Bolu’nun o uçsuz bucaksız çam ormanları, üzerine çöken gri sisle beraber adeta dünyadan kopmuş bir masal diyarına dönüşmüştü. Av evinin ahşap duvarları rüzgarın uğultusuyla inlerken, Selin şöminenin önündeki kalın postun üzerine uzanmış, alevlerin turuncu dansını izliyordu. Ama odayı ısıtan şey şömine değil, hemen arkasında duran Murat’ın o devasa, karanlık ve çekici varlığıydı. "Geriye dönmek için son şansın Selin," dedi Murat. Sesi, rüzgarın sesine karışarak odanın içinde yankılanıyordu. "Bu kapı kapandığında, artık yaşayanların dünyası senin için sadece soluk bir anı olacak." Selin yavaşça doğruldu. Üzerindeki o ince, siyah ipek sabahlık şöminenin ışığında parlıyordu. Gözlerini Murat’ın o derin, simsiyah boşluğuna dikti. "Ben o kapıyı şehirden çıkarken sonsuza dek kilitledim Murat.

