Selin, hayatının en garip ama en güzel sabahına uyandığında mutfaktan gelen o tanıdık ama bir o kadar imkansız tıkırtılarla gülümsedi. Murat, mutfakta gerçek bir insan gibi eşyalarla etkileşime geçiyor, cam bardağı tezgaha bırakırken o porselen sesini çıkarabiliyordu. Artık "şeffaf bir pil" değil, tam kapasite çalışan bir adamdı. Kapı, Kerem’in kendine has "ben geldim" ritmiyle yumruklandığında, Murat refleks olarak gardırobun içine girmeye yeltendi. Selin onun kolundan tuttu. "Hayır Murat, kaçmak yok. Kerem bu." Kerem içeri daldığında sağ elinde yağlı kağıda sarılı, mis gibi kokan bir paket kol böreği; sol kolunun altında ise sanki bir şirket sunumuna gidiyormuş gibi sıkıştırdığı bir dosya ve laptop çantası vardı. "Selam millet! Açılın, strateji merkezi geldi!" diyerek mutfağa dald

