Ellerimi birbirine kenetlemiş kapının önünde bir sağa bir sola yürüyordum. Öfkelenmek falan hiçbir şey değil. Endişeden deliriyordum. Peşinde olan birileri vardı. Acaba farkında mıydı? Peki neden peşinde birileri olsun ki? Sıradan bir öğretmen. Belki de saplantılı bir platoniğiydi. "Ne zaman kafanı toparlayacaksın?" diyen Fısıltı'yı duymamış gibi yaptım. "Kız garip. İsmiyle onu bulamıyorsun ayrıca." Gözlerim balkonda duran çiçeğe kaydı. Mor yaprakları çoktan kapanmıştı. Karanlık çökmüş, hava daha da soğumuştu ama Ela hâlâ dönmemişti. "İyi midir?" "O salak ayağı kayıp düşse yine dört ayağının üzerinde durur." dediğinde alt dudağımı ısırmıştım ki manavın önünden geçen Ela'yı gördüm. Hızla evin merdivenlerinden inip yanına gittiğimde şaşkınca yüzüme baktı. "Beni bekliyordun?" Sorusu

