Kulübe

2809 Kelimeler
Eve yorgun argın gittiğimde annem oturma odasında oturmuş beni bekliyordu. Bu hep yaptığı bir rutindi. Bazen televizyon izlerken bazen kitap okuyarak beni beklerdi. Ona her ne kadar da beni beklememesini söylesem de, saat kaç olursa olsun hatta uykusu gelse bile beni beklerdi. Odaya içeri girdiğimde ne televizyon açıktı ne de sehpada sayfası açık durmuş bir kitap vardı. "Anne sen uyumadın mı? Uyusaydın ya." diye söylendim her zamanki gibi. “Ne dedi sana?" diye konuşmaya başlayan annemin Arda'dan bahsettiğini anlamayacak kadar yorgundum. "Burak mı? Hastane yoruyor ama..." dediğimde ruhsuz bir sesle "Burak değil. O!" diye cümlemi yarıda kesti. Arda'nın adı bizde O'ydu. Annem ve babam için yasaklı bir kelimeydi, Arda. Liseli kızlarının aşık olduğu ayrıca arkadaşlarının oğlu olan Arda kızlarının kalbinde derin bir yara bırakmıştı. Kızlarının da ölümüne neden olacak bir kazadan kızlarının sağ çıkmasına sevinemeden genç delikanlının ölüm haberini aldılar. O günden sonra hiçbir şey aynı olmadı. Ne Hayal ne de anne ve babası. "Ne dedi sana Hayal?" dedi annem tekrar. Sesindeki merak öfkeyle karışık gibiydi. "Benimle konuşmak istediğini söyledi." dediğimde "Konuşacak mısın peki?" dedi kaşlarını çatarken annem. Annemin Arda'nın yaşamasına değil de onun benimle konuşmasına bu kadar takmasına şaşırmıştım. "Bilmiyorum. Şu an ona karşı hissettiğim tek şey; kızgınlık. Bu halde onu dinlemem mümkün değil.” Annem, Arda'nın başka bir şey söyleyip söylemediğini sorduğunda işi şakaya vurmak istedim ama annem gülmedi. "Söylemez olur mu? Mezarında çok sıkılmış. Gelip bir de bu dünyayı karıştırıyım demiş." dediğimde beni onaylamadığını belli eden bir bakış attı bana. Odasına gitmeden önce de “Sen asıl Burak'ın Arda'yı gördüğünde o zaman gör karışıklığı." diyerek canımı sıkmayı başarmıştı. Odama gidip yattım uyumayacağımı bile bile. Yatakta sağa döndüm sola döndüm yine uyuyamadım. Birden yüze kadar saymayı bile denedim ama olmadı. Aklımda bir tek Arda vardı. On yıl sonra karşıma çıkıyordu, ölü sandığım adam. Arda'yı karşımda on yıl sonra görünce yani büyümüş biri olarak görmek çok garip. Yetişkin bir adam olarak görmek… Sanki biri Arda'yı, o liseli halini bir kapsülün içine koymuş da o ömür boyu o kapsül içinde kalacakmış gibi geliyordu bana. Onu bu haliyle görmek çok garip. Onca yıl boyunca nasıl değiştiğini görmemek içimde kıskançlık tohumlarını filizlendiriyordu. Üniverste de ne yaptı? Hangi bölümü seçmişti? Derslerinde başarılı mıydı? İlk aşkı kimdi? Tabii varsa! Üniversiteyi nerede okudu? Hiç ciddi bir ilişkisi oldu mu? Ne iş yapıyor? Nerede yaşıyor? Babası, Ömer Amca ile mi yaşıyor? Kira da mı evi mi var? Şu an bir ilişkisi var mı? Her ne kadar ilişkim yok dese de o Arda'ydı. Ne kadar değişirdi ki? Ya değiştiyse? Değişince onu affedecek misin Hayal? Hayır! O zaman sus da uyu bir an önce. Offf! Hayatım adını duyduğum ama izlemediğim şu dizi gibi. Ölüler diriliyor, her şey cehenneme dönüyor. Walking Dead 2, Hayal'in zombiden kaçışı! Zombi kim mi? Tabii ki başımın belası Arda'dan başka biri değil. Sabah uyandığımda büroya gitmek için arabama binecekken hiç görmediğim bir adam tarafından durduruldum. "Hayal Hanım!" Elim arabanın kolunda tanımadığım adama bakıyordum. "Evet?" dedim. Bir yandan da adamı şüpheyle süzerken eski bir müvekklim mi diye zihnimi yoruyordum. Ama nafile, adam hiç tanıdık gelmiyordu. Adam siyah bir takım giymişti. Bu her ne kadar da güven veren bir şey gibi dursa da adama karşı tedirgindim. Adam "Beni Burak Bey gönderdi." dedi. "Burak mı?" dediğimde şaşkındım. Burak daha önce beni hiç adam göndererek almamıştı. Ya kendi gelirdi ya da kendi gelemeyeceğinde beni arar, durumunu haber ederdi. Şimdi neden böyle bir şey yapıyordu, buna anlam veremiyordum, işte. Adam "Evet, Burak Bey. Kendisi sizi gideceğimiz yerde bekliyor. Benden emredilen sizi alıp oraya götürmem." dedi. Bir an kendimi Yeşilçam filmlerindeki kadın oyuncular gibi hissettim. Adamın "Küçükhanım, Beyefendi sizi bekliyor. Beyefendi bekletilmekten hiç hoşlanmaz. Rica ederim! Şimdi binin arabaya." demesini bekledim. Adam siyah bir arabanın olduğu yeri işaret edip "Buyrun." dedi. Burak'ı arayıp ne yapmak istediğini sormak için çantamdan telefonu çıkardım. Burak'ı aradığımda açmadı. "Peki o zaman. Gidelim." dedim. Arabaya bindiğimizde Elif'i arayıp öğlene doğru geleceğimi söyledim. Adam (Şöför) arabayı çalıştırmaya başladı. "Nereye gidiyoruz?" dedim. Adam cevap vermek yerine sadece arabanın dikiz aynasından bana bakmakla yetindi. O an içime bir sıkıntı çöreklendi. "Nereye gidiyoruz? Size diyorum." dedim. Sesim kaçırıldığını anlayan insanların yardım arayışındaki gibi çaresiz çıkmıştı. "Merak etmeyin Hayal Hanım. Burak Bey'e götürüyorum sizi." dediğinde derin bir nefes verdim. Her ihtimale karşı elimde telefonu tuttum. "İsmimi biliyorsunuz ama ben isminizi bilmiyorum." diyerek olası bir kaçırma durumunda beni kaçıran adamın adını öğrenmek istiyordum. Tabii beni kaçıracak adam da gerçek ismini söyleyecek kadar saf değilse! "İbrahim!" adama dikiz aynasından baktığımda yola konsantre olduğunu gördüm. Ben de susup yolu izlemeye karar verdim. Ama beş dakika sonra bu kararımdan vazgeçtim. Burak bu zamana kadar bana hiç böyle bir süpriz hazırlamamıştı. Bu gerilim yüklü yolculuk sonunda ne olacağını merak ediyordum. "Burak size ne dedi?" diyerek adamdan laf almaya çalışıyordum. "Sizi söylediği yere götürmemi." Aman ne ilginç cevap! "Boşuna ağzımdan laf almaya çalışmayın avukat hanım. Siz ne kadar çenesi düşükseniz ben o kadar lalim." dediğinde ağzım açık adama baktım. Bana çenesi düşük mü dedi? Tamam mesleğim gerek konuşkan olmam gerek ama burda adam resmen bana hakaret etti. "Yanlış anlamayın Hayal Hanım ama bazen çok konuşkan oluyorsunuz." dediğinde artık dayanamadım. "Siz kim oluyorsunuz bana hakaret ediyorsunuz? Ne hakla bana çenesi düşük diyorsunuz? Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?" üç aynı soru ile adamın kim olduğunu sorduğum halde rahtlamadım. Adama bağırmak istiyordum. Ama yaşım ve profesyonel duruşum gereği bunu yapmam doğru olmazdı. Otobandan ormana doğru giden yola girdiğimizde korktuğum şeyin başıma gelmek üzere olduğunu anladım. Ya bu adam beni kaçıracaktı ya da beni öldürecekti. Kaçırma nedeni olarak gözünü intikam bürümüş eski bir müvekkilin eşini boşamamı ya da mafyaların kazanmamı istemediği davayı kazandım diye kaçırıldığımı düşündüm. Neden ne olursa olsun kaçırılıyordum işte. Bir ormanda ölmek dilek listemde yoktu hele de bana çenesi düşük diye biri tarafından. Sesime endişemin yansımamasını umarak "Neden buraya geldik? Burası orman yolu." dedim. Adam hiçbir şey demeyerek içimdeki endişeyi daha da büyütüyordu. İçimden kelime -i Şahadet getirecekken "Geldik." dedi adam. Korkuyla nereye geldiğimize baktığımda kulübe tarzında eski bir ev gördüm. Çok güzel! Bu dağın başında beni kimse bulmaz ya. Çevrede de hiç ev yok. Burak çağırdı seni diyen her adama inanırsan olacağı bu, Hayal. Akılsızsın kızım sen! Bir de akıllıyım diye övünürsün. Adam arabadan çıkıp kapımı açtı. "Buyrun Hayal Hanım." önce bir kulübeye sonra adama baktım. Adamın gözlerinin içine baktım arabadan çıkmadan önce. Katilinin gözlerine cesaretle baktı son kez diye yazsın gazeteler. Annem geldi aklıma, gözü yaşlı hali. Sonra babam, gözleri nemli. Sonra bunları düşünmekten vazgeçtim. Ne olacaksa olsun diye arabadan indim. "Beyefendi sizi içeride bekliyor." dedi adam. Ben kulübeye doğru iki adım attığımda adam da arabaya bindi. Ben adama şaşkınlıkla ve ölmeyeceğime dair içimde küçük bir hevesle bakarken adam arabayı çalıştırdı ve gitti. Şükürler olsun! Ölmeyeceğim Allah’ım. Burak'a bunun hesabını soracağım ama. Adımlarımı hızlandırdım. Açık olan kapıdan içeri ses çıkarmadan girdim. Büyük kahverengi bir koltuk, en az onun kadar büyük ahşap bir sehpa vardı. Galiba burası oturma odasıydı. Yanmayan şömineyi görünce kışın burayı hayal etmeye çalıştım. Bir kat yükseklikte duran mutfak oturma odası kadar geniş değildi. Buzdolap, mutfak tezgahı, bulaşık makinesi ve küçük fırın vardı. Kimin bu ev acaba? Burak'ın doktor arkadaşlarından kimin böyle bir evi var ki? Belki de Bulut'un arkadaşlarından birinin evi. Ben bu ev kimin diye düşünürken belimde bir el hissettim. Burak bana sarılırken gözlerimi kapatıp gülümsedim. O bir şey söylemeyince "Bir daha böyle sürprizler yapma Burak. Beni buraya getiren adamın beni öldüreceğini düşündüm." dedim, kızarak. Burak yanağımdan öpünce o an onun Burak olmadığını anladım. Bunu öpüşünden değil kokusundan anladım. Burak bu tarz kokuları kullanmazdı, daha doğrusu bu tarz kokulardan nefret ederdi. Bu koku Burak'ın kokusu değildi. Bu koku Arda'nın kokusuydu. Gözlerimi açıp arkaya döndüğümde onu gördüm. Mavi gözleri ile bana gülümserken ona kızmayı unuttum. "Arda?" dedim. "Sana konuşmamız gerek demiştim, Hayal." dedi. "Beni konuşmak için dağın başına mı getirdin? Üstelik beni kandırarak." gözünün önüne düşen sarı saçının bir kısmını kulağının arkasına attı. "Sana konuşalım dediğimde hayır dedin. En mantıklı yol buydu. Seni Burhan denilen adamın çağırdığını söyleseydim gelirdin. Ve geldin de." Tabii gelecektim. "O benim sevgilim. Ayrıca Nişanlım. Bu yüzden geldim. Şimdi de gidiyorum." deyip yürümeye başladım. Arda iki adım attığımda beni kolumdan tutup beni durdurdu. "Hayal gitme." gözlerinin içine baktığımda ne kadar çaresiz olduğunu gördüm. Sanki karşımda 27 yaşında adam değil de 7 yaşında küçük oğlan çocuğu vardı. Annesinin gitmemesi için yapabileceği tek şeyi yapıyordu. Gitme diyordu. "Bu cümleyi sana yıllar önce ben sana söylemiştim, Arda. Ama sen gitmiştin." Bir büyük adım atıp yanıma geldi. "Zamanın eskitemediği şeyler var. Bunlardan birisi sensin, Hayal." dediğinde gözlerimden bir damla düştü yanağıma. "Yapma Arda. Bunu bana da kendine de yapma. Olmaz. Biz diye bir şey olmaz. Anlıyor musun?" dediğimde bağırdı. "Hayır, anlamıyorum. Anlamayacağım da. Neden biliyor musun? Çünkü sana aşığım hem de körkütük. Hiçbir şey bunu değiştirmedi. Ne akıp giden zaman ne de zamanla soğur sandığım bu aşk ateşi." aramızda bir sessizlik oldu bu sözler sonrası. Ben bu sessizlikten korktuğum için konuşmaya başladım. "Beni eve götür, Arda." Arda kati bir sesle hayır dedi. "Bu yaptığın yasal olarak suç. Biliyorsun değil mi? Bir kişiyi istediği dışında alıkoymaya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu denir. Ve ağır cezaları var. Üstelik ben bir avukatım. Senin en ağır cezayı alman için uğraşacağıma emin olabilirsin." Sanki espiri yapmışım gibi gülümsedi. "Eve gitmek istiyorum Arda." dedim. Okulda durmak istemeyen bir an önce annesinin yanına gitmek isteyen küçük kız çocuğu gibi hissediyorum kendimi. "Hayır. Seni eve götürmeyeceğim." dediğinde "Ne istiyorsun benden Arda?" dedim. Kahve koltuğa oturmamı işaret etti. "Beni dinlemeni. Sonra seni eve götüreceğim, merak etme." dediğinde "Hayır, seni dinlemeyeceğim." dedim. Çantamdan telefonumu çıkardım. Telefondan Burak'ı arayıp beni bir an önce bu dağın başından kurtarmasını isteyecektim. Telefonda Burak'ın adına bastığımda Arda elimden telefonu aldı. "Ver şu telefonu." dediğimde "Hayır." dedi kati bir sesle. Elindeki telefonumu almak için uzandığımda telefonu arkasına sakladı. Kolumu beline doğru sarılıyor gibi oldum. Arda gülümsediğinde bağırdım. "Gülmesene." yüzündeki gülümseme sırıtışa döndü. "Bana sarılmak istediğini biliyordum. Hiç bu numaralara gerek yok, Hayal. Sen söyleseydin ben zaten sana sarılırdım." dediğinde "Saçmalama. Ne sarılması?" dedim. "Hadi ama Hayal! Hadi itiraf et. Sen de bana sarılmak istiyorsun tıpkı benim sana sarılmak istediğim gibi." Bu sözleri neden söylüyordu? Ve ben bu sözlere neden inanıyordum? Her kadına dediği bu sözleri duyunca neden etkileniyordum ki ben? Kendime gelmeli ve bu çapkının sözlerine inanmayı biraz önce bırakmalıyım. "Benim sana sarılmak istediğim yok. Şimdi ver şu telefonu. Tamam mı?" deyip o an dikkati dağıldığı için telefonumu elinden kaptım. Hemen Burak'ı aradım. Burak "Alo Hayal! Nerdesin sen?" dediğinde ona cevap verecekken elimden telefonu aldı Arda. "Ver şu telefonu Arda. Burak'ı arayıp beni almasını söyleyeceğim." Burak'ın adını duyduğunda öyle bir kaşlarını çattı ki Burak burda olsa onunla kavga edeceğine emindim. Telefonu alıp duvara fırlatmadan önce "Şu Burhan denilen adamın adını anma." dedi. Sonra tüm öfkesini telefonumdan çıkarırmış gibi telefonu sertçe duvara fırlattı. Telefonun kırık parçalarına şaşkınlıkla bakarken Arda "Şimdi Burhan denilen adamı aramak zorunda değilsin." dedi. Parça parça telefonumun parçalarını bir araya getirmeye çalıştım. Ama olmuyordu. Bir araya gelse de ekran parçalanmıştı, telefon çalışmıyordu. "Allah kahretsin, telefonum çalışmıyor." Dediğimde Arda hiçbir şey olmamış gibi "Şimdi otur da beni dinle." dedi. "Manyak, duydun mu beni? Sen manyaksın. Onca yıl boyunca manyaklaşmışsın. Manyak!" başka bir şey dememek için evden bir an önce çıkmak istedim. Kapıyı açtığımda sertçe kapıyı kapattı Arda. "Hiçbir yere gitmiyorsun Hayal Kaya." dediğinde ona döndüm. Nefeslerimiz birbirine karışacak kadar yakındı. Beni öpeceğini düşündüm ama öpmedi. "Şimdi uslu bir kız olup beni dinleyeceksin. Tamam mı?" dedi, geri çekilirken. Birkaç dakika öfkeyle mavi gözlerine baktıktan sonra "Bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek." dedim. "Bana eskisi gibi inanırsan her şey değişir. Sen de ben de, biz de." dediğinde "Biz diye bir şey yok Arda. Yanlış yapıyorsun. Ben nişanlıyım. Beni bekleyen bir nişanlım varken seninle burda, bu dağın başında bu kulübe bozuntusu yerde kalmam doğru değil. Mantıklı olur musun Arda?" dedim. Beni kapıdan uzaklaştırıp kapıyı açacak sanıyordum. Ama yapmadı, cebindeki anahtarı çıkarıp kapıyı kilitledi. "Bu kapıdan ancak ben istediğim zaman çıkarsın." dedikten sonra anahtarı cebine koydu. "Delisin sen. Duydun mu beni? Deli, zırmanyak. Kafayı yemişsin sen." Güldü. "Eskiden de hakaretler konusunda yaratıcıydın, şimdi de." dediğinde "Kalitemi düşürmek istemiyorum. Sen gibi olmak istemediğim için terbiyemi bozmuyorum." dedim. Arda'nın beni bırakmayacağını en azından onu dinleyene kadar beni bırakmayacağını anlamıştım. Ama buna hazır değildim. Ben onu anlıyordum ama o beni anlamıyordu. Anlatacağı her ne ise yalan ya da gerçek, hiç fark etmez. Ben buna hazır değildim. O yıllara tekrar geri dönmek, tekrar o acıları yaşamak... Bunları yaşamak istemiyordum. Hem Arda gerçeği anlatsa ne değişecekti ki? Benim ona geri dönme gibi bir ihtimalim var mıydı? Bunu Burak'a yapacak kadar acımasız bir kalbim ve egoist bir yapım mı vardı benim? Her şey daha da karmaşık bir hal almıştı. Bir kördüğümün içindeydim. Hatta kördüğümün kendisi bendim. Bu düğüm bende çözülecekti ama nasıl? Bunu bilmiyordum ama kimsenin incinmeden en kısa zamanda bu düğümü çözmem gerekti, onu biliyordum. Ama nasıl? Hayatımın nasıl bir anda böyle karmaşaya ya da kördüğüme dönüştüğünü düşünmek ve buna çözüm aramak... Tüm bunlar yorucu bir süreçti. Şu an hissettiğim bu duyguları on yıl önce de hissetmiştim. Arda hayatıma girmişti ve hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Başta ben olmak üzere her şey değişmişti. "On yıl önce hissettiğim duyguları tekrar hissediyordum." dediğimde Arda bana baktı. Ne demek istediğimi anlamadığı için kaşlarını çatmıştı. "Çaresizlik!" dedikten sonra bezgince koltuğa oturdum. "Ne yapmam gerektiğini bilmediğim ve bu belirsizlikten korktuğum için çaresizlik hissediyorum Arda." Arda koltuğun en ucuna, aramızda büyük bir boşluk bırakacak kadar, oturdu. "Çaresiz değilsin Hayal." Bu doğru değildi. Çaresizdim. "Senin yüzünden çaresizim Arda. Tıpkı on yıl önce olduğu gibi. Sen ne zaman yanımda olsan böyle hissediyorum." şimdi söyleyeceklerim yıllardır ruhumu kanatan sözlerdi. Bir türlü Arda'ya söylemediğim bu sözleri şimdi ona söyleyerek kanayan ruhuma şifa vermesini umuyordum. "Seni ilk gördüğümde ne hissettim, biliyor musun? Seni hiç tanımadığım halde senden uzak durmam gerektiğini biliyordum. Tedirginlik hissettim, endişe hissettim. Çünkü sen güvenilmezdin Arda. Ben babama bile güvenemezken sana inanıp seni sevdim. Birçoğu için bu salakça lise aşkı olabilirdi. Gelip geçici diye önemsemiyordu insanlar. Ama benim için öyle değildi. Gelmişti ama geçmemişti. Çünkü ruhumda yara bırakmıştın Arda. Ben seni çok sevdim Arda. Bunun bedeli olarak da öldüm." Gözlerimin yaşardığını hissedince sustum. Gözlerimi kapatıp gözyaşlarımın akmamasını umdum. Birkaç saniye sonra da gözümü açtım. "Katiller kurbanlarını öldürdükleri yere bir kere daha gelirlermiş. Sen de başladığın işi bitirmeye mi geldin Arda Deniz? Beni öldürmek için mezarından kalktığına göre öldür o zaman beni de bitsin bu iş." Akan gözyaşlarımı Arda'nın yanağıma değen eli ile hissettim. Arda yanağımdaki gözyaşlarımı silerken "Tamam Hayal. Seni eve götüreceğim." dedi. Ağlayarak "Aptal ben onu mu diyorum sana? dedim. Arda şaşkın şaşkın bakarken hıçkıra hıçkıra ağlamaya ağlamaya başladım. " Seni anlamakta güçlük çekiyorum Hayal." dediğinde "Ne zaman anladın ki beni şimdi anlayasın?" dedim. Arda baktı ki bu kız ağlamaya devam edecek çözümü sarılmakta buldu. Beni göğsüne yatırıp saçlarımı okşamaya başladı. "Hayal, ben hala büyümedim galiba." dediğinde burnumu çektim. "Neden öyle düşündün?" Aslında doğru diyordu. Ama bu kanıya nerden vardığını merak etmiştim. "Baksana hala seni üzüyorum." dediğinde "Sen beni çocukluğumdan beri üzüyorsun. Bu yeni bir şey değil ama kalp bunu anlamıyor işte. Kırıldı bir daha kırılmaz derken tekrar kırılıyor işte." dedim, içimi çekerek. Arda saçlarımı okşarken zamanın durduğu hissine kapıldım. İtiraf etmek istemesem de bu hoşuma gitmişti. Arda'nın on yıl boyunca değişmeyen kokusu burnuma geldiğinde gülümsedim. Hiç düşünmeden "Kokun değişmemiş. Hala aynı kokuyu mu kullanıyorsun?" dedim. Sonra kendime kızdım ama çok geçti her şey için. Arda bu cümleden umutlanabilir ya da onu hala sevdiğim kanısına varabilirdi. "Aynı kokuyu kullanıyorum. Bazı şeylerin değişmesini sevmem ben. Keşke bazı şeyler de hiç değişmeseydi." dediğinde başımı kaldırıp ona baktım. Mavi gözlerini hiç kırpmadan bana baktı. "Çok büyük hatalar yaptım hayatım boyunca Hayal. Ve hala da yapıyorum. Yaptığım hataların bedelini ödetiyor hayat. Yaptığım tek doğru şey sana aşık olmaktı Hayal. Bu hayatımda belki de tek doğru şeyi yaptım, sana aşık oldum. Ama her zamanki gibi bunu da mahvettim. Senin kalbini kırdım. Sonra da seni kaybettim." Aşkta sırf mutluluğun olduğunu söyleyen biri varsa ya yalan söylüyordur ya da hiç aşık olmamıştır. Bu aşkta sırf acı var diyen için de geçerlidir. Aşkta ikisi de vardır. Mutluluk da acı da. Ben en çok acı çektim bu aşktan. Mutlu da oldum ama bu o kadar azıcıktı ki acı tüm mutluluğumu yerle bir etmeye yetti. Ben aşık oldum. Arda'yı sevdim o ne yaparsa yapsın sevdim onu. Benimle oyun oynadığını söylediğinde bile sevdim onu. Ben o kötü çocuğu severken onun içindeki iyiyi görmeye çalıştım. Ben gibi yaralı ondan böyle, ondan bu kadar kötü dedim kendi kendime. Aşkı tüm bedenimde hissederken mutluydum. Onu gördüğüm her an, onun kokusunu içime çektiğim her an mutluydum ben. Sonra bana o mutluluğu çok gördüler. Mutluluğumu elimden aldılar. Başta Arda mutluluğumu elimden aldı. Sonra da hayat Arda'yı benden aldı. "Arda bana doğruyu söylemeni istiyorum. Bunca zamandır hiç mi aşık olmadın?" demek istedim ama diyemedim. Ya vereceği cevaptan korkuyordum ya da ona inanmaktan. Üçüncü bir seçenek de bana cevap vermeyebilirdi. Onun başka birine aşık olduğunu duyunca ne yapardım? Hiç bilmiyordum. Acaba bir kızı düşüp uykuları kaçtı mı? Ya da onun yanında olmak için elinden geleni yaptı mı? Sonu gelmeyecek gibi görünen düşünceleri bıraktım. Gözlerimi kapatıp Arda'nın yanımda olduğu gerçeğinin tadını çıkarmaya çalışarak uykuya daldım. Uykum gelmeye başlamışken Arda ayağa kalkmaya çalıştı. Elini tutup gitmesine engel oldum. Uykulu bir sesle "Yanımda kal." dedim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE