Bölüm 17: "Şüphe"

1340 Kelimeler
Bölüm 17: "Şüphe" Ceza, Suspus "Kaybetmekten korkma; bir şeyi kazanman için bazı şeyleri kaybetmelisin." -Che Guevara Eve girdiğimde saat beşe geliyordu. Tam odama gidip üstüme eşofmanlarımı giyecektim ki Alçin yanıma geldi ve, "Hoşgeldin Gece." dedi. Ben de başımı sallayarak, "Hoşbuldum." dedim. Alçin, "Boşuna eşofmanlarını giyme, olay yerine gideceğiz," deyince, "Cinayet mi?" diye sordum. Alçin kızıl kaşlarını havalandırarak kafasını usulca salladı ve, "Aynen öyle." dedi. Ben de, "Tamam, şort yerine pantolonumu giyeyim, çıkarız." dedim. Daha sonra odama gittim ve kot şortumu çıkarıp lacivert pantolonumu giydim. Salona gidip çantamı da aldıktan sonra Alçin'in geçenlerde aldığı parlak kırmızı arabasına bindik. Polis sirenimizi de çalıştırdıktan sonra yola koyulduk. Yakışık yarım saat sonra olay yerine varmıştık. Olay yeri inceleme ekibi işini yaparken köşede ağlayan, esmer bir kadın dikkatimi çekti. Muhtemelen maktulün yakınıydı, olay yerine gitmek yerine kadınla konuşmak istedim. Kadının omzuna hafifçe dokunup, "Hanımefendi ifade verecek durumda mısınız?" diye sordum. Kadın irkilerek bana döndü, gözlerini ovuşturdu ve burnunu çektikten sonra, "Tabi, buyrun." dedi. "Başkomiser Gece Eroğlu. Olay hakkında bir bilgim yok. İlk sizinle konuşmak istedim. Öldürülen kim?" diye sordum. Kadın, "Aras Vural, eşim." dedi. "Anlıyorum, sizin isminiz nedir?" diye sorunca "Sıla Vural." dedi. "Peki, ihbarı siz verdiniz galiba. Eşinizi nasıl buldunuz?" diye bir soru yönelttim. Kadın, "Uyandığımda yanımda kanlar içinde yatıyordu." dedi. Ne? "Bir saniye, eşiniz yanınızda öldürüldü ve siz uyanmadınız öyle mi?" dedim. Sıla Hanım, "Evet, çok zor uyandım zaten. Üstümden tır geçmiş gibiydi." dedi. "Eşinizi öldürmek isteyecek herhangi biri var mı?" diye sordum. Sıla Hanım, "Bundan yaklaşık üç hafta önce eşim hastanede terfi aldı. Ama terfiyi almak isteyen bir kişi daha vardı. Terfiyi alamayınca çok hırslandı. O olabilir, aklıma başka biri gelmiyor." dedi. "Bu kişinin adını biliyor musunuz?" diye sordum. Kadın, "Atilla Kılıç." dedi sesli bir nefes verirken. Ben de, "Anlıyorum, şimdilik bu kadar. Yalnız bir ara merkeze gelmeniz gerek. Yazılı ifadenizi alacağız. Parmak izi ve DNA örneğiniz de lazım." dedim. Sıla Hanım, "Tabi." deyince yanından uzaklaşıp yatak odasına gittim. Çağatay'a gülümseyerek baktım ve, "Durum nedir?" diye sordum. Çağatay da gülümseyip, "Aras Vural. 1977, Çanakkale doğumlu. Karısı ihbar etmiş. Beş kez bıçaklanarak öldürülmüş." dedi. Bizimkilere bakıp, "Karısının hiçbir şey duymaması çok tuhaf." dedim. Deniz, "Bence de." dedi. "Kadın merkeze parmak izi ve svap için geldiğinde kan örneği de alalım." dedim. Sarp, "Neden?" diye sordu. Ben de, "Kadının yanında kocası bıçaklanıyor ama ruhu bile duymuyor. İlaç verilmiş olabilir." dedim. Deniz, "Mantıklı." diyerek onayladı beni. "Atilla Kılıç'la maktul bir terfi için yarışıyorlarmış ama üç hafta önce terfiyi maktul almış. Şu Atilla'yı sorgulayalım bir." dedim. Deniz gülerek, "Başkomiserim görev dağılımına başlayacak mısınız?" dedi. Ben de kahkaha attım ve, "Şimdi başlıyorum Deniz'cim. Alçin, sen maktulün iş arkadaşıyla konuş. Sarp, sen de komşuları ile konuş. Deniz, biz de senle Adli Tıp ve kriminale gidelim." dedim. Üçü de aynı anda, "Baş üstüne." dediler ve olay yerinden ayrıldık. Alçin ve Sarp başka bir arabayla giderken, biz de Deniz'le benim arabama binmiştik. Yarım saate kadar Adli Tıp Kurumu'na gelmiştik. Nisa, Deniz'le beni görünce maskesini indirdi ve eldivenlerini çıkardı. Yanına gittiğimizde Deniz, "Aras Vural'ın otopsisi nasıl gidiyor?" diye sordu. Nisa, "Aras Vural, 40 yaşında. Erkek. Vücudunda beş bıçak darbesi var. Öldürücü olanı ise kalbine aldığı darbe. Toksikoloji raporu gelmeden kesin bir şey söyleyemem ama ilaç verilmiş olabilir." dedi. Ben de, "Ölüm saati?" diye sordum. Nisa, "Yaklaşık 15-16 saat önce." dedi. "Yani çarşamba günü sabaha karşı 3-4 sularında." dedi Deniz. Nisa da, "Aynen öyle." dedi. Nisa'ya teşekkür edip Adli Tıp'tan çıktık. Bir süre sonra Deniz'le kriminale gelmiştik. Laboratuvara girdik ve Deniz, "Merhaba Lavinia." dedi. Lavinia da, "Merhaba." dedi. "Bir şey bulabildin mi?" diye sordum. Lavinia, "Olay yeri kanlı ceset dışında olması gerekenden daha temizmiş. Sanki itinayla her iz yok edilmiş. Yatak odasında iki kişinin DNA'sı ve parmak izi vardı. Biri maktule, diğeri ise bir kadına ait. Bunun dışında her şey çok temiz ve düzenli." dedi. Deniz, "Haklısın, olay yeri temizlenmiş gibiydi." dedi. Ben de, "Peki, Lavinia. Sağ ol." dedim. Lavinia, "Rica ederim Gece." dedi ve laboratuvardan çıktık. Deniz'le odama girdik. Yaklaşık yarım saat sonra Alçin ve Sarp da geldi. Yerimden kalkarken, "Anlatın bakalım. Ne buldunuz?" diye sordum. Sarp, "Komşularla konuştum. Aras iyi bir adammış. Kavgalı olduğu kimse yokmuş fakat komşuların dedikoducu olanlarından bir şey öğrendim. Aras'ın gizli bir ilişkisi varmış, Sıla'yı aldatıyormuş." dedi. Ben de, "Bu kadının kim olduğunu öğrenebildin mi?" diye sordum. Sarp başını iki yana sallarken, "Maalesef Başkomiserim." dedi. Alçin kıkırdayarak, "Ben öğrendim. Maktul bir hastanede çalışıyormuş. Kalp ve damar cerrahıymış. Hastanenin dedikoducu tayfasından karısını kimle aldattığını öğrendim. Kadın, cerrahi asistanıymış. Adı da Eyşan Karaca." dedi. Deniz, "Kıskançlık cinayeti olabilir mi?" diye sordu. Ben de, "Olabilir, mümkün." dedim. Sarp, "Başkomiserim, Eyşan'ı sorgulayalım mı?" diye sordu. "Evet, çok iyi olu-" diyemeden bir kadın ağlayarak içeri girdi ve, "Doğru mu? Aras'ım öldü mü?" diye sordu. Ben de, "Siz kimsiniz hanımefendi?" diye sordum. Kadın, "Ben Eyşan, Eyşan Karaca." dedi. Biz söylemeden kadın, ayağımıza gelmişti. İlk defa bir şüpheli kendi isteğiyle emniyete gelmişti. İşte bu müthişti. Deniz, "Aras Vural öldürüldü." dedi. Eyşan fısıltıyla, "Doğruymuş." dedi omuzları çökerken. "Konuşabilecek durumda mısınız?" diye sordum. Eyşan da gözlerinden akan yaşları usulaca silerek, "Evet." dedi. "Başkomiser Gece Eroğlu. Aras'ın neyi oluyordunuz?" diye sordum. "Sevgilisiydim." dedi Eyşan. Kaşlarımı havalandırıp. "Aras'ın evli olduğunu biliyorsunuz değil mi?" diye sordum. Eyşan, "Hayır. Evet. Yani şöyle, bir hafta öncesine kadar bilmiyordum. Aras'la tatile çıkacaktık. Bilet almak için kimliğini cüzdanından aldığımda evli olduğunu gördüm. Sonra şiddetli bir kavga ettik. Bir haftadır da hastane dışında görüşmüyorduk." dedi. "Evli olduğunu size söylemedi. Öğrenince çok sinirlendiniz. Bir bakıma hem sizi, hem de karısını aldattı. Kadınlık gururu ağır bastı, siz de onu öldürdünüz." dedim. Eyşan Hanım, "Yanlışınız var Başkomiserim. Ben onu canımdan çok seviyordum. Düşünsenize o ölse bana hiçbir yararı olmayacaktı ama bütün mal varlığı eşine kalacaktı. Ayrıca onu öldürmek istesem neden ondan ayrılayım? Ona yakın davranıp çevresindeyken öldürmem daha kolay olurdu." dedi. "Anlıyorum, Eyşan Hanım. Şu an sizi suçlayacak yeterli kanıt yok elimizde. Şehir dışına çıkmayın. Memur arkadaşlar sizden parmak izi ve svap alacak. Aklınıza bir şey gelirse emniyete gelin." dedim. Eyşan da, "Tabi." deyip odadan çıktı. Alçin, "Maktül evli olduğunu Eyşan'dan saklamış. Katilin Eyşan olması mümkün. Kıskançlığı, onu cinayete itmiş olabilir." dedi. Sarp, "Aynı şey Sıla için de geçerli." dedi. Ben de, "O zaman şu anlık şüphelilerimiz Sıla, Eyşan ve Atilla Kılıç." dedim. Üçü de beni onayladı. Bir süre sonra odamın telefonu çaldı ve cevapladım. "Buyrun." "Atilla Kılıç, 1 numaralı sorgu odasında Başkomiserim." "Peki, birazdan geliyorum." deyip telefonu kapattım. Bizimkilere bakarak, "Atilla'yı sorgulamaya gidiyorum. Bugünlük başka işimiz kalmadı. Sorgudan sonra çıkabiliriz." dedim ve sorgu odasına doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde kırklı yaşlarda bir adam gördüm. "Ben Başkomiser Gece Eroğlu." diyerek kendimi tanıttım. Atilla Bey, "Ne işim var benim burada?" diye sordu. "Aras Vural öldürüldü." dedim. Adam şaşırarak, "Ne?" dedi. "Şu şaşırma faslını geçesek iyi olur, eve gidip dinlenmek istiyorum." dedim. Atilla Bey de, "Benimle ne ilgisi var Aras'ın?" dedi. "Terfi için yarışıyormuşsunuz." dedim tek kaşımı kaldırarak. "Evet, aynen öyle fakat üç hafta önce başhekim Aras oldu." dedi Atilla. "Yıllarca çalışıp istediğin mevkiyi başkasına kaptırmak kötü olmalı." dedim. O da, "Şu an benden şüphelendiğinizin farkındayım fakat ben suçsuzum. Eğer Aras'ı öldürseydim elime ne geçecekti ki? Hapsi boylayacaktım ve yine başhekim olamayacaktım. Dediğiniz gibi yıllarca çalışarak elde ettiğim bu kariyeri, bir başarısızlıkla mahvedemem." dedi. Başımı sessiz ve aheste bir biçimde sallayıp sorgu odasından çıktım. Koridorda, odama doğru yürürken saçlarımı savurdum ve sert adımlarımı attım. Odama girdiğimde bizim ekibi 1-2 saniye süzdüm ve, "Atilla ben yapmadım diyor. Delilimiz de yok zaten. Artık işimiz bitti, eve gidelim millet." deyince Alçin, Deniz ve Sarp'tan aynı anda sevinç nidaları yükseldi. Alçin'le emniyetten ayrıldık ve eve gittik. İkimiz de birbirimize iyi geceler dedik. Yatağıma girdiğimde göz kapaklarım; bir cesedi kapatan örtü gibi göz bebeklerimin üzerine devrilmişti. Uykunun huzurlu kolları beni içine çekerken, zihnimin kuytu köşelerinde bir soru belirdi. Hâlâ koşturmacalarla dolu hayatım yüzünden Eren'in kurbanlarına bakma fırsatı bulamamıştım. Eren Karadağ suçlu insanların Azrail'i miydi...? Bölüm Sonu. ❄️ Instagram: iamzeynep09 Hikayelerim için _vera_35 Sizce Aras'ın katili kim? Eyşan, Sıla ya da Atilla? Ya da bambaşka birisi? Eren'in tecavüzcüleri öldürdüğünü öğrenince Gece ne yapacak? Ekibin uyumunu seviyor musunuz? Beğenmediğiniz bir şey varsa yorum yapın lütfen. S e v i l i y o r s u n u z . İçinizdeki karanlığı saklamamanız umuduyla... Shiva. ♥️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE