İki gün sonra... Zamanın farkına varmadan aktığı 48 saatte kendime sövdüm. Yine bir şeyleri kırdım. Dedemin cenazesine siyah giyip gelen kimseyi almadım. Hakkınızı helal ediyor musunuz diye sorulduğunda hayır diyen birini peynir arayan fare gibi bekledim. Seçil'i kendimden uzak tutmadım. Sonunda bir ışık olmadığını bildiği halde yakın oldu bana. Ve şimdi İstanbul otobüsüne binmek üzere. Onu durdurmayacağım elbette. Başımdaki bereyi kulaklarıma kadar çekiştirdim. Ben bir daha İstanbul'a gitmek istemiyordum. Ama bu konuyu Yusuf ve Mert'le tekrar konuşacaktık. Güya beni kararımdan caydıracaklardı. Yusuf'la Asya birbirlerine sımsıkı sarılıp bir şeyler fısıldarken Seçil Mert'ten ayrılarak bana doğru yaklaştı. Bir şey demeden bana bakarken ben de her bir zerresini ezberlemek istercesine mav

