Zehirli dokunuş

1188 Kelimeler
Sabahın erken saatleriydi. Güneş daha yeni doğmuş, ince bir turunculuk Efsun’un küçük odasının perdesine süzülmüştü. Yorganını hafifçe üzerinden atan genç kız, gözlerini ovuşturarak doğruldu. Annesi çoktan uyanmış, mutfaktan çaydanlığın tıslayan sesi duyuluyordu. "Efsun, kızım, kalkmadın mı hâlâ? Geç kalacaksın yine!" diye seslendi annesi. "Uyandım anne, hazırlanıyorum!" dedi Efsun hızlıca. Üzerine sade bir kazak ve kot pantolon geçirdi. Aynanın karşısında saçlarını düzeltti, ince bir ruj sürdü. Hazır olduğunda mutfağa geçti. Annesi ona bir çay ve iki dilim peynirli tost uzattı. "Bugün sınavların vardı değil mi?" Efsun başını salladı. "Evet. İki tanesi önemli, biri biraz sıkıntılı ama hallederim." Annesinin gözlerinde hem gurur hem de endişe vardı. Onun bu çabasını her zaman takdir ediyordu ama yorgun düşmesinden de korkuyordu. "Kendine dikkat et. Bir şey olursa beni hemen ara, tamam mı?" "Tamam annecim, merak etme." Annesinin elini tutup hafifçe sıktıktan sonra çantasını alıp kapıya yöneldi. Kampüs canlı ve kalabalıktı. Her yerde öğrenciler koşuşturuyor, kulüp afişleri asılıyor, kantin önünde uzun kuyruklar oluşuyordu. Efsun kalabalığın arasından geçerek sınıfa yöneldi. "Hey Efsun!" diye seslendi arkadaşı Ceyda. "Hazır mısın sınavlara?" "Emin değilim," dedi Efsun gülümseyerek. "Birine çalışabildim ama ötekine sadece biraz baktım." "Yeterli olur yas," dedi Ceyda omzunu silkip. "Sen zaten kafalı kızsın ve her zaman hepimizden iyi geçnişsindir sınavdan." Sınıfta sınavlar başladı, bitti. Efsun yorgun ama rahattı. Sınav sonuçları açıklandıktan sonra okul sistemine giriş yaptığında ekranın köşesinde parlayan kırmızı “FF” harfleri gözlerine çarptı. Kalbi sıkıştı. Hayır… Bu dersi geçmeliydim. Bu dersi seviyorum. Ve o hoca... O asla haksızlık yapmazdı. Dersi veren kişi Doçent Kemal'di. Üniversitede birçok öğrenci ondan korksa da Efsun onu hep sevmişti. O, öğrencilerin dilinden anlayan, motive edici biri gibi görünüyordu. Dahası, Efsun’un birkaç kez zorlandığı zamanlarda onu odasına çağırmış, rehber olmuştu. Efsun onu hep babacan biri olarak görmüştü. Belki sistem hatasıdır, ya da kâğıdım yanlış okunmuştur, diyerek fakülte koridoruna yöneldi. Kemal Hoca'nın odasının kapısı aralıktı. Hafifçe tıklayıp içeri girdi. "Buyur Efsun," dedi hoca, onu gördüğünde sıradan bir tebessümle. Gözlüklerini çıkarıp masaya koydu. Efsun içeri girerken hafifçe gülümsedi. "Hocam, notlara baktım da… Biraz şaşırdım açıkçası. Belki kâğıdım tekrar incelenebilir mi?" Kemal sandalyesinden kalkarak yavaş adımlarla ona doğru ilerledi. Gözleri Efsun’un üzerinde bir an fazla gezindi. Bu, Efsun’un gözünden kaçmadı. "Senin başarını ben her zaman takdir etmişimdir, Efsun. Sen özelsin. Sıradan biri değilsin." Efsun başıyla hafifçe onayladı, rahatsızlığını bastırmaya çalıştı. "Teşekkür ederim hocam, bu yüzden yardımınıza güveniyorum." Kemal bir anda Efsun’un yanına gelerek koluna hafifçe dokundu. "Bazen... bazı şeyleri çözmek için resmi yollar dışında başka yollar gerekebilir, değil mi ?" Efsun irkildi. Kolunu geri çekti. "Anlamadım hocam?" Kemal gözlerinin içine baktı, sesi alçaldı. "Eğer istersen… seni bu dersten geçirebilirim.Sen akıllı kızsındır." Bir adım daha yaklaştı. "İstersen…" diye yineledi, bu kez vurgulu ve anlam yüklü. Efsun’un içinde bir şeyler kopmuştu o an. Daha önce sevgiyle, güvenle baktığı o adamın gözleri şimdi onu sahiplenmek ister gibi bakıyordu. Boğazı kurudu. "Ne yapıyorsunuz hocam?!" dedi, sesi titreyerek. Kemal elini uzatıp Efsun’un omzuna dokunmak istedi. "Gece rüyalarımda yalnız sen varsın, Efsun. Dürüst olalım. Sen de istiyorsun beni, değil mi?" Efsun geri çekildi, gözleri dehşet içinde büyüdü. Kalbi deli gibi atıyordu. "Siz... aklınızı kaçırmışsınız!" diyerek onu itti. Kemal sendeledi ama düşmedi. Efsun hızla kapıya yönelip koşar adım dışarı çıktı. Koridorda adımlarının sesi yankılanıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Güven, saygı ve huzur… Hepsi tek bir anda yıkılmıştı. Efsun okulun bahçesine kendini attığında dizlerinin bağı çözülmüştü. Bir bankın köşesine oturdu. Elleri hâlâ titriyordu. Havanın serinliği bile tenindeki utanç ve korku karışımı hissini bastıramıyordu. Nasıl yapar bunu? Nasıl bu kadar alçalır? Gözleri boşluğa bakıyordu ama zihni o odada, Kemal Hoca’nın yaklaşan siluetindeydi. Bir zamanlar saygı duyduğu bir adamın, bir canavara dönüşmesini sindiremiyordu. Telefonunu çıkarıp Nazlı’yı aramak istedi. En yakın arkadaşıydı. Ama parmakları ekrana gitmedi. Ya anlatırsam kimse bana inanmazsa? Ya hoca önce davranıp olayı başka şekilde yayarsa? Nefesi kesilir gibi oldu. Hayır. Kimse bilmemeli. En azından şimdilik. Telefonu çantasına attı. İçinde bir öfke kabarıyordu. Hem hocaya, hem de kendine. Neden bu kadar güvendim? Neden hissetmedim içindeki karanlığı? Eve vardığında annesi henüz gelmemişti. Sessizce odasına geçip yatağına uzandı. Tavanı izlerken boğazında düğümlenen duyguları tutamayıp ağlamaya başladı. Ama bu gözyaşları sadece korkudan değil; artık uyanan bir bilinçten de geliyordu. Kimse benim sınırlarımı böyle zorlayamaz. Kimse bana bu acıyı yaşatamaz. Güçsüz değilim. Ertesi sabah aynaya baktığında göz altları morarmıştı ama bakışlarında bir kırılma yoktu. O gün sessiz kaldı, derslere girdi ama konuşmadı. Herkesten uzaklaştı, Nazlı bile fark etti ama Efsun sustu. Kendine bir söz vermişti: Şimdilik susacağım ama bu suskunluk birikiyor... ve bir gün konuştuğumda, herkes duyacak. Aradan birkaç gün geçmişti. Efsun, o olaydan sonra üniversiteye gitmekte zorlanıyordu. Ama hayat devam ediyordu ve eksik kalmak istemiyordu. Yine de, o sınıfa gireceği her sabah midesine ağrılar giriyor, kalbi karnında atıyordu. Kemal Hoca ise sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıyordu. Derse girdiğinde öğrencilerine gülümsedi, tahtaya yazılar yazdı, ara ara espriler yaptı. Efsun’un gözleri onun üzerindeydi ama o, Efsun’un varlığını bile fark etmemiş gibi davranıyordu. Bu ilgisizlik bile içinde garip bir korku yaratmıştı. Ders bittiğinde sınıftakiler toparlanıp çıkmaya başladı. Efsun çantasını almak üzere eğildiğinde Kemal Hoca yanına yaklaştı ve kimsenin duymayacağı şekilde konuştu: “Birine tek bir kelime edersen... hayatının nasıl kabusa döndüğünü sen bile anlamazsın.” Efsun donakaldı. Elindeki kalem yere düştü. Kemal’in sesi buz gibi devam etti: “Benim odamdan nasıl içeri girdiğini, bana neler teklif ettiğini, nasıl bana kendini sunmaya çalıştığını anlatırım herkese. Sana inanmazlar, çünkü beni tanıyorlar. Seni değil.” Gözlerini bile kırpmadan ona bakıyordu. O kadar soğukkanlıydı ki Efsun bir an gerçekten bu adamın delirmiş olabileceğini düşündü. “Daha önce bu tarz öğrencilere çok rastladım Efsun. Not almak için her yolu deneyenlere. Senin farkın yok.” diye devam etti alaycı bir fısıltıyla. Efsun’un nefesi kesildi. Birkaç saniye sonra gözleri doldu ama dik durmaya çalıştı. “Siz... siz nasıl bir insansınız?” diyebildi ancak. Kemal, sinsice gülümsedi. “Senin kaderin şimdi benim elimde. Bunu unutma.” dedi ve sırtını dönüp gitti. Efsun sınıfta tek başına kalmıştı. Sanki dünya başına yıkılmıştı. Elini ağzına götürüp boğazındaki düğümü bastırmaya çalıştı. Artık olay sadece bir taciz değil, açık bir tehdit hâline gelmişti.Efsun o günden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark etti. Sınıfta oturduğu yer değişmişti. Artık en arkaya geçiyor, göz teması kurmamaya çalışıyordu. Kemal Hoca derse her girdiğinde kalbi sıkışıyor, elleri titriyordu. Gece uyuyamaz hâle gelmişti. Gözlerini kapattığında odada geçen o anlar zihninde canlanıyor, hocanın sesi kulaklarında yankılanıyordu: “Birine bir şey söylersen...” Okula giderken artık başını yerden kaldırmıyordu. Arkadaşlarının sorularına yüzeysel cevaplar veriyor, kimseye yaklaşmıyordu. Herkes onun biraz stresli olduğunu, sınavlardan bunaldığını düşünüyordu ama Efsun içten içe yıkılıyordu. Bir gün kantinde otururken, göz ucuyla onu izleyen Kemal Hoca’yı gördü. Hoca gözünü bile kırpmadan, sanki her hareketini takip ediyordu. Efsun aniden ayağa kalktı, elindeki suyu döktüğünü fark etmedi bile. Hızla lavaboya koştu, yüzüne soğuk su çarptı. Aynaya baktığında kendi yansımasını tanıyamadı. Artık gözlerinde parıltı yoktu. Yerine korku, çaresizlik ve yavaş yavaş büyüyen bir öfke yerleşmişti. “Ben susarsam bu devam edecek…” diye fısıldadı aynaya. Ama sonra hemen geri çekildi. “Ya inanmazlarsa… Ya o her şeyi tersine çevirirse?” Gece annesi yanına geldiğinde, “Kızım sen iyi misin?” diye sordu. Efsun başını salladı. “Yorgunum sadece anne… hepsi geçer…” Ama geçmiyordu. Her geçen gün biraz daha içine çöküyordu. İçinde büyüyen tek bir düşünce vardı artık: “Ya susacağım… ya da savaşacağım.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE