Bölüm 7: Bu Olamaz...

2129 Kelimeler
Yıkılan binaların gürültüsü ve ortaya çıkardıkları toz etrafa yayılırken Masamune sessiz bir şekilde Zeina’ya bakmaya devam ediyordu. Peçesi yüzünü kapatsa da güzel gözlerinden ezici gücü ve istekleri anlaşılabiliyordu. Sadece elini savurarak neredeyse hiç hasar görmemiş binaları yıkabilmesi onun gücünün bir göstergesiydi. Masamune de karşısındaki kişinin gücünün farkına varmıştı ve temkinli davranıyordu. O 5 tane ağzına kadar yüklü at arabasını kaldırabilirdi. Ama küçük bir hareketle binaları yıkmak çok daha üstün bir güce işaret ediyordu. ‘Ölümü kabulleniyor musun kara büyücü? Bana gücünü  gösterirsin sanmıştım.’ Zeina’nın sesindeki hayal kırıklığına uğramışlık kendini açıkça belli eder nitelikteydi. Bir yandan da Masamune’yi kışkırtmaya çalışıyordu. Masamune de bunun farkındaydı. O yüzden de durumu gözden geçiriyordu. Geçen sefer Afes ile olan dövüşünü kazanmak için kendini oldukça zorlaması gerekmişti. O zaman Afes ne demişti? Kendisinin tarikatın yüz karası olduğunu ve sadece gücünü ölçmek için geldiğini, onu yenemeyeceğinin zaten tarikat üyeleri tarafından bilindiğini ve bir sonraki gelecek kişinin onu öldüreceğini söylemişti. Eğer Afes, Masamune’den zayıf olan gücü ile onu öldürebilecek olan kuvvetin 20 katını ortaya çıkarabiliyorsa kim bilir bu kız neler yapabilirdi? Bunu tahmin etmek açıkçası çok zordu. ‘Gerçekten de saldırmayacak mısın?’ Zeina sakin bir şekilde sormuştu. Masamune her an gelebilecek bir saldırıya karşı kendini savunmak için hazırlanıyordu. Çünkü böyle sorulardan sonra genellikle soruyu soran taraf saldırıya geçerdi. Eğer öyle bir şey olursa hazırlıksız yakalanmak çok kötü sonuçlar doğurabilirdi. Dahaka, Masamune’nin bedenine çok fazla etki etmişti ve daha da fazla etki etmesi Masamune’nin ölümüne neden olabilirdi. Bu sebeple Masamune ağır bir hasar almamalıydı. ‘Kimsin sen?’ Masamune’nin sorusu Zeina’nın kaşlarının çatılmasına neden oldu. Yüzüne yerleşen kızgın ifade Masamune’nin daha da tehlikedeymiş gibi hissetmesine neden oluyordu. ‘Dinlemiyor muydun? Birisi sana bir şey söylediği zaman dinlemelisin. Eğer dinlemezsen bu karşındakine saygısızlık olur.’ ‘Sana kim olduğunu soruyorum.’ ‘Anlaşılan sende saygıdan eser yok. Ama ben yine de kendimi tekrar tanıtayım. Benim adım Zeina. Kutsal Işık Tarikatı’nın ikinci lideriyim. Büyük liderin kardeşiyim. Aynı zamanda seni, içinde bulunduğun şehirle beraber yok etmeye gelen kişiyim.’ Masamune duydukları ile birlikte içinde artan tedirginlik nedeniyle bir an konuşamadı. ‘Liderin... Kardeşi mi?’ İçinden düşünen Masamune şimdi işin içinden çıkılmaz bir hal aldığını anlamıştı. Afes tarikatın yüz karasıysa ve o kadar güçlüyse tarikatın ikinci lideri kim bilir ne kadar güçlüydü. Kesinlikle Masamune’nin baş edebileceği kadar değildi. Çok ama çok daha fazlaydı. Yapabileceği şeyleri düşünen Masamune kaçmayı planlıyordu. Böyle bir savaşa girmek intihardan farksızdı ve Masamune böyle bir aptallığı yapmayı hiç düşünmüyordu. Ama buradan kaçmak da o kadar kolay olmayacaktı. Sonuçta o kadar güçlü birinin mutlaka hızını arttırmak için bir yolu olmalıydı. Ayrıca enerjisini gizlediğinden dolayı Masamune onun savaşçı mı yoksa büyücü mü olduğunu anlayamıyordu. Savaşçı olduğuna güvenerek kaçmaya başladığında eğer savaşçı değil de büyücü ise uzaktan kullanacağı büyülerle Masamune’yi çok kolay bir şekilde yakalayabilirdi. Ama yakında kalırsa da savaşçı olduğu takdirde yine büyük bir sıkıntı oluşturacaktı. Masamune biraz zaman kazanabilirse bir portal açarak kaçabilirdi. En kötü ihtimalle Lilith ve Elka ile birlikte başka bir portalden geçerek  buradan uzaklaşırlar sonra da olabildiğince hızlı bir şekilde başka yönlere doğru yol alırlardı. Ama bunlar portalden geçebilmesi halinde gerçekleşecek şeylerdi. ‘Demek liderin kardeşisin. Beni öldürmeye senin gelmen gururumu okşadı.’ ‘Hemen kibirlenme kara büyücü. Diğer üyelerin başka bir görevi var. Onlar sizin yaptığınız şeyi temizlemekle meşgul. Ayrıca neden sana hala kara büyücü diyorum? Eminim bir adın vardır değil mi?’ ‘İsmim Masamune.’ ‘Masamune. Güzel bir isim. Ama ilk defa duyuyorum.’ Masamune yapabileceği bir şeyler düşünüyordu. Bu sohbeti sonsuza kadar uzatamazdı. Bir şekilde buradan uzaklaşmalıydı. O an aklına gelen bir fikirle hemen Göz Yanılması adlı tekniğini kullanmaya başladı. Eğer bir şekilde Zeina’nın dikkatini başka yöne çekebilirse buradan kurtulmak için bir şansı olabilirdi. Kendi görüntüsünü oluşturan Masamune onu yavaşça sağa doğru yürütmeye başladı. Zeina’nın gözleri  yavaşça ilerleyen görüntüyü takip ediyordu. Görüntü yaklaşık olarak 6 metre ilerledikten sonra Masamune geriye doğru bir adım attı. ‘Hemen gidiyor musun?’ Duyduğu sözlerle olduğu yere sabitlenen Masamune başını yavaşça Zeina’ya doğru çevirdi. Bu kız nasıl olmuştu da onu görebilmişti? Görüntüsünü oluşturduğu zaman kendi görüntüsünü gizleyen Masamune’nin orada olduğunun görülmesine imkan yoktu. Bu nasıl olabilirdi? ‘Küçük tekniğin konusunda daha çok çalışmalıydın. Enerjin sabit değil ve kolayca dağıtılabilir. Bu da karşımdaki görüntünün sahte olduğunu anlamamı sağlıyor.’ Zeina hayrete düşmüş bir şekilde kendini izleyen Masamune’ye bakarak bıkkın bir şekilde konuştu. ‘Anlaşılan senin saldırma gibi bir niyetin yok. O zaman elimden bir şey gelmiyor. Kalbini incelemek için alacağım. Sorun etmezsin herhalde.’ Zarifçe gülen Zeina yavaşça elini kaldırdı ve yatay bir şekilde normal bir hızda hareket ettirdi. Elinin harekete başladığı yerden başlayan bir enerji çubuğu hareketinin bittiği yerde biterek belirmişti. Beyaz ışık saçan enerjiden oluşan çubuk herhangi bir güç yaymıyordu. Masamune bunun sebebinin de Zeina olduğunu biliyordu. Bu kız sonuna kadar gücünü gizlemeyi seçmişti. Zeina elini uzatarak enerji çubuğunun bir ucundan yakaladı. Ardından sağ kolunu sola doğru uzatarak enerji çubuğunun ucu arkaya bakana kadar ilerletti. Masamune tehlikenin yaklaştığını hissedebiliyordu. Zeina elindeki enerji çubuğunu yana doğru uzattıktan sonra çubuğun bir tarafı aniden incelip keskinleşti ve bir katana şeklini aldı. Masamune hızlıca elini göğsüne atarken aniden ileri atılan Zeina, arkasında devasa bir toprak yığını bırakmıştı. İnanılmaz bir hızda Masamune’nin üzerine gelen Zeina onun silahını çıkarmasına izin vermeden elindeki enerji kılıcını savurdu. Onun göz açıp kapayıncaya kadar yanına vardığını gören Masamune yere düşerken Zeina’nın kılıcını savurmasıyla oluşan, ezici bir güç taşıyan enerji dalgası üzerinden geçerken gözlerini daha da çok açtı ve oluşan rüzgar onu geriye doğru sürüklerken karşı koymaya çalıştı. Enerji dalgası Masamune’ye çarpmadan son hızda ilerlemiş ve önüne gelen her binayı sanki hiç orada yokmuşcasına parçalara ayırmıştı. Masamune’nin iki adım ötesinde duran Zeina, elbisesi dalgalanırken enerji kılıcını havaya kaldırdı ve konuştu. ‘Biraz daha zorlarsam açılacak gibisin.’ Masamune yerden kalkmaya çalışırken ellerini kulaklarına attı. Enerji dalgası ona çarpmamasına rağmen hissettiği basınç çok fazlaydı ve başına felaket bir ağrı girmişti. Zeina’nın tüm gücünü kullanmadığını da hesaba katınca Masamune savaşma düşüncesinden iyice sıyrıldı. Kendinden güçlülerden korkmazdı. Şu anda Zeina’dan da korkmuyordu. Ama intihar etmeye hiç niyeti yoktu. Daha alınacak intikamlar ve öldürülecek yaratıklar vardı. Onun ardından bilmediği sınıfının peşine düşecekti. Gücünü sürekli arttıracaktı ve kendini bir şey sanan herkesi öldürecekti. Kısacası yapacak çok işi vardı ve burada ölmek bunların arasında değildi. ‘Nafak’ın Topuzu!’ Elinde kırmızı enerji topuzunu oluşturan Masamune tüm gücüyle yere vurdu. Bu saldırı Zeina’yı yenmek için yeterli olmasa da ona biraz zaman kazandırabilmeliydi. Topuz yere çarpınca oluşan enerji dalgası gittikçe büyüdü ve Masamune ile Zeina’yı içine aldı. Enerji dalgası biraz daha büyürken Masamune hemen geriye atıldı ve hızla koşmaya başladı. Shunpo kullanmaya başladığı zaman ise hızlı bir şekilde Zeina’dan uzaklaşmıştı. Hemen elini uzatıp portal sembollerini çizmeye başladığı zaman topuzun oluşturduğu enerji dalgası yok olmuş ve kendini savunmak için elini kaldırmaya bile gerek görmeyen Zeina, hiçbir şekilde hasar almamış kıyafeti ile Masamune’ye doğru ilerlemeye başlamıştı. Onun bir portal açtığını gören Zeina bir anda Masamune’nin yanında belirdi ve onu kolundan yakalayarak portalden uzak bir yöne doğru fırlattı. Karşı koymaya gücü yetmeyen Masamune havada uçarak ilerlerken ondan daha hızlı olan Zeina ileri atılarak havadaki Masamune’yi yüzünden yakaladı ve yere doğru bastırdı. Bedeninin o hızda ilerlerken yere yapışıp sürüklenmeye başlaması ile Masamune büyük bir acı hissederken kıyafetinin büyük bir bölümü parçalanmıştı. Gelişmiş vücudu göz önüne çıkan Masamune yüzünde Zeina’nın eli ile birlikte bekliyordu. Onu bırakan Zeina, Masamune acı içinde yerde yatarken elini yüzüğüne attı ve başka bir yüzük çıkardı. Bu yüzük yüzükten çok bir pençeye benziyordu. Bir yerine iki halkası vardı. Halkalardan birisi parmağın alt kısmına gelirken diğeri daha üst kısmına gelerek sağlam bir şekilde yerini almıştı. İleriye doğru hafif bükülerek uzayan tek bir bıçağa sahipti. Bu sanki bir pençe gibiydi. ‘Senin şu portallerin biraz sinir bozucu. Hala o ilkel büyüyü kullanıyorsun. Yanlış anlama. Hızıma güveniyorum ama işimi garantiye almayı sevenlerdenim.’ Zeina konuşmasını bitirince elini Masamune’ye doğru uzattı. Onun elini uzatmasıyla eş zamanlı olarak Masamune’nin etrafında daire şeklindeki bir enerji tabakası belirdi. Bu enerji dairesi hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde Masamune’yi sarıyordu ve Masamune’nin dantianından çıkan onlarca ince enerji ipi bu dairenin farklı yerlerine doğru uzanıyordu. Bu iplerden bazıları mavi bazıları grimsi bir renkte bazıları ise mordu. Masamune kafasını biraz kaldırıp bu enerji tabakasına ve iplere baktı. Bunlar da neyin nesiydi? ‘Anlamamanı anlıyorum. Bu büyüyle ilk defa karşılaşıyor olmalısın. Sana açıklayayım. Bu büyünün adı Ruhun Yeteneği’dir. Ruhun Yeteneği kullanıldığı zaman kişinin yapabildiği bütün büyüleri gözler önüne serer. Her bir ip bir büyüyü temsil eder. Eğer bu iplerden birisi koparsa temsil ettiği büyü o kişi tarafından bir daha asla kullanılamaz.’ Zeina cümlesini bitirir bitirmez parmağındaki pençe ile iplerden birisini kesti. Masamune bir anlığına garip hissetse de pek bir değişiklik olmamış gibiydi. Ama oluşturduğu portalın onun izni olmaksızın kapanması ile birlikte düşündüğü şeyin doğru olup olmadığını anlamak için Zeina’nın yüzüne baktı. ‘Evet Masamune. Artık hiçbir portal büyüsünü kullanamazsın. En başında da dediğim gibi. Beni yanlış anlama. Kendime güveniyorum ama senin de neler yapabileceğini görmek istiyorum. Bir ihtimalle benden kaçarsan bu pek iyi olmaz.’ Masamune kendini zorlayarak yerden kalktı. Bedenindeki ağrı biraz daha azalmıştı. İçinde eksilen şeyin portal büyüsü olduğunu öğrenince öfkelenmişti. O gelişebilmek için bu kadar şey yaparken bu kız onun bildiği bir büyüyü bir daha kullanamayacak olmasına neden olmuştu. İçinde artan öfkeyle birlikte savaşma isteği hisseden Masamune, Dahaka’yı eline aldı ve Zeina’ya bakarak konuştu., ‘Gücümü azaltmaya mı kalkıyorsun? Bunu sen istedin!’ Hahhahhahhahhahhahah. Büyük bir hızla ileri atılan Masamune, Dahaka’yı tüm gücü ile Zeina’nın boynuna doğru savurdu. Çevik bir hareketle Masamune’nin elini bileğinden yakalayan Zeina onu ittirdi ve konuştu. ‘Sanırım ısındın.’ Cevap vermek yerine ödlürme isteği dolu bakışlar atan Masamune tekrar ileri atıldı. Ama bu kez daha fazlasını kullanacaktı. Bir elinde enerji topu oluşturduktan sonra onu hızlıca Zeina'ya doğru fırlattı. Zeina sadece başını kenara eğerek bunu savuşturmuştu. Peçeden dolayı görünmese de Masamune’nin savaşmaya başlaması onu sevindirmişti. Enerji topu savuşturan Masamune, Dahaka’yı tekrar savurdu. Çapraz olarak gelen bu darbeden bir adım geri çekilerek kolaylıkla sıyrılan Zeina, Masamune’nin ileri atılarak yaptığı deşme saldırısını durdurmayı başarmıştı. Ardından elinin tersi ile Masamune’nin yüzüne sert bir tokat attı. Kara büyücünün güç kullanmaya başlamasından dolayı heyecanlanan Zeina bu tokada gereğinden daha fazla güç yüklemişti. Sonuç ise metrelerce takla atarak uçan ve sonunda baygın bir şekilde yerde yatmaya başlayan bir Masamune idi. Zeina hızlıca Masamune’nin yanına gelerek ona baktı. Onun ayıldığını görünce gülümsemesi kayboldu ve yerini hayal kırıklığına bıraktı. Gerçekten de övülen kara büyücülerin gücü bu muydu? Sadece tek tokatlık bir dayanıklılıkları mı vardı? Elini yüzüne götürüp başını iki yana sallayan Zeina duyduğu kükreme sesleriyle birlikte lanetlilerin bu noktaya yaklaştıklarını anladı. Fazla zaman harcamaya gerek yoktu. Önce Masamune’nin kalbini inceleyebilmek için alacak ardından bu şehri dünyadan silecekti. Tek yapması gereken buydu. Lanetliler etraflarını sarmaya başlarken Zeina yavaşça eğildi ve yüzüğünden küçük bir hançer çıkardı. Etrafa yaydığı ışık temelli enerjiden dolayı lanetliler biraz tereddüt etse de gittikçe yaklaşıyorlardı. Zeina hançeri havaya kaldırdı ve Masamune’nin göğsüne saplamaya hazırlandı. Ama bir anda etrafa yayılan muazzam bir karanlık barındıran aurayı hisseden Zeina bir an duraksadı. Ve aniden içi korkuyla doldu. Ama onu korkutan şey karanlık dolu aura değildi. Onu korkutan şey bütün şehirde yankılanan bir kahkahaydı. HAHHAHHAHHAHHAHHAHAHHAHAHAHAHAHAH   HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA. Kahkahayı duyan Zeina bir anda taş kesilip hareket edemezken lanetlilerin hepsi istisnasız geri çekilip koşmaya başladılar. Hepsi o noktadan uzağa doğru koşuyordu. Birbirlerini ezerek ilerlerken tam bir izdiham oluşturmuşlardı. Hepsi sanki birazdan buradaki her şey yok olacakmış gibi koşuyordu. Zeina yüzünde korkudan dolayı terler akarken zorlukla hareket ederek ayağa kalktı. ‘Bu olamaz... Burada olamaz... Biraz daha zaman olmalıydı...’ Elini yüzüğüne atan Zeina parlak bir küre çıkardı ve tüm gücüyle küreyi havaya doğru fırlattı. Hemen ardından elini havaya kaldırarak görenlerin kısa süreli körlük geçirmesine neden olabilecek bir ışık çıkmasına neden oldu ve ortadan kayboldu. Kahkahalar şehirde yankılanmaya devam ederken Masamune yavaşça kendine geliyordu. Yere doğru düşen küreyi gördüğü zaman eskiden olduğu gibi yine ağzından dökülen kelimeler vardı. ‘Huka... Tukeeta.’ ---------- Büyük bir ışığın ortaya çıkmasının ardından gözleri hayretle açılmış olan bir kız salonun ortasında belirdi. Onu gören herkes hemen diz çökerken hep bir ağızdan konuştular. ‘Yüce Zeina.’ Zeina ise onlarla hiç ilgilenmiyordu. Hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Chailon isimli adam hemen Zeina’nın peşine takıldı. Hızlı bir şekilde ilerleyen Zeina’ya yetişen Chailon konuştu. ‘Yüce Zeina. Çok telaşlısınız. Ne olduğunu sorabilir miyim?’ Zeina yine cevap vermeden ilerlemeye devam etti. Chailon iyice meraklanmıştı. Yüze Zeina gibi birisini telaşlandıracak şey ne olabilirdi? O kadar büyük bir şey ne olabilirdi? ‘Chailon. Yazıtları açtır.’ Chailon’un sorgulamadan verdiği bir emirle birlikte 20 kişi önlerinde durdukları kapılara doğru ellerini uzattılar. Kapıların üzerindeki zincirler bir bir yok olurken Zeina gittikçe artan bir telaşla beklemeye devam ediyordu. Zincirler yok olup kapılar zorlukla açıldıktan sonra hızlıca içeri giren Zeina doğrudan karşısında gördüğü duvarlara doğru ilerlemeye başladı. Bu duvarların önünde birçok kürsü vardı ve bu kürsülerin üzerinde birçok parşömen duruyordu. Zeina en büyük kürsüye yönelerek üzerinde duran parşömeni eline aldı. ‘Yüce Zeina. Yoksa o...’ Zeina, Chailon’un konuşmasını bitirmesine izin vermeden parşömende yazılanları okumaya başladı. ‘Karanlığın yüce bağı kendini belli edecek, Kahkahası yüreklere korku salarken yavaşça güçlenecek, Önünde diz çökenler kurbanı olma şerefine erişecek, Onun devri çok yakında başlayacak, İnsanlık, tarihin en büyük yıkımlarından birini yaşayacak, O dünyaya indi, O geliyor, Arkhes’in sağ kolu, Tanrı Katili Nugura...’
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE