8/Gemi çapası

1292 Kelimeler
Kapağı tam kapatılmamış anılar yerinden oynayan kaldırım taşları gibi sizin de dengenizi bozuyor mu bazen? [Başak Buğday] *** "Yine bilgisayarın başına tünediğine göre, kesin baş edemediğin bir şeyler var." Dilara başını çevirmeden, gözlerini devirmemek için kendine güç bela engel olarak Nesil'in olduğu tarafa kısa bir bakış attı. Bazen, onu hiç kimsenin tanımadığı, kimse için bir anlam ifade etmediği, kimsenin ismini diline yakıştırmadığı, söyleye söyleye bir ah gibi diline pelesenk etmediği, kirpiklerinin yanağının hangi tarafına meylettiğine dikkat kesilmeyen insanların arasına karışmak istediğini hissediyordu. Belki o zaman içinde tuttuğu her şeyi bir kuyunun ıslak duvarları arasında çürümeye bırakmak zorunda kalmazdı. Belki o zaman içine bir pencere açılırdı ya da önünde bir kapı aralanırdı. Belki o zaman şimdi koşarak uzaklaşmak istediği eşiklerden atlamak bu kadar zor olmazdı. Belki... Neslihan'ın yanına oturduğunu fark ederek anı doldurmak istercesine dizüstü bilgisayarının ekranını ayarlıyormuş gibi görünmeye çalıştı. "Lale ve Nihal'le görüntülü konuşacağız," diye açıkladı. "Nihal doğum günü için aldığı elbiseyi gösterecekmiş." "Sen de görmeye pek bir heveslisin, maşallah." "Nesil," derken sesinin, son derece yapmacık bir biçimde ve oldukça bilinçli bir tercihle sakin çıkmasına özen göstererek devam etti. "Senin benden başka işin yok mu?" "Var," diyerek itiraz etti genç kadın. "Aslında benim burada oturup senin kendi isteğinle bana neler olup bittiğini anlatmanı beklemek yerine..." Buraya kadar kurduğu cümlenin yeterince uzun olduğuna kanaat getirerek kısa bir es verdi. "...röportaj yapmak için mekan sahibi ünlü birilerini bulmam gerekiyor." Dilara ses tonunu sabit tutmak için takdire şayan bir çaba gösterirken ilgisiz görünmeye çalışarak "Giz'le konuş," diye mırıldandı. "Selim'le Carmita'ya ortakmış." "Sen nereden biliyorsun bunu?" Nesil'in sesinde duyduğu bir şeyden rahatsız olarak bu sefer dosdoğru ona bakıp gözlerini öfkeyle irileştirdi. "Adamın gizli sırlarını açık etmişim gibi davranma bana." Arkadaşının gözlerini kısarak dikkatle kendisini incelediğini fark ettiğinde can havliyle başını diğer tarafa çevirip "Davette Öz bahsetti," diyerek izahat verdi. Aklının yeniden, yatağını bulmuş bir su gibi Giz'e aktığını fark ederek çatık kaşlarıyla sessizce iç geçirdi. Adam gece gibi üzerine çöküyordu. Sanki beyninde, onca yıl varlığından haberdar olmadığı bir yer vardı ve çarkları Giz'i gördüğü ilk an, sadece onu düşünmek için kurulmuş bir saat gibi kafasının içinde dönüp duruyordu. Eli gayriihtiyari bir hareketle boynundaki kolyenin ucundaki gemi çapasını kavradığı sırada kalbinin en arka odalarından birinde de kilidin döndüğünü hissederek soluğunu tuttu. Pekâlâ, kalbini de bu karmaşanın içine sokacak değildi. Derin bir nefesle, kendini ikna etmek istercesine içinden tekrar etti. Kalbi, kesinlikle bu meselenin dışında kalmalıydı. Aklının içini esir alan karmaşaya teslim olarak parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. Beyninin, tüm kıvrımlarının çözülmez bir düğüm halini alarak bir yumak gibi dolaştığını hissediyordu. Parmaklarıyla sessizce şakaklarını ovmaya başladı. Davette kopan sessiz fırtınanın ardından geceyi daha fazla hasar almadan - daha fazla ne kadar hasar alabilecekleriyle ilgili en ufak bir fikri yoktu - atlatmayı başarmışlardı. Araya hafta sonu girdiği için işlerin nasıl yürüyeceğini henüz bilmiyordu ama Pazartesi günü kendini Melike'yle girişeceği meydan harbi için hazırlaması gerektiğinin farkındaydı. Giz'in nasıl bir tepki vereceğini de bilmiyordu. Sıkıntıyla iç çekti. Adamın haklı olduğunu itiraf etmekten hoşlanmıyordu ama öyleydi. Doğru olan meseleyi önce Giz'le konuşmasıydı ama Dilara tam bir basiretsizlik örneği sergilemişti. Bir kere adamla baş edemiyormuş gibi arayıp Elis'ten yeniden Giz'in menajerliğini almasını rica etmek... Tam bir moron gibi davranmıştı, yaptığının başka herhangi bir açıklaması olamazdı. Sızlanarak yüzünü koltuğun üzerindeki yastığa gömdü. Kendini boğmak istiyordu! Üstelik adama bunu ayrıca açıklaması gerekirken... Hem de annesinin ve babasının yanında... Dilara kendini gerçekten elindeki yastıkla boğmak istiyordu. Kadın Giz'den korkuyordu. Belki başka kelimelerle de omurgasına tırnaklarını geçirip, kemiklerini teker teker etinden sıyırmaya çalışan bu amansız hissi tarif edebilirdi. Ama Dilara'nın Giz'le göz göze geldiği ilk andan beri hissettiği her şey, bu tek kelimenin yalınlığından ibaretti. Korku kınsız bir bıçak gibi, çırılçıplak karşısında dikiliyordu. Oysa Dilara'nın yaraları bile kırk kattı. Adam, Giz, Yusuf, Joseph, Jospi ya da Üstün, ismi her neyse - ki Dilara adamı tüm isimleriyle bilmenin tedirginliğini kaburgasının altında bir düğüm gibi taşıyordu - tırnağını bir kenarından takıp kadının yaralarını teker teker kaldırıyordu. Kırk katını birden, sırayla, sabırla... Dilara açık bir yara gibi adamın etine ilişirse bu sefer ikisi birden kangren olurdu. Boşluğuna denk gelen dirsekle kendine gelerek isyanla irileştirdiği gözlerini Nesil'e çevirdi. Aynı anda onun durumu kurtarmak istercesine gülümseyerek "Dilara sizi beklerken sıkıntıdan hayallere daldı, Lale abla," dediğini işitti. "Ankara'yı özledim deyip duruyor zaten." Dilara onu idare ettiği için Nesil'e minnet dolu bir bakış gönderirken ablasının "Diloş'um," diyen sesine karşılık yüzünü bilgisayar ekranına çevirdi. "O kadar özlediysen gelsene ablacığım bir hafta sonu." Samimi olması için damarlarındaki son damla kana kadar harcadığı gülüşüyle "Gelirim Laloş," diyerek cevap verdi, Lale'nin iliklerine kadar işleyen sıcak sesine karşılık. İçinden bir ağlamak geçip gitti böylece. Çaktırmadan sızlayan burnunu ovuştururken odanın kalanını da görmek için açısını değiştirmek istercesine koltuğun üzerinde kıpırdandı. Aynı anda, Lale'nin Neslihan'a hal hatır soran yumuşak sesi Gülnihal'in "Ya Diloş!" diyerek isyan eden sesine karıştı. Bir an, Nihal'i böyle derin bir hezeyana sürükleyen şeyin ne olduğunu anlamadan Neslihan'la birbirlerine baktılar. Hemen akabinde yüzünü yeniden ekrana çevirirken gözlerini abartılı ve sevimli bir tavırla irileştirerek "Bu sefer ne oldu acaba benim Niloş'uma?" diye karşılık verdi Dilara. "Sen gelme, ortancaların en güzeli. Biz gelelim." Onun dışındaki üç kadının da aynı anda gözlerini devirmesine neden olurken tatlı tatlı devam etti. "Hem belki bu sefer insaf edersin de, cânım adamlardan birini televizyon ekranı dışında görmek nasip olur." "Bittabi," diyerek alayla gözlerini devirdi Dilara. "Zat-ı âliniz hangisiyle tanışmayı arzu ederler acaba?" Gülnihal ablasının onunla eğlenen tavırlarına karşılık bilgisayar ekranından dahi ateş saçan gözlerini kısarak gevşekçe sırıttı. "Tabiki son gözdem Sinyor Üstünel'le!" Dilara yeniden kolyesinin ucundaki gemi çapasını kavradığını fark etmeden itiraz etmek için dudaklarını aralamıştı ki Lale'nin tatlı sert bir sesle "Sen önce bir sınıfını geç de, Gülnihal," dediğini işitince gülümsemekle yetindi. "Gerisini sonra düşünürüz." Hemen ardından Dilara'nın elinin kolyesine gittiğini fark ederek kaşlarını çattı. Dilara o kolyeyi, bundan sekiz yıl önce, İstanbul'a taşınacakları sıralarda Ankara'dan almıştı. Annelerinin vefatının üzerinden geçen on birinci ayın sonunda... Kızın seyyar tezgahın önünde durup iri, kahverengi gözlerini kocaman açarak kırık bir sesle mırıldandığı cümleler dün gibi hatırındaydı: Ankara gemi çapası demek. Bir hayalle çıkılan yolda atılan çapa gibi düşün. Düşüncelerinin esaretinden kurtulduğunda derin bir nefesle "Dila!" diye seslendi. Ekrandan kendine çevrilen gözlere karşılık "Bir sorun mu var?" diyerek devam etti. Dilara elini telaşla kolyesinden çekerken "Yok, abla," diye itiraz etti. "Ne olacak ki? İş güç işte, hep aynı telaş." Lalezar şüpheyle kısılan gözleriyle Dilara'nın tavırlarını tartarak ne söylemesi gerektiğine karar vermeye çalışırken Gülnihal'in sesi ılık bir su gibi aralarındaki boşluğa döküldü. "Babam mı aradı?" Dilara yürek burkan bir umursamazlıkla omuzlarını kaldırdı. "En son ne zaman aradığını bile hatırlamıyorum." "Dilara'm, ne oldu benim güzel kardeşim? Bir hal var sende. Bak uzakta merakta bırakma beni. Söyle haydi." "Of Laloş ya!" Omuzları sesindeki isyana tezat oluşturmak istercesine derin bir teslim olmuşlukla çökerken "Çok büyük bir aptallık yaptım," dediği sırada Nesil'in "Ne kadar büyük bir aptallık yaptığına ben kefilim," diyen sesini duydu. Gözlerini devirmekten kendini alamazken Nesil'den tarafa ters bir bakış attı. Her şeyi olduğu gibi anlattıktan sonra merakla Lale ve Nihal'in ne tepki vereceğini beklerken oturduğu yerden sabırsızca homurdandı. Evvela Gülnihal'in hayranlık dolu bir sesle "Vay be!" dediğini duydu. "Adamdaki gizeme bak." "Yalnız epey tehlikeli." Nesil'in söylediklerine karşılık bakışlarını hızla ondan tarafa çevirirken anlatmaya başladığı andan beri sessiz duran Lale'ye döndü. Tedirginliği tümüyle sesine yansırken "Lalezar?" diye mırıldandı. "Dilara," dediği sırada sesinin düşünceli çıkmasına engel olamadan oturduğu yerden huzursuzca kıpırdandı Lale. "Sen bu adamı, babama benzetmediğine emin misin?" Kardeşinin itiraz etmek istercesine atılmasını umursamadan konuşmayı sürdürdü. "Belki aklının gerisinde hep bunu düşünüyorsun?" "Hayır." "Dilara," diyerek araya girdi Lale. İtiraz etmesinin ne kadar anlamsız olduğunu anlatmak istemesine her harfte uzayan sesi yine de fazlasıyla temkinli çıkıyordu. "Sen şimdi, sırf bu adama kapılıp gitmekten deli gibi korktuğun için normal şartlar altında asla yapmayacağın bir hataya düştüğünü ve..." Tam burada durup gözlerini Dilara'nın içini görmek istercesine ekrana dikti. "...bunun senin kötü hatıralarınla hiçbir ilgisi olmadığını mı söylüyorsun?" Çenesini hırsla havaya dikip "Evet," dediği sırada sesinin kararlılığını yitirdiğini fark ederek yutkundu Dilara. "Hiçbir ilgisi yok."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE