RUS RULETİ AŞK - 1

1287 คำ
TANITIM Defne Alara Yılmaz, çizgilerle konuşan bir mimardı. Sessizdi, çalışkandı ve hayallerini yüksek sesle dile getirecek kadar cesur değildi. Ama bir yarışmayı kazanacak kadar yetenekliydi. Kazandığı çizim yarışması onun kaderini değiştirecekti. Ne var ki başarı, her zaman alkış getirmezdi. Kimi zaman en büyük ihanet, en yakından gelirdi. Ablasının onun yerine geçmeye çalışmasıyla başlayan kırılma, Defne’yi uluslararası bir mimarlık ve inşaat devinin tam ortasına sürükledi. O devin başında ise Valentin Gromov vardı. Soğuk bakışlı, sert, kontrol etmeye alışkın bir Rus şirket sahibi. Valentin Defne’yi ilk çizimde fark etti. İkinci bakışta sustu. Üçüncüsünde ise artık geri dönüş yoktu. Defne sakin kalmaya çalıştıkça, Valentin yaklaşmayı seçti. Küçük dokunuşlar… Sınır gibi görünen ama aslında sınır olmayan anlar… “Hayır” demek mümkündü belki, ama kalp ikna olmuyordu. Yanlış anlamalar büyüdü. Güven çatladı. Ve işin içine mafya karıştığında artık hiçbir çizgi sadece çizgi değildi. Rusya ve Türkiye arasında yükselen binalar, kararan şantiyeler, kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar… Bu hikâyede mimarlık yalnızca estetik değil, iktidarın diliydi. Aşk ise en tehlikeli yapıydı. Defne, kendi çizgisini koruyabilecek miydi? Valentin, kontrol edemediği tek şeye—ona—yenilecek miydi? Bazı aşklar inşa edilir. Bazılarıysa yıkar. BÖLÜM - 1 Şans mı insanın ayağına gelir yoksa insan mı şansını yaratır kimse tam emin olamıyordu. Bu nedenle iş ilanlarına bakarken gözümden bir şey kaçmaması için elimden geleni yapıyordum. Önümde açık olan internet haberleri sayfası ise kendi kendine okuma yaparken bir sonrakine geçip duruyordu. Sonra Rusça bir haber kulağıma çalındı. Haber tam olarak şöyleydi. Oldukça köklü bir Rus inşaat ve mimari şirketi Türkiye de olan kolunu genişletiyor yeni Türk mimarlarla çalışacaklarından bahsediyordu. En önemli konuyu ise sona saklamışlardı. Şirketin sahibi ve CEO'su Valentin Gromov Türkiye de var olan şirketin başına bizzat geçecek yaklaşık beş yıl boyunca da tüm işlerini Türkiye’den yürütecekti. Yeni mimar alımlarını ise bir yarışma ile yapacaklarını duyuruyorlardı. Dikkat çeken ama aynı zaman da güvenli hoş ama kullanışlı bir hastane binası çizilecekti. Belli elemeler sonrası son ona kalan mimarlar şirket ile sözleşme imzalayacak birinci olan proje ise hayata geçecekti. Bu benim için altın fırsattı. Mezun olduğumdan bu yana iki sene geçmişti ve iş bulamamıştım. Oysa ben bölümümü birincilikle bitirmiş başarılı bir mimardım. Alnımı ovdum. Haberi tekrar tekrar dinledim. Evden uzaklaşmak istediğim zamanlarda yazılıp gittiğim dil kursu işe yaramıştı. İyi derece de Rusça ve İngilizce biliyordum. Onlar kadar olmasa da Fransızcam da fena değildi. Şirketi, yarışma konusunu ve en önemlisi haberin linkini kendi telefonumda not alındıktan sonra sanki aranan kan bulunmuş gibi sevinmiştim. Olacaktı. Bu defa ben de mesleğimi en doğru şekilde yapacak yolumu çizecektim. Ben notlarımı alıp detaylı bilgiler için araştırma yaparken kapı bir anda açıldı. İçeri dalan İrem ile göz devirdim. Kendisi ablam olurdu ama asla bir abla gibi değildi. Kıskanç narsist megaloman bir tipti. Saçlarını savurup “Ben geldim” dediğinde kaşlarımı sahte bir şaşkınla kaldırdım. “Şaka yapıyorsun? Hiç belli olmuyor geldiğin.” Göz devirdi. Koltuğa kendini bıraktığında ayakkabısını çıkarıyordu. “Öf Defne seninle uğraşamayacağım. Keyfim yerinde.” “Keyfin yerindeyse sana zahmet o ayakkabıları kaldır. Hizmetçin yok.” Bu defa bana kaşlarını çatıp baktı. “Ya kızım zaten evdesin çalışmıyorsun. Kalkıp senin yapacağın işlere ben mi koşacağım. İşin ne kaldır.” Burnumdan soluk alıp verirken “Çalışmıyor muyum? Son bir senedir kredi kartın dahil tüm harcamalarını ben karşılıyorum farkında değil mi? Çeviri yaparak hepinize yetişmeye çalışıyorum. Hala karşıma geçmiş pişkince çalışmıyorsun mu diyorsun?” dediğimde kaşlarını çattı. Bana bağırmaya çalıştığında alt kattaki annemin duymasına özellikle neden oluyordu ki her zamanki gibi azarlaması için sebep veriyordu. “Verdiğin üç kuruş onun da hesabını mı yapıyorsun? Bu evde yaşıyorsan elbette eksiklere giderlere katılacaksın. Annem de çalışıyor ama senin kadar isyan etmiyor ya da hesap yapmıyor. Ben de çalışıyorum. Ne olmuş yani birkaç ay eve para getiremediysem. İstediğim gibi bir firma bulamadım. Olanlar da ucuz yerlerdi. Bunu mu yüzüme vuruyorsun Defne hiç utanmıyor musun?” Soluğumu bıraktım. Kazanamayacağım bir savaşa giriyordum ama susmak da artık ahmaklık gibi geliyordu. İçimde tutamıyordum. Taşmıştım. “Tam on yedi aydır bu eve beş kuruş soktuğun yok. Elin godomanları ile eğleniyor paralarını yiyor istediğin gibi harcama yapıyorsun. Lanet olsun üç yüz bin lira kredi kartı borcunu daha on gün önce ödedim. Ben harcama yaparken kırk kere uyarı yiyorum. Kendine gel. Ben sizin eşeğiniz hamalınız değilim.” Kapım yeniden açıldı. Bu defa giren annemdi ve tabi ki annecik her zamanki gibi kızı İrem’i savunacaktı. Şaşırdım mı? Hayır. Canım sıkıldı mı? Fazlasıydı. “Neler oluyor burada? Ev inliyor bağrışlarınızdan.” Ben ağzımı açana kadar İrem atıldı ve “Anne, Defne Hanım kazandığı parayı eve verince hamallık eşeklik ediyormuş. Üç kuruş yardım etti diye laf ediyor.” dedi. Masanın üzerini toplarken annemin nutuklarından birini daha dinlemeye başladım. Lanet olsun kulaklığımı neden takmadım ki. “Biz aileyiz Defne. Sen de bu aileye mensupsan elbette katıda bulunacaksın. Ne bu haller? Hem sen iş ilanlarına bakacaktın buldun mu bir şeyler? Babanın kredi kartı borcu sınıra dayanmış. Sorun olmasın banka ile.” Son kalemi de çantama tıktığımda doğruldum ve onlara baktım. “Anne, bana işi sorana kadar kızına sorsan keşke. Günlük iki saat uyku ile dünyanın çevirisini ben yaparken babam da İrem de yatıyordu. Şimdi gelmiş kredi kartı borcu diyorsun. Banane. Yeter artık.” Sırt çantamı omuzuma taktığım an yanlarından geçip giysi dolabının önüne geldim. Eski çantamı alıp içine kıyafet doldururken burnumdan soluyordum. Annem ve İrem kafamda konuşup dursa da umurumda değildi. Sonuçta çalışan bendim. Her yerde kazanıp kendimi çevirirdim. Bir de çizimlerim kabul edilirse sürekli işim olurdu. Sonunda doğruldum. Anneme en can alıcı darbeyi indirirken hiç üzülmedim. “Ben teyzeme gidiyorum. Bundan böyle siz ne yaparsanız yapın. Belki bu sayede kızınla kocan çalışmaya başlar.” Gözleri irileşti. Dudakları aralanırken öfkeyle “O kadının yanına gidersen bizi silersin Defne. Sakın yapma bunu. Teyze dediğin o şırfıntı çok kötü bir kadın. Orospu olmaya mı niyetlisin.” diye bağırınca istemsiz kıkırdadım. Teyzem Sedef, annemden dört yaş küçüktü ve Koreli bir adamla evliydi. Sürekli Kore’ye gidip gelirler modern yaşarlardı. Anneme para koklatmadıkları için de annem kocasını pezevenk kardeşini de orospu olarak görüyordu. İşin komik yanı teyzem beni severdi. İrem’le yıldızları buluşmamıştı ama benle çok iyilerdi. Çocukları olmamıştı. Bu yüzden belki de beni görünce hep çok seviniyorlardı. Annemden gizli çok gitmiştim onlara hatta eniştem üniversite zamanımda bana burs vermiş zorluk çekmememi sağlamıştı. Şimdi onlara sığındığımda umuyordum ki beni geri çevirmezlerdi. Yirmi altı yaşında bir kızdım. Ailemi bu zamana kadar sırtımda taşımıştım ama artık yeterdi. Ne İrem’in narsistlikleri ne de annemin evlat ayırmaları ve de babamın umursamazlığı canıma tak demişti. “Anne. Sedef Teyzem sana para yedirmedi hayatını yaşıyor diye kadına neler diyorsun. Bu hallerinle verdiğim kararda ne kadar haklı olduğumu bana gösteriyorsun. Sana kızın ve kocanla mutluluklar. Ben artık yokum.” Yanlarından geçip odadan çıktığımda arkamdan bağırmaları umurumda değildi. Evin kapısından çıkarken babam hala “Kart borcunu unutma Defne” diyordu. Geri dönüp sizin borcunuza sokayım demek istesem de kendimi tuttum. Sokağın başına kadar yürüdüğümde otobüs durağında durdum ve teyzemi aradım. Birkaç çalış sonrası açıldığında neşeli sesi rahat bir soluk almama yetti. “Alara’m. Kuşum. Nasılsın bebeğim?” Alara. Teyzem bana hiç Defne demedi. Annem ona inat kızı olursa koyacağı Alara ismini bana vermişti. Ben Defne Alara Yıılmaz’dım. Anneme Defne teyzeme Alara’ydım. “İyiyim teyze sen nasılsın?” “İyiyim kuşum. Eniştenle bavul hazırlıyoruz. Kore’ye gideceğiz.” “Ya.” Gideceklerdi. Bir an sustuğumda “Hayırdır kuzum. Sesin bir değişik geldi bana” dedi. “Şey, teyze ben evden ayrıldım. Hiçbirine tahammülüm kalmadı. Eğer gitmeseydiniz sende kalabilir miyim diye soracaktım. Ama sizde seyahate gidiyormuşsunuz.” Teyzem bir an da carladı. “Kuşum lütfen bana kendini yoldurma. Neredesin şu an? Eniştenle atlayıp geliyoruz.” Kıkırdadım. “Bizim sokağın başındaki duraktayım.” “Oy kuzum merak etme hemen geliyoruz.” Telefonu kapadığımda tek bir şeye şükrediyordum. En azından sevenim vardı. Ben olduğum için yanımda duranlar, çıkarsız ve saf sevgiyle. Ben Defne Alara, hayatım bugün aldığım bu kararla resmen yön değiştiriyordu. Geç bile kalmıştım belki de.
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม