3/Carmita

1610 Kelimeler
Yalnızca tek bir şey adına güvenli suları terk eder, kendi köklerimizi keseriz. Adem'in uğruna ölümsüzlüğü teptiği tek şey adına: Bilinmeyen. [Aslı Erdoğan] *** Elindeki bira şişesinden büyükçe bir yudum daha aldıktan sonra geriye attığı başını düzelterek kirpiklerini araladı. Sanki tüm sıkıntısı kan olup içine doluyormuş gibi kalbi sıkışıyordu. Sessizce iç çekti. Giz hayatında olup bitenleri sorgulamayı çok uzun zaman önce bırakmıştı. Öyle ki üzerinden en az bir hayat daha geçmişti. Ama şimdi, barın önünde oturmuş bir yandan içer bir yandan da kendini bir kez daha girişi kontrol ederken yakalamamak için tüm gücüyle elindeki bira şişesine tutunurken Dilara'yı Carmita'ya davet etmesinin mantıklı herhangi bir açıklaması olup olmadığını düşünüyordu. Şüphesiz ki yaptıklarını geçerli bir nedene bağlayamadığı bir anı ilk kez yaşamıyordu. Bu bile yaptığının - Dilara'yı başka bir yer kalmamış gibi Carmita'ya çağırmasından bahsediyordu - kızı, kaldırıp kaburgalarından birinin ardına davet etmekle eşdeğer olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Üstelik adam, kendisi de dahil etrafındakilere yalan söylemek konusunda ne kadar usta olursa olsun bazı gerçeklerin asla değişmeyeceğini bilecek kadar çok yaşamıştı. En azından yaşamanın yaş almak değil de yara almak olduğunu bilecek kadar... "Sen gerçekten heyecanlı mısın, yoksa fani gözlerim beni yanıltıyor mu?" Refleks olarak elindeki şişeye tutunan parmaklarını biraz daha sıkılaştırırken, Selim'den tarafa kurşun gibi bir bakış gönderdi. "Geçirdiğim en huzurlu gece sayılmaz." "Kuşkusuz en misafirperver halin de sayılmaz," diye karşılık verdi adam. Giz'in ardından ne geleceğini merakla beklediğini anlatmak istercesine abartılı bir tavırla havalandırdığı kaşlarına kaçamak bir bakış atarak devam etti. "Ama bu gece için bir misafirin var." Giz, oturduğu yerde sıkıntıyla kıpırdanmamak için kendini dizginlemeye çalışırken omurgasını oluşturan her bir kemiğin mıh gibi gövdesine çakıldığını hissetmeye başlamıştı. Bu rahatsız hissin neden olduğu ihtiyaca teslim olarak elinin birini hızlıca saçlarının arasına daldırdı. "Keşke bu durumun seni neden bu kadar ilgilendirdiğini anlatsan da hiç değilse birimiz için gece daha huzurlu geçse," diyerek karşılık verirken Selim'e nedensizce ters bir bakış atmayı da ihmal etmemişti. "Daha önce ne ben ne de Carmita böyle bir hadiseye tanıklık etmediğimiz için olabilir mi..." Yüzünde muzip bir gülüş belirirken umursamaz bir tavırla omuz silkti. "...Jospi?" "Düşünmeden verilmiş bir karardı, Yüzbaşı." Selim'in dudağının bir yakasına kıyı olan gülüş, üzerinde inkar edemeyeceği bir etkiye neden olurken huysuzca homurdandı. "Aksinin pek adetim olmadığını bilirsin." "Dert etme, Jospi. Her şeyin bir ilki vardır." Selim'e cevap vermek için aralanan dudakları Dilara'nın barın kapısından girdiğini gördüğü an hızla kapandı. Omuzlarını geriye iterek oturduğu yerde toparlanırken evvela birasından büyük bir yudum almayı, hemen ardından da Selim'e sadece onun anlayabileceği bir uyarı bakışı göndermeyi ihmal etmedi. Dilara'nın kalabalığın elverdiği ölçüde hızlı adımlarla kendisine doğru gelişini izlerken, kızı buraya hiç davet etmemesi gerektiğini aslında en başından beri bildiğini fark etti. Hep bilmişti. Sanki bu bilgi, yaratılırken nefes diye ruhuna üflenmişti. Giz her şeyden önce, daha develer tellal değilken, bunu öğrenmiş; sonra unutmuştu. Şimdi kızın gözleri, gövdesinde bir yara gibi açılırken yeniden öğrenmiyordu, hayır; yeni baştan ezber ediyordu. Etindeki her bir oyuğu tek tek yokluyordu. Kuşkusuz en derin yarası henüz açılmamış olandı. Kız sonunda yanına ulaştığında gözlerini kırpıştırarak gülümsedi. Pekala aklından geçen her şeyin dışında, kızı karşısında bu şekilde bulmayı beklemediğini en azından kendine itiraf edebilirdi. Şimdiye kadar kızı iki kez görmüştü ve Giz bunun kişisel şanssızlığıyla alâkalı olduğunu ancak şu anda fark ediyordu ki Dilara bu iki görüşmede de resmi giyinmişti. Gözleri hızlıca kızın üzerinde gezindi. En azından bu ana göre... Zira kız siyahlar içinde oldukça çekici - cezbedici diye düzeltti - görünüyordu. Yüzüne serseri bir gülüş yayılırken kaşlarını beğeniyle kaldırdı. "Buraya gelirken de o sıkıcı kıyafetlerinden birini giyersin sanıyordum." Dilara artık adamla konuşurken alışkanlık haline getirdiği üzere sevimsiz bir gülüşle karşılık verdi. "Yerine göre giyinmeyi bildiğim için şanslı olduğumu biliyorum." Bakışları hızlıca adamın üzerinde gezinirken gördüğü manzara karşısında şaşırmamanın - adamı hep bu serseri kılığıyla görüyordu - tavırlarına eklediği özgüvenle devam etti. "Senin aksine..." "O kıyafetlerin içinde olduğundan farklı görünüyorsun." Dilara bu cümleyi neye yoracağını bilemese de eliyle havada zarif bir hareket yaparak adamın üzerindeki kıyafetleri işaret ederken "Sen de," diye karşılık verdi. "Etrafta yataktan kalktığın halinle geziyorsun. Ben bir şey diyor muyum?" "Bu bir şey dememiş halinse..." Hemen yanı başından gelen ses, Dilara'nın cevap vermesine fırsat bırakmadı. Neslihan tenis maçı izler gibi ikili arasındaki atışmaya bir son vermesi gerektiğini düşünerek tatlı bir sesle araya girdi. Eğer müdahale etmezse kör dövüşü gibi ilerleyen bu muhabbetin sabaha kadar devam etmesi kuvvetle muhtemeldi. "Selam..." Dilara'nın isyanla irileştirdiği gözlerine kaçamak bir bakış atarken zarifçe omuz silkti. "Sabaha kadar sizin atışmanızı dinleyecek değildim herhalde Dila." Kızın cevap vermemesi üzerine yüzüne yeniden samimi bir gülüş takınıp elini Giz'e uzattı. "Neslihan ben." Giz kendisine uzatılan eli kavrarken şaşkınlığını gizlemeye çalışıyordu. Dilara'nın arkadaşıyla geleceğini düşünmemişti. Aslında kızın buraya geleceğine dahi onu barın girişinde görene kadar ihtimal vermemişti. Adının Neslihan olduğunu yeni öğrendiği kızın yüzündeki samimi ifadeye karşılık yüzüne yakışıklı bir gülüş uydurup "Giz ben de," dedi. "Memnun oldum." "Ben de çok memnun oldum." Neslihan yüzündeki gülüşü genişletirken, Giz bakışlarını kızın yeşile dönük ela gözlerinin bir çift mücevher gibi parladığı güzel yüzünden çekip sıkıntıyla gözlerini deviren Dilara'ya çevirdi. Ayaküstü yapılan kısacık sohbet bile iki kadının birbirinden ateşle su kadar farklı olduğunu anlamasına yetmişti. Dilara'nın gözlerine bakarken dahi içinde bir yangının başladığını hissederken, genç kadını ateşe benzetmek yapıp yapabileceği en mantıklı tercih olmuştu - ki Yusuf Giz Üstünel mantıklı tercihler yapmak konusunda nam salmış bir adam değildi. Hiç olmamıştı. Aklından geçen düşüncelerle birlikte gözleri bir kez daha Dilara'nın üzerinde tepeden tırnağa gezinirken geriden Selim'in "Hoş geldiniz," dediğini duydu. Giz kafasını çevirip Selim'e bakarken adam, dudağının kenarındaki ince gülümsemesiyle barın üzerinden sarkıp elini ilk olarak Dilara'ya uzattı. "Dilara, öyle değil mi? Giz senden bahsetmişti." Dilara tartmak istercesine bakışlarını adamın üzerinde gezdirirken mesafeli bir gülüşle karşılık vererek Selim'in elini kavradı. "Evet," diye onayladı ve ardından biçimli kaşları alayla yükselirken Giz'den tarafa ters bir bakış atarak gözlerini devirdi. "İyi şeyler söylediğini varsayıyorum." "Kesinlikle." Giz'in masumca gözlerini kırpıştırarak söylediği tek kelimeye karşılık sessizce dişlerini alt dudağına bastırdı Dilara. "Tahmin edebiliyorum." "Benzerlerini de benim hakkımda sen söylediğin için mi?" Dilara yüzünü Nesil'le tanışan Selim'e doğru çevirirken Giz'e tekinsiz bir bakış gönderdi. "Neden olmasın?" "Bir şey içer misiniz?" Selim'in sorusuna cevap Neslihan'dan geldi. "Alkolsüz bir şeyler..." Soran bakışları Dilara'yla karşılaşınca onun da onayladığını görerek devam etti. "Olabilir." Geçip giden bir kaç dakikanın ardından önüne konulan meyva suyundan büyük bir yudum alırken gözleriyle Selim'i takip etmeyi sürdürdü Dilara. Adamın pek çok yönüyle Giz'den ayrıldığını daha ilk bakışında anlamıştı. Giz'in dalgacı ve serseri tavırlarının aksine Selim oldukça sakin görünüyordu. İnsanı zahmetsizce kendine çeken, sarıp sarmalayan bir havası vardı. Diğerinin tüm tüylerini ayağa diken şiddetli elektriğine karşılık bu adamda öyle bir hüzün vardı ki solunacak kadar gerçek ve katı bir halde aralarında duruyordu. Sanki adamın gözlerinin rengini dahi bu hüzün koyultmuştu da öylece yara gibi derinleşen bir çift kahverengi göze sahip olmuştu. Dilara bir rengin, üstelik kahverengi gibi herhangi bir vasıf üstlenmemiş sıradan bir rengin - sonuçta en sevdiği renk sayılmazdı - bu kadar farklı tonları olduğuna daha önce hiç tanık olmamıştı. Giz'in gözleri daha ziyade bir yangını andırırken Selim'in gözbebekleri ise acıya acıya kahverengiye dönmüş gibi görünüyordu. Nesil'in Giz'le konuştuğunu fark ettiğinde aralarında dikkat çekecek kadar uzun dakikalardır hüküm süren sessizliği bölmek istercesine "Uzun zamandır tanışıyorsunuz herhalde?" diye sordu. Selim kaşları soru sorarcasına yükselirken "Jospi'yle mi?" diyerek karşılık verdi. Dilara duyduğu kelimeye herhangi bir anlam veremediği için kaşlarını şaşkınca çatıp yüzüne bakmaya devam edince de elindeki işle ilgilenmeye bir son vererek konuşmaya başlamadan evvel dirseklerini bar tezgahına yasladı. "Birbirimizi eskitecek kadar uzun..." Dilara göz ucuyla Giz'i izlerken "Yüzündeki gülümseme o kadar umursamaz duruyor ki," diye homurdandı. "Daha ziyade başkalarına ömür törpüsü oluyormuş gibi..." "Yaralarına gülümsemeyi biliyor, diyelim." "Tüm varlığı yüzündeki serseri gülüşten şekil bulmuş gibi zaten..." "Jospi hakkında duyduğum en acımasız tespit değil." "Sen ona neden Jospi diyorsun?" Selim kızın gözlerinin içine bakıp kırık bir gülüşle başını iki yana salladı. "Sana neden Dila diyorlar?" Dilara'nın bir an cevap vermek için atılsa da tereddütle durakladığını fark ederek sevimlice göz kırptı. "Aynı sebepten..." Dilara konuşmanın burada son bulduğunu biliyordu. Buraya gelirken sürekli kendine adamın hayatına dahil olması gerektiğini hatırlatmıştı. Yoksa elbette ki adamın teklifini ciddiye alacak değildi ama bu işte ikisi artık beraberdi ve bunu bir şekilde yürütmeleri gerekiyordu. Hiç şüphe yok ki Giz Üstünel, Dilara'nın çalışmayı en çok sevdiği oyuncu profili sayılmazdı. Hatta uzaktan yakından alakası yoktu. Adam düpedüz tehlikeliydi. Hatta o kadar ki, Dilara işlerin ters gittiği herhangi bir durumda kaç parçaya ayrılacağının hesaplarını yapmaya başlamıştı. Bu adam, onu kaça bölerdi? Dilara daha ne kadar eksilmeye güç yetirebilirdi? Daha ne kadar kopmaya, sökülmeye, kanamaya... Yapraklarının ne kadarı dökülürse hepten sonbahar olurdu? Saçlarını kaç kez daha kesecekti? Kabuklarını daha ne kadar soyacaktı kat kat etinden? Daha ne kadar dökülüp saçılacaktı? Dahası, kaç kez daha toparlanacaktı? Gecenin ilerleyen saatlerinde mekan iyiden iyiye boşalmış, Neslihan bilmediği bir nedenden ötürü ortadan kaybolmuş, barın önünde Giz'le baş başa kalmıştı. Havayı sessizce içine çekti. Adamın başını geriye atarak içkisinden büyük bir yudum aldığını görünce huysuzca homurdanmamak için verdiği mücadeleyi yarıda bırakarak hiç merak etmese de "Neden bu kadar çok içiyorsun?" diye söylendi. Giz içkiyle ıslanan dudaklarını umursamazca bükerken boş bardağı barın üzerinde çevirmeye başlamıştı. Gözlerini diktiği boşluktan ayırmadan "Tam şu anda bir kadın çığlık çığlığa yardım istiyor olabilir," diye mırıldandı. "Ona tecavüz etmek isteyen adamın elinden kurtulmak için. Mesela..." Bardağa doldurmakla falan hiç ilgilenmeden eline aldığı şişeyi ağzına dayayıp art arda bir kaç yudum aldı. Sonunda şişeyi dudaklarından çektiğinde içkinin acı tadını geçirmek istercesine gürültüyle yutkundu. "Soğuktan donmak üzere olan bir kaç günlük bir bebek, bırakıldığı yerde avaz avaz ağlıyor olabilir." Durup derin bir nefes aldı. Hüzün derin bir yanık izi gibi etine işlemişti sanki. Dilara adamın durduğu yerde diken gibi kendine battığını düşünmeye başlamıştı. "Hiç yoktan çıkan bir sokak kavgasında bıçaklanan, gençliğinin baharında bir delikanlı kanının içinde acıyla inliyor olabilir. Bir çocuk annesi ve babası yan odada kavga ederken yatağında sessiz sessiz ağlıyor olabilir. Ne bileyim işte..." "Giz..." "Sesler Dila," diyerek kızın daha fazla konuşmasına izin vermedi. "Duyamadığım seslere içiyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE