2. BÖLÜM

4842 คำ
Yorucu geçen gününün ardından kendini otobüsten aşağı zor atmıştı. Eğer biraz daha gitmeye devam etseydi otobüste uyuya kalacaktı. Havanın serinliği bedenini ürpertince, trençkotunun önünü kapadı. Ellerini ceplerine koyup, sarı yaprakların arasında yavaş yavaş yürüdü. Ayakkabıları sararmış yaprakların içine battıkça yüzünde tebessüm oluşuyordu. Bu görüntüyü çok seviyordu. Mahalleye adımını attığında, aşinası olduğu kokuyu derin derin içine çekti. Her bir evden gelen mis gibi yemek kokuları... Neşe'nin kuaför dükkânının ışığını açık görünce adımlarını oraya çevirdi. Üç basamağı çıkıp kapıyı ileri itti. Müşterisinin saçına fön çeken arkadaşına gülümseyip kırmızı koltuğa oturdu. "Kolay gelsin." "Sağ ol canım." O, işini bitirinceye kadar, masanın üzerinde duran dergiyi alıp sayfalarını karıştırdı. Kısa model saç örneklerini görünce eli kendi saçına uzandı. 'Acaba kestirsem mi?' Diye geçirdi aklından. "Aklından bile geçirme, Pınar." Bakışlarını dergiden çekip, kaşları çatılı Neşe'ye gülümseyerek baktı. "Saçlarımı seviyorum merak etme kestirmem." "Hele bir dene bak o zaman neler oluyor." Kısık sesle kahkaha atıp başını sağa sola salladı. Ondan çok saçlarını seven bir arkadaşı vardı. Neşe'nin saçları kıvırcık olduğu için istediği modeli kendine zor yapıyordu. Canı sıkıldıkça Pınar'ın saçlarıyla oynamayı çok seviyordu. Neşe'nin son müşterisi gidince birlikte dükkândan çıktılar. "Bize yemeğe gelir misin?" "Çay içmeye geleceğim zaten, yemeği boş ver zahmet olmasın." "Ne zahmeti Pınar, aşk olsun. " "Tamam gelirim." Ellerini birbirine vurup, "bakkaldan çekirdek alalım," dedi neşeli sesiyle, Neşe. "Alalım." Bakkala grince dört paket çekirdek alıp çıktılar. Eve doğru yürürken annesini arayıp Neşe'ler de yemek yiyeceğinin haberini verdi. Neşe'lerin apartmanına girerken, annesi salonun penceresinden ona bakıyordu. "Eve gelirken ara kızım, camdan bakarız sana." "Alt tarafı karşı binadan çıkıp eve geleceğim anne." "Pınar..." "Tamam anneciğim, arayacağım." Apartmanın içine girip ona gülen Neşe'nin kolunu sıktı. "Ah bu anneler, hepsi aynı." "Gülmesene kızım. " "Tamam be, hadi yürü." Mahallelerindeki apartmanlar eski bina oldukları için asansör yoktu. Mecbur dördüncü kata kadar tek tek basamakları çıkacaktılar. Kendi merdivenlere ne kadar alışsa da, ne zaman Neşe'lerin binasına gelse nefes nefese kalıyordu. "Anne ben iyiyim, lütfen beni merak etme. Evi de gördün, neden bu kadar telaş yapıyorsun? Ayrıca ben yirmi dokuz yaşındayım bana çocuk muamelesi yapma lütfen." Üst kattan gelen yüksek ses yüzünden Neşe'ye dönüp, "yuh" dedi. "Adam apartmanın içinde bağıra bağıra konuşuyor." Üçüncü kata gelince sabah karşılaştığı polisle göz göze geldi. Başıyla selam verip merdivenleri hızla indi genç polis. 'Artist, havan kime oğlum?' "Pınar?" "Hıı?" "Neden adamın arkasından dövecek gibi bakıyorsun?" Çatılı olan kaşlarını düzeltip, "öyle mi bakıyorum?" dedi. Sahi, o neden adamın arkasından bakıyordu ki? Suratına boş boş bakan arkadaşına omzunu silkip merdivenleri çıktı. "Atarın kime kızım? Şuna bak şuna. Avukat abla, ne oldu? Polis abi mi çarptı sana?" Son basamakta arkasını dönüp parmağını çok sevdiği ama öldürmekten çekinmeyeceği dostuna uzattı. "Kardeşim annem tavuklu pilav yapmış onu yemeden ölmek istemiyorum. Lütfen gözlerini belertme." Kıkırdayıp önüne döndü. Evin içine girince derin nefes alıp, "mis gibi kokuyor" dedi gözlerini yumarak. "Hoş geldin Pınar kızım. Hemen ellerinizi yıkayıp masaya geçin." Neşe'yle birlikte banyoya koşup, aynı anda ellerini çeşmenin altına soktular. Arada bir birbirlerini ıslatarak ellerini yıkadılar. Banyodan çıkınca hazır olan masaya geçip yerlerine oturdular. "Nasılsın Pınar?" "İyiyim Sevim teyze, sen nasılsın?" "İyi kuzum, bugün alt kata kiracı geldi. Çocuk polis, annesi onun ayrı eve çıkmasını istememiş ama oğlu artık kendi evimde yaşamak istiyorum deyip buradan ev tutmuş. Annesi çok ağlamış, gitme yavrum ben seni akşamları görmeden uyuyamam demiş. Çocukta eve uğramadan akşamları yanına uğrar öyle eve giderim demiş. Annesi de babasıyla mecbur kabul etmişler. Çok tatlı bir çocuk, saygılı da..." Ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı. Bakışlarını Neşe'ye çevirdiğinde o da aynı şekilde annesine bakıyordu. "Pardon anneciğim, bir şey soracağım." "Sor kızım." "Şu bahsettiğin çocuk mu anlattı sana bu kadar şeyi?" Sevim Hanım ısırdığı soğanı kenara koyup, elini yok be der gibi havaya kaldırdı. "Annesi geldi bugün buraya, ben de hoş geldiniz demeye indim öğlen. O anlattı. Ay kızlar bir görseniz kadın bir üzgün bir üzgün. Üç çocuğu varmış, bu oğlanın bir de ikizi varmış sonra yirmi yaşında kız kardeşi varmış. Kadın evlatlarım yanımda olsun istiyorum diyor, görseniz haline üzülürsünüz." Bir yandan yemeğini yemeğe devam ederken bir yandan da Sevim Hanımın alt kattaki kiracı hakkında öğrendiği bilgileri dinliyordu. Sevim Hanım adamın soy ağacına kadar inmişti resmen. Babasının işinden başlamış sülalesinin soyunu sormuştu. Adamı görse sanki kırk yıllık tanıdığı gibi hissedecekti Pınar. O derece yedi ceddini tanımıştı. Masayı topladıktan sonra Neşe'nin odasına geçip aldıkları çekirdek paketinin birini açtı. Neşe önüne çay bardağını bırakıp yanına oturdu. "Anneme bak ya adamın sülalesini öğrenmiş." Kendini tutamayıp kahkaha attı. "Ya çok tatlı annen ama bak uyar onu bu merak bir gün başına iş açabilir." Neşe Yüzünü ekşitip "aynen" dedi. "Osman abimde ona çekmiş, ikisi de çok meraklı." "Ay sanki sen meraklı değilsin." Genç kız göz kırpıp höpürdeterek çayını içti. Avucuna aldığı çekirdeği yüzüne fırlatıp, "yapma be" diye bağırdı Pınar. "Ne oldu bebeğim zoruna mı gitti?" "He bebeğim gitti, ne yapacaksın?" Burnunu kaşıyıp bacağını havaya kaldırdı. "Konuşacağın yeri biliyorsun yavrum." Sesli bir şekilde kahkaha atıp, çatlak arkadaşının yanaklarını sıktı. Onun yanında olmaktan çok mutluydu, insanın bir dostu olmalı her şeyiyle sana destek olan, yanında doğal olan, senin mutluluğun için şebeklik yapan bir dostunun, kardeşinin olması mükemmel bir duyguydu. Başını omzuna yaslayıp ayaklarını yatağa uzattı. Ne zaman onun evine gitse yere oturur çekirdek yerdiler. Farklı ortamlara girebileceği arkadaş grubu olsa da hiçbiri Neşe'nin yanındaki gibi huzur vermiyordu ona. "Bu sene staj bitince seneye resmen avukat oluyorsun." "İnşallah." "Bir gün kocamdan boşanmak istediğimde sana gelirim. Biz arkadaş olduğumuz için para vermem haberin olsun." "Deli evlendin de boşanması kaldı. Yirmi dört yaşına girince hani evlenecektin? Yirmi beşe doğru gidiyorsun." Neşe gözlerini belertip ona uzaylı görmüş bakışı attı. "Kardeşim kocamı var? Varsa hayrına tanıştır bizi de evlenelim." "Yok kardeşim, umarım en yakın zamanda istediğin koca adayını bulursun." "Amin inşallah, ya rabbim duy temiz kalpli kullarının sesini." Gece yarısına kadar Neşe'yle oturduktan sonra evine gelip yatağa yattı. Sabah telefonun sesiyle gözlerini zorla açtı. Arayan kişiye bakmadan açıp telefonu kulağına getirdi. "Alo." "Kardeşim, Allah dualarımızı kabul etti. Kardeşin koca adayını bu sabah buldu." Gözlerini ovuşturup, telefonun diğer tarafında münasip bir yerlerini yırtan arkadaşına, "hayırlı olsun," dedi kısık sesle. "Babanlar uyandı mı? Size geliyorum." Babası mı? Henüz o bile uyanmamıştı. Cevap vermesine fırsat vermeden, "size geliyorum," deyip telefonu kapadı aklı beş karış havada olan arkadaşı. Annesi ve babası uyanmasın diye yataktan kalkıp pencerenin önüne geçti. Çok sevgili dostu, pijamalarını çıkarmadan kendi apartman dairesinden çıkıp onların apartmanına girdi. Kapıya koşup açtı. Nefes nefese merdivenleri çıkan arkadaşı kapının önünde oynamaya başladı. "Allah'ım sabır ver. Gir içeri deli biri görecek." Odasına geçince pencereye koştu Neşe. "Neşe ne oluyor, söyler misin?" "Ay tülü de açmışlar, kız salonları gözüyor, bak bak kahvaltı hazırlıyorlar sanırım." Yanına gidip baktığı yere gözlerini çevirdi. "Yok artık Neşe!" "Var artık var, ay bir görsen bir göz göze gelmemiz var elim ayağıma dolaştı. O da bana bakınca yüzü bir tuhaf oldu. Sanki bana âşık oldu gibi." Bakışlarını tekrar karşı apartmandaki polisin evine çevirdi, pencerenin önünde iki adam kahvaltı yapıyordu. Bunlardan biri dün onun çarptığı adamdı. Acaba hangisine âşık olmuştu onun çatlak arkadaşı? "Sarışın olan mı beyaz altlı prensin?" "Yok be, onun karşısındaki kumral olan. Adı Buğra'ymış, Pınar ilk görüşte âşık oldum ben ona. Bak sana eniştene nasıl da yakışıklı, ah o sucuklu yumurta yerinde ben olacaktım. İçtiği çayın şekeri olsam bile razıydım." Gözlerini devirip kafasına vurdu. "Kendine gel Neşe, iki dakika da gördüğün adamamı bunları hissediyorsun? Ayrıca içeri gir, onları izlediğimizi görürseler ayıp olur." "Gördüler bile bak bize bakıyorlar." "Ne?" Bakışlarını çekine çekine karşı binaya çevirince sarışın olanla göz göze geldi. Ateş yavaş yavaş ayak parmaklarından vücudunu ele geçiriyordu. Şu an hızlı bir şekilde geri çekilmesi gerekirken kal gelmiş gibi adamın gözlerinin içine baka kalmıştı. Selim başıyla selam verip önüne döndü. Neşe'nin kolundan tuttuğu gibi yere çekti. "Ah, ne yapıyorsun kızım?" "Bağırma be. Kızım rezil olduk, sabah sabah adamların evini gözetledik sapık gibi. Adamlarda gördü kesin yanlış anlayacaklar." O utancından yerinde duramazken, akıllı arkadaşı başını hafif kaldırmış karşı apartmanı izliyordu. "Neşe ne yapıyorsun? Kızım adam görecek seni rezil olacağız." "Kardeşim görmez, gizli gizli izliyorum." Oflayıp onun gibi pencerenin önüne emekledi. Başını hafif kaldırıp onların evine baktı. Kumral olan adam tülü kapayınca hemen yere çöktü. "Allah'ım rezil olduk, sapık gibi adamların evini röntgenledik." Dişlerini Neşe'nin koluna geçirip tüm gücüyle ısırdı. "Ah! Deli ne yapıyorsun?" "Of be sabahtan beri bir uyutmadınız! İnsan yaşıyor burada. Uyuduğumu görmüyor musunuz?" Yatağında bağıran kardeşine masum bakışlarını atıp, "sessiz ol bebeğim" dedi. Babasıyla annesinin uyanıp onları bu halde görmesini istemezdi. "Asıl siz sessiz olun." "Bağırma kız valla döverim seni." Elini Neşe'nin ağzına kapatıp, "bulaşma," dedi gözleriyle. Onu anlayan arkadaşı gözlerini açıp kapadı. Azra'ya dönüp, "uyu sen," dedi Neşe'yle ayağa kalkarken. Salona geçtiklerinde kapıyı kapatıp koltuğa oturdu. Hâlâ tülün arkasında karşı apartmana bakan Neşe'ye gözlerini devirip yanına oturdu. "Bakıp durma, adamlar onlara baktığımızı gördüler. Üstelik rahatsız olup tülü kapadılar." "Ne rahatsızlığı? Kardeşim güneş vuruyordu camlarına o yüzden kapadılar tülü." Belki bu söylediğine gök gürlemeseydi inanırdı Pınar. "Bulut o, bir anlık gelip geçici. Az önce güneş vardı." "Sen var diyorsan vardır Neşe'm sorun yok." Kahkaha atmaya başlayınca dayanamayıp o da gülmeye başladı. "Sabah sabah iyi adrenalin yaşadık." Neşe gülmesini durdurup elini kalbinin üzerine koydu. "Bundan sonra her gün sizdeyim, stajdan gelirken benim için bir dürbün alır mısın? Evin diğer bölgelerini rahat görürüz." Gözlerini yok artık der gibi kocaman açtı Pınar. Hiçte şaka yapar gibi hali yoktu Neşe'nin. "Neşe beni korkutuyorsun, adamlar polis tutuklarlar bizi evlerini gözetlediğimiz için." Neşe omzunu silkip tülü araladı. "Kalbimi tutukladı vicdansızın oğlu. Sıkıntı olmaz bu saatten sonra." Kırlenti yüzüne fırlatıp, "aptal âşık" deyip ayağa kalktı Pınar. "Ben mutfağa gidiyorum kahvaltı hazırlayacağım, geliyor musun?" "Balkonda yapalım mı kahvaltıyı?" "Yok artık" deyip hole çıktı Pınar. "Ne var canım azıcık yağmur yağıyorsa?" "Azıcık mı? Birazdan fırtına çıkacak neredeyse. Allah akıl versin Neşe sana." *** Akşama kadar Neşe'nin görür görmez âşık olduğu adamı dinledi sevgili dostundan. Sadece iki dakika görmesine rağmen, adamın göz bebeğine kadar ezberleyen zekâ küpüne hayretler içinde baktı. Hayır iki dakika görmede bu oluyorsa iki saati düşünemiyordu. Hava kararınca dükkânı kapatıp eve doğru yürüdüler. Artık konuşmaktan yorulan arkadaşına bakıp gülümsedi. Önüne döndüğünde bakkala enişte beyle arkadaşı giriyordu. Neşe de görmüş olacak ki Pınar'ın kolundan tutup hızlı bir şekilde bakkala doğru çekiştirdi. "Allah'ım ne olursun rezil olmayalım. Benim kalbimde temiz, lütfen kabul et bu kulunun duasını." "Hızlı yürüsene Pınar, şimdi çıkacaklar dışarı." "Yürüyorum ya." Bakkalın önüne gelince kapıyı açıp içeri girdi Neşe, ardından da Pınar. Sanki bu anı bekliyorlarmış gibi iki arkadaş birbirine bakıp tebessüm etti. "Ah Neşe ah rezil olduk senin yüzünden." Diye mırıldandı Pınar. "İyi akşamlar İhsan abi." "İyi akşamlar kızlar. Hayırdır çekirdek mi bitti? Dün dört paket almıştınız ne çabuk yediniz?" "Allah'ım valla kalbim temiz, en azından Neşe'nin kalbinden daha çok temiz. Neden onun duasını kabul ediyorsun da benimkini etmiyorsun? Ben bugün daha ne kadar rezil olabilirim?" İçinden konuşa konuşa çıldıracaktı. "Çekirdek almayacağız İhsan abi. Bu sefer cips alacağız." "Hay senin cipsine kızım. Bir sus ya bir sus." Diye mırıldandı Neşe'nin kulağına. Yerde olan bakışlarını kaldırınca sarışın olan polisle göz göze geldi. Gülüyor mu? Güler tabii bugün adama fazlasıyla rezil olmuşlardı tabii gülerdi. Onunla daha fazla göz göze gelmemek için Neşe'nin arkasında duran raftan cips alıp parayı İhsan Beye uzattı. "İyi akşamlar ihsan abi. Hadi Neşe." "Duruyorduk ne güzel." "Neşe!" "Tamam be." Hızla bakkaldan çıkıp eve doğru yürüdü. "Yavaş yürüsene Pınar, bacaklarım ağrıyor." "Ah öyle mi, ne zamandır ağrıyor?" "Şimdi başladı. Arkamızdan geliyorlar, benimle bizim eve gel. Ben şimdi onlarla aynı merdivenleri çıkarken bacaklarım titrer düşerim. Sonrada rezil olurum. Ne olur kardeşim, lütfen." Omzunu silkip, "bana ne" dedi Pınar gülerken. "Pardon?" Arkalarından gelen sert ama kadife ses ikisinin de susmasını sağladı. Omzunun üstünden arkaya baktı Pınar. Onlara doğru geliyorlardı. "Şimdi bittik kesin onları takip ettiğimizi düşünecekler. Evlerini izlerken de yakaladılar bizi, avukatlık hayatım başlamadan bitti." Hepsi aval aval kumral adama bakan yanındaki saf arkadaşı yüzündendi. "İyi akşamlar hanımlar." "İyi akşamlar." "Bakkaldaki adam paranın üstünü gönderdi. Koşarak çıkınca arkanızdan seslendiğini duymadınız." "Öyle mi? Teşekkür ederim." Neden kısık sesle konuşuyordu? Uzattığı parayı alıp, "tekrar teşekkürler" dedi. Hafif tebessüm edip başını öne doğru eğdi Selim. "İyi akşamlar" deyip kendi apartmanlarına doğru yürüdü arkadaşıyla. Buda ne böyle? Neden kulakları tıkandı? Neden elleri uyuştu? Neden kalbi hızlı hızlı atıyor? Vücuduna neler oluyordu böyle? ÜÇÜNCÜ BÖLÜM. Kapanan demir kapının ardından öylece durmuşlardı Neşe'yle. Hayır biri sorsa, yolun ortasında ne yapıyorsanız dese ikisinin de vereceği cevap yoktu. Ah, Neşe'nin vardı. İki dakikada âşık olduğu adamın arkasından bakıyordu melül melül. Pınar neden bakıyordu bilmiyordu. Kolundan çekiştiren Neşe'ye oflayıp, "yine ne oldu?" dedi bitkin bir sesle. Bir an önce eve gidip sıcak kahve eşliğinde kitabını okumak istiyordu. "Kardeşim bu akşam siz de kalmak istiyorum." "Kal Neşe, bunun için mi yerinde duramıyorsun?" "Annemden izin alacaksın," deyip apartmanın içine soktu Pınar'ı. Merdivenleri çıkıp onların dairesine geldiler. Neşe kapıyı açıp, "anne!" diye içeri bağırdı eve girmeden. Pınar gözlerini devirip Neşe'nin omzuna hafif vurdu. "Kızım apartmanın içindesin bağırma, insanları rahatsız etmeye hakkımız yok akşam akşam?" "Haklısın," deyip "anne!" diye yırttı bir yerlerini. Pınar alnını soğuk duvara vurup, "ah Neşe ah" dedi her zaman olduğu gibi içi dışı bir olan güzel dostuna. "Niye bağırıyorsun Neşe? Eve giremiyor musun sen?" Sevim Hanımın sinirli sesi Neşe'nin geri çekilmesine sağladı. Pınar alnını soğuk duvardan çekip dudaklarını büzen arkadaşına baktı. Neşe o kadar iyi bir oyuncuydu ki mimikleriyle karşısındaki insanı ağlatır, güldürürdü. Şu an ki modu ise suçlu bir çocuk gibi gözlerini kısmış, dudaklarını büzmüş, sanki her an ağlayacak gibiydi. Sevim Hanım telaş yapıp, "yavrum ne oldu?" dedi endişeli sesiyle. Sanki demin o bağırmıyormuş gibiydi. "Anneciğim Pınar'ın morali çok bozuk, bana bu akşam onlarda kalmam için ricada bulundu. Ben de dedim ki: Pınar, kardeşim ben annemden habersiz hiçbir şeye tek başıma karar veremem. Gel beraber annemin yanına gidelim ona soralım dedim. O izin verirse siz de kalırım dedim." Pınar'ın bu görüntü karşında şok olması gerekirken, gayet sakin bir şekilde dostunun tiyatrosunu izliyordu. Onun bu hallerine alışık olduğu için bu durum ne onun ne de Sevim Hanımın tuhafına gidiyordu. Sevim Hanım hiçbir şey demeden kapıyı Neşe'nin suratına kapattı. "Yalancı, çirkin kız seni." "Anneciğim deme öyle maazallah duyan olur." "Pınar, al şunu git kızım." Kapının arkasından söylenen Sevim Hanıma, "iyi akşamlar" deyip Neşe'nin koluna girdi. "Yürü hadi yürü." Çılgın ve çatlak arkadaşı oynaya oynaya merdivenleri inerken, o sessiz bir şekilde iniyordu. Tekrar o polislere rezil olmak istemiyordu. Neşe alt kata inince kırmızı bölgeye doğru yaklaştı. Gözlerini kocaman açıp, "Neşe" diye bağırdı kısık sesle. Ne yapıyordu bu kız? Adamların evine gidecek hali yoktu. Parmak uçlarıyla merdivenin ucuna gelip "şşt" yaptı. "Sadece kapıyı dinleyeceğim, bakalım ne yapıyorlar." "Manyak mısın kızım sen? Neden elalemin kapısını dinliyorsun?" "Elalem? Kızım enişten var senin o evde, bir daha yabancı biri gibi bahsetme lütfen benim yakışıklı polisime." "Allah'ım akıl fikir ver şu kıza. Akşam akşam başımıza iş açacak bu bizim." Yerinde çıldırması Neşe'ye etki etmiyordu. Korkudan tırnaklarını kemirecekti neredeyse. Hayır insan bırakıp da gidemiyor, can dostuydu sonuçta. Anca beraber kanca beraberdi... Kulağını kapıya dayayınca içinden bildiği duaları okumaya başladı. Şu kapı bir açılsa ne halt yiyecektiler acaba. Merdivenleri sessizce inip kolunu sıktı arkadaşının. "Bu yaptığın bir suç, eğer burada o adamlara yakalanırsan seni tutuklarlar." "Sussana kızım, bir şey mi yapıyoruz? Seni duyanda haneye tecavüz ediyorum sancak." "Eğer biraz daha burada durursak edecekler sana şimdi." "Selim, boş kutuları kapını önüne bırakayım mı?" "Zahmet olmazsa bırak kardeşim." Kapının ardından duydukları sesler sayesinde hızla kendilerini ikişer hatta üçer üçer merdivenden aşağı attılar. Pınar'ın ayağı burkulunca kendini direkt yerde buldu. "Allah seni kahretmesin Neşe. Ayağım gitti." "Kardeşim iyi misin? Ambulansı arayım mı? Hemen yukarıdaki polis komşularımıza söyleyeyim telsizle ambulans çağırsınlar." Sonbahar ayında ateş basmıştı vücuduna. Bu kız daha neler yaşatacaktı ona. Koyun can derdine düşmüş Neşe et derdinde. Neşe'nin kollarını sıkı tutup kendini ayağa kaldırdı. "Lütfen sessiz bir şekilde eve gidelim. Bugün yeteri kadar rezil olduk, daha fazla olmayalım Neşeciğim." Neşe gülümsedi. Kolunu Pınar'ın boynuna atıp, "biz rezil olmadık" dedi. "Bizler doğal kızlarız canım. O yüzden utanma." "Ne olursun bir kerede doğal olma, Neşe." "Uf be, amma nazlı çıktın yürü hadi." Neşe'ye söylene söylene Pınar'ın evine geldiler. Anneannesi ve dayısı onlardaydı. "İyi akşamlar" deyip koltuğa oturdu Neşe'yle. "İyi akşamlar kızlar, nereden bu saatte?" Dayısının kucağında oturan Melisa'yı alıp gülümsedi. "Kuafördeydik dede." "Yemek yemediyseniz mutfakta hazırlayın kızım." "Hazırlarız anne." "Haydi, gidin de yiyin kızım, arkadaşınla beklemeyin." Neşe'ye kalkması için başıyla mutfağı gösterdi. Kucağında oturan Melisa'yı öpüp ayağa kalktı. Uykusu gelen Melisa'yı yengesinin kucağına bırakıp Neşe'nin peşinden mutfağa girdi. "Çüş kızım tabak diye bir şey var." On parmağını tencereye sokmuş sarma yiyen Neşe'ye "ah" dedi. "Pınar ne oldu sana? Bugün bir kibarsın hayırdır bacım, bir şey oldu da ben mi bilmiyorum?" Onun gibi elini tencerenin içine sokup sarmaları yemeye başladı Pınar. Sorduğu sorunun cevabı olmadığı için susup karnını doyurmakla meşgul oldu. "Sence bana bakar mı o?" Gözlerini ince ve iri sarılmış sarmalardan çekip, ağzını tıka basa dolduran arkadaşına umutsuz bir şekilde baktı Neşe. "Eğer bu halini görürse hiç şansın yok. Yavaş ye yavaş doldurdun ağzını boğulacaksın." "Hiç onun yanında yer miyim böyle? Ben bir tek senin ve ailemin yanında böyle rahatım, biliyorsun." "Bilmem mi? Çok fazla kendini kaptırma. Böyle insanları az çok biliyorum havalı olurlar, sevgililerinden çok fazla beklentileri olur." "Yani diyorsun ki sana bakmaz." "Hayır, bakar ama istek fazla olur onu diyorum. " "Evlenmeden olmaz derim kardeşim sıkıntı yok." Kahkaha atıp, "dersin valla" dedi. Ellerini yıkayıp Pınar'ın odasına geçtiler. Pınar yatağın üzerine otururken Neşe hemen pencerenin önüne gitti. "Tülleri açık, sarışın olan koltuğa uzanmış telefonla uğraşıyor. Benimkinin bacakları gözüküyor sadece." "İnsanları gözetleme Neşe, bu bir suçtur." Neşe omzunu silkip, "bakmakta mı yasak?" dedi yaptığı iş doğruymuş gibi. Azra odaya girince bakışlarını Neşe ve ablasının üzerinde gezdirdi. "Sabahtan beri siz de var bir şeyler. Hayırdır?" "Sana ne küçük cadı." Azra Neşe'nin cadı demesine takılmadan pencerenin önüne gitti. Neşe gibi o da karşı daireyi izlemeye başladı. "Adımız sapığa çıkacak sizin yüzünüzden girin içeri." "Neşe abla, bilmem fark ettin mi ama Osman abi pencereden sana bakıyor." Yataktan kalkıp pencereye doğru yürüdü Pınar. Osman pencereyi açmış el kol hareketi yapıyordu. "Ne diyeceksin adama şimdi? Alt kiracımızın evini röntgenliyorum mu diyeceksin?" "Ben ne diyeceğimi biliyorum." Pencereyi açıp "ne?" dedi sanki yeni görüyormuş gibi abisini. "Kızım nereye bakıyorsun ağzın beş karış açık?" "Asuman geçiyor sandım abi, ona bakıyordum." Osman bedenini aşağı sarkıtıp, heyecanla, "nerede kız?" dedi. "Ben göremedim. Bu saatte ne halt yiyormuş dışarıda?" "Ne bileyim ben, git sevgiline sor." Osman sinirle pencereyi kapatıp içeri girdi. "Ah Neşe ah yaktın Asuman'ın başını." Neşe kahkaha atıp, "oh olsun" dedi saçlarını geri atarken. Kızlar gülerek içeri girince pencereyi kapadı. Tülü kapatırken gözü ona bakan gözlerle keşişti. Elleri ceplerinde kıpırdamadan onların penceresine bakıyordu genç polis. Tülü kapasa ayıp olur muydu? Ne yapacağını bilemeden öyle duruyordu. Sanki tülü kapasa ona saygısızlık etmiş gibi hissedecekti. Arkasını dönüp koltuğa oturunca hemen tülü kapadı. "Adamlar evin içinde tülü kapamadan geziyorlar, rahatlığa bak" deyip arkadaşının yanına doğru yürüdü. Kızlarla sohbet ederken gözü saate ilişti dörde geliyordu. Neşe kollarını havaya kaldırıp gerildi. "Geç olmuş, yatalım mı?" "Olur. Eğer benimle rahat etmezsen ben Azra'yla yatarım." Neşe saat başı yaptığı gibi pencerenin önüne gidip, "seninle yatarım" dedi. "Oha hala oturuyorlar." Azra'yla aynı anda gözlerini devirip, "sen uyuyor musun?" dediler duvardaki saati gösterirken. "Kızlar biz-" Neşe susunca telaşla ayağa kalktı. "Yine mi yakalandın?" "Pınar?" "Ne oldu?" Neşe pencereyi açıp gövdesini aşağı sarkıttı. Azra'yla yanına koşup onlarda onun gibi aşağı baktılar. Gözleri kocaman oldu üç genç kızın. "Anneanne, dede" diye çığlık attı Pınar. Dedelerin evinden dumanlar çıkıyordu. Korkuyla elleri titreyerek içeri koştu. Çığlığına uyanan ev hali endişeyle peşinden geliyordu. Dedesinin dairesine gelince Azra'yla bağıra bağıra kapıyı yumrukladılar. Ev yanıyordu ve onların iki değerlileri içerideydi. Binanın içini çığlıklar inletiyordu. Herkes sağa sola koşarken, Ali Bey tüm gücüyle kapıyı kırmaya çalışıyordu. "Dede, anneanne, ne olursunuz uyanın." "Anne!" Duman binanın içini kaplamıştı. Ali Beyle Pınar kapıya tekme atıp kırmaya çalışırken genç kız birinin belinden sarıldığını hissetti. Arkasındaki kişiyi geri itmeye çalışırken kulağına, "izin ver," dedi yeni yeni tanıdığı ses. Başını arkaya çevirdiğinde mavi gözlerle karşılaştı. "Siz aşağı inin burada çok fazla duman var." Başını iki yana sallayıp, "dedem, anneannem içeride" dedi. "Çıkaracağım onları içeriden. Siz ailenizle geride durun." Selim, Pınar'ı arkasına alıp Ali Beyin omzuna dokundu. "Amca geri çekil açayım kapıyı." Ali Bey gözü yaşlı karısının yanına gidip ona sarıldı. Selim arkadaşıyla beraber kapıya omuzlarıyla sert bir şekilde vurdular. Kapıyı ikinci vuruşlarında kırdılar. İçeriden yoğun bir duman vardı. "Allah'ım ne olursun iyi olsunlar." Onlar içeri girmeye çalışırken itfaiye ve ambulans sesleri mahallede duyuldu. Hızla merdivenlerden yukarı çıkan görevliler onları aşağı indirmeye çalıştılar. "İçeride iki yaşlı insan var." İtfaiye ekibi Selim'in omzunu tutup, "siz geride durun," dedi. İçeri giren altıya yakın ekip yaşlı kadın ve adamı kucaklarında dışarı çıkardılar. Hızlı merdivenden inerken onlarda peşlerinden gidiyordu. Ambulans görevlileri yaşlı kadınla adama müdahale ederken, Pınar annesini sakinleştirmeye çalışıyordu. "Ağlama annem, ağlama iyiler. " İyi olduklarını düşünmek istiyordu. Gözlerini etrafa çevirdiğinde komşularının endişeyle onlara baktığını gördü. Babası ve dayısı ambulansa binip mahalleden uzaklaştılar. "Ben de gideceğim annemle. " "Ağlama anne." Halasıyla eniştesi Ayşem Hanımın koluna girip, "hadi gidiyoruz," dediler. Pınar Azra'nın elinden çekip Hakan eniştesinin arabasına bindiler. Ambulansın ardından hastaneye doğru gitmeye başladılar. Hastaneye geldiklerinde dedesi ve anneannesine hemen müdahale yapılmıştı. Çok şükür ikisi de iyiydi, sadece bir gece müşaade altında kalacaklardı. Babaannesiyle konuştuğunda evin sadece mutfak bölümün yandığını öğrenmişti. Dedesi süt ısıtmak için cezveyi ocağın üstünde unutmuştu yatarken, yangında buradan çıkmıştı. Çok şükür ikisi de iyiydi. Dayısı ve annesi odadayken, Ali bey, Azra o koridorda oturuyordu. Başını babasının omzuna yaslayıp gözlerini kapadı. "Geçmiş olsun." Gözlerini hızla açıp başını babasının omzundan kaldırdı. Yeni komşuları başlarında dikilmiş onlara bakıyordu. Neden gelmişti ki? "Sağ ol oğlum. " "Kötü bir şey yoktur inşallah." "Çok şükür ikisi de iyi." Gözleri Pınar'ın gözlerine değince tebessüm etti. "İyi olmanıza sevindim. Yapabileceğim bir şey varsa söyleyin lütfen." "Sağ olasın evladım, zahmet vermişsin buraya kadar." "Ne zahmeti, biz komşuyuz böyle zamanlarda birbirimize yardım edeceğiz." "Öyle oğlum. Allah razı olsun senden." "Sizden de." Pınar, gider diye beklerken karşılarındaki sandalyeye geçip oturdu Selim. Neden gitmediğini merak etti genç kız. Bakışlarını indirip ellerine baktı. Babası elini tutup, "kardeşinle eve gidin kızım," dedi yorgun sesiyle. "Perişan oldunuz burada." "Sabah beraber gideriz baba." "Kızım dayınlar burada zaten, ben de annenin yanına girerim şimdi. Sen kardeşinle bin taksiye git." Azra'ya baktığında uyukladığını gördü. "Peki," deyip ayağa kalktı. "Babaannende kalın yavrum, evde tek kalmayın." "Peki baba." Babası üzerine bakıp, "hay Allah," dedi. "Kızım oturun ben Hakan eniştenizi arayım tekrar gelsinler. Sizi alsın, üzerimde para yok." Halası ve eniştesi bir saat olmuştu eve gideli tekrar buraya çağırmak ayıp olurdu. Babasının yanına oturup, "boş ver," dedi. "Hep birlikte döneriz." "Peki madem." "Ali amca, istersen ben bırakayım eve kızları." Ali amca mı? Pınar gözlerini büyütüp genç adama baktı. "Yok evladım zahmet etme. Bizim akrabalar gelir birazdan. " Öne doğru eğilip ellerini birbirine hafif bir şekilde vurdu genç adam. "Endişelenme amcam. Benim de iki kardeşim var, ben nasıl onlara zarar gelmesini istemezsem senin kızlarına da zarar gelsin istemem. O yüzden endişe etme bana güvenebilirsin. Hatta ben sana kimliğimi bırakayım, belki birazda olsa rahat eder için." 'Bu neyin ısrarı böyle? Belki biz seninle gitmek istemiyoruz Alla Allah. Adama bak zorla eve götürecek bizi.' Genç kız sessiz bir şekilde mırıldanıp babasına baktı vereceği cevabı merak ediyordu. "Sağ ol evladım ama kızlar yanımda kalsa iyi olur. Ben korkuyorum onlara bir şey olacak diye. Tamam, sen iyi birisin ama ben seni tanımam fazla. Toplasan üç kez görmüşümdür, yanlış anlama beni ama korkuyorum." Genç adam tebessüm edip başını salladı. "Peki, siz bilirsiniz. Ben gideyim o zaman." Ayağa kalkıp cebinden kart uzattı Ali Beye. "Bir ihtiyacınız olduğunda mutlaka arayın, hemen gelirim." "Eyvallah." Giderken Pınar'a bakıp başıyla selam verip yanlarından ayrıldı. "Acaba herkese karşı hep böyle mi? Ya da sadece bize karşı mı?" "Her halde yardım vakfında çalışıyor, zorla bize yardım edecekti." Babasıyla gülümseyip Azra'ya döndüler. "Temiz yüzlü bir çocuğa benziyor." "O zaman neden onunla göndermedin bizi, baba?" "Bilmem içimden bir ses gönderme dedi." Babası ve içindeki sesler, bazen karısından bile evhamlı olabiliyordu Ali Bey. "Ben biraz hava alacağım" deyip ayağa kalktı Pınar. "Dikkatli ol." "Kapının önüne çıkıyorum baba." "Pınar." "Tamam babacığım." Acil bölümünden çıkıp dış kapıya yöneldi. Dışarı çıktığında temiz havayı içine çekti. Ağaçların altında olan banka doğru yürüyüp oturdu. Gözlerini kapayıp bu geceyi düşündü. Ya onlara bir şey olsaydı, düşünmesi bile korkunçtu. Yanında haraketlilik hissedince gözlerini açıp başını yan tarafa çevirdi. "Sen?" "Ben." "Neden gitmedin?" Az önce gidiyorum diyen adam gitmemişti. Ceketini çıkarıp Pınar'ın kollarının etrafına doladı. Ne yapıyordu bu böyle? Genç kız geri çekileceği zaman, "kıpırdama," dedi. "Pardon ne yapıyorsunuz?" "Komşu kızının üşümemesini sağlıyorum." "Gerek var mı buna?" "Yok mu?" Ceketini ona uzatacağı zaman, tekrar sardı kollarını Selim. "İnat etme dursun üzerinde. Hava serin." Üzerinde emanet gibi duran siyah cekete bakıp, 'ne oluyor ya?' dedi kısık sesle. Bu da neyin nesi? "Neden benim evimi izliyorsunuz?" Başını hızla yerden kaldırıp gözlerine baktı genç adamın. "Ve neden kapımı dinlediniz?" Ah Neşe ah, karşısında ona dikkatli bakan adam ne diyecekti şimdi. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM. Sabahın ayazında teni buz gibi olmuştu. Esen rüzgârın serinliğinden değil, yanındaki adamın sorduğu soru yüzündendi üşümesi. Biliyordu bu sorunun geleceğini ama bu kadar erken olacağını tahmin bile etmemişti. İnsanın dostunun olması muhteşem bir durumdu. Aynı zamanda dostunun seni zor duruma sokması berbattı. Ah Neşe, şu an Pınar'ın ne kadar zor durumda kaldığını bir bilse, ne yapardın kim bilir. Yüzüne; hadi sorumun cevabını ver, der gibi sabırsız bir şekilde bakıyordu mavi göz. Sanırım polis olmasından kaynaklı bir durum olacak ki sabırsız ve iyi bir gözlemciydi. Gözlerini gözlerinden bir saniye çekmiyordu. Azıcık başka yere kaysa gözleri hemen bir yalan bulurdu Pınar. Ama o bu kadar dikkatli bakarken bir yalan bulması imkânsızdı. Temiz havadaki oksijeni ciğerlerine çekip gülümsedi. Evet, gülümsedi, bir fırsat bulup buradan kaçması lazımdı. Ona arkadaşının arkadaşından etkilendiğini o yüzden evinin gözetlediklerini, aynı zamanda kapısını dinlediklerini söyleyemezdi. Yapamazdı, ne Neşe'yi zor duruma sokardı ne de kendini. "Sadece basit bir soru sordum. Bu kadar düşünmene gerek yok." Issız bir çölün ortasında kalmış gibi dudakları kurumuştu susuzluktan. Dudağını aralayıp cevap veremiyordu adama. Çapraz sorguya çekiliyormuş gibi hissediyordu. Neden bu kadar telaş yapıp katil zanlısı gibi duruyordu ki. Derste profesörü; sana sorulan sorunun cevabını bilmiyorsan karşındaki insanın gözlerine emin bir şekilde bak demişti. O zaman yanlışta bilsen, doğruyu bilen kişi senin gözlerindeki kararlığı gördüğü zaman, bir saniyede olsa da acaba ben mi yanılıyorum der demişti. Yaklaşık beş dakikadır sorduğu sorunun cevabını verememişti. Selim de inatla ondan gelecek cevabı bekliyordu. Hayır az çok anlaması lazım, sonuçta onlar kötü biri değildi. Daha fazla salak durumuna düşmemek için, "yanlış anlamışsın," dedi. Beş dakikadır düşündüğü ve verdiği mükemmel cevaba alkışlayıp genç adama bakmaya devam etti. Selim tek kaşını kaldırıp, "yanlış anlamışım, öyle mi?" diye sordu sesine yansıyan alayla. Pınar gözlerini açıp kapadı. Üzerinde duran ceketi Selim'e uzatıp, "özür dilerim" dedi. "Mahallemize taşınan yeni komşularımızı merak ettik. O yüzden bir iki kere bakmış olabiliriz. Seni rahatsız ettiğimiz için tekrar özür dilerim. Eğer bu konu burada kapanırsa sevinirim, emin olun bir daha arkadaşım ya da ben tarafından rahatsız edilmeyeceksiniz." Lafını bitirince ayağa kalktı. Aynı şekilde Selim de kalkıp karşısına geçti. Yüzündeki alay eden gülümseme gitmişti. "Rahatsız olmadım, sadece merak ettim. Asıl sen kusura bakma sanki seni sorguya çekiyormuşum gibi oldu." Elini ensesine getirip mahcup olmuş gibi başını yere eğdi. "Aslında bu soruyu sormazdım ama arkadaşımın ısrarı üzerine sordum." Kaşlarını havaya kaldırıp, "nasıl yani?" dedi merakla Pınar. "Arkadaşım arkadaşından etkilenmiş sanırım. Siz ikiniz bizim eve bakınca arkadaşının kime baktığını merak etmiş. Siz apartmana girdiğinizde o gözetleme düğmesinden sizi izliyordu. Sonra arkadaşının kulağını kapıya dayadığını görünce heyecanlanmış." Şu an yer yarılsa da içine girsem diye düşünüyordu Pınar. Utançtan yanakları alev alev yanmaya başladı. "Kaba bir hareketti, lütfen kusurumuza bakmayın." Göz kırpıp, "önemli değil," dedi Selim. "Bir daha olmayacağına eminim." "Kesinlikle bir daha olmayacak hatta sizi gördüğümüz yerde başımızı hemen çevireceğiz." Selim kahkaha atıp gözlerini kıstı. Yüzündeki gülümsemeyi silmeden, "o kadar da değil," dedi. "Birbirimizi gördüğümüz yerde selam verelim komşu kızı. Sonuçta aynı mahallede oturuyoruz. Neyse, arkadaşın arkadaşımdan hoşlanmış mı? Evde bu sorunun cevabını merakla bekleyen bir adam var." Onun gibi gülümseyip, "sence?" dedi. "Bu saçmalıkların bir tek sebebi var o da belli zaten. Benim hastaneye girmem lazım, babam merak eder." "Sana eşlik edeyim." "Hiç gerek yok, sizi de yorduk." Selim, kaşlarını kızar gibi çatıp, "duymamış olayım" dedi. "Lütfen önden buyurun." Birlikte hastanenin girişine kadar yürüdüler. Pınar bir basamak çıkınca arkasını döndü. "Burada olduğun için teşekkür ederin. Ve kapıyı kırdığın için." "Ne demek komşu kızı, yardıma ihtiyaç duyduğunuz zaman her zaman gelebilir ya da arayabilirsin." Ceketinin cebinden kart çıkarıp Pınar'a uzattı. "Baban numaramı vermez sanırım." Nasılda tanımış babasını. Gülümseyip elindeki kartı aldı Pınar. "Ben de sana kartımı veririm bir ara, avukata ihtiyacın olursa yardımcı olurum, seneye." Selim gözlerini kocaman açıp, "avukat mısın sen?" dedi şaşkın halde. Neden bu kadar şaşırdıysa, oradan bakınca hangi mesleği yapıyor gibi gözüküyordu Pınar. "Evet" dedi gururla göğsünü kabartarak. "Bu sene stajyerim ama seneye inşallah avukat olacağım. Babam sağ olsun şimdiden kartımı çıkarmış." "Güzel bir meslek ama benden sana bir tavsiye dik başlı ve kendinden emin ol. Az önce sana soru sorduğumda bana yalan da olsa bir sürü cümle kurman gerekiyordu. Eğer sen sana sorulan bir soruda az önceki gibi çekingen olursan, karşındaki insana güven veremezsin. Bu yüzden mesleğini duyunca şaşırdım ve lütfen beni öldürecek gibi bakma." Başını kaldırıp Neşe'ye saydırmaya başladı içinden Pınar. Onun yüzünden Selim de farklı bir izlenim bıraktığının farkındaydı. Neşe'ye bir hafta boyunca Buğra'nın ondan hoşlandığını söylememe kararı aldı o an. O nasıl Selim'in karşısında gerildiyse, Neşe de Buğra yüzünden meraktan çıldırsındı. Ceketini giyen adama gülümseyip, "benim bakışlarım böyle" dedi. "Lütfen yanlış anlama." "Anlamam merak Dışarıda fazla oyalandığını fark edip merdivenin basamağına çıktı. Neden içeri girmiyorsa, güne gelen teyzeler gibi hissetmişti o an. Saatlerce konuştuktan sonra kapıdan giderken sanki hiçbir şey konuşmamışlar gibi muhabbet ediyorlar gibiydi. Başını iki yana sallayıp, "iyi günler" deyip merdivenleri hızlı hızlı çıktı. Hastanenin içine girince derin nefes aldı. "Yapma böyle komşu oğlu, kalp var ben de."
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม