedi sıkıntıyla. Gözleri gözlerimi bulduğunda aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. “Baban para yolladı mı sana?” Gözlerimi ondan kaçırdığımda arkasını dönerek askıdaki çantasına uzandı. “Teyze gerek-” “Sus bakayım.” Cüzdanın içinden yüz lira çıkartıp askıya astı çantasını. Elindeki yüz lirayı bana uzattığında almadım. “Param var benim.” Kaşlarını çatıp, avucumun içine parayı sıkıştırdı. “Kalsın yanında zararı yok.” Geri çekilmeden kollarını doladığında sızlayan burnuma aldırış etmeden sarıldım ona. “Keşke burada yaşasan.” O da biliyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. “Endişelenme.” dedim ona yatıştırmaya çalışarak kollarımı sıkılaştırdım. “Allah’a emanet ol kızım, eve varınca ara beni.” Başımı usulca sallayıp, kollarının arasından çıktım. Hüzünle beni izlerken kapıya yaklaştım. Kapının kolunu indirerek araladığımda beni geçirmek için yaklaştı. “Babanı arayacağım seni otogardan alsın.” “Olur.” Ne de olsa bu evden çıktıktan sonra hiçbir şey umurumda olmayacaktı. Bir daha babamı görmeyecektim. Bu yüzden kabullenmekle yetindim. “Hoşça kal teyze.” “Sende kızım.” Teyzemle son diyalogumuz bu oldu. Kapıdan çıkıp arkama bakmadan oradan uzaklaştığımda aklımda bir ağacın serinliğinde oturmak vardı. Nereye gideceğimi ya da ne yapacağımı düşünmeden sadece nefes almak istiyordum. Sadece nefes almak. . Aksaray’ın bilmediğim sokaklarında dolanırken adımlarım ilk defa bir yere yetişmeyecek kadar yavaştı. Hayatın koşuşturmasından uzak sakince, hiçbir derdim olmadan yürümek istemiştim hep. Normal bir hayatta hep bir yerlere koşuşturduğumuz için düşünmediğimiz tek bir an olmazdı. Arkadaşlarla buluşmak için acele etmek, eve yetişmek için, okula gitmek için ya da işe zamanında varabilmek için… Şuan ise bunlardan yoksun sakince yürüyordum. Kaç saat olmuştu bilmiyordum. Havanın soğuk olması beni birazcık zora soksa da sorun çıkarmamıştı. Hava bulutluydu ama yağmur durmuştu. Karnımın acıkması ile bir simit almış duraksamadan yürümeye devam etmiştim. Havanın karanlık olması saatleri tahmin etmemi zorlaştırıyordu. Küçük bir parkta oturup biraz dinlenmek istediğimde bir kadının çocuğunu eve çağırması ile akşam vaktine yaklaştığını anladım. Gün boyu yürümüştüm ama hala şehirden uzakta değildim. Cebimde yüz lira ile nereye gideceğimi bilmiyordum. Parkta otururken öylece etrafı izledim. Koşuşturan insanları, eve koşan çocukları, gökyüzünü ve havayı… Ne garipti değil mi? Daha düne kadar normal okula giden bir öğrenciyken şimdi evsiz bir halde parkın ortasında oturuyordum. Gece olduğunda başımı koyacak bir çatım bile yoktu. İç çekip geceyi aydınlatan evlerin pencerelerine baktım. İçimdeki hüznü dışa vurmamaya gayret gösterdim. Öylece etrafıma bakarken alnıma değen küçük damla ile kulağıma yağmur tanelerinin yere düşme sesi geldi. Saçlarımın arasına düşen damlalarla yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Yüz hatlarımın durgunluğundan dolayı kıvrımlarım gerildi. Burnumdan içeri giren toprak kokusu ile ciğerlerim huzura kavuşurken uzaktan küçük bir ses duydum. Bir kız çocuğunun sesini tekrardan duyduğumda yüzümdeki gülümseme silindi. Yaklaşan seslerle sokağın başına baktığımda bu tarafa koşuşturan benden küçük on altı yaşlarında bir kız gördüm. Üzerindeki kazağın yakası aşağı doğru yırtılmıştı. Gözlerinde korkuyla arkasına bakıyor sarsak adımlarla koşmaya çalışıyordu. Sokağın sessizliğini bozan kız sesini duymayan hiçbir insan yoktu ama çıkıp bakan da yoktu. Kızın gözlerinde gördüğüm korkunun yansıması gözlerime değerken yerimden hızlıca kalktım. Kızın arkasında beliren adamı gördüğümde adımlarım duraksadı. Elindeki şişeyle salına salına yürüyor, kahkahalar atıyordu. Kızın korkusunun sebebi, keyiften içki içen bir adım yüzünden miydi? “Gelsene güzelim, daha bir şey yapmadım.” Kızın hıçkırıklarını duyarken ona doğru bir adım attım. Kızın gözleri etrafta gezinirken beni buldu. Gözleri sanki kurtulmuşçasına bir umutla bana baktığında aklıma yaşadıklarım geldi. Korhan’ın beni bulduğu an aklıma düştü. Ona da umutla bakmıştım. “Yardım edin!” diye bağırdı, sesi tüm sokağa dolarken. Kızın koşar adımları bana yaklaşırken arkasındaki adama baktım. Sarhoş olmasına rağmen koşabiliyordu. “Kaçma ama! Bir şey yapmayacağım söz.” İçim nefretle dolarken kızla aramdaki mesafeyi kapattım. Kız korkuyla iki adımda önümde dururken ellerini kollarımın üzerine koydu. “Lütfen! Lü-lütfen yardım et!” dedi canhıraş bir halde. İçim kızın bu haline burkulurken korkum gün yüzüne çıktı. Adamın gözleri beni bulduğunda başımı hızlı salladım. “Tamam, yardım edeceğim sana.” Kız solukların düzeltmeye çalışırken onu yanıma çekiştirdim. Sarhoş adamın bedeni sersemlerken buradan kurtulmak için Allah’a dua etmeye başladım. “Demek arkadaşını da getirdin, bana uyar.” dedi pis pis gülerek. “Git buradan yoksa polis çağırırım!” dedim tehdit savurarak. “Bak bak, nasıl da sivri dilli! Severim!” Şişeden bir yudum alıp, o tarafa attığında çimlerin üzerine düştü. Gözlerim attığı şişeye takılırken adam bize yaklaşmaya başladı. “Uzak dur!” dedim korkuyla. Yanımdaki kız kollarını dolamıştı koluma, titriyordu. “Gel de tut.” Adam aramızdaki mesafeyi kapatmaya çalıştığında kızın kolunu kolumdan çektim. Kız arkamda kalırken, adam kolumdan tutup çekiştirmesiyle öne savruldum. Sarhoş olmasına rağmen güçlüydü. “Bırak!” dedim kolumu bileğinden kurtarmaya çalışarak onu ittim. Bedeni hafif yalpalansa da geriye düşmedi. Kolum avucunun arasındaydı. Sokak benim ve arkamdaki kızın çığlığı ile doldu. Ancak hiç kimse çıkıp bakmıyordu. İnsanların kulakları cehennemin çığlıklarına kapalıydı. Adamın elinden kurtulmaya çalışırken arkamdaki kız korkusuna rağmen beni tutuyor adamdan uzak tutmaya çalışıyordu. Sarhoş hali bile bizden güçlüyken onu nasıl durduracaktık ki? “Ne inatçısın ama!” Pis pis sırıtmayı bırakarak beni kendine çektiğinde ayağımı kaldırıp, ayağının üzerine sertçe bastığında acılı inleme firar etti dudaklarından. Kolumdaki parmakları gevşediğinde geri çekilmek istedim ama öfkeyle üzerime saldırdı. “Fahişe!” diyerek elini kaldırarak yanağıma vurmayı amaçladı. Kız, adamla arama girerek onu sertçe ittiğinde geriye doğru düştü. Kızı tutarak kendime çektiğimde gözlerim yerdeki şişeye takıldı. Hiç düşünmedim, tek kurtuluş yolumuzun bu olduğunu bildiğimden içki şişesini alarak yerde inleyen adamın kafasına geçirdim. “Ah!” Adamdan çıkan inilti ile başı yere düştüğünde şişenin ucunun parmaklarımın arasında kaldığını fark ettim. Cam parçaları kafasının üzerinde saçlarının arasında, bazıları da yere doğru düşmüştü. Adamın kafası yere sertçe yapışırken birkaç saniye öyle durdum. Yanımdaki kızın hıçkırarak dizlerinin üzerine düştüğünü gördüğümde sokağı kırmızı ve mavi ışıklar renklendirdi. Polis arabasının sesini duyduğumda şişenin ucunu parmaklarımın arasından bıraktım. Cam yere düşüp parçalara ayrılırken korkudan ağzımda atan kalbimi susturmaya çalıştım. Sabah haberlere düşecek, insanların sessizce üzülüp, devletin ‘sarhoş ya da parası var’ diye bırakacağı, belki paramparça olup bir çöpe atılacak olan küçük bir kızın hayatını kurtarmıştım. . “Adınız neydi?” Telsiz sesleri kulağımda uğuldarken karşımda bana soru sormaya çalışan polise baktım. Polisler bizi bulduklarında bir ambulans ile adamı hastaneye kaldırmışlardı. Bana kalsa o şerefsizi olduğu yerde bırakırdım, ona hastane bile çoktu. Polis beni ve kızı alıp, merkeze getirmişlerdi. “Leyla.” diye fısıldadım olanları aklımdan def ederek. “Leyla anladım. Peki bana olayın nasıl gerçekleştiğini anlatır mısın? O saatte orada ne işin vardı?” Sorduğu soru ile kaşlarım çatıldı. “O saatte orada olmamın sebebini neden soruyorsunuz? Bunu bir erkeğe de soruyor musunuz yoksa kadınlara özel mi?” “Yanlış anladın, bak kızım yaşındasın. Eğer o adamı bayıltmamış olsaydın size akla gelmeyecek şeyler yapardı. Bana anlat ki sana yardım edeyim.” Aslında karşımdaki adamı da anlıyordum. Yaşadığımız yerde maalesef ki böyle sorular sormaları normaldi çünkü kuytu bir yerde başına geleceklerden sonra hakimin karşısına bir kravat ve takım elbise ile çıkarsa o pislik kurtulurdu. Yaşadığın tüm acılarda sana kalırdı. “O adam uyanırsa serbest kalacak mı?” dedim sözlerim karşımdaki adama değildi aslında, tüm bu haksızlıklaraydı. “Ne olacak? Sarhoştu diye serbest kalacak ama o küçük kız bir daha asla hava karardığında dışarı çıkamayacak, sevgilisi olmayacak hep korkuyla bakacak etrafa. O şerefsiz ise içtiği bir içkiden belki bir ceza alır o kadar ama bir kızın hayatını korkuyla sardığından haberi olmayacak.” Polis sözlerimle iç çekip, ne yapayım der gibi baktı bana. “Eğer ipin ucunda bir ceza yoksa size olayı anlatmamın ne anlamı var ki?” diye mırıldandım. “Adam kafasından darbe almış, bunu siz mi yaptınız?” Dudaklarım iki yana kıvrıldı. “Çok özür dilerim tecavüze uğramamak için adamın kafasında içki şişesi kırdım. Aslında biliyor musunuz? Bundan hiç pişman değilim. Sizin yapmanız gereken şeyi yaptığım için kendimle gurur duyuyorum.” Arkasına yaslı olan polis öne eğilerek dirseklerini masaya yasladı. “Bak kızım sana şöyle anlatayım. Eğer senin yerinde benim kızım olsa bende aynı şeyi yapmasını söylerdim. Şişe kırmışsın, az bile o adama ama adalet maalesef bizim elimizde değil. İşimi yapmak zorundayım.” Sesimi çıkarmadım. Diyeceğim her şeyi demiştim zaten, dediği gibi ne yapabilirdi ki? Belki sosyal medyadan ismini duyurursa serbest bıraktıkları tüm şerefsizleri yakalarlardı. İşte adaletimiz bir klavyeye kalmıştı. “Şimdi bana olayı anlat, seni bu gece burada tutmalarını engelleyeyim.” “Parkta oturuyordum sonra o kızı gördüm. Arkasındaki adam sarhoş bir halde geldi. Kıza sarkıyordu, üzerindeki elbisenin yakasını da yırtmıştı. Belliydi, kıza saldırmıştı. Benden iki yaş küçük bir kız o haldeyken nasıl durayım? Kız beni gördüğünde koştu geldi yanıma ona yardım etmek istedim. Adam ikimizi köşeye sıkıştırınca bende şişeyi patlattım kafasında.” Polis dediklerimi not alırken dikkatle beni dinledi. “Peki etrafta başka kimse var mıydı?” Omuz silktim. “Kulaklarını tıkamış dilsiz şeytanlardan bahsediyorsanız onlar bedenen var vicdanen yoktular.” Yaşını almış, polis amca bana ters ters baktığında göz devirdim. “Yoktu kimse.” Dediğimi de kağıda yazdığında bilgisayarına baktı. “Soyadın nedir?” “Murt, Leyla Murt.” “Peki Leyla arayabileceğimiz kimse var mı? Görünen o ki bir süre misafirimiz olacaksın. Hastanedeki adam uyanana kadar burada kalacaksın. Şikayetçi falan olur-” “O mu olacak? Ben oluyorum şikayetçi!” dedim sinirlerime hakim olamadan, sesimi yükselttim. “Kıza tecavüz edecekti diyorum neden anlamıyorsunuz? Kendimi korudum, o kızı kurtardım diye benden şikayetçi mi olacak bir de?” Bu nasıl bir adaletti? Bu nasıl bir cehaletti? Eğer o parkta olmasaydım o kız şimdi ölmüş olacaktı belki, bu daha mı iyiydi? “Prosedürler böyle.” dedi adam, elinden bir şey gelmediğini açıkça belli etti. “Kim o prosedürleri yazdıysa ona iletin, kadınlar erkekleri öldürdüklerinde onlara da takım elbise giyme hakkı tanısınlar, belki o zaman kendini hakim sanan ‘adalet bekçileri’ adaletin ne olduğunu bilirler. Baksanıza içinde insan olmayan mahlukları sokaklara salıyorlar.” “Kızım, Allah rızası için ben ne yapayım?” dedi adam bezmiş bir halde. Sinirime hakim olamıyordum ne yapayım? Kadınların hayatını karartan şerefsizleri salmalarını kaldıramıyordum. “Hiçbir şey yamayın. Kimse bir şey yapmıyor zaten.” “Arayabileceğim bir numara var mı artık söylesen? Ha?” “Yok.” Babamı aramalarını istemiyordum, hele de teyzemi. Kimsem yoktu benim. İstedikleri kadar burada tutabilirlerdi beni. “Ailem yok benim.” “Sistemde baban olduğu yazıyor.” “Babam hayatta olsaydı, şuan evinde olurdum değil mi? Numarasını da bilmiyorum. O yüzden beni burada tutabilirsiniz.” Adam benden bıkmış gibi arkasına yaslandı. “Biraz daha konuşursan seni içeri tıkarım.” “Benim için hava hoş. Zaten hep bizim gibi kadınlar suçsuz yere içeri girdiklerinden hapishanelerde alıştı.” “Can, gel al şunu!” dedi adam elini kaldırarak. Yanımıza yaklaşan adamı gördüğümde gözlerimi devirdim. “Kızın üzerindeki eşyaları alın sonra da sorgu odasına götürün. Hastanedeki adam uyandığında ifadesini alın.” “Baş üstüne komiserim.” Adam bana iflah olmazsın bakışını atarken yerimden kalktım. En azından emniyet müdürlüğü sıcaktı değil mi? Hasta olmayacaktım. . Saatlerdir buradayım gibi geliyordu ama demir parmakların ardında hiç vakit geçmiyordu. Can adındaki polis beni buraya atalı pek bir zaman olmamıştı. Dediğine göre hastanedeki ‘insan kılığındaki’ varlık benden şikayetçi olmuştu. Çok da umurumdaydı! Hiç şaşırmamıştım çünkü sonunun böyle olacağı belliydi. O adam benden şikayetçi olmasaydı bile darp ettiğim için yine beni nezarete atacaklardı. Halimden pek bir keyifliydim. Dışarı buz gibiydi, burası en azından sıcak ve güvenli. Kimse yoktu kaldığım nezarette, tek başımaydım. Sadece kapının az ilerisinde masa başında oturan bir polis vardı. Nefesimi yavaşça bıraktığımda nezaretin kapısının açıldığını gördüm. İçeri giren polisle birlikte gözlerimi çektim o taraftan. Komiser olduğum yere ilerleyip demir parmaklarının önünde durdum. “Serbestsin.” Söylediği kelime ile hafif şaşırdım. Anahtarlarla kapıyı açtığında kalkmam için başını hafifçe sola çevirdi. “Birkaç şey imzalaman gerek, çık hadi.” Yerimden kalkıp polise ilerledim. Birlikte nezarethaneden çıkarken aklımdaki soruları sormamak için çırpınıyordum. “Sabaha kadar tutmayacak mıydınız?” “Komiser ne dediyse onu yapıyorum ben.” Polis sözümü sertçe kesip, masanın üzerindeki birkaç kağıt parçasını önüme itti. “Adını soyadını yaz, imzanı at.” Dediğini yaparak yazıp imzaladığımda demir kapıyı açtı. “Gel.” Birlikte nezarethaneden çıkıp beni aldığı yere götürdü. İlk geldiğimde konuştuğum adamı masanın başında gördüm. “Komiserim getirdim.” Adam başıyla onaylayıp ona gitmesini söyledi. “Gel bakalım, şurayı imzaladıktan sonra serbestsin.” “Sabaha kadar kalmayacak mıydım?” “Çok sevdin galiba.” Sabrımı zorlamak istemediğim için önüme ittiği kağıdın üzerine imzamı attım. “Burada otur, şimdi gelir.” Kaşlarım çatıldı. Kim gelecekti? Dudaklarımı aralayacakken önündeki bilgisayara döndü. Gözlerimi etrafta gezdirirken bakışlarım kapının önünde duran askere takıldı. Sırtı bana dönük, sağa doğru yürüyordu. Gözüm bir yerden ısırıyordu onu ama kimdi? “Şikayetini geri almış hastanedeki adam tabi yardım olmasa sabaha kadar buradaydın.” “Kim yardım etti ki?” diye sordum gözlerimi askerin üzerinden çekerek. “Hem o kıza ne oldu? İyi mi?” “İyi, bedeninde morluklar var birkaç yerde. Darp raporu almış, şikayetçi olmuş. Şuan hastanede iyi durumda.” “Demek ki şikayet etmek için sıra ona gelmiş.” Göz ucuyla baktığında omuz silktim. “Bekle sen burada, gidip haber vereceğim.” Elindeki kağıtlarla masadan kalktığında kapının girişine baktım. Askerin yüzünü bu tarafa döndüğünü gördüm. Tanıdık siması ile dudaklarım aralandı. Bu Cihan’dı. Korhan’ın arkadaşı. Cihan’ın bakışları benim gibi etrafta dolanırken gözleri beni buldu ancak hemen üzerimden çekti. Bakışları başka bir yere değerken ışık hızı ile benim üzerimde durdu. Kaşları çatıldı, gözleri dolandı üstümde. Adımları bu tarafa gelirken onun burada ne işi olduğunu anlamaya çalışıyordum. “Leyla?” Cihan’ın sesi ile derin bir nefes almaya çalıştım. “Cihan’dı değil mi?” dedim çekingenlikle başımı kaldırdım ve yüzüne baktım. “Evet, evet! Sen çıkmışsın.” Dudaklarım hafiften aralanırken, beni gördüğüne şaşırmadığını fark ettim. “Sen ne yapıyorsun burada?” dedim şaşkınlıkla. “Yani yanlış anlama, tesadüf oldu herhalde.” “Yok, Korhan’ı aradılar. Bu yüzden geldik.” Korhan’ı mı aradılar? Benim için aramış olabilirlerdi ama numarasını nereden bulmuşlardı ki? Elbisemin cebindeki numara aklıma düştüğünde içimden kendime saydırdım. Onu girişte vermiştim polislere. Üzerimdeki her şeyi almışlardı. “Sizi mi aradılar?” dedim utançla, benim yüzümden buraya kadar gelmek zorunda kalmışlardı. “Evet adını söyleyince Korhan atlayıp geldi, delidir biraz tek gitsin istemedim. Askeriyeden çıkıp geldik.” “Benim yüzümden de işinizden oldunuz.” Cihan karşımdaki sandalyeye oturarak sözümü kesti. “Yok ne işi? Boş ver takılma sen oraya bak çıktın işte.” Bir şey dememek için usulca salladım başımı. “Peki nasıl düştün buraya? Korhan’ı göremedim yoksa soracaktım. Teyzen nerede?” diye sordu etrafa bakarken. “Teyzem mi?” Aklıma düşen şeyle kaşlarım havalandı. “Haa teyzem! O şey de, şeye gitti-” “Nereye gitti?” Korhan’ın sesini duyduğumda dudaklarımı birbirine bastırdım. Tüm organlarım sanki iç savaş ilan etmiş gibi yerlerinde depreşirken kalp atışımın hızlandığını hissettim. Duyduğum tok, kalın sesi beni heyecanlandırmaya yetiyordu. Bedenimin üzerine gölge düştü, başımı çevirip baktığımda benden birkaç adım ötede durduğunu gördüm. İri gövdesine değen bakışlarım ile içim titredi. Göz bebeklerimin içi adeta titreyerek yukarı tırmandı. Sert çehresine baktım, çenesi adeta kasılmıştı. Buradan bile anlamıştım sinirli olduğunu. Alt dudağımın içini dişlerken yanaklarının içe çöktüğünü fark ettim. Sinirden yanaklarında boşluklar oluşuyordu. Burnundan sert soluklar alıyordu. Gözlerim sonunda yeşil harareleri ile çakıştığında sanki yıldırımlar çarpıştı. Gözlerimiz birbirine bağlanırken hararelerinin baktığım her saniye az önceye nazaran yumuşadığını fark ettim. Gözlerinin altında mor halkalar oluşmuştu. Oldukça yorgun görünüyordu ama yine de sertliğinden ödün vermiyordu. “Nereye gitti ‘teyzen’?” dedi dişlerinin arasından tıslarken. Gözlerinin onu süzdüğüm gibi ilgiyle beni süzdüğünü gördüğümde midem kasıldı. Kalp atışlarımı susturmaya çabaladım. Yalan söylemek istemiyordum, içimden ona yalan söylemek gelmiyordu. “Evinde.” Kısık çıksa da ikisinin de duyduğunu biliyordum. “Korhan Bey, şuraya imzanızı atıp çıkış yapabilirsiniz.” Bakışlarının altında ezilirken alt dudağımı kemirerek gözlerimi kucağıma düşürdüm. “Konuşacağız üvercinka. Bakalım o zaman nereye kaçacaksın?” Dudaklarından çıkan sözlerin hepsi bir kuş misali kanatlanıp kalbimin üzerine kondu. Sözleri bağlandı kalbime. Küçük bir sözle bağlanan kalbim söylesene nereye kaçacaktı? “Cihan arabaya götür onu, geliyorum.” Bana bakmadan Cihan’la konuştuğunda kendimi kötü hissettim. Benim bir suçum yokken neden görmezden geliyordu ki? Belki de uğraşıyordur diye kızgındı? “Gel Leyla.” Cihan ayaklandığında yerimden yavaşça kalktım. Korhan komiserin verdiği belgelere bakarken Cihan ile birlikte kapıya ilerledik. Sırtımdaki bakışlarını hissetsem de dönüp bakmaya cesaretim yetmediği için kapıdan çıkana kadar başımı yerden kaldırmadım. Cihan önden yürüyerek merdivenleri inip, arabaya ilerledi. Askeri aracı değil de Korhan’ın arabasını gördüğümde duraksamadan devam ettim. Yağmur durmuştu ama hava iliklerime işlenecek kadar soğuktu. Cihan ön kapıyı açtığında durdum. “Bin hadi soğuk.” Beklemeden arabaya yaklaşıp bindim. Koltuğa oturduğum an kapıyı kapatarak dışarıda Korhan’ı beklemeye başladı. Cihan’ın bu ince düşüncesi benim ona olan tavrımı yumuşatırken arabanın içinde yanan klima ile ısınmaya çalıştım. Gözlerim polis merkezinin kapısındaydı. İçeri polisler girip çıkıyordu. Ellerimi birbirine sürterek ısıtmaya çalıştım. Kapıdan çıkan Korhan’ı gördüğümde ellerimi sürtmeyi bıraktım. Üzerindeki asker kıyafeti ile çok çekici görünüyordu. İçimden geçen kelime ile utanırken bakışlarımı çektim ondan. Onun beni pek çekici bulduğundan emin değildim. Korhan’ın arabaya yaklaştığını biliyordum ama gözlerine bakmak istemiyordum. Kim bilir ne düşünüyordu? “Sen git, diğeriyle.” Korhan’ın sesi kulaklarıma geldiğinde başımı kaldırmadan göz ucuyla baktım. Cihan Korhan’ın yanından uzaklaşıp, yürümeye başladığında onun araba geldiğini gördüm. Cihan bizimle gelmiyor muydu yani? Yanımdaki kapı sertçe aralandığında yutkunma ihtiyacı hissettim. Saçlarımın uzun olmasını ilk defa bu kadar çok sevdim çünkü yüzümü gizliyordu. Saç tellerimin arasından ona bakarken bakışlarım sıcak olmaya başlayan parmaklarımdaydı. Kapının sertçe kapatılması ile yerimde hafifçe zıpladığımda gözlerini üzerimde hissettim. Arabanın anahtarını çevirip motoru çalıştırdı. Arabayı hareket ettirmesini beklesem de etmedi. “Bakacak mısın?” dedi düz bir sesle. Kaşlarım tedirginlikle havalanırken başımı hafifçe kaldırıp, gözlerine baktım. Yeşilleri az önceki gibi kızgınlıkla parlamıyordu. Arabanın içini olduran ışık sayesinde görebiliyordum yüzünü. Beyaz akları kızarmış, yeşillerini öne çıkartıyordu. “Baktım.” “Niye aramadın beni? Ben sana ne demiştim?” diye sordu sesini git gide sertleştirerek. Kalbim sözleri ile yumuşarken aklım hala aynı inatçılığını sürdürmeye devam ediyordu. “Neden arayayım ki seni? Bir hayatın var senin, benimle mi uğraşacaksın?” diye sordum sesimin düzgün çıkmasını umut ederek. “Uğraşacağım.” “Ne?” dedim beklenmedik bir tepkiyle. Gözlerini gözlerimden çekmeden yüzümü inceledi. Yanağımı, burnumu, çenemi kızarmamı sağlayacak kadar da dudaklarıma baktığında soluğum kesildi. “Yok sana seçenek. Hata bendeydi zaten.” Anlamayarak ona bakarken bedenini bana çevirerek üzerime eğildi. Aramızdaki mesafeyi kapattığında donup kaldım. Elini kemere uzatmak için yan tarafımdan geçirdiğinde parmak uçları saçlarıma değdi. Kokusu burnuma çalarken yüzüme yaklaşan yüzü ile nefessiz kaldım. “Artık gitmek zorunda değilsin çünkü bu sefer iznim yok.” “Ha?” dedim alık alık güzel gözlerine bakarken. Dudağını kıvırdı. Dudağındaki o küçük kıvrılma kalbimin ritmini bozarken kemerin ucunu kendi tarafına çekti. Kemerimi ustalıkla takarken geri çekilmeden bile isteye nefesini yüzüme üfledi. “Bu sefer üvercinka değil, Korhan ne dediyse o olacak.”
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม