7-Yükselen Sinir

2103 Kelimeler
Erken yatıp uykusunu almış, uyanır uyanmaz hazırlanıp sabah sporu olarak koşusunu yapmış ve ılık bir duş alarak güne hızlı bir giriş yapmıştı Levent. Ekstrem durumlar yaşamadığı sürece rutinlerini bozmaktan, alışkanlıklarını değiştirmekten hoşlanmazdı. Siyah, ele gelecek kadar uzunlukta olan saçlarını eliyle geriye yatırsa da iki yana ayrılıyordu. Su almak ve kahvaltı yapmak için yemekhaneye indiğinde saat sabahın beşiydi. Yemekhanede boynu tutulurcasına masaya yayılmış Gelincik'i görmeyi beklemiyordu. Güne gayet güzel başlamıştı ama ilk gördüğü kişi Gelincik olunca morali bozuldu. Onun neden burada yattığını sorgulama gereği duymadan Zekiye Hanımdan kahvaltı tabağını alıp Gelincik'ten en uzak masaya oturdu. Çayını içerken Gelincik'in inleme seslerini duydu. Uykusunda iyi şeyler görmediği kesindi. Ondan hoşlanmıyor olsa da kabuslardan Levent'te hoşlanmadığından onu uyandırmaya birkaç saniyede karar verdi. Yanına gidip sırtını sıvazladı korkarak uyanmaması için. "Hayır, yapma." Diye sayıklaması ağlamaklıydı. Levent ilk defa Gelincik için üzüldü. Dün onu ilk defa kanlı canlı görmüş olmanın vermiş olduğu duygu yükselmesiyle ona karşı olan nefreti kabardığından yaptığı hareketleri, konuşmalarını şımarıklığa vurmuştu. Şimdi kolları altında korkuyla çırpınan kızın acı çektiğini görebiliyordu. Uykusunda bile... Haberlerden bildiği kadarıyla yakını olan Özgür Bey'i ve en yakın arkadaşını kaybetmişti. Sevdiklerinin hayatından hiç beklenmedik anda olmayacak şekilde ölüp gitmesinin insanda bıraktığı tahribatı Levent iyi biliyordu. "Gelincik, uyan." Sert sarsıp onu kabusun pençesinden almak istedi. Kafasını hızla kaldırıp korkuyla uyanan Gelincik, başını Levent'in başına çarptı. Gördüğü kabusun etkisi, uyanmanın verdiği aptallık ve başını vurmuş olmanın acısıyla Levent'e baktı, ne olduğunu kafasında oturtmaya çalıştı. Yemekhaneye geldiğini hatırlıyordu gece yarısı. Burada uyuya kalmış olmalıydı ve atıştığı, adını bile daha bilmediği kişiye çarpmıştı. "Kusura bakma." "Uyku ilacı almayı denedin mi?" İçtenlikle Gelincik'e akıl verdi. Uykusuzluk ve kabus arasında sıkıştığı dönemi çok iyi hatırlıyordu. Dün atıştığı kişi bugün ona karşı pek ilgiliydi nedense. "Gerek yok, geçer." Öyle olacağını düşünüyordu ama 3 aydır geçmiyordu. Gözlerini ovup yerinden kalkınca aniden kalkmasıyla gözleri karardı. Tutunacak sağlam bir yer ararken Levent elinden tutup belini sardı düşmesin diye. Gözünün kararması geçinceye kadar öylece durdular ve sonra ondan uzaklaştı. "Sağ ol." Deyip odasına çıkmak için yemekhaneden ayrıldı. Doğru düzgün yemek yemediği için de başı dönüyordu. Tutunarak ilerledi. Levent'in içine sinmiyordu onu kendi haline bırakıp göndermek. Sandalyesini ittirip arkasından gitti. Gelincik yere düşecekti ki ajanlardan biri kolundan tuttu yere düşmeden. "Ben ilgileniyorum." Levent'e gelmemesi için eliyle dur işareti yaptı. Gelincik, kendini dikleştirdi ve ajanın elinden kurtulmak istedi ama ajan bırakmadı. "Odana kadar sana eşlik edeyim. Yolda konuşuruz." Merdivenleri çıkarken Gelincik ne olduğunu anlamadı. "Kimsin sen be?" Burada biraz olsun rahat etmesi gerekiyordu ama rahatlık onu hiçbir zaman bulmazdı ki. Bakanlık onu boşuna buraya yollamamıştı. "Abuzer Bey'in emri üzerine seni gözlemlemekle görevlendirildim. Adım Batuhan. Seni korumakla kalmayıp attığın her adımdan Abuzer Bey'i haberdar edeceğim. Yerinde olsam adımlarımı dikkatli atardım." Dedi uzun boylu ajan. Gelincik onun kalp hizasında kalıyordu. Gelincik bakanlıktan nefret ediyordu. Onun da bakanlığa çalıştığını ve kibirli konuşmalarını dinleyince sonraki basamağa basarken Batuhan'ın ayağına bastı. "Ah kusura bakma. Attığım adıma dikkat edemedim." Batuhan ayağının acısını hiçe sayıp kolundan sıkıca tutup hızlıca yürüttü Gelincik'i odasına kadar. Buraya atıldığı yetmezmiş gibi bir de gardiyan dikmişlerdi başına. Akademideki Sevil Hanım'ın başına sardığı gardiyanı Ömer'i tercih ederdi. Robottu falan ama onunla anlaşmanın bir yolunu bulmuştu hep. Banyo yapmadan elini yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdi. Verdikleri lacivert eşofman takımını giydi. Saat 5 buçukta hoparlörlerden çalan mehter marşıyla herkes yatağından fırladı. *** Herkesin fırlayarak uyanması komik olmuştu. Ben, beni sinir eden ama kabustan uyandıran öğrenci ve dağın etrafını koşacağını düşünen kız dışında diğerleri panikle hazırlanıp odalarından çıkmak için uğraşıyordu. Nesrin herkesin bilgisayar odasında toplanmasını istedi. Dün sahnede bulunan eğitmenlerden biriyle tanışmamıştık. Bilgisayar odasında alacağımız yeni görevi de onun vereceğini düşünüyorum. Kalabalık öğrenci grubunun arasında bilgisayar odasına girdik. Oda tahminimden daha büyüktü. 100 kişi rahatlıkla sığmayı başardık. Herkes numarasına göre oturtuldu ve ben de en sona kaldım. Sahnede gördüğümüz dördüncü eğitmen geldi odaya. “Evet gençler, dün çok fazla işim olduğu için tanışamadık. Tesisin müdürü ve programın yetkilisi Orhan Baltacı. Bugün yeni bir görev sizi bekliyor. Önlerinizde duran bilgisayarları açıp içindeki şifreleri kırmanızı istiyorum. Yaptığınız görevler ve başarılarınız sayesinde yeni numaralara sahip olacaksınız. Sıralamalarınız ortak salonlarda bulunan ekranlarda n takip edebilirsiniz. Hepiniz çok başarılı gençlersiniz. Aranızdaki rekabeti kızıştırmak istiyoruz.” “Herkes başarılı değil hocam.” Dedi dünkü kız ve bana bakmak için boynunu koparmayı göze aldı. Öyle bir eğdi ki başını kopacak sandım. Orhan hoca anlamaz gözlerle bakarken müdahale ettim. “Aklı sıra bana laf atıyor hocam siz ona alırmayın lütfen.” Burada değilmiş gibi davranıp ona bakmadım bile. Akademide Beril ile uğraşıyordum burada iki kişi çıktılar karşıma. Sabahın köründe burnumun dibinde biten öğrenci de bana bakıyordu. Yahu sen birinci adamsın sonuncuyla ne işin olur? Orhan hoca liseden çıkıp gelmişiz gibi baktı bize. Adam da haklı tabi ajanlara ders vermeye mi geldi yoksa lise sınıfına mı belli değil. “Hadi başlayın o zaman.” Der demez klavye sesleri yükselmeye başladı. Bilgisayarı açmak başlı başına sorundu zaten. Şifreye gelene kadar bilgisayarı açmak için uğraşmaya başladım. Çok da acelem yok diğerleri gibi. Kendi isteğimle burada değildim ve sıralamada derece yapmak gibi bir gayem de yok. Diğerlerinin ne yaptığyla daha çok ilgileniyordum. Birinci olduğunu bildiğim öğrenci bilgisayarı açmak için çoktan parçalamıştı. Diğerleri de ona bakıp aynını yapıyorlardı. Kasayı söküp kabloları birbirine bağlıyordu. Bu işlerden anladığı çok belliydi. Sanki kasanın içini kendisi hazırlamış gibi hangi kabloyu alacağını ya da almayacağın çok iyi biliyordu. Bilgisayarı ilk açan da o oldu. “Sen ne bekliyorsun?” Ona bakmaktan yanıma kadar gelen Orhan hocayı fark etmemiştim. “Sıralama ile ilgilenmiyorum hocam.” Bakışım Orhan hocaya çevirdim. “İlk görevde başarılı olmuşsun ama.” Orhan hoca, beni diğerlerinin arasına katmak istiyordu. İşi buydu sonuçta. “Bilerek yapmadım aslında. Yanlışlıkla oldu.” Açık sözlülüğüm Orhan hocayı dumura uğrattı. Ne diyeceğini bilemedi. Diğerleri duymasın diye ya da beni rencide etmemek için konuşurken biraz daha yaklaştı. “Burası bir fırsat. Eğer ilk ona girersen hayatın değişebilir.” “Nasıl yani?” Sorduğum soruyu beğenmedi sanırım uzaklaşıp ciddileşti. “Dikkatini ver ve dalga geçme.” Kendimi açıklamak istedim, dalga geçmiyordum sonuçta ama Orhan hoca beni dinlemeden diğer öğrencilere bakmaya gitti. İlk ona girmek de ne demek oluyordu? Burada olmayı istemesem de buranın koşullarını iyice öğrenmem gerekiyordu. Bu bile canımı sıkmaya yetti. Sevil Hanımın da istediği buydu. Bir şekilde benim hayata karışmam. Zorla da olsa. İlk üç kişi bilgisayarı açıp şifreleri kırmayı başarınca diğerlerine bakma nezaketini göstermediler bile. Yarım saat içinde şifreyi çözerek birinci olan sabahki öğrenciydi. Onun başarılı olduğu ve olacağı çok beliydi zaten. Ikinci olan da benim üzerime oynayan kızdı. Evet burada uğraşacağım insanlar aynı zamanda bu grubun en başarılı insanlarıydı. Onlar benimle uğraşmadıkları sürece bende onlarla uğraşmazdım. Bilgisayar odasında işimiz bittiğinde herkes kahvaltı için yemekaneye geçerken ben Nesrin’i buldum. Kazananların kim olduğuna dair kayıt tutuyordu. Yanına gidip onunla konuşmaya başladım. “Kazananlar kimdi? İsimlerini bilmiyorum da.” İsimlerini sorduğum için bana şaşırarak baktığından açıklama yapma gereği duydum. “Birinci olan programa da birinci olarak katılan Levent Bilal Başoğlu’ydu. Diğeri de Lara Pirehen, ailesi ajan dünyasının bilinen ailelerindendir. O da programa ikinci olarak katıldı. … Onları tanımak istiyorsan gidip konuş bence.” Nesrin çekinerek akıl verdi bana. Kızacağımı düşünü herhalde. “Haklısın ama kimseyle konuşmak gelmiyor içimden. Sağ ol, kolay gelsin.” Onu işini yapması için yalnız bırakıp bahçeye çıktım. İnsan içine karışmak konusunda çekincelerim vardı. Kalabalık arasında da saldırıya uğramıştım ve yaralananlar olmuştu. Burada bakanlık kontrolü altında olduğum için kılıma bile zarar gelemezdi (!) ama tabi ben bakanlığa güvenmediğim için kalabalığa karışmamaya çalışıyordum. Pirehen soyadını hiç duymamıştım ama Levent Bilal Başoğlu ismi hiç de yabancı gelmiyordu. Onu daha önce görmediğime eminim ama adını nerden hatırlıyorum? Kahvaltı etmek içimden gelmiyordu ama diğer öğrencileri kolaçan etmek için yemkhaneye gittiğimde çalışma odasına geçeceklerini öğrendim. Bugünkü çalışmamız, çalışma odasında olacakmış. Çalışma odası deyince aklıma filmlerdeki gibi kütüphanesi olan bir odanın içinde ahşap masa olacağını hayal etmiştim. Ama geldiğimiz oda çoktan seçmeli dersler gibiydi. Dövüşebileceğimiz, atış yapabileceğimiz ya da kitap okuyabileceğimiz bir alandı. Oda da gerekli olan her şey vardı. Filiz hoca spotif giyinmiş şekilde aramıza katıldı. “Bugün herkes iyi olduğu branşta çalışsın ben de bir göreyim. Yarından sonra her gün eksiklerinizi gidermeye çalışarak ilerleyeceğiz. Bugün serbest çalışabilirsiniz.” Deyince herkes bir yana dağıldı. Keşke serbest bırakmak yerine bizi yönlendirseydi. Bir şey yapmak istemiyorum ki ben. Sıra sıra dizilmiş kum torbalarından birine geçtim. Boks eldivenlerini takıp ufak ufak vurmaya başladım. 3 aydır çalışmıyor olsam da çabuk adapte oldum. Karşımdaki kum torbasını Mine’nin katili olarak düşündüm ve hırsla vurmaya başladım. Yumruklamaya ek olarak tekme de atıp ondan kaçarak bir ritim oluşturmuştum. Mine’min intikamını alıyordum ondan. Artık o kum torbası değil katildi benim için ve gözüm döndü. Uçan tekme atıp kum torbası yerinden çıkınca nerede olduğumu, ne yaptığımı, onun bir katil değil de sıradan bir kum torbası olduğunu idrak edebildim. Herkesin gözü benim üzerime dönmüştü. Neyse ki kum torbasının arkasında kimse yoktu da bir sakatlık yaşanmadı. Ne zamandır kendimi kaybetmil halde dövüşüyordum bilmiyorum ama baya bir terlemiştim. Eldivenleri elimden çıkartırken Filiz hoca yanıma geldi. “İyi misin?” Bu soruyu duymaktan öyle bıktım ki? Şu soruyu duymazsam daha iyi olacağım aslında. “Kum torbası iyi geldi.” Kısa bir an için bile olsa tüm hıncımı almıştım ve düşünmeyi bırakmıştım. Kum torbasının kopmasıyla birlikte sıkıntılı hayatıma geri döndüm. “Kum torbası için aynı şeyi söyleyemem. Neyde iyi olduğunu görmüş olduk. Zayıf olduğun branşlar neler?” Filiz hocanın fazlasıyla dikkatini çekmiştim. Etrafıma bakındım zayıf yanımı bulmak için. “Bu oda da yok.” Nişan almakta, ateş etmekte, birilerini dövmekte, plan kurmakta oldukça iyiydim. Teknoloji konusunda pek zayıfım ama diğerleri beni dinliyorken zayıf yönümü açıklayacak da değildim. Filiz hoca özgüvenimden hoşlandı. “Peki yarın görürüz o halde. … Kum torbasını da yerine tak lütfen.” Nasıl düştüğüne bir daha bakıp gitti. Bir bu eksikti zaten. Odanın köşesinde duran merdiveni alıp getirdim. Sorun kum torbasını taşımaktaydı. Sürükleyerek merdivenin yanına kadar getirdim. Diğer öğrenciler sağ olsunlar yardım etmeyi düşünmüyordu bile. Ben de onlardan yardım isteyecek değildim. Levent kollarını birleştirip karşıma geçip kum torbasını nasıl takacağımı seyrediyordu. Onun yerinde ben de olsam aynını yapardım. Bu yüzden ona kızamadım. Ama gözlerini ayırmadan bana bakmasına da sinir oluyordum. Merdiven sabit durmadığı için kum torbasını çıkartamıyordum. Aralık kalan kapıdan Batuhan’ın geçtiğini görünce kum torbasını bırakıp onun peşine gittim. “Batu, kum torbasını takmama yardım et.” Bakanlık ajanı olduğu ve benimle hiç hoşlanmadığım tarzda konuştuğu için ona emir kipiyle konuşmakta bir sakınca görmedim. “Senin uşağın yok burda.” Dönüp gidecekti ki kolundan tutup çevirdim. “Bana bak ortalığı karıştımamı istemiyorsan yardım edeceksin. Yoksa Abuzer Beye nasıl açıklama yaparsın?” Bakanlık ajanı gördüğümde canım yerine geliyordu sanki. Eski Gelincik’e kısa süre için de olsa geri dönüyordum. Batu da Abuzer ismini duyunca bana yardım etme kararı aldı. Birlikte çalışma odasına geçip kum torbasını taktık. “Oldu mu?” dedi bir de tarvırla. “Oldu sağ ol.” Merdiveni onun toplaması için bırakıp çıktım odadan. Saat akşam yedi olmuştu bile. O kum torbasının nasıl söküldüğünü şimdi anlıyorum. Meğerse saatlerdir onu yumruklayıp tekmeliyormuşum. Acıktığımı fark ettim. Yemekhaneye gittiğimde çoğu yer tutulmuştu. Biraz çorba ve makarna alıp en arka masaya geçtim. Yanına oturduğum öğrenciler benden kaçmadı ama çok da samimi olmadı. Benim için daha iyiydi. Yemeğini yiyen yanımdan gidip başka masaya oturuyordu. Hadi benim arkamdan konuşuyorsunuz anlıyorum da bari duyup görmeyeyim değil mi? yok bunlar da görgü de yok. Benim gibi birinin neden burada olduğunu sorup cevap arıyorlardı. Oda arkadaşlarım da sağ olsun dün gece onları nasıl uyandırdığımı ballandıra ballandıra anlatıyordu. Kimseyle kavga etmek istemiyorum ama biraz daha burada kalırsam güzel bir kavga çıkartacaktım. Tepsimi bırakmak için kalktığımda Levent’in ‘Haberlerde gördüğümüz gibi biri işte.’ Dediğini duyunca sinir kat sayım artmıştı. Ve onu nereden hatırladığımı da bulmuştum. “Haberlere bakarak insan yargılanır mı Levent Bey?” Tepsim hala elimdeydi ve birinin kafasına geçirmeyeyim diye sıkıca tutuyordum. Levent bana doğru döndü. “Seni gördükten sonra haberlerin doğru olduğuna karar verdim. Şımarık, ilgi delisi birisin.” “O halde sende öğrenci olarak çok başarılı ama sevgilini aldatacak kadar karaktersizsin öyle mi?” Oğuz onun haberini göstermişti. Hakkında hep iyi haberler çıkmıştı ama sevgilisini aldattığı haberi benim bir haberimin hemen altında yer almıştı. Hangi haberim olduğundan emin değilim hakkımda çok fazla haber çıktı. Levent bir an durup düşündü. Itiraf etmek istemiyordu haklı olduğumu. “Ee, diyecek lafın mı yok? Rica ediyorum benimle uğraşmayın.” Zaten sinirimi çıkartacak yer arıyorum birisi yanlışlıkla elimde kalacak diye endişeliyim. Levent’in yanında oturan Lara kafasını uzattı hemen. “Kendini ne kadar da önemli görüyorsun öyle. Neden uğraşalım seninle?” “Yaa öyle mi? Bilgisayar odasında niye laf attın bana o zaman?” Tepsiyi masaya yavaşça bıraktım elimden bir kaza çıkmaması için ve herkese döndüm. “Beni nasıl gördüğünüzü az çok tahmin edebiliyorum. Ama hikayeyi kimden dinlerseniz bakış açınız ona göre değişir.” Uzun uzadıya konuşmak istemediğimden kısa kesmiştim ama herkes anlamamış şekilde bakınca hatanın bende olduğunu anladım. “Kime, ne anlatıyorum acaba?” tepsiyi ittirip yemekhaneden ayrıldım. Uykum gelinceye kadar bahçede kalıp kimseyi görmesem iyi olacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE