GÜLÜMSEME

1100 คำ
Defne ’nin Anlatımı… Kanepeye oturdum. Dizlerimi kendime çektim. Kollarımı bacaklarıma sardım. Korkmuş bir kadın pozisyonu. Yabancı bir evde bir kadın önce kurtulduğu için rahatlar. Sonra gerilmeye başlar. Çünkü asıl tehlike, güvende olduğunu sandığın andır. Ailesine bile güvenemeyen biri… kimseye güvenmez. Başımı kapıya doğru çevirdim. Gözlerim arada bir kapanır gibi oldu ama hemen açtım. Tetikte. Sabaha kadar neredeyse aynı pozisyonda kaldım. Kaslarım ağrıyordu. Ama bu rolün parçasıydı. Sabaha karşı uykuya daldım. Gerçekten değil. Uyumayı bile taklit edebilirim ben. Yorgun bir kadın ne kadar korksa da, ne kadar dirense de bir yerde uyur. Beden teslim olur. Benim bedenim ise normal bir kadının kaldırabileceğinden daha fazla hasar görmüştü. O yüzden yorgunluğa yenik düşmem beklenirdi. Saat on gibi kapı açıldı. Anahtarın kilide girişi… Metalin hafif sürtünmesi… Sıçradım. Gerçek bir refleks gibi. Ama hesaplanmış. Yabancı bir yerde kadın tetikte uyur çünkü. Hemen ayağa kalktım. Saçımı düzelttim. Montumu toparladım. “Özür dilerim uyuyakalmışım. Ben gideyim.” dedim. Elinde saklama kapları vardı. Bu ayrıntı… Bir anlığına zihnimi boşalttı. “Günaydın.” dedi. “Uyandırdım sanırım.” “—Afedersin, çok kabayım. Günaydın.” Gözleri üzerimde dolaştı. İnceleyerek değil. Not alarak. “Neden üzerine bir şey almadın?” Hazırdım. “Ben… şey… Üzerim kirliydi. Sen de sanırım titiz birisin. O yüzden…” Mağduriyeti dibine kadar yaşamak için diyecek halim yoktu tabii. Bir an sustu. Sonra, beklemediğim bir şey söyledi. “Annem, uyuyan insanın üzerine kar yağar der.” Cümle sıradandı. Ama bilinçliydi. Annesini referans gösteriyor. Sıradan bir erkek imajı. Evinde yalnız yaşayan ama annesiyle bağı kopmamış biri. Normal görünmek istiyor. Ya da normal olduğunu kanıtlamak. Karşılıklı oynuyoruz. “Ev sıcaktı.” dedim. Gerçekten sıcaktı. Ama insan uyur gibi yaptığında bile üşüyebiliyor. Ben de hafifçe kollarımı ovuşturdum. “Ben gideyim. Her şey için teşekkür ederim.” dedim tekrar. “Önce bir şeyler ye.” dedi. “Gece de tabak kirletmemek için bir şey yememişsindir.” Duraksadım. Bunu fark etmemişti. Dolabı açıp kapattığımı… Yemediğimi… İzlemişti. Ama bir tespit gibi söylüyordu. “Gerçekten daha fazla rahatsızlık vermeyeyim…” Sözümü kesti. “Otur Defne. Kurabiye var. Ev yapımı. Ben tatlı sevmem zaten. Tatlıları yiyecek biri lazımdı. Belki evdesindir diye getirdim. Evde olduğuna göre senin kısmetinmiş. ” Kurabiye. Annesi yapmıştır diye düşündüm. Saklama kaplarını tezgaha koydu. Bir tabağa birkaç tane bıraktı. Sade, yuvarlak, masum görünen şeyler. O gün… O kurabiyelerin içine sevgi konduğunu bilmiyordum. Ve bir başkasının sevdasını yediğimi. Kabul ettim elbette. Yeterince kibarlık yapmıştım. Açlıkta kibarlık bir yere kadar. Gerçekten açtım. Ve nereye gideceğini bilmeyen, parasız bir kız da… ne bulsa yer zaten. Sandalyeye oturdum. Bir tane aldım. Isırdım. Tereyağı tadı. Ev kokusu. Bir an için… gerçek bir hayatın içinde gibiydim. “Güzelmiş.” dedim. “Annemin komşusu yapmış. Annem birinin rızkı varsa nereden olursa olsun gelir derdi. Demek ki sana kısmetmiş. ” dedi sakin bir şekilde. Ses tonu değişmedi. Ama gözleri bir saniyeliğine yüzümde kaldı. Mimiklerimi ölçtü. Mikro ifade eğitimi. Kendine güveni tam. Kısacık bir bakış ona göre okumak için yeterli. Ben kurabiyeyi çiğnerken… O beni izliyordu. Ama önceki gibi değil. Bu kez gerçek bir ev sahibi gibi. Ve ilk kez içimde küçük, rahatsız edici bir his oluştu. Bu adam… Beni sadece korumuyor. Sadece çözmeye de çalışmıyor. Beni ölçüyor. Ne kadar açım. Ne kadar yalan söylüyorum. Ne kadar dayanıklıyım. Kurabiyeden bir parça daha aldım. Bu evde hangimiz misafiriz, hangimiz tuzak bilmiyorum. “Ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu. Soruyu sıradan bir merakla sormadı. Bir dosya açar gibi sordu. “İş bulmaya çalışacağım.” dedim. Kısa. Net. Umutlu ama çaresiz. “Ne mezunusun?” “Lise.” Başını hafifçe eğdi. Hesap yapıyor. “Kolay değil. Nasıl bir iş bulacaksın?” Omuz silktim. “Ne iş olsa yaparım.” Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz gözleri değişti. “Kalacak yerin yok. Mesleğin yok.” dedi. “‘Ne iş olsa yaparım’ demek… kalacak yer veren işler demek. Gece hayatı. Niyetin bu mu?” Korkmuş gibi yaptım. Gözlerim büyüdü. Omuzlarım gerildi. Hafifçe kızdım da. Namuslu kızlar böyle yapar. Bende namusluyum ama onun düşündüğü şekilde değil. “Asla.” dedim. “Normal bir iş. Daha önce sigortasız konfeksiyonda çalıştım. Çırak gibi. Bir de garsonluk yaptım. Bir iş bulurum.” Bunu söylerken sesim titredi. “Ama kalacak yerin yok.” dedi tekrar. “İşe girer girmez para vermeyecekler. Sokakta kalarak düzgün bir işte çalışamazsın. İşverenler düzen ister. Temizlik ister. Neden kadın sığınma evine gitmiyorsun?” Derin bir nefes aldım. Bu kısmı en iyi oynadığım yer. “Ailem beni yuvaya verdi daha doğrusu vermiş. Hatırlamıyorum bile. ” dedim. Gözlerimi yere indirdim. “Yuvada büyüdüm. Lise bitince… büyüyünce yani… ailem beni aldı.” Küçük bir umut ışığı kattım sese. “Önce sevindim.” dedim. “Sonra amaçlarını anladım.” Yavaş. Kontrollü konuşuyordum. Zorlanır gibi. “Beni çalıştırmak için almışlardı. Ama sigortalı işe girmeme izin vermediler. Yardımları kesiliyormuş. Geçici işlerde fazla para vermediler. Kazandığım para yetmedi onlara. Sonra evlendirmek istediler.” Bir an sustum. “Yani önce yuvada, sonra aile evinde özgür olamadım.Ve bunlara hep beni dünyaya getiren insanlar sebep oldu.” Gözlerimi kaldırdım. “Şimdi bir de onlar yüzünden korkuyla bir kadın sığınma evinde kalmak istemiyorum.” Bu cümle… Genelde insanları susturur. “İstanbul’ da ayakta duramazsam… daha küçük bir şehre giderim.” O an yüzünde ilk kez net bir şey gördüm. Endişe. Bir kadının ziyan olmasına duyduğu endişe. “Anladım.” dedi. “Ama dediğim gibi kolay değil.” Sonra durdu. Karar veren bir adam gibi değil… Bir risk ölçen adam gibi. “Şöyle yapalım.” dedi. “Benim birkaç tanıdığım var. Sana iş bulmaya çalışalım.” Bakışlarımda şaşkınlık gerçekti. “Ben kaptanım.” dedi. “Birkaç gün sonra işe gideceğim. Genelde aylarca olmam. Ama bu kez geminin kaptanı hastalandı. Son seferine katılıp bir iki hafta sonra döneceğim.” Kaptan. İçimden hafif bir gülümseme geçti. İyi kamuflaj. Deniz… Uzaklık… Aylarca yokluk… Kimse nerede olduğunu sorgulamaz. Kimse “neden gelmedi” demez. İstediği gibi göreve gider. “Ev boş kalacak,” dedi. “Sen burada kal. En azından bir süre çalışmış olursun. İş yerinden para alma şansın olur.” Şaşkınlık bu kez role döndü biraz daha derinleştirdim. “Beni hiç tanımıyorsun.” dedim. “Evi nasıl bırakacaksın bana?” Bir anlık bir gülümseme geldi yüzüne. “Evimi sırtlayıp götürecek kadar güçlü görünmüyorsun.” O gülümseme… Beklemediğim kadar sıcaktı. Ve o an… Sedef dışında ilk kez birinin gülümsemesi içimi ısıttı. Bu rahatsız ediciydi. Tehlikeli derecede. Kaptan olduğunu söyledi. Belgeleri vardır. Kayıtları vardır. Kimliği vardır. Ben sahte kayıtlardan doğmuş bir gölgeyim. O ise sistemin içinde var olan biri. Bu adam… Bana benziyordu. Ama benim yasal versiyonum gibiydi. Ben yasa dışı bir silahım. O devletin elindeki resmi bir bıçak. Aramızdaki fark buydu. Ama o an… ilk kez planın dışına taşan bir duygu hissettim. Bu adamı kandırmak mümkündü. Ama onu hafife almak… ölümcül olurdu.
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม