"Madde 1..."
Hande, dudaklarının arasından hırsla mırıldanırken elindeki tükenmez kalemin arkasını alt dudağına bastırdı.
Üzerindeki pembe, sevimli ayıcıklı pijamaları, ayağındaki tüylü terlikleri ve kafasında aceleyle ev topuzu yaptığı saçlarıyla, önündeki sayfaya bakıyordu.
Rahatça evin içinde oturuyordu.
Babasının evinde olsaydı her zamanki gibi diken üzerinde, gergin ve başında zebellah gibi annesi olacaktı. Ama şimdi kendi başındaydı.
Yüzünde ufak bir gülümseme belirdi.
Önündeki çizgisiz beyaz kağıda doğru iyice eğildi, kağıdı buruşturmamaya çalışarak özenli bir yazıyla ilk satırı yazdı.
-SÖZLEŞME PROTOKOLÜ-
Madde 1: Taraflar arasında hiçbir şekilde, hiçbir koşulda gerçek bir evlilik veya ilişki söz konusu olmayacaktır.
"Hah, şöyle. Önce can güvenliğimi bir sağlama alalım da. " diye mırıldandı kendi kendine.
Kalemi parmaklarının arasında bir tur döndürüp hemen altına yeni bir madde açtı.
Madde 2: Aramızda kesinlikle ve kesinlikle herhangi bir tensel temas, yakınlaşma ya da fiziksel müdahale bulunmayacaktır.
"Evet, burası en önemlisi." dedi, kendi kendine kafa sallayarak. Kalemin ucunu kağıda sertçe bastırıp ikinci maddenin altını iki kez çizdi. "O gaddarın, o dağ ayısının ne yapacağı belli olmaz. Kendini ne sanıyorsa artık... Beyefendi kafasına göre gelip beni öpemez. Yok öyle yağma!"
Hızını alamayıp hırsla kendi kendine konuşmaya devam ederek üçüncü maddeye geçti.
Madde 3: Kimse kimsenin özel hayatına, geçmişine veya kararlarına karışmayacaktır. Herkes kendi sınırını bilecektir.
"Aferin kız Hande! Aynen böyle. Herkes kendi sınırını bilecek."
"Herkes kendi sınırını bilecek, öyle mi, Alakurt kızı?"
Arkasından yükselen o buz gibi, derinden gelen tekinsiz sesle Hande’nin sırtından aşağı kaynar sular döküldü. Kalem parmaklarının arasından kayıp masaya düşerken, genç kız korkuyla irkilerek oturduğu sandalyede hızla arkasına döndü.
Ezel Mir Şahvar, her zamanki o karanlık, ezici aurasıyla kapının eşiğinde kollarını göğsünde kavuşturmuş duruyordu. Üzerindeki siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Adımları o kadar sessizdi ki, odanın içine ne zaman sızdığını ruhu bile duymamıştı.
Ezel, adeta kapana kısılmış bir avı izler gibi yavaş adımlarla masaya doğru yürümeye başladı. Bakışları önce Hande’nin üzerindeki o çocuksu ayayıcıklı pijamalarda, ardından masanın üzerindeki beyaz kağıtta gezindi. Dudaklarının kenarında alaycı, buz gibi bir kıvrılma belirdi.
"Saçmalık."
Hande oturduğu sandalyeden hızla kalktı. Üzerindeki pijamalara tezat, çenesini dikleştirip o her zamanki dik başlı duruşunu takındı.
"Bu bir saçmalık değil!" dedi, sesini güçlü tutmaya çalışarak. "Aramızdakileri resmi bir sözleşmeye dökmek istiyorum. En azından bu sayede nerede duracağını, sınırını iyi bilirsin. Ne ben senin hayatına karışırım, ne de sen benimkine!"
Ezel, genç kızın bu ani çıkışına karşı dudaklarında alaycı, buz gibi bir kıvrılmayla karşılık verdi. Hiç acele etmeden, ağır ve baskıcı adımlarla Hande’ye doğru yaklaşmaya başladı. Genç kızın tam önünde durduğunda, aralarındaki boy farkı Hande’nin üzerindeki o ezici baskıyı daha da artırdı.
Ezel, gözlerini kızın yüzünden çekmeden hafifçe eğildi ve masanın üzerindeki kağıdı, sanki değersiz bir çöp parçası tutuyormuş gibi küçümseyici bir hareketle eline aldı. Kağıdı havada hafifçe sallayarak Hande’nin aceleyle yazdığı maddelerde göz gezdirmeye başladı.
Tam o esnada durdu. Gözleri ikinci maddede takılı kalmıştı.
"Kesinlikle ten teması olmayacak...'" diye okudu Ezel, sesi tehlikeli bir mırıltı gibi odaya yayıldı. Ardından kağıdı hafifçe indirip o karanlık, zemheri gözlerini doğrudan Hande’ye dikti.
Hande, adamın o derin bakışlarıyla karşılaşınca bir anlığına nefesini tuttu. Zihni, bir refleks gibi saniyeler içinde sahil kenarındaki o ilk öpüştükleri ana, Ezel’in dudaklarındaki o hoyrat, yakıcı ve nefes kesen baskıya gitti.
Kalbinin teklemesine engel olamadı. Yakalandığını hissetmenin verdiği o istemsiz panikle gözlerini hızla adamın gözlerinden kaçırdı. Boğazında biriken o tuhaf düğümü çözmek ister gibi yapmacık bir şekilde öksürerek boğazını temizledi ve hemen savunmaya geçti.
"Evet!" dedi, sesinin titrememesine özen göstererek. "Bu benim en katı, en değişmez kuralım. Bir daha bana... bana istediğin gibi öyle kafana göre yaklaşamazsın."
Ezel’in gözlerinde tehlikeli ve alaycı bir parıltı uyandı. Aralarındaki tüm mesafeyi yok edip Hande’yi kendi gövdesi ile masa arasına tamamen hapsettiğinde, odadaki hava bir kez daha o ağır, tensel elektriğe teslim oldu. Genç kızın dik tutmaya çalıştığı çenesi, adamın yaydığı o yakıcı erkeklik karşısında hafifçe titredi.
Ezel, masaya yaslandığı elini yavaşça kaldırıp Hande’nin hemen başının yanına yerleştirdi. Eğildi; kapkara gözleri, yangın yeri gibi bakan gözlerine kilitlendi. Genç kız, adamın bir dağ gibi üzerine gelişini gördüğünde refleks olarak geri adım atmak istedi ama arkası zaten masayla kapalıydı. Ezel, aralarındaki tüm mesafeyi sıfırlayarak öyle bir dibine girdi ki, Hande nefesini tutarak belini masaya doğru iyice geriye yatırmak, adamın o yakıcı, erkeksi göğsünden kaçabilmek için arkaya doğru yaslanmak zorunda kaldı.
"Bana bak," dedi Ezel. Sesi, gecenin ayazını eritecek kadar derin, pürüzsüz ve karanlıktı. "Benim sınırlarımı çizmek kimsenin haddine değil. Ben o sınırları canım ne zaman isterse, tam da böyle ihlal ederim."
Hande, adamın dudaklarından sökülen her bir kelimenin kendi dudaklarına çarptığını hissettikçe nefesini tuttu. Göğsü hızla inip kalkıyor, Ezel’in gömleğinin açık düğmelerinden sızan o ten sıcaklığı genç kızın tüm savunma mekanizmalarını sarsıyordu. Kaçacak hiçbir yeri yoktu; sırtı neredeyse masaya, gövdesi ise Ezel’in o sert, gölgeli göğsüne mühürlenmek üzereydi.
Ezel, aralarında bir milim bile bırakmayacak kadar kızın dibine girdi. Dudakları, Hande’nin aralık duran dudaklarına tamamen yapışmadan hemen önce, o yakıcı nefesini kızın ağzının içine üfler gibi fısıldadı.
"Buna sen de dahilsin..."
Ve o son kelimeyle birlikte, Hande’nin itiraz etmesine, nefes almasına bile fırsat tanımadan dudaklarını hırsla genç kızın dudaklarının üzerine kapattı.
O an, masanın üzerindeki o kurallar ve maddeler anlamını tamamen yitirdi.
Ezel’in öpücüğü, ikinci maddeye inat, son derece aç, derin ve baş döndürücü bir tutkuyla başladı. Büyük eli, kızın pijamasının üzerinden belini hırsla kavrayıp onu kendine doğru sertçe çekerken, diğer elinin parmakları Hande’nin alelacele yaptığı topuzun arasına daldı; saçlarını özgür bırakarak ensesini sıkıca sahiplendi.
"Ahh...Ahh-ımm.."
Hande, dudaklarında hissettiği bu hoyrat ve erotik baskıyla neye uğradığını şaşırdı.
Ezel’in dudakları, onun dudaklarını kendi arasında sertçe eziyor, adeta o sahil kenarındaki yarım kalan yangını körüklüyordu. Genç kızın dizlerinin bağı çözüldü; refleks olarak ellerini adamın o geniş, siyah gömlekli omuzlarına yerleştirdi. Onu itmek istiyordu ama parmakları istemsizce kumaşı yırtarcasına kavradı.
Aralarından firar eden o boğuk, ıslak ve nefes nefese sesler odanın mutlak sessizliğini parça parça etti. Ezel, kızın ağzından dökülen o çaresiz inlemeyi duyduğunda öpüşünü daha da sabırsız, daha da yırtıcı bir baskıyla derinleştirdi.
Hande, hayatında ilk kez böylesine karanlık, sınırları paramparça eden şehvetli bir teslimiyetin tam ortasında, Ezel'in mutlak hükümdarlığı altında kaldığını hissetti.
Ezel Mir Şahvar & Hande Alakurt