Füsun Hanım'ın gidişinden sonraki üç gün, Selin için adeta bir rüya evreninde geçmişti. Boynundaki o altın kolyeyi bir saniye bile çıkarmıyor, Murat’ın mektubunu her gece ona tekrar tekrar okutuyordu. Ancak bu izole mutluluk, dış dünyanın meraklı gözleri için bir "anomali" yaratmaya başlamıştı.
Karşı dairedeki Kerem, o günkü dondurma kazasını ve Selin’in asansördeki tuhaf hallerini unutmamıştı. Yazılımcı zekası, bir yerlerde mantık hatası olduğunu söylüyordu.
Koridorda Yüzleşme
Selin, elinde bir poşet market alışverişiyle asansörden indiğinde Kerem’i kapısının önünde bir paketle beklerken buldu. Kerem, Selin’i görünce hemen doğruldu.
"Yine ben," dedi Kerem, bu sefer dünkü kadar neşeli değil, biraz daha sorgulayıcı bir tavırla. "Bu sefer dondurma yok, merak etme. Kargonuz benim kapıya bırakılmış, onu getirdim."
Selin paketi alırken "Teşekkür ederim," dedi kısa kesmek isteyerek. Ama Kerem gitmedi. Gözlerini Selin’in arkasındaki kapıya, oradan da Selin’in boynundaki parlayan kolyeye dikti.
"Selin, bir şey soracağım ama yanlış anlamanı istemem," dedi Kerem, sesini alçaltarak. "Dün gece... ve ondan önceki gece... Evden çok net iki kişinin sesi geliyordu. Hatta bazen bir erkekle tartıştığını sanıyorum. Evde yalnız olduğuna emin misin? Yani, bir yardıma ihtiyacın falan varsa..."
Selin’in sırtından aşağı soğuk bir ter boşanırken, Murat koridorda belirdi. Kerem’in tam dibine kadar girdi, yüzünü adamın yüzüne yaklaştırdı. Murat’ın gözleri öfkeden kararmıştı. "Bak sen şu bilişimciye," dedi Murat, Selin’in kulağına. "Kapı dinlemeye de başlamış."
"Yanlış duymuşsunuz Kerem Bey," dedi Selin, sesini olabildiğince sertleştirerek. "Televizyonun sesi açık kalmıştır. Ben yalnız yaşıyorum."
"Televizyon sesi gibi değildi," diye üsteledi Kerem. "Sanki... biriyle çok özel bir şey konuşuyor gibiydin. Hatta bir ara bir kahkaha duydum, erkeksi bir ses."
Selin kapıyı açıp içeri süzülürken Kerem’e son bir bakış attı. "Bu bina çok eski, sesler karışıyor herhalde. İyi akşamlar."
Evdeki Barut Fıçısı
Kapı kapandığı an Murat salonun ortasında bir fırtına gibi esmeye başladı. "Sana söyledim Selin! Bu adam sadece bir komşu değil, o bir sorun! Gözleri kapıda, kulağı duvarda. Sırrımızı avlamak istiyor."
Selin alışveriş poşetlerini mutfağa bırakıp Murat’ın önüne dikildi. "Ona bir şey yapamazsın Murat. Eğer o adama bir şey olursa, polis gelir, inceleme yapılır. O zaman bizi hiç ayıramazlar çünkü ben gerçekten akıl hastanesine kapatılırım!"
"Seni korumaya çalışıyorum!" diye gürledi Murat. Odadaki avize hafifçe sarsıldı.
"Beni kendinden mi koruyorsun?" dedi Selin, gözleri dolarak. "Lütfen... Sakin ol. O sadece meraklı biri. Onu bir şekilde halledeceğim."
Tam o sırada, Selin'in telefonu çaldı. Arayan Melis'ti. "Selin! Akşam Kerem’le sahilde görüldüğünü duydum. Annene söylemiştim zaten, kadın havalara uçtu. Kerem’e 'Yalnız kalmasın, ona göz kulak ol' demiş baban. Haber haberin olsun, çocuk resmen babanın 'gizli ajanı' gibi davranıyor!"
Selin telefonu kapattığında, durumun ciddiyetini anladı. Kerem sadece bir hayran değil, babasının Selin’i kontrol etmesi için güvendiği bir gözlemciydi.
Selin, Murat’a döndü. "Daha büyük bir sorunumuz var sevgilim. Kerem’i evden uzak tutmamız yetmez. Onu ikna etmemiz lazım. Yarın onu buraya davet edeceğim."
Murat inanamayarak Selin’e baktı. "Ne? Onu benim evime, benim koltuğuma mı oturtacaksın?"
"Hayır Murat," dedi Selin, kolyeyi elinde sıkarak. "Ona hiçbir şey olmadığını, benim tamamen 'normale' döndüğümü göstereceğim. Ve sen o akşam... Sen o akşam hiç olmayacaksın. Ne bir rüzgar, ne bir ses, ne bir gölge... Murat, eğer o akşam kendini belli edersen, bu hikayenin sonu gelir."
Murat, Selin’in gözlerindeki o çaresiz kararlılığı gördü. Sustu. Havanın sıcaklığı yavaş yavaş normale döndü. "Tamam fırtınalı kızım," dedi Murat, hüzünle. "O gece ben olmayacağım. Ama o adamın sana nasıl baktığını gördüğümde kendimi tutamazsam... Beni suçlama."