2-Gelincik’in Hali

2054 Kelimeler
Dükkandaki mis kokulu çiçekler hiç olmadığı kadar canlı görünüyordu. Acımı çiçeklere bakarak, toprakla haşır neşir olarak atabiliyordum. Kokularını içime çekmek iç çekmek gibiydi. Bağırıp çağırmamış sessizliğe bürünmüştüm. 3 aydır yüzüm bir kez olsun gülmemişti. Gülmek, yemek yemek, nefes almak bile haksızlık gibi geliyordu. Yaptığı planlar yüzünden sevdiklerini kaybetmişti. Mine'nin, Ramazan'ın ve Özgür Bey'in yerine benim ölmem gerekirdi. Onlar toprağın altındayken aldığım her nefes diken oluyordu bana. 3 yıldır saha ajanı olmak için Sevil Hanım’ı karşıma almıştım, onu canından bezdirmiştim. Bakanlığa kafa tutmuş olmama rağmen artık ajan olmak gelmiyor içimden. Çünkü kendimi iyi tanıyorum. 3 aydır hain çetesini aramıyor olabilirim ama bir gün gelecek ki hepsinin birden peşine düşeceğim hırsım geri gelecek. Bu yüzden de birileri ölmeye devam edecek. Kapşonlu birliğindeki kimseyi planlarıma katılmaları için zorlamadım ya da hatır gönül işi diye çağırmamıştım. Herkes kendi isteğiyle yanımda bulunmuş ve planlarıma katkı sağlamıştı. Yine de tüm bu rızalara rağmen kendimi suçlamaktan geri duramıyorum. Benden başka kimse hain çetesinin peşine düşecek kadar zır deli olmadığı için sorumluluk tabi ki de bana aitti. Dostlarımın, ailemin yüzüne bakamıyorum utancımdan. Konuşamak bile istemediğimden kapattım kendimi çiçekçi dükkanına. Çiçeklerle uğraşırken konuşmam gerekmiyor. Müşterilerle ilgileniyor, siparişleri titizlikle hazırlıyor ve çiçeklere bakıyordum. Ne kadar çok çalışırsam düşünmek için zamanım o kadar azalıyor çünkü. Haftada bir ya da iki haftada bir banyo yapıyordum artık. Gelen müşteriler çiçeklerin kokusundan sonra benim pis kokumu duyunca çiçek almaktan vazgeçtiğinde zaman kavramını hatırlıyor ve eve gidip banyo yapıyordum. Abimin konuşmalarını da duyuyorum ama duymazdan geliyorum. Annemin göz yaşlarını görüyorum ama görmezden geliyorum. Durup dinlensem ya da üzüntülerini görsem dayanamayacağımı biliyorum. Her gün Mine’min mezarına gidip çiçeklere bakıyorum. Arkadaşım toprak olup gitmişti ama soğuk mermeriyle konuşup dertleşebiliyordum. Bana kızgın olduğunu hayal edip kendime daha çok kızıyordum. Bazen Mine’min annesiyle karşılaşıyorduk. Konuşmadan durup mezarlıkta birbirimize bakıp, Mine’ye bakıp duruyorduk. Söyleyecek sözlerimiz yoktu. Hele ki Mine’min annesinin yanında durmak bile zulümdü benim için. Kızının benim yüzümden öldüğünü bilse elleriyle parçalardı beni. Çektiğim acıdan kurtulmak için ona söylemeyi bile düşünmüştüm. Beni dövsün, elinde kalayım da kurtulayım diye. Ama annesine bu acıyı yaşatamazdım. Yine mezarlığa gitmek için hazırlanırken dükkan kapısının ağzında Sevil Hanım’I gördüm. Orada ne kadar süredir bekleyip beni izlediğini bilmiyorum. Melih tam da tahmin ettiğim gibi Sevil Hanım’a beni ispiyonlarmış. Onun da gözlerinde hüzün vardı. Sanırım beni böyle perişan halde gördüğü için acımıştı bana. “Ne bu halin senin?” Sevil Hanım’ın gözleri doluydu ama sesini her zamanki gibi otoriter çıkartmaya zorluyordu. Ona bakmakla yetindim, ağzımı bile açmadım. "Sana yakışıyor mu hiç?" Sevil konuşurken arkasında Gamze, Oğuz, Gül ve abim de belirdi. Belli ki birleşip bana hayatın devam ettiğini hatırlatmaya gelmişlerdi. Hayatın devam ettiğinin farkındayım, maalesef. Ben ben devam edemiyorum. Beni hayata döndürmek için boşa çabalayacaklarını bile bile durdum karşılarında. “Melih sizinle konuştu değil mi?” Toplanmalarının sebebi tabi ki de Melih’ti. Boş boğazlığımın cezasını çekiyorum şimdi. "Konuşacak tabi. Sen benim akademime kazık çakmaya yemin etmedin mi? Son senene geldiğinde okulu bırakasın gelemez. Şimdi de ben izin vermiyorum gitmene. Ne olacak şimdi?" Sevil Hanım, tıpkı zamanında benim ona yaptığım gibi bana kafa tutuyordu. Benim silahımı bana karşı kullanıyordu. Zekice. Çiçeklerime geri dönüp gelmeyeceğimi sessiz bir dille ima ettim. Ama benim gibi inatçıydı hepsi. Onları bu hale ben getirmişken şikayet etmemem gerekir ama ediyorum işte. Sevil Hanım kokuyor olmama rağmen bana yaklaşırken diğerleri biraz daha uzakta duruyordu. Her şeyi planlamışlar belli ki. “Nereye kadar böyle yaşamayı düşünüyorsun?” “Gittiği yere kadar.” Konuşmazsam bunların gideceği yoktu. Istemesem de cevap vermek zorunda kaldım. Sıcak havalar da fazlaca terlediğim için ter kokuyordum. Sevil Hanım kokuyu aldıktan sonra beni baştan aşağıya süzdü. Saçlarımın dibinden uçlarına kadar yağlı olduğunu -kendimi Snape’e benzetiyorum bu halimle- üstümün kirli olduğunu görebiliyordu. “Pislik içinde ölmeye kararlısın ama ben buna izin vermem.” Kolumdan tuttuğu gibi beni dükkandan dışarıya sürükledi. İtiraz edecek bile halimin olmadığını fark ettim. En son ne zaman yemek yemiştim? Başım döndü sanırım. İtiraz etmeye kalkarsam da daha çok üstüme geleceklerini bildiğimden susmayı tercih ettim. Sevil Hanım tarafından zorla dükkandan çıkarıldığımda dostlarım alkış tutmaya başladı. Kimse beni kendi isteğim dışında buradan çıkartamamıştı, annem bile. Kazandıkları zaferi kutluyorlardı. Kaçmayayım diye Sevil Hanım kolumu sıkı sıkı tutuyordu ama kaçacak mecalim yoktu ki. Sıkmasa da kaçamazdım zaten. En pespaye halimle mahallenin içinde yürüdük Sevil Hanım’la. Sevil Hanımın bizim mahalleye geleceğini hayal edemezken şu anki rezil durumla birlikte yürüyeceğimi rüyamda görsem inanmazdım. Mahallelinin diline deli olarak çoktan lanse edilmiştim zaten Sevil Hanımın utanç yürüşüyüle bunu tescillemiş oldum. Bu kadın bana dost mu düşman mı hala akıl erdiremiyorum. Eve yaklaştığımızda abim önümüze geçip kapıyı açtı. Komşular da camdani kapıdan bakıyordu ne hale geldiğimi görmek için. İçeri girdiğimizde abim –benimle muhatap olmuyordu- Sevil Hanım’a banyoyu gösterdi. Orada değilmişim ya da oyuncakmışım gibi davranıyorlardı bana. Annem de evin içine doluşan sesin ne olduğuna bakmak için mutfaktan elleri köpüklü çıktı. Evine bir sürü insan doluşmuştu. Sevil Hanım hariç herkesi tanıyordu annem arkadaşım olarak. Abim, annemin yanına gidip Sevil Hanım’ın kim olduğunu ve neden geldiğini anlattı. Gül ile tanışmışlardı zaten bu 3 ay içerisinde. Beni eve dönmek için ikna etmeye çalışan grubun içinde o da vardı. "Gamze, sen Gelincik için eşya hazırla. Gül sen de banyoda paspas varsa topla çıkart." Sevil Hanım, diğer öğrencilerine emirler yağdırırken duvara dayanmış başıma gelecekleri bekliyordum sessizce. Hepsi birden bana karşı organize olmuş. Olacaklara kendimi teslim etmekten başka çarem yoktu. "Gir banyoya bir güzel yıkan paklan." Sevil Hanım aceleye getiriyordu. Banyo yapacak mecalim bile yoktu. Ama kimseye laf anlatmakta istemiyordum. Banyoya doğru yürürken başım dönünce Sevil Hanım’a tutunup ayakta durabildim. Sevil Hanım bana öyle bir baktı ki daha önce bu bakışını görmediğime yemin edebilirim. Çok sevdiği birisini kötü görmekten dolayı acı çekiyor gibiydi. Bu kadın beni gerçekten seviyor sanırım. “Müsadeniz var mı Perihan Hanım.” Dediğinde Sevil Hanıma ben şaşkınlıkla baktım. Resmen annemden beni yıkamak için izin istiyordu. Benim rüyalarımın saçmalık seviyesi bile bu kadar alçak değildi. "Ta... Tabi." Annem aniden gelişen olaylar karşısında sadece seyirci kalmıştı. Hoca hanıma da engel olmak istemedi. Çünkü beni eve kadar getirebilmeyi başaran tek kişiydi. Sevil Hanım ceketini çıkartıp abime uzattı ve beni kolumdan tutup banyoya soktu. Şaka gibi Sevil Hanımla banyoda yalnızım. Ve Müdirem beni yıkayacak! Biri beni çimdiklesin. Sevil Hanım da üstümü başımı çıkartırken bulunduğumuz durumun ne kadar tuhaf olduğunu idrak edebilmişti. Durup bana baktı. “Akademi için, benim için çok şey yaptın. Birbirimizle ne kadar çok kavga etmiş olsak da sen her zaman benim yanımda yer aldın. Sıra bende. İstemesen de hayata geri döneceksin Gelincik Pekmezci.” Kendimi Sevil Hanım’a fazla sevdirmekle iyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum. Sözlerinden dolayı duygulandığımı kabul ediyorum ama hayata dönmekle ilgili şüphelerim var. Ve kolayca geçecek gibi değil. Üstümü tamamen soyduktan sonra beni banyo taburesine oturtup sıcak suyu açtı. Başta soğuk su gelmiş olmasına rağmen irkilmedim. Içim yanıyordu ve soğuk olan her şey sanki iyi hissettiriyordu. Ya da ölenler yerine acı çekmek istiyordum. Bende bilmiyorum ki ne istediğimi. Sevil Hanım da fark etti soğuğa karşı olan tepkisizliğimi. Üstünün ıslanacağını bile bile duşakabinin içine girdi. Bu kadın beni her seferinde şaşırtmayı nasıl başarıyor? Ilık su gelene kadar elinde bekletti suyu ve kontrol etti. Müdiremin yanında çıplak kaldığımı ve beni yıkadığını üzerime suyu dökmeye başladıktan sonra anladım. Hepsi gerçekti, rüya değil. Günlerdir tarak yüzü görmeyen saçlarım ılık suyu görünce biraz olsun açılmıştı. Kendime itiraf etmek istemiyor olsam da suyun verdiği rahatlık hoşuma gitmişti. Sevil Hanım şampuandan biraz başıma döküp yavaşça, masaj yapa yapa yedirdi saçıma. "Kendine yapma bunu. Lütfen. Daha iyisini hak ediyorsun." İstemesem bile dört köşe duşakabinin içinde onu dinlemek zorunda olduğumu çok iyi biliyor. "Mine ve Özgür de kendini hayattan böyle soyutlamanı istemezdi." İkisinin de ismini duyduğumda bastırdığım duygularım gün yüzüne çıktı. Başımdan aşağıya akıp giden su ile beraber acılarımı da akıttım. Direncimi kırdığını gören Sevil Hanım devam etti konuşmaya. "Arkadaşların senin için üzülüyor. Annen ve abin sana iyi gelemiyorlar diye çaresizler. Bunu onlara yapmaya hakkın yok. Artık kendine gelme vaktin geldi." Köpükler bittiğinde tekrar şampuanladı başımı. Bu kadar yağ ve kir anca çıkardı. Sevil Hanım konuşurken duruyor, kukla gibi beni yönetmesine izin veriyordum. Yaşayanlara haksızlık ettiğimi biliyorum. Bunun için de ayrıca üzülüp kahroluyorum ama içimden gelmiyordu eskisi gibi yaşamak. Aldığım her nefes ciğerlerimi kanatıyordu. Acımı tarif edecek kelime bulamıyordum ve tarifsiz bir acı yaşadığım için sessizliğe bürünmüştüm. Üzerime su akıtmayı bıraktığında kapattığım gözlerimi açtım. Banyo gerçekten de iyi gelmişti. Üşümemem için Sevil Hanım bornoza sardı beni ve saçlarımı kuruladı havluyla. Kapının önünde kızlar ve annem bekliyordu. Banyodan çıkınca Gamze ve Gül beni alıp odama yürüttü. Sıcak suyu da yiyince tansiyonum düştü sanırım çünkü başım hala dönüyor. Kendi işimi kendim yapamıyormuşum gibi kızlar giydirdi beni. Ruh gibi hissediyordum kendimi. Annem de Sevil Hanım’ın üstü başı ıslandı diye kendi kıyafetlerini getirmiş ve biz odamdayken onlar kapının önünde konuşuyordu. "Allah senden razı olsun hocam. Ne kadar dil döktüysem eve getiremedim ben. Ama seni dinledi. Kızımın üstünde iyi bir etkin var demek ki. Sağ ol." Dedi annem Sevil Hanıma. Annemi üzdüğüm için de kızgındım kendime. Ben odadan çıkarken Sevil Hanım da yatak odasından çıkmış ve kendi ıslak kıyafetlerini poşede doldurmaya çalışıyordu. Gamze saçlarımı da tarayacaktı ki Sevil hanım kızlara gitmeleri için işaret yaptı. Tarağı eline alıp saçlarımı nazikçe taramaya başladı oturma odasında. "Karman çorman olmuş saçların. Uçlarından kestir bence. Kızlarla kuaföre gidin, gezin." Banyodaki gibi duygusal konuşmayı bırakmıştı. O saçımı tararken konuşmam ve kendimi açıklamam gerektiğini anladım. Başka türlü vazgeçmeyecekti. "Sevil Hanım her şey için teşekkür ederim ama ne yaparsanız yapın akademiye dönmeyeceğim. Öğrencilikten ayrılmak benim hakkım. Buna engel olamazsınız." Kararımı çoktan vermiştim ve kararımı kabullenmiştim. Ajan olmak birilerinin sonunu getirecekse artık istemiyorum. "Bunları şimdi konuşmayalım. Yarın sabah sen, ben ve Emir kahvaltıya çıkarız. Orada konuşuruz." İlk sene beni göndermek isteyen Sevil Hanım son senede gitmeyeyim diye uğraşacağını söyleseler Sevil Hanım bile inanmazdı kendisine. Benim hayata kaldığım yerden devam edip etmeyeceğimden emin değilken akademiye geri döneceğimden oldukça emindi. Dönüp baktım müdireme. Kesinlikle ters giden bir şeyler vardı. “Siz ne iş çeviriyorsunuz?” Bu soruyu genelde Sevil Hanım bana sorardı ama bu defa ben sordum, hem de Sevil Hanım’a "Hep sen mi iş çevireceksin birazda ben iş çevireyim. Yarın sabah seni alırım. Ama bugün de yemek yiyeceksin." Yeme düzenimin tamamen bozulduğunu biliyordu. Sevil Hanımın başıma açtığı işin ne olduğunu düşünmemeye çalışarak mutfağa gittik birlikte. Annem taze fasulye yapmıştı ve hepimizi bir masada toplamıştı. Kesinlikle açım çünkü en son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyorum. Bir çatal atıverdeim ağzıma fasulyeden. Dostlarımla ve ailemle aylar sonra aynı masada oturuyor olmak moralimi düzeltmişti, biraz. Aylardır iş dışında elime telefon olmadığım için dünyada olup bitenden de habersiz kaldım. Ajan dünyasında gerçekleşen her türlü değişikliğe de kendimi kapatmıştım. Annem bizi yalnız bırakmak için komşuya çıktı. Arkadaşlarımla konuşursam kendime geleceğimi düşünüyordu sanırım. Oğuz ve Sevil Hanım’ın anlattıklarıyla öğrenmeye başladım. Son Başbakan Selçuk Özkat'tan sonra yerine gelen kişi Mehmet Görmez olmuş. Eski Dışişleri bakanı olan Mehmet Görmez ajanlar tarafından sevilen sayılan bir kişiymiş. Yeni Başbakan Mehmet Görmez ilk iş olarak insanların güvenini sarsan bakanların hepsini değiştirmek olmuş. Bu hareketi ajanlar tarafından takdir toplamış. Kısa sürede güven vermiş. Ancak tüm bunları öğrenmiş olsam da artık beni ilgilendirmiyordu. Ajan dünyasıyla ilgili en ufak değişiklikleri Oğuz’dan öğrenirdim hep ama onunla da çok konuşmadığım için bilgim olmamıştı. Eski bakanların yerinde yeller esiyordu. Bakanlar değiştiği için de artık içlerinde hain olmadığına dair bir inanış yayılmıştı. Final similasyonunda yaptığım konuşma çoğu kişinin aklında kalmamıştı belli ki. Hemen inanıp eski düzenlerine geri dönmüşlerdi. Bu düzeni değiştirebileceğimi sanmıştım ama çok yanılmışım. Ajan dünyasına da, herkese dargındım bu yüzden. "Mezarlığa gidecektim, siz beni tuttunuz buraya getirdiniz." Yemeklerinin yarısını bile yememişlerdi henüz. Konuyu değiştirmek istedim. Düşündükçe sinirlerim tepeme çıkıyordu. Ayrıca aklım da Mine’deydi. Masada bulunan herkesin iştahı kaçmıştı. Ölüm havası evin içine dolmuştu. "Hep beraber gidelim." Sevil Hanım bugün beni yalnız bırakmak istemiyordu anlaşılan. Diğerleri de kuyruk gibi peşimde olacaktı. Masa toplanırken benim yardım etmeme izin vermediler. Sonra hep birlikte mezarlığa gittik. Özgür Bey'in mezarı Bursa'da olduğundan ona gidemiyordum, yakın olsaydı her gün onu da ziyaret ederdim. Ara ara Ramazan'ı da ziyarete gidiyordum. Elimden daha fazlası gelmiyordu. Gelse onu da yapardım. Bizimkiler uzun zamandır Mine’nin mezarına gelmiyordu. Kimseyi etrafımda istemediğim için onları kovmuş olmam da gelmemelerinin sebebiydi tabi. Mine’nin mezarının çiçek bahçesine döndüğünü görünce hepsi gülümsedi. Rengarenk çiçeklerle kapatmıştım mezarı. Hiçbir çiçeğin solmasına, kuruyup yapraklarını dökmesine izin vermemiştim. Mine’ye veremeyeceğim hayatı mezarlığına vermek istedim. Uzaktan bakıldığında kasvetli mezarlık renk renk dizilen çiçekler sayesinde güzel bir bahçeyi andırıyordu. Dualarımızı ettikten sonra Sevil Hanım omuzlarıma attı kolunu. “Kendine gelmene, hayara dönmene ihtiyacımız car. Hepimizin. Bitir artık yasını.” İlk defa onu doğru düzgün dinlemeye başlamıştım. Sevil Hanım benim için çok değerliydi, sözleri de öyle. Ancak bundan sonra nasıl devam edeceğimi bilmiyorum ki…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE