2- Haymana aşiretinde bir doktor

1198 Kelimeler
2 MASAL Acil nöbetime gelince güne hızlı başlamıştım. Pratisyen doktorlar genellikle acillerde çalışmaya başlardı. Ya da diğer sağlık kurumlarında. Ben ise acilde çalışmayı tercih etmiştim. Hem burası evime yakındı hem de ailem zaten şehir dışında çalışmama karşıydı. Bunu bile kabul etmeleri mucizeydi. Çünkü birkaç yıl öncesine kadar burada kızlar okutulmazdı bile. Reşit olmadan çoğu kız dini nikahla ya evlendirilirdi ya da bağ bahçe işi omuzlarına yüklenirdi. En olmadı doğmuş küçük kardeşlerine yarı annelik yaparlardı. Zaman değiştikçe Mardin merkezdeki aşiretlerde biraz olsun zamana ayak uydurmaya başlamıştı. Hatta kimi aile çocuklarını okutmakta yarışır hale gelmişti. 'Benim kızım doktor, öğretmen vs' demek artık hava atacak bir durum haline gelmişti. Ama yine de ailelerin evlilik dayatmasından kaçmak mümkün değildi. Okulum bitmişti, atanmıştım ve evlenmeme artık hiçbir mani yoktu aileme göre... Özellikle aşiretin başındaki amcam bu konuda oldukça ısrarcıydı. Ama babam sağken ondan korkmama gerek yoktu. Evet babam belki içine dönük bir adamdı ama kötü biri değildi. Beni zor duruma düşersem koruyup kollayacağına emindim. Sadece o adamla ilgili bir açık bulmalı, evlenmemek için mantıklı bir gerekçe sunmalıydım. O yüzden gerekirse görücüye çıkıp onunla görüşecektim. *** Serum şişesinin içindeki sıvı damla damla süzülürken üstünde gelinliği olan genç kızın yüzüne baktım. Yorgun, bitkin, gözleri alev alev yanıyordu. Yanındaki kocası olacak adam nerdeyse babası yaşındaydı. Genç kızın onunla isteyerek evlenmediğine emindim ama o ihbar etmediği sürece elimden bir şey gelmezdi. Ateşi olduğu her halinden belliydi. Bu haldeyken bile düğün ertelenmemişti. Kadınların değeri bu topraklarda bu kadardı. En azından hastaneye getirecek kadar insaf etmişlerdi. Serum bitinceye kadar ateşi de düşmüş olurdu. Yanında duran kocası ve diğer birkaç adam gergin bakışlarla kadını izliyordu. Sonra damat efendi yanıma geldi. Adamı tekmelemek istiyordum. Git yaşına göre birini bul kart zampara diye bağırsam beni öldürür mü acaba? “Doktor hanım,” dedi adam sert bir tavırla. “Karım iki günden beri ateş içinde yanıyor. Uzak bir köyden geldik, burada hastaneye ulaşmak kolay olmuyor. Düğün alayı da bizi bekler. Hızlıca toparlanması lazım. Ne yapabiliriz?” Elimdeki dosyayı kapattım. “Gerekli tetkikleri yapacağız. Önce kan tahlillerini laboratuvara gönderdik, sonuçları bekliyoruz. Şimdilik serumla biraz rahatlamasını bekleyeceğiz.” Kadına döndüm, hafifçe gülümsedim. “Merak etmeyin, elimizden geleni yapacağız.” Kadın güçsüzce başını salladı. Ama sanki iyileşmek istemiyordu. Gözlerindeki çaresizlik içimi yakmıştı. "Doktor hanım kuvvetli bir ilaç yap da kaldır karımı hemen ayağa. Bizim çok vaktimiz yok. Daha takı takılacak, daha fazla duramayız. Tahlili sonra gelir veririz." "Olmaz beyefendi, ateşi çok yüksek. Tahlil sonucuna göre uygun olan bir tedavi veya antibiyotik başlayacağım. Risk alıp taburcu olmasını istiyorsanız imza atarak çıkabilirsiniz. Mesuliyet size ait olur." "Eee tamam ama hızlı olsun." Hemşireye "Tam kan, biyokimya ve idrar alalım" dedim. Kadının durumu kötüydü. Burada çalışmaya başladığımdan beri böylesi vakalara sık sık denk geliyordum. Kırsaldan gelen hastaların çoğu, ya hastaneye gelmek için son ana kadar bekliyor ya da imkânsızlıklar yüzünden geç kalıyordu. Koridora çıkıp derin bir nefes aldım. Hastane, günün her saatinde telaşın, umudun ve acının iç içe geçtiği bir yerdi. Koşuşturan doktorlar, telaşlı hasta yakınları, bazen umutla bekleyen, bazen gözleri yaşlı insanlar… Günüm hastalara yetişmeye çalışarak geçiyordu. Öğleden sonra hastane yönetiminden bir duyuru yapıldı. Mardin’in kırsal köylerine yapılacak bir sağlık taraması için gönüllü doktorlar aranıyordu. Mesajı doktor grubunda paylaşmışlardı. Böyle projeleri seviyordum. İdealist bir yanım vardı ve doktorluk sadece hastane duvarları içinde yapılacak bir iş değildi. İnsanlara ulaşmak, onlara sağlık hizmeti sunmak, hayatlarına dokunabilmek, asıl yapmak istediğim buydu. Ücra bir köyde aile hekimi olmak istiyordum. Ama henüz o kadar tecrübem yoktu. Tereddüt etmeden adımı yazdırdım. Nöbet defterini imzalarken bir doktor arkadaşım yanıma yaklaşıp hafifçe gülümsedi. Adı Çağrı'ydı. Çağrı Aktaş... “Hava çok sıcak olacak, yollar da uzun,” dedi. “Ama seninle gelirsem uzun yollar daha çekilir olur Masalcım.” Gözlerimi devirdim ve ona sinirle baktım. Yine bana asılmaya çalışıyordu. Ama anlamadığı ona karşı içimde bir his yoktu. “Şartlar zor olabilir ama önemli olan insanların ihtiyacını karşılamak. Yola benimle vakit geçirmek için çıkacaksan hastanede kalsan daha iyi olur Çağrı." Çağrı omuz silkti. “Sen hep böyle aksisin zaten. Neyse, ben çay içmeye gidiyorum. Tabi sen gelmezsin. Doğru mu?" "Çok doğru!" "Nasıl da tanıyorum seni Masal. Neyse sana da bir kahve getiririm. Hadi kolay gelsin." Çağrı gidince hemşire Buket gelip "Göreve gideceksin değil mi?" diye sordu. Gülümseyerek başımı salladım. "Evet kaçar mı hiç?" "Ay çok iyi, ben de gelmek istiyorum. Sen varsan hiç kaçırmam. Askerler de eşlik edecekmiş bize, yakışıklı bir asker varmış. Mardin'e yeni gelmiş. Ayy inşallah o da gelir." "Buket ya, cidden bu yüzden mi göreve katılıyorsun?" "Ayy ne yapayım, sıkılıyorum işte. Hasta her yerde hasta. Nerde kime baktığımın önemi yok. Ama söz konusu yakışıklı askerlerse o zaman ben bunu kaçırmam. Bu defa kesin yakışıklı bir asker bulup yüzüğü takacağım." "Hadi inşallah istediğin gibi birini bulursun." Buket, hastanenin neşesiydi. Espriliydi. Hep asker peşindeydi ama aslında niyeti ciddi değildi. Bir ay konuşur ikinci ay bir bahane bulup ayrılır bir daha kimseyle konuşmayacağını söylerdi. Ama sonra yine sıkılıp birilerini bulmaya çalışırdı. Büyük ihtimalle aradığını bulması uzun zaman alacak. Çünkü ne istediğini aslında o da bilmiyordu. Herkes iş olarak sağlık hizmeti veriyordu ama ben ideallerim için buradaydım. Birilerini daha iyileştirmek, sağlık hizmetine ulaşamayanlara bir ışık olabilmek… insanların derdine derman olmak, tek istediğim buydu. Telefonum çaldığında ekrana baktım ve içimde yine bir huzursuzluk yükseldi. Çünkü Amcam Rıza demek huzurumun kaçması demekti. Genellikle pek hayırlı haberler vermediği için istemsizce iç geçirdim. Telefonu açtım. “Yeğenim,” dedi Rıza Amcam, her zamanki tok ve ciddi sesiyle. “Akşam eve geleceksin değil mi?” Kaşlarımı çattım. “Evet mesaiden çıkınca eve geleceğim.” “İyi,” dedi kısa bir sessizlikten sonra. “Bu akşam misafirlerimiz var. Sen de sofrada ol. Seninle ilgili bir görüşme olacak.” İçim sıkıştı. ‘Misafirler mi? Neyin görüşmesi? Yine mi? Offfff amca ya!' Boğazımı temizledim. “Tamam Amca, geleceğim.” Telefon kapandı. İçimde, mideme oturan bir taş gibi bir his vardı. Ne olacağını tahmin ediyordum. Yine evlilik meselesi… Yine aşiretimizin çıkarları… Ama bunlardan bana ne? Aşiretine de, soyuna da sonuna da... söveceğim artık az kaldı. Derin bir nefes aldım. Saatime baktım. Birkaç hastaya daha göz atıp nöbeti devredecektim. Bugün ki nöbetim 24 saat değildi. Gündüz yoğun olduğu için takviye olarak gündüze geliyordum. Bazen yoğunluk olunca mesai sonrasına gönüllü devam ediyordum. Ateşi olan geline bakmaya gittim. Ama aklım artık akşamda takılı kalmıştı. Kadının ateşi normale dönmüştü. Kocası olacak adam gardiyan gibi başındaydı. Reçete yazınca kâğıdı yanındaki adama verip "Biz artık gidebiliriz herhalde," dedi kaba bir tavırla. "Hastanın sırtını dinleyeceğim siz dışarda bekleyin." Aslında ilk geldiğinde zaten bakmıştım ama onunla konuşmak için bahane arıyordum. "Yazdın zaten ilacını falan daha neyini dinleyeceksin doktor hanım?!" "İşimi bana mı öğretiyorsunuz beyefendi. İsterseniz size diplomamı göstereyim. Siz de bana diplomanızı gösterin ona göre siz yerime doktorluk yaparsınız." "Kim bu pabuç dilli karı? Sen benim kim olduğumu biliyor musun ha! Senin maaşını ben veriyorum!" "Öyle mi? Siz Maliye bakanı falan mısınız?" "Vergilerimizi size maaş diye vermiyorlar mı!" "Vergilerinizle size yol yapıyorlar. Hastane açıyorlar, bana verdiğim hizmet karşılığı maaş veriyorlar ve bunun da vergisini kuruşu kuruşuna alıyorlar. Acaba benim vergimle sizin 65 yaş emekli maaşı veriliyor olabilir mi?" "Ne 65'i! Sen bana hakaret edemezsin doktor! Buralar benden sorulur! Senin haddine mi bana ahkam kesmek!" Adam bana posta koyunca tek kaşımı kaldırdım. İlla ki beyaz kod verdirecekler. Sonra da yalvarıp yakarıp aman doktorcum yapma etme... Birden gözü yaka kartıma ilişti. "Koçum yaz doktorun adını kenara, MASAL HAYMANA...HAYMANA MI??"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE