Sabahın ilk ışıkları odaya dolduğunda, Selin yıllar sonra ilk kez huzurla gözlerini açtı. Yanında Murat yoktu ama yatağın o tarafındaki sıcaklık (veya o his) hala oradaydı. Selin aynaya gittiğinde kendine inanamadı. Gözleri ışıldıyor, teni parlıyordu. O yas tutan, çökmüş kadın gitmiş; yerine cinsel ve ruhsal doyumun verdiği o vakarla duran bir kadın gelmişti. Az sonra kapı tıklandı. Kerem’in sesi geliyordu, biraz yorgun ama her halinden mutlu olduğu anlaşılan o buğulu tonla: “Selin? Uyanmadın mı? Sana bir kahve borcum vardı, taze çektim. Gelmek ister misin?” Selin gülümsedi. Üzerindeki sabahlığı hafifçe göğüs dekoltesini açık bırakacak şekilde bağladı ve kapıyı açtı. Kerem kapıda duruyordu; üzerinde sadece bir eşofman altı vardı, omuzları hala dünkü mücadelenin kırmızılığını taşıyordu

