Kafamda kavak yelleri esedursun, aklım O’nla doluyken ben ne yapıyordum? Tabii ki eğlencenin dibine vuruyordum. Sonuçta eninde sonunda konuşacaktık, öncesinde biraz eğlenmenin zararı olmazdı ne de olsa...
...
15 gün sonra
“Nazlı, kalk artık! Öğlen oldu.”
Annem içeriden on beşinci kez adımı seslenirken ben uyumaya devam ettim. Hiç duymamış gibi yaptığım anneme birde sırtımı döndüm. Bugün, sevgili halamın kınası vardı. Son bir haftadır halamın düğünü, halamın kocası olan ama nişanlısı sanılan nişanlısı, Dursley’ler, Yaman ve annem arasında mekik dokuyordum. Tabii birde babaannem vardı. Sürekli, bu kadar kısa sürede düğün olmaz, diyerek ortalıkta geziyordu. Dedemse sessizliğini koruyup sadece izliyordu. Çok fazla eğleniyordu yaşlı kurt.
“Saat kaç oldu? NAZLI! Akşam kına var, yarın düğün. Bu evden kız çıkacak kız, ama hanımefendi hâlâ uyuyor. Nazlı! Kalk artık! Ay Allah’ım dünya yansa benim kız az ötede yansın ben uyuyacağım der, birde arkasını döner.”
Annem, odama ışık hızında bir giriş yapmış ve sabah enerjisiyle beni yataktan atmıştı. Şaka değil gerçekten yataktan atmıştı. Bu kadın nasıl bir güce sahipti böyle?
“Anneeee! Ne yapıyorsun ya?” Popom acımıştı ve korkmuştum. “Sen hiç uyuyan bir insanın nasıl uyandırılmaması gerektiğini duymadın mı? İnsanlar uyurken güzel uyandırılmalı zira uyandırma sırasında öldürebilirsin karşındakini. Zarif uyandırılmalı yani anneciğim yataktan atılarak değil.” Sesim uykulu çıkmıştı. Elimle popomu tutarken düştüğüm yerden kalktım. Acımıştı kıymetlim.
“Olur kızım. Başka isteğin var mı? İstersen sen yorulma hiç ben seni giydirir, karnını da doyururum. Fesuphanallah Nazlı, benim tepemi attırma git yüzünü mü yıkıyorsun, duş mu alıyorsun bilmem uyan gel. Bak, ben içerde görümcem ve kaynanam ile uğraşıyorum. Anlayacağın görümcemin beyaz ile krem arasından kaldığı gelinliği ve kaynanamın bitmek bilmeyen serzenişleri yetiyor şu anda bana. Birde kızımı nasıl uykudan uyandırmam gerektiğini düşünemem. Şu düğün bir geçsin söz yatağına kahvaltı getirip uyandıracağım seni.”
“Çok cazip bir seçenek, kabul ediyorum.”
Annemle yaptığım karlı anlaşmadan sonra annem odadan çıktı. Bende uykumu açmak için banyoya gittim. Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Salona gittiğimde canım ailem kahvaltı masasında yerlerini almıştı.
“Günaydın, adamım,” diyerek önce dedemin yanaklarını öptüm. Çok seviyordum bu adamı. Babamdan daha yakındı bana. Ne zaman eksik bir şeyim olsa önce dedem yardıma gelirdi. Bir gün hayatımdan çıkarsa nasıl yaşardım, bilmiyorum.
“Kızım, dedenle nasıl konuşuyorsun sen? Geç yerine.” Anlaşılan babam, bu sabah hiç keyifli değildi. Muayyen günü gelmiş bir kadın tersliğinde konuşuyordu. Sanırım halam evlenene kadar da keyfi yerine gelemeyecekti. Halamın evlendiği ve hamile olduğu öğrenilmeden düğünün bitmesi gerekiyordu.
“Sen kendi işine bak diş doktoru. Karışma kızımla bana. Üvey evlat seni.” Dedem, babama her zamanki azarlarından birisini daha attı. Sevgili babacığım, diş hekimi olmak yerine öğretmen olsaydı hiç sorun yoktu oysaki.
“Kıskanç sizin bu babanız. Bütün gün milletin ağız kokusunu çekmekten başka yaptığı iş yok bir de torunlarımla aramdaki ilişkiyi kıskanıyor. Senin bakacağın ağız, çekeceğin diş yok mu? Sabah sabah sinirlerimi bozuyorsun.”
“Baba!” Babam, dedemin tavırlarına alışık olsa da annem her seferinde babamı korumaya başlıyordu. İkisinin arasındaki sevgi yıllar geçmesine rağmen hiç azalmamış, aksine saygıyla birlikte başka bir boyuta taşınmıştı.
“Söyle kızım.”
“Çocukların yanında, babalarına öyle demesek?”
“Asiye, yalan mı kızım? Babaları, diş doktoru değil mi? Ben farklı bir şey demiyordu ki.”
“Haklısın, babacığım.” Annem, yıllardır olduğu gibi yine saygısını aşmadan babamı korumuş ve dedem tarafından susturulmuştu.
Sessiz geçen birkaç dakikadan sonra bu sefer konuşan Hakan oldu. “Abla, ne olur halamın düğününde çok güzel ol.”
“O nedenmiş?” Benden önce Gökhan sormuştu bu soruyu. Kıskanç kardeşim benim.
“E zengin kesimde düğünde olacak, belki zengin bir koca bulur. Hem halam bile evleniyor, ablam da evlensin artık oğlum, başımıza kaldı.”
Hakan’ın sözlerine her kafadan ayrı bir cevap geldi. “Çok doğru söylüyorsun Hakan. Annen olarak arkandayım oğlum.”
“Bana bak küçük sıpa halanla nasıl konuşuyorsun sen? Ne demek halam bile?”
“Hakan, yemeğini ye oğlum.” Bunu diyen babamdı.
“Nazlı daha ufacık.” Dedeme, hepimiz küçülsün de cebimize girsin bakışı atarken Gökhan, Hakan’a kızgın bakıyordu. Tam Hakan’a cevabını vermek için ağzını açmışken de babaannemin sözleri ortama bomba gibi düştü.
“Bence, neydi adı? Hah, Yaman. O çocuk çok efendi Nazlı.”
Elimdeki bir yudum aldığım çayım duyduklarımla boğazıma kaçtı ve küçük çaplı bir ölüm tehlikesi atlattım. Halamdan sonra birde babaannem yüzünden boğuluyordum. Bu gidişle ölümüm kendi aile üyelerim yüzünden olacaktı!
Gözümden yaşlar gelene kadar öksürüp herkesi telaşlandırdığım birkaç saniyenin sonunda Gökhan ile göz göze geldim. Babaannem bilmeden bir şeyler söylüyordu ve söyledikleri içimde bir yerleri harekete geçiriyordu. On beş gün önce küçük dostum Bilge ile yaptığım o konuşmadan sonra kararımı vermiş olmama rağmen biri türlü Yaman’la konuşamadım. Yine korkmuştum. Yaman her seferinde bir bahane bulsa da ben kaçtım, konuşmayı erteledim. Ama ne kadar korkarsam korkayım, düğünden sonra her şey konuşulacak ve ikimiz arasındaki geçmiş bir sonuca bağlanacaktı. Hayallerimde yaşatmak adına sürüncemede kalmak istemiyordum artık.
“O nereden çıktı babaanne? Tanımıyoruz bilmiyoruz, halamı verdiğimiz az geldi bir de ablamı mı verelim?” Gökhan benden önce savunmaya geçmişti ve sözleri çok sertti.
“Ne biçim konuşuyorsun sen babaannenle?” Babam, Gökhan’ı kızgın bir sesle uyardı. Yok yok babamın hormonlar oynamış belli. Muayyen gününü de geçti baya baya hamilelik dönemi kadın psikolojisinde şu anda.
“Nihat, kızma çocuğa oğlum. Ablasını çok sevdiğinden öyle dedi o. Yoksa Gökhan’ım beni çok sever ve öyle konuşmaz hiç. Değil mi babaannem?”
Gökhan, biraz önceki tavrından utanmış bir şekilde babaannemden özür diledi.
Babaannem ve Gökhan arasındaki konuşma bittikten sonra ben söze başladım. “Bence, önce halamı bir evlendirelim. Sonra beni düşünürüz. Size afiyet olsun.” Masadan kalktım. Odama giderken diğerlerinin bu ani kalkmışımın nedenini merak ettiğinin bilincindeydim. Sadece kafam bu kadar karışıkken ve ben Yaman’la yapacağım konuşmanın stresindeyken babaannemin söyledikleri işimi hiç kolaylaştırmamıştı.
Sadece bir gün, bir gün daha sabretmem gerekiyordu. Nasıl olacaksa kendimi tutacaktım.
…
Olaylı geçen kahvaltıdan sonra evin erkekleri yollanıp biz kadınlar hazırlanmaya geçtik. Akşamki kına için düğününde dâhil olduğu özel bir organizasyon şirketi ile anlaşılmıştı. Baya pahalı olan bu şirket halam için her şeyi hazırlamış, tıpkı hayalindeki gibi bir düğün organize etmişlerdi. Şehir dışından gelen akrabalarımızla özel olarak ilgilenilmiş, bize sadece kına ve düğüne katılmak kalmıştı. Erkek tarafının zenginliği baya işimize yaramıştı doğrusu.
Dalgın bir şekilde saçlarımla oynarken babaannem geldi. Halam, stres ve hamilelik yüzünden bugünkü yüzüncü tuvaletine gitmişti. Annem dışarıda gelen konuklarla ilgileniyordu. Haliyle ben odada yalnızdım.
“Gelebilir miyim pamuk kızım?” Babaannemin yıllar sonra söylediği isimle gözlerim doldu. En son bana bu şekilde hitap ettiğinde on beş yaşındaydım.
“Babaanne, çok uzun zamandır bana pamuk kızım dememiştin.”
“En son kullandığım zaman artık büyüdüğünü, bir daha sana böyle hitap etmemem gerektiğini söylemiştin hatırlarsan.”
Kaç yaşına geldi hâlâ hafızası mükemmeldi. Bizim ailenin kadınlarının en büyük laneti buydu işte; aradan kaç yıl geçerse geçsin, yaşımız kaç olursa olsun unutmuyorduk. Vakti, zamanı gelince mutlaka karşımızdakine söylediğini iade ediyorduk.
“Halt etmişim ben. Sen hep bana pamuk kızım de.” Kibar bir şekilde kıkırdayan babaannem bana sarıldı. “Gel buraya deli kız.”
“İhtiyar deden görmesin bizi böyle. Kıskanç yaşlı kurt, torunum ile sarılmamı çekemiyor bir türlü.”
Yıllar sonra babaannemin kucağında söylediklerine kıkırdarken, “Uğraşma dedemle babaanne ya. Bir tanedir benim bulut dedem,” dedim.
“Aman ben ne uğraşacağım onunla? Asıl deden benimle uğraşıyor. Yaşlı bunak, yıllardır ondan daha iyi olduğumu anlayamadı.”
“Yine de çok seviyorsun o yaşlı bunağı sen.”
Babaannemin kucağından çıktım. Yıllar olmuştu babaannemle bu şekilde sarılmayalı. Eskiden birbirimizi çok sevmemize rağmen anlamadığım bir şekilde aramıza bir soğukluk girmişti. Şimdi yeniden bu şekilde sarılmak, aramızdaki soğuk uzaklığı bitirmek iyi gelmişti.
“Ah güzel kızım, sevmesem çekilecek dert değil deden.” Söylediklerine rağmen gözleri aşkla parlıyordu.
“Ne güzel, aradan geçen kırk yıla rağmen bu şekilde aşkla bağlı kalmanız.”
“İnşallah sende seni böyle sevecek bir adam bulursun.” Babaannem saçlarımı okşarken böyle konuşmuştu. Söyledikleri ile sabahki konuşma yüzünden kendini kötü hissettiğini anladım. Ben tam konuşmaya başlayacakken izin vermeden yeniden konuşmaya başladı.
“Nazlı, güzel torunum sabah seni kırmadım değil mi? Ben, sadece gördüğümü söyledim kızım. Yaman ve sen, bilmiyorum ama o kadar yakışıyorsunuz ki birbirinize. Ne zaman yan yana gelseniz, aranızda öyle bir büyü oluyor ki ikiniz çok yakışırsınız diye düşündüm ben. Kızma babaannene güzel torunum.”
Duyduklarımla boğazım düğümlenirken ağlamamak için babaanneme tekrar sarıldım. Konuşmaya başlamadan önce sakinleşmek için kendime zaman tanıdım.
“Ne kızdım ne de kırıldım Nesibe Sultan. Sen de dedem de benim canımsınız. Ben biraz üzgünüm halam evleniyor diye. Belki yıllardır başka şehirdeydi ama yinede benim halamdı. Şimdi onu başkasıyla paylaşacak olma düşüncesi sinirlerimi bozdu sanırım biraz.” Günlerdir söylediğim bahaneye sığındım. Halam, yıllardır benim kurtuluşum olmuştu. Yine işe yaramıştı biriciğim.
“Oy benim adı gibi Nazlı kızım.” Babaannem yanağımı okşarken konuşmaya devam etti. “Seninle halan arasındaki sevgi başka, olacak o kadar.”
“Oooo bakıyorum da sevgi komitesi kurulmuş. Anne, hatırlatırım evlenen benim. Sense gitmiş torununu seviyorsun. Burada sevilecek, şımartılacak birisi varsa o da benim,” iki elinin işaret parmağıyla önce kendisini sonra beni gösterdi. “Abimin kıskanç kızı değil.”
Halam, babaannemle olan sevgi gösterimizin tam ortasına dalmıştı. Eskidende kıskançtı ama hamilelik iyice çekilmez bir kadın yapmıştı halamı.
“Babaanne, halam ters falan gelmedi değil mi?”
“Yok kızım normal geldi de biz bunu küçükken kafa üstü yere düşürdük. Dedenin haberi yok, bir gün annemlere gittiğimde oldu olay. O günden sonra düzelmedi bir daha.”
“Hey hey ben de buradayım. Çekil bakayım sen.” Beni ittiren halam, babaanneme sarıldı. “Anne, uyma şu kıskanca.”
“Haha güleyim bari, kim kıskanç acaba hala?”
“Sen tabi ki.”
“Ay yeter, ikinizde birbirinizden betersiniz. Çekil koca bebek sende. Ben içeri gidiyorum.” Babaannem, halamla beni yalnız bırakıp gitti.
Yeniden iki kişi kaldığımız odada önce birbirimize baktık. Tekrar konuşmaya başladığımızda az önceki kavgamızı unutmuştuk bile.
“Aman annem de hiç anlamıyor bu işlerden halam.”
“Haklısın halacığım. Gel makyajımızı bir kontrol edelim.”
Gülüşerek aynanın karşısında makyajımızı tazeledik. Bir yarım saat kadar birbirimizle şakalaşarak odada durmaya devam ettik. Halam daha fazla dayanamadı ve telefonu eline aldı. Sabahtan beri iyi dayanmıştı. Çevirdiği numaradan sonra açılan telefonla karşıdaki kişi bir şey söylemeden konuşmaya başladı.
“Bana bak Cengiz, eğer bekârlığa veda partisi diye dansözler falan gelirse, ben de bunu duyarsam çocuğumu da alır çeker giderim haberin olsun.” Biz kına yakıp, oynarken erkeklerde kendi aralarında küçük bir eğlence yapacaklardı. Halam da babaanneme belli etmek istemiyordu ama enişte bey bu akşam saçma bir şey yaparsa düğünü iptal edemezdi de. İyice sıkışmıştı yani.
“Tamam, sana güveniyorum o zaman. Seni çok seviyoruz babamız.” Karşı taraf her ne dediyse bir anda çikolata gibi erimişti. Üstelik telefonu kapatmadan önce yanakları kızarmış ve kıkırdamıştı. Ne kadar da aşk dolu bir sahne(!) Nerede ölüyorduk?
Kapanan telefonla halama baktım. Konuşmaya başladığım zaman sesim alaycı çıkıyordu. “Ciddi misin hala? Demek çocuğunu da alıp gideceksin?” Sesimi kalınlaştırıp, “Gitme Hürrem, bari gidiyorsun çocuğum kalsın. Sen git karnın burada kalsın,” diyerek Cengiz eniştenin sesini taklit ettim. Söylediklerime kendim gülerken halam burun kıvırdı. Gözümden yaş gelene kadar attığım kahkahama ara verip konuşmaya devam ettim. “Teknik olarak hâlâ karnında olduğu için sana bağlı bir çocuktan bahsediyoruz. Yani, istesen de istemesen de çocuğunu da alıp gideceksin. Ayrıca, midemi bulandırıyorsun. Vıcık vıcık âşık hallerini çekemeyeceğim hiç.” Halamın bir şey demesine izin vermeden odayı terk ettim. Eğer bir kere konuşmaya başlarsa susmayacağını biliyordum çünkü.
Kına, daha başlamamıştı. Yavaş yavaş konuklar gelmeye başlarken bende annem ve Canan Hanım’ın yanına gittim. Annem bu gece için saks mavisi çok güzel askılı bir elbise giymiş, sade ve zarif duruşuyla çok güzel olmuştu. Canan Hanımsa annem gibi sade bir elbise tercih etmiş ama annemin aksine o saçlarını açık bırakmıştı.
“Nasıl gidiyor hanımlar? Bakın söylüyorum, fazla dolaşmayın sizi gelin sanabilirler. Benden söylemesi.” Söylediklerim ikisinin de hoşuna gitmişti.
“Asiyeciğim, kızın iltifat etmesini çok iyi biliyor.”
“Öyle Canan, ağzı iyi laf eder. Halasına çekmiş.”
“Ama kendine hiç bakmıyor anlaşılan. Onun güzelliğinin yanında biz sönük kalıyoruz.”
“Gerçekten de öyle.” Canan Hanım’ın sözlerini arkamdan gelen Ceren tasdik etti. Top gibi karnıyla, giydiği siyah elbise çok yakışmıştı. Mükemmel görünüyordu hatta.
“Utandırıyorsunuz beni.”
“Utan diye demedik ki. Üstelik birileri elini çabuk tutmalı bence ve bu güzelliği kaçırmamalı.” Tam Ceren’e ne demek istediğini soracaktım ki halam geldi ve gece başlamış oldu.
Halam, annemin aklını başından alacak şekilde her oynamaya kalktığında, “Hürrem otur yerine,” diyerek azarlandı. Annem ne kadar atışsalar da ilk çocuğu olarak gördüğü, elinde büyüyen görümcesine kıyamıyordu. Gecenin eğlencesi annem ve halamdı. Bir şey anlamayan babaannem gerçeği vardı birde. Komediydi halleri.
Gecenin geri kalanında bol bol oynadık. Kına yakılırken halam, Dursley görümceden iki tane tam altını kaptı. Kınasını annem ve Canan Hanım yaktı. Babaannem ve annem çok ağladılar. Özellikle kına yanarken bende kendimi tutamayıp ağladım. İyice kurtlarımızı döktüğümüz gecenin sonunda yorgunlukla yataklarımıza dağıldık. Ertesi gün olacak olan düğün için birazcık da olsa dinlenmemiz gerekiyordu.
***