Bir anda büyük salonu kaplayan ezici bir güç salonun duvarlarında çatlaklar oluşturdu. Zemin bu güce dayanamamış ve parçalanmaya başlamıştı. Kopan parçalar aşağı katın zeminine düşüyordu. Aşağı katın da üstten pek bir farkı yoktu. Pencerelerden içeri giren hava bile dururken Masamune gözlerindeki dehşet saçan ifadeyle Kral Salyer’e bakmaya devam ediyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlamıştı.
‘Karım, Nihony’i doğururken ölmüştü... O an yaşadığım acıyı bir daha hiçbir şey bana yaşatamazdı. Nihony’nin üstüne titredim ve olabilecek en iyi hayatı yaşaması için çabaladım. Onu tehlikelerden uzak tuttum ve güçlendirdim. Halk onu bir kere bile görmemişti. En güvendiğim adamlarım onun yanından ayrılmıyordu. Her şey mükemmeldi. Ama sonra sen geldin! Beni yetiştiren adam senin yüzünden öldürüldü! Krallığıma felaket getirin! Halkımı katletmen yetmezmiş gibi bir de bütün dünyayı lanetledin! En sonunda ise... Kızımı benden aldın! Arkhes her zaman en güçlüydü. Diğer tanrılar bir gücü paylaşıyordu. Ama Arkhes’in kendine özel bir gücü vardı. Kara enerji diğer tanrılar için ulaşılamaz bir güçtü. Şimdi de kara büyülerinle elde ettiğin güç yüzünden sana yenileceğim. Ama ben bugün öleceksem... SEN DE BENİMLE GELECEKSİN!!!’
Kral Salyer konuşmasını bitirdiği zaman içinde bulundukları salonun tavanı ince bir bulut tabakası ile kaplanmaya başladı. Bu bulutlar sıradan bulutlar değildi. İçlerinde Altın Yıldırım’ ı bulunduran bulutlardı. Kraliçe Sateshna bu tekniği sahip olabilmek için yıllarca uğraştığı Altın Yıldırım’ ı kullanarak yapmıştı. Birçok tanrının gücünün birleşimi olan bu yıldırım içinde mutlak bir güç barındırıyordu. Öyleydi ki bu tekniği oluşturmasına rağmen Kraliçe Sateshna bile onun gücüne dayanamazdı. Işık Cennetinin Kutsal Yıldırım Çiçeği yasak tekniklerin en üstünlerinden biriydi.
Kral Salyer’in yasak teknik kullanması Masamune’yi pek etkilememişti. O, Salyer’in konuşmasını bile dinlememiş ve onun dantianına kara enerjiyle baskı yaparsa neler olabileceğini hayal etmeye başlamıştı. Bedeni mi patlardı? Yoksa kara enerji farklı şeylere mi neden olurdu? Her ne olursa olsun Masamune bunun eğlenceli olacağını düşünüyordu.
Tavandaki bulut tabakası artamaya devam ederken Masamune Kral Salyer’e doğru yürümeye başladı. Bir eline Dahaka’yı almıştı ve daha fazla kan akıtmak için müthiş bir istek duyuyordu. Salyer ise tekniğine devam ediyor ve dünyanın intikamını alacağı için hiçbir tereddüt hissetmiyordu. Masamune onunla arasında birkaç adım mesafe varken Kral Salyer’in konuşmasıyla birlikte durdu.
‘Cennet bizleri kutsarken seni lanetlesin. Senin gibilerin cezasını tanrılar verir. Benim tek yapabileceğim seni onların huzuruna göndermek.’
İnce bulut tabakasının bir noktasında toplanan ışık altın renginde bir yıldırım şeklinde Kral Salyer’e doğru ilerledi. Yıldırım onun göğsü ile buluştuğu anda kesilmeden bulut ile Salyer arasında bir bağ oluşturmuştu. Bu sürekli yıldırım onun bedenine yayılarak onu çarparken ona temas ettiği yerde yavaşça bir çiçek oluşturdu. Bu çiçek bir yıldız gibi parlarken 22 yaprağı yavaşça açıldı ve çiçeğin ortasındaki bir enerji topunu açığa çıkardı. Enerji topunun açığa çıkması ile birlikte saçılan ışık birkaç kat daha artmıştı. Masamune kolunu gözlerine siper edebilirdi ama sanki bunu yapmaması için kolları bağlanmış gibi hissediyordu. Gözleri ışıktan dolayı sulanmaya başladığında bile gözlerini kırpmadan Salyer’i izlemeye devam etmişti. Yıldırım Çiçeği tamamlandıktan sonra bir ortasındaki enerji topundan çıkan bir ışın iki metre kadar ilerledikten sonra bir anda durdu ve genişleyerek Salyer’in ortasında kalacağı bir enerji küresi oluşturdu. Yayılan enerji muazzamdı ve Masamune kendini bunları izlemek zorunda gibi hissediyordu. Başını bile hareket ettiremiyordu.
Enerji küresi birkas saniye orada kaldıktan sonra bir anda yok oldu. Geriye ne enerji topu kalmıştı ne de Kral Salyer. Sadece onun yerinde olan altın rengi küçük bir çiçek yavaşça yere düştü.
Hemen ardından bulut tabakasından odanın farklı yerlerine yıldırımlar düşmeye başladı. Aynı şeyler tekrarlanıyor ve geriye sadece küçük çiçekler kalıyordu. Masamune hala hareket edemeden bütün olanları izlerken bulutun içinden onu hedefleyen bir yıldırım çıkmıştı. Masamune gözünü bile kırpamadan ona isabet eden yıldırım bedenini çarparken çiçek oluşumuna çoktan başlamıştı. Yüzündeki gülümsemesini bile bozamayan Masamune hala Salyer’in olması gereken yere bakıyordu. Ama işin ciddiyetinin farkına varmıştı ve içindeki öldürme isteği hayatta kalma isteğine dönüşmüştü. Bu güç onun engelleyebileceği bir şey değildi. Fakat bedenini hiçbir şekilde hareket ettiremiyordu. Sanki bir büyü onu tamamen bedeninden ayırmıştı ve ruh olarak sadece olanları izlemeye gücü yetiyordu. Kendini kurtaramıyor oluşu içinde yavaşça korku oluşmasına neden olmuştu.
Yıldırımlar bedenine çok fazla miktarda acı çektirirken çiçek sonunda tamamlanmıştı ve enerji ışınını çıkarmaya hazırdı. Işın çiçekten çıktığı zaman Masamune bu şekilde öleceği için sinirlenmişti. Daha yapacağı onca şey varken bu şekilde ölmek ona utanç verici geliyordu. Karşısında duramayan zavallı birisi onu öldürecekti.
Işın küresi etrafını sardığı zaman bedeninin yavaşça yok olduğunu hisseden Masamune sonunda bedenini hareket ettirebildiğini fark etti. Ama bu normalde hareket etmekten çok daha zordu. Sanki bedeni yeniden Yoğunlaştırıcı İksir’e maruz kalmış gibi hissettiriyordu.
Zorlukla ellerini kaldırarak onlara bakan Masamune parmaklarının yavaşça parçalandığını gördü. Parmaklarının üst kısımları kopuyor ve biraz yükseldikten sonra tamamen yok oluyordu. Bu yok oluş devam ederken Masamune’nin elleri tamamen yok olmuştu. Yüzündeki deri parçalanmaya başlamıştı ve ayakları da aynı elleri gibi yok oluyordu. Kıyafetleri çoktan parçalanmıştı. Üzerinde hiçbir şey olmadan parçalanmaya devam ediyordu. Gözlerinden birisi yerinden çıkıp yok olduğu zaman bilinci yavaşça kapanmaya başlamıştı. Ne ayakları kalmıştı ne de kolları... Yüzünün bir kısmındaki etler açığa çıkmıştı. Gözlerinden birisi yerinde değildi ve iç organları da bu yok oluştan payını alıyordu.
Karanlık boyutta kara tahtının üzerinde oturan kız telaşlı bir ifade ile Nugura’ya bakıyordu. Onun bakışlarını üzerinde hisseden Nugura başını ona doğru çevirdi ve sordu.
‘Ne istiyorsun yine?’
Dahaka yüzündeki ifadeyi bozmadan bakmaya devam ediyordu.
‘Bak işler senin düşündüğün gibi yürümüyor. Eğer şimdi çıkıp da onu şu zavallı teknikten kurtarırsam aşırıya kaçmış olurum. Benim çıkmam demek onun hasar almaması demek. Onun gücünü hesaba katarsak hasar almaması çok dikkat çeker. Öte yandan eğer her şeyi ben yaparsam o nasıl güçlenecek? Ben onun rehberi olmalıydım koruyucu meleği değil. Yine de dost olduğumuz için onu koruyorum. Ama gerçekten güçlenebilmesi için bazı şeyleri kendi başına halletmesi gerekiyor. Bu gücün aslında benden değil de kendinden geldiğini fark edebilmesi için kendisi bir şeyler başarmalı.’
Dahaka’nın ifadesi biraz değişmişti. Nugura’nın dedikleri doğruydu. Onun Masamune’yi korumak gibi bir görevi yoktu. O sadece güçlenmesini sağlayacaktı. Buna rağmen Nugura gerçekten de Masamune ile dost olmuş ve onu çoğu kez korumuştu. Ve yine Nugura haklıydı ki Masamune’nin gerçekten bir şeyler başarabilmesi için bazı şeyleri kendi halletmeliydi.
‘Bu ifade de ne? Yoksa bir bebek gibi ağlayacak mısın? Ağlamana izin verildiğini hatırlamıyorum. Seni ağlaman için göndermedi. Kendin bir zavallı gibi ağlarken başkasını nasıl güçlendireceksin?’
Dahaka’nın yüzündeki üzülmüş ifade yerini öfkeli bir ifadeye bırakırken Nugura önüne döndü. Dahaka onu zorlayabilirdi. Ama Dahaka’yı da zorlayabilecek şeyler vardı.
‘Masamune bizi burada mı bıraktı?’
Elka şaşkınlıkla sormuştu. Lilith’in de ondan geri kalır bir yanı yoktu. Böyle bir şeyi hiç beklemiyorlardı. Hele ki birlikte bu kadar yolu gelmişken.
‘Sanırım...’
‘Neden her seferinde bir bebekmişiz gibi davranmak zorunda!?’
‘Hemen sinirlenme. Belki de bir şey olmuştur.’
‘O olan bir şeyde bizim de yardımımız olsa daha kolay olmaz mıydı?’
Lilith de öyle düşünüyordu ama sonra ruh gücünün azaldığı aklına gelince bu düşünceden vazgeçti. Şu anda Masamune’ye yükten başka bir şey olmazdı. Öte yandan Elka ona gerçekten de yardım edebilirdi. Onun Masamune’ye yük olmak gibi bir derdi olmazdı. Ruh gücünü Elka yüzünden kaybetmesi ve Masamune’ye artık yük olacağı düşüncesi de onu garip bir duyguyla baş başa bırakıyordu.
‘Hey bekle... Sen de duydun mu?’
Elka’nın sözleri üzerine Lilith de dikkatli bir şekilde dinlemeye başlamıştı. Etraflarındaki ormanlardan çok sayıda farklı ses geliyordu. Henüz görünürde hiçbir şey olmasa da onlar gelenlerin lanetliler olabileceği düşüncesi ile savaşa hazırlanmışlardı. Elka saldırı büyülerini hazırlamışken Lilith de kılıcını çekmiş ve beden güçlendirme tekniklerini kullanmıştı. Ruh gücü normalden daha az olduğu için her türlü güce ihtiyacı olacaktı.
Kısa bir bekleyişin ardından düşüncelerinde haklı olduklarını anladılar. Ormanlardan çıkan yüzlerce lanetli onlara doğru ilerlemeye başladı. Daha önce hiçkarşılaşmadıkları türler bile bu lanetlilerin arasında vardı. Kimisinin kanatları vardı kimisi ise normalden çok daha küçüktü ve büyük bir hızla onlara doğru geliyorlardı.
‘Lanet olsun!’
Elka haykırarak büyüleri ile lanetlileri vurmaya başladı. Lilith ise kılıcını havaya kaldırdı ve bağırdı.
‘Gazap!’
Ruh gücü azaldığı için artık eskisi kadar etkili olmayan Gazap sadece birkaç lanetliyi öldürebilmişti. Onun yanında ise Elka ateş büyüleriyle lanetlileri yakıyor, yıldırım büyüleri ile çarpıyor, enerji ışınları ile parçalara ayırıyordu. Lanetlilerin kanı toprağı yıkamaya devam ederken sonunda iki kıza ulaşmayı başarmışlardı. Elka geri çekilerek saldırmaya devam ederken Lilith de kılıcını savurmaya başlamıştı. Ruh gücü her ne kadar azalmış olursa olsun yine de lanetlileri öldürme konusunda çok zorlanmıyordu. Sonuçta kılıcı savurmak fiziksel kuvvet isteyen bir şeydi. Ruh gücünün bu konudaki etkisi çok fazla değildi. Zaten bir sürü güçlendirme tekniği kullanan Lilith iyi durumdaydı.
Ama bu çok uzun sürmedi.
Küçük yaratıklar onlara ulaştıkları zaman bacaklarını ısırmaya çalıştılar. Hem karşılarındakilerle hem de yerdekilerle uğraşmak yeterince zorken kanatlı lanetliler de duruma dahil olmuştu. Yukarıdan gelen saldırılara karşı tamamen savunmasız kalmışlardı. Yaratıklar pençeleri ile bedenlerine birçok kesik atmıştı ve savaşmak zaman geçtikçe zorlaşıyordu. Ayrıca Elka’nın da enerjisi bitmek üzereydi. Lilith üzerine atlayan bir lanetli yüzünden yere yıkılmıştı. Bir anda onun üzerine gelen lanetlileri gören Elka başka bir enerji ışınıyla onları öldürdükten sonra Lilith’i ayağa kaldırdı. Lanetliler etraflarını armış bir şekilde bekliyorlardı. Elka durumun çok kötü olduğunun farkına varmıştı. Lilith’e baltı ve konuştu.
‘Çok ileri gidersem beni durdur.’
Lilith Elka’nın ne kastettiğini anlamıştı. Hemen onun kolunu tuttu ve konuştu.
‘Gücüm yetmeyebilir. Bunu yapma.’
‘Onların elinde ölmek mi istiyorsun? En azından bir şansımız olur. Diğer türlü Masamune burada yokken hibir şansımız yok.’
Elka haklıydı. Masamune’nin gücü olmadan ikisinin bu kadar lanetliyle başa çıkabilmelerine imkan yoktu. Elka’nın yapcağı şey onlara bir şans verecekti.
‘Peki nasıl başlayacaksın?’
‘Bu yaratıklar bizi öldürmeye çalıştı. Üstelik milyonlarca masum insanı da öldürdüler. Hala da devam etmek istiyorlar. Dostlarımızdan çoğusunu öldürdüler. Öfkelenmek için daha iyi bir nedene ihtiyacım yok.’
Elka büyü yapmayı kesti ve bedeni kırmızı bir enerjiyle kaplanırken aniden ileri atıldı. Onun hızı yaratıkları bir an için şoka uğratsa da hemen ona saldırmaya başlamışlardı. Lilith arkada kalanlara saldırırken yaratıkların büyük çoğunluğu Elka’ya saldırmaya başlamıştı. Ondaki yoğun tanrısal enerji yaratıkları kendine çekmişti.
Elka’nın hem yumruğu bir patlamaya neden oluyor ve beraberinde onlarca yaratığı öldürüyordu. Tekmelerinin oluşturduğu rüzgar yaratıkları geriye savuruyordu. Yakaladığı hiçbir yaratığın ondan kaçma şansı olmuyordu. Öyle bir duruma gelmişti ki sürekli güçlenen enerjisi yaratıkları korkutmaya başlamıştı. Kanatlı yaratıklar ona saldırmak yerine Lilith’e yönelmişlerdi. Onun Elka’dan daha zayıf olduğu hissedilebilir bir gerçekti.
Yaratıkların Lilith’e doğru gittiğini gören Elka o yöne doğru atıldı ve zıpladıktan sonra gökyüzündeki yaratıklara saldırmaya başladı. Birini yakaladığı zaman tüm gücüyle diğerlerine doğru fırlatıyor ve sert çarpışma nedeniyle ölmelerine sebep oluyordu. Yaratıkların çoğusu öldüğü zaman kalanlar geri çekilmeye başladı. Elka kendini tutmadan onlara doğru atıldı ve saldırmaya devam etti. Yaratıklar artık arkalarını dönüp koşmaya başladıkları zaman Elka da peşlerinden koşmaya başlamıştı. Daha fazlasını öldürmek istiyordu. Ama yaratıkalrın gittiği yöne bakınca aniden durdu. Gözleri eski haline geldi ve bedenini saran kırmızı enerji bir anda yok oldu. Bütün gücü gitmişti. Gözlerini ise tarifi imkansız bir duygu kaplamıştı.
Yerdeki yaratık cesetlerindeki kara enerji yükselerek Elka’nın karşısında duran yeşil derili ve uzantılı yaratığın bedenine girdi. Yaratığın enerjisi biraz daha güçlenirken Elka bakışlarını onun göğsündeki kesik izine kilitlemişti. Bu kesik izini tanıyordu. O oluşurken oradaydı.
‘Cho... Hee...’