Marin Aziz gitmişti. Ve ben, odamda bir köşeye kıvrılmış, elimde telefon, daha bu sabah yataktan çıkmadan çekildiğimiz fotoğraflara bakıyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordum. Sanki her şey yolundaymış, sanki dünya hâlâ dönüyormuş gibi. Ama içim... içim özlem doluydu. Bir haber bekliyordum. Belki bir arama, belki bir mesaj... Belki de sadece sesini duymak. Ve birden, ekranında onun adını görünce, sevinçle küçük dilimi yutacak gibi oldum. Parmaklarım titredi, sanki hayatımda ilk kez o beni arıyormuş gibi heyecanlandım. Oysa çıkmadan önce beni telaşla odaya sokmuş, dudaklarımı öperek susturmuş, bedenimizi bir bütün yapmıştı. Ama işte ben, hâlâ aklımı o küçük, zevk dolu anlarda bırakmıştım. İçimdeki o tarifsiz sıcaklık, şimdi yerini endişeye bırakmıştı. “Beni mi özledin?” dedim gülüms

