3-Bedel

1523 คำ
Aslan Kurtbey Mardin’in en büyük aşireti olan Kurtbey aşiretinin yeni ağası Aslan Kurtbey… sadece ağa değil, aynı zamanda askeri istihbaratta şerefli bir Türk askeriydim. Gizli görevlere çıkardım. Ayrıca sadece Mardin’de değil, İstanbul’da da yer altı dünyasında bana ‘Kurtbey’ derlerdi. Sadece soyadımı söylemek bile yeterdi. Herkes hazır ola geçerdi. Yer altı dünyasının korkulan ismi bendim. Kimse beni karşısına almak istemezdi. Oraya gizli görev icabı sızıp gücümü sağlamlaştırmıştım. Babam yani Kurtbey aşiretinin ağası Nasuh Kurtbey ölünce Mardin’e dönmek zorunda kaldım. Babam, Nasuh Kurtbey, eceliyle ölmemişti. Onu öldürmüşlerdi. Trafik kazası süsü verilmişti ama Mardin’e gelip detayları araştırdığımda olayın göründüğünden çok farklı olduğunu anlamıştım. Babam ve amcamın büyük oğlu Murat, aynı arabadayken kaza gerçeklemişti. Sürücü koltuğunda babam vardı. Babam olay yerinde ölürken amcamın oğlu Murat ise hâlâ yoğun bakımdaydı. İlk başta sıradan bir kaza gibi duruyordu ama arabayı detaylı şekilde incelettiğimde frenlerle oynadığı ortaya çıkmıştı. Babam arabayı durdurmaya çalışırken ters yönden hızla gelen bir araba üzerlerine doğru gitmişti. Arabanın frenleriyle oynandığını bilen biriydi. Ters yönden üzerlerine gelen aracı Osman’ın kullandığını öğrendiğimde öfkem tarifi olmayan bir hal aldı. O şerefsiz olmasaydı babam hâlâ yaşıyor olacaktı. Onun gibi basit bir işçinin bütün bunları tek başına planlaması imkansızdı. Arkasında biri vardı. Daha büyük ve güçlü biri… Bu kişiyi bulmam gerekiyordu bu yüzden Osman Kara’nın kızı Elfesya’yı konağa getirmiştim. O kız, babasının yerini kesinlikle biliyordu. Çok korkmuştu ama konuşacaktı. Gerekirse her yolu deneyecektim. Osman Kara’nın yerini öğrenmeden ve işin arkasındaki daha büyük gücü ortaya çıkartmadan bu mesele kapanmayacaktı. Elfesya’yı odaya kilitleyip aşağıya indim. Kafam hâlâ babamın ölümü ve bu olayların ardındaki sırlarla doluydu. Salonda beni bekleyen Sadık’ı gördüm. Babamın en güvenilir adamlarından biriydi. Adı gibi sadıktı yıllardır bizim hizmetimizdeydi. “Son durum nedir? Osman’ı buldunuz mu?” “Yok, ağam. Bütün otogarlara ve havaalanına baktık ama Osman Kara yok. Hâlâ Mardin’de olabileceğini düşünüyoruz.” “Onun gibi basit bir adam bunları tek başına yapamaz! Ona yardım eden biri var bu yüzden Osman’ı bulmamız şart.” Osman’ı bulunca ona bu emri vereni ve kaçmasına yardım eden kişiyi öğrenebilirdik. Sadık, güven dolu bir sesle konuştu. “Arıyoruz, ağam. Çok fazla uzaklaşmış olamaz. Onu eninde sonunda bulacağız.” Elimi sakallarıma koyup çekiştirdim. Düşünceli bir şekilde pencereye doğru ilerledim. Mardin ayaklarımın altındaydı. Her zaman buradan bakmayı çok sever ve huzur dolardım ama şimdi içimde huzur yoktu. Sıkıntıdaydım. Bunu kimseye belli edemezdim. Dışarıyı izlerken aklıma başka bir mesele geldi. “Bizi takip eden arabadan haber çıktı mı? Yakaladılar mı?” diye sordum, omzumun üzerinden ona bakarken. Sadık ellerini önünde birleştirdi. “Ağam, kaçtılar ama plakayı aldık. Şimdi soruşturuyoruz. Plakadan kimin arabası olduğunu öğreneceğiz.” Derin bir soluk aldım. “Aydoğan aşireti olabilir mi? Onlarla düşmanlığımız hâlâ devam ediyor. Daha önce de aynı yöntemlerle rahatsız etmeye çalıştılar.” Sadık başını iki yana salladı. “Ağam, Azad Aydoğan ve Nasuh Ağam geçen aylarda bir anlaşma yaptılar.” Kaşlarımı çattım. “Ne anlaşması? Benim neden haberim yok?” “Birbirlerine dokunmayacaklarına dair bir anlaşma. Mardin’in güvenliği için ikisi de kabul etti. Aynı zamanda Azad Aydoğan’ın eşi Melek Aydoğan dün gece taziye için buraya geldi. Onlar bu anlaşmayı bozmazlar diye düşünüyorum ama isterseniz yine de soruşturalım.” Kafamı salladım. “Soruşturun. Onlara güven olmaz. Yıllardır her olayın altından onlar çıkıyor. Benim bilmediğim ama babamın düşman olduğu başka kimler var? Burada olmadığım yıllarda neler oldu, kimler güç kazandı? Hepsini bilmek istiyorum!” Sadık düşündükten sonra konuştu. “Ağam, araştırmaya devam ediyoruz. Nasuh Ağa, Mardin’in en büyük aşiretinin ağasıydı. Dostu kadar düşmanı da çoktu.” Sözlerindeki belirsizlik beni çileden çıkarttı. Pencerenin kenarında duran masaya sertçe vurdum. “Sadık, bunları ben de biliyorum. Bana somut delil getir. Beni boş laflarla oyalama. Hemen araştırmaları hızlandır. Osman bulunana kadar her yere bakılsın. İstanbul’daki sağ kolum Aras da buraya gelecek. Size bu süreçte yardım edecek.” Sadık hızla başını salladı. “Emredersiniz, ağam. Benden istediğiniz başka bir şey var mı? Hemen yapayım.” “Arabayı hazırlasınlar. Elfesya odada kalacak. Kimse, annem bile bu konağa girmeyecek!” Evden çıkarken annemin sesini duydum. “Aslan!” Öfkeden deliye dönmüş gibiydi. Az önce çalışanların yanında susmuştu ama konuyu kapatmayacağını biliyordum. Annem, Azize Kurtbey, istediğini yaptırmayı bilen otoriter bir kadındı. Babam ona gönülden bağlı olduğu için çoğu zaman dediğine boyun eğmişti ama ben, babam değildim. Peşinden odasına girdim. Kapıyı kapattı ve öfkeli gözlerle bana baktı. “Sen ne yapıyorsun, Aslan? O kızın bu evde ne işi var? Bir katilin kızını konağımıza getirmek ne demek?” diye bağırdı. “Anne, neden anlamıyorsun? Sana açıkladım. Osman Kara’yı bulana kadar burada kalacak. Babamı öldüren o adamın nerede olduğunu öğrenmeden hiçbir yere gitmeyecek.” Annem kaşlarını çatarak bana bir adım yaklaştı. “O zamana kadar bu kızı burada mı tutacaksın? Oğlum, olmaz! Sana oyun oynuyor olabilir. O katil soyunu yanında tutamazsın! Aklını başından alır.” Öfkeden deliye döndüm. “Aslan Kurtbey’i bir kadın asla kandıramaz! Sen de artık bu konuda daha fazla yorum yapma!” “Sen kadınların istedikleri zaman ne kadar tehlikeli olacaklarını bilmiyorsun! Zamanında yengen de amcanı aynı bu şekilde kandırıp koynuna girdi. Bak, şimdi Hanımağa olarak konağında oturuyor! Buna asla izin vermem!” “Anne sen gerçekten anlamıyorsun! Osman Kara’yı bulacağım! O kız da bu konaktan defolup gidecek! Bulana kadar burada kalacak! Nokta!” Annem ellerini beline koyup başını salladı. “Sen de anlamıyorsun. O kızın bu konakta kalması büyük bir sorun! İnsanlar bunu duyarsa ne olacak? Dedikoduların ardı kesilmez!” Kaşlarımı çatarak sertçe cevap verdim. “Dedikoduyu kim çıkaracakmış? Kimse bu konuda konuşmaya cesaret edemez. Herkes susturulur.” “Her zaman susturamazsın! Yeterince düşmanımız var. Başta da yengen. O kızı buradan gönder. Götürüp bir depoda tut ya da başka bir yerde sorgula ama bu konakta olmaz!” Annem anlamak istemiyordu. “Anne, kararımı verdim! O burada kalacak! Bu konakta benim kararlarım geçerli, senin değil!” diye bağırdım. Annem birkaç adım daha yaklaşıp yüzüme dik dik baktı. “O kızın başımıza bela olacağını göreceksin fakat buna izin vermem, Aslan! Bu kararından hemen vazgeç!” Sabrım gerçekten de taşmak üzereydi. “Bu meseleyi uzatma. Benimle bu konuda tartışma. Sana saygım sonsuz ama bu konakta ağa olan benim!” Kafasını iki yana salladı. Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla başka bir mesele daha vardı. “Sen bu gidişle ağalığı da kaptırırsın! Burası İstanbul değil, Mardin! Gücünü bir günde kaybedersin!” Yine aklında ne vardı? Susup ona tepkisiz bir şekilde baktı. “Aslan bu ağalık sana babandan kaldı ama bir oğlun olmazsa bu ağalığın sende kalacağını mı sanıyorsun?” Bu sözlerin nereye gideceği belliydi ama susmaya devam ettim. “Hafize yengen şimdiden plan yapmaya başlamış. Murat’ın öleceğini biliyor. Zaten iktidarsızdı. Onun dilsiz karısı Berfin’i de Miran’la evlendirip soyu devam etme düşüncesindeymiş. Senin bundan haberin var mı? Eğer senden önce oğlu olursa neler olur, biliyor musun?” Bu sözlerin arından kanım donmuştu. Ellerimi saçlarıma geçirip öfkeyle çekiştirdim. “Anne! Benim babam daha yeni öldü! Murat abi de daha ölmedi! Sen ne diyorsun? Hafize yengemin kurduğu planları Miran duysa kıyamet kopar! Ne saçmaladığının farkında mısın?” Annem bana aldırış etmedi. “Ben seni düşünmek zorundayım. Nasuh öldü ama ağalık devam etmek zorunda! Eğer bir oğlun olmazsa bu ailenin soyunu nasıl sürdüreceksin? Sana bir kız buldum! Köyden, el değmemiş, saf ve güzel bir kız. Onunla evleneceksin!” “Anne, yeter! Aklından bu saçmalıkları çıkart! Daha fazla devam etme!” Kolumu sıktı. “Senin bir çocuğun olmazsa Hafize’nin planı devreye girecek. Bunu istemediğimi biliyorsun. Senin mutluluğunu, geleceğini düşünüyorum, oğlum.” Kolumu hırsla çekerek kurtuldum ve odadan çıkarken bağırdı. “Aslan! Evlenmek zorundasın! O kız buraya gelecek!” Bu evlilik işini bir an önce çözmem gerekiyordu. ** Elfesya Kara Aslan Ağa odadan çıktıktan sonra uzun süre ağladım. Bundan sonra benim hayatım bu odadan ibaretti. Zihnimde sürekli aynı soru dönüp duruyordu. Babam gerçekten bunu yapmış mıydı? Eğer yapmadıysa neden beni böyle bir duruma sokmuştu? En önemlisi de annem şu an ne yapıyordu? Ona kim bakıyordu? Onun için dua ettim. “Allah’ım sana yalvarıyorum. Anneme yardım et.” O kadar çok ağladım ki gözlerim ağırlaştı. Ağlamaktan ve yorgunlukla gözlerim kapandı. En son uyuyakaldığımı hatırlıyordum. Omzuma dokunan sert bir el beni sarsarken irkilerek uyandım. Sabah olmuştu ve karşımda öfkeli gözlerle bana bakan Aslan Kurtbey vardı. “Uyan!” diye bağırdı. Hâlâ uyku sersemiydim ve dün gece çok ağladığım için gözlerim çok acıyordu. “Ağam…” dedim ama sesim çok kısık çıkmıştı. “Kalk hemen!” dedi ve üzerimdeki yorganı hızla çekti. “Kalk dedim!” diye bağırdı. Sesindeki öfke o kadar fazlaydı ki hemen kalkmam gerekiyordu. Ondan çok korkuyordum. Titreyerek doğruldum. Ayağımdaki kelepçe yüzünden hareket etmekte zorlanıyordum. Kolumdan tutup kendine çekti. Yine yüzlerimiz arasındaki mesafe sıfırdı. Dudaklarımız birbirine değecek kadar yakındı. “Düşündün mü? Babanın yerini söyleyecek misin?” Neden bana inanmıyordu? “Ağam, bilmiyorum ki ama isterseniz gidebileceği yerleri size söyleyebilirim.” Bu sözüm onu daha fazla kızdırdı. “Yeter artık bu oyun. Hâlâ yüzüme baka baka yalan söylüyorsun!" Korkudan gözlerimi kaçırıp kafamı yere eğdim. “Seninle konuşurken gözlerimin içine bakacaksın! Gözlerini kaçırma!” Titreyen bir sesle konuştum. “Benim bir günahım yok!” Bana küçümseyici bir şekilde baktı. “Sana hâlâ inanmıyorum, Elfesya. Eninde sonunda konuşacaksın. Burada kaldığın süre boyunca da benim hizmetimi göreceksin! Yok öyle bedava yaşamak! Madem baban, babamı öldürdü. Bedelini sen ödeyeceksin!" Bunun bedelini babam yüzünden ben ödemek zorundaydım. Babam bunu neden yapmıştı? “Nasıl isterseniz ağam." Ne söylesem daha fazla sinirleniyordu. “Bundan sonra benim için çalışacaksın."
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม