Asansörle direkt olarak otoparka inmek yerine, Emrah'la birlikte diğer katlara kısaca bir göz attık. Az evvel kapılar kapanır kapanmaz Emrah'ın, Mahir Abi'nin bana gönderdiği sesli mesajını dinlerken kalbimin burulduğunu net bir şekilde hissetmiştim.
Ne yazık ki yapabileceğim bir şey yoktu. Bizim âlemde Mahir Abi ne derse oydu. Ötesine kimsenin 'ama' demeye bile paçası yemezdi.
Planımızın selameti için kameralar halledilecekti zaten ama yine de ortam hakkında genel bilgi sahibi olmak her zaman daha iyiydi. İşimizi hallettikten sonra otoparkta aracımızı bulup hızla oradan uzaklaşmıştık. Yolda planın ayrıntılarını dinlediğim ve fikirlerini aldığım Emrah, bu işlerde tam bir ustaydı.
Nihayet evimin önünde durduğumuzda, yol boyunca konuştuğumuz konuların gerginliğiyle ciddiyetle Emrah'a döndüm:
"Bu iş iki gün içinde hallolmazsa Mahir Abiye hesap veremeyiz. Ayık olun. Hadi eyvallah."
Cevabını beklemeden arabadan inip, apartmanın bahçe kapısından geçtim. Evime her girişimde dışını özlemle şöyle bir süzer, kimi zaman da hala evde ailemin olduğunu hatta zili çaldığımda annemin gülümseyerek kapıyı açacağını hayal ederdim fakat bu gün beynim yaşadıklarım ve planlarla öyle tıka basa doluydu ki aklımdan geçen tek şey o artistin başına geleceklerdi. Sinsi bir sırıtışla apartman kapısına doğru ilerlerken, arkamdan aniden yükselen ve sürekli bir şekilde çalan kornayla yerimden sıçradım.
Rezilliğimi gören oldu mu diye etrafımı kısaca süzdükten sonra, gürültünün kaynağına döndüm sinirle. Ne var dercesine göz kırpıp, başımı salladığımda bana tehditle işaret parmağını sallayan adamı anlamak epey zor olmuştu.
"Ne var?"
"Düzgün yürü şu kıyafetle, alırım ayağımın altına!"
Cevap vermeye bile tenezzül etmeden, elimle gitmesini işaret edip, yürümemi daha da abartarak evime girdim. Emrah da altta kalacak bir tip değildi. Uzun süre kornaya tekrar tekrar basarak uzaklaşırken, tüm çevreyi ayağa kaldırmıştı. Onun bu sinirini takmadan daireme doğru ilerlerken, geçmişte beni korumak için yediği dayakları düşünüyordum.
Eve girdikten sonra yoğun geçen günün yorgunluğuyla kendimi hemen salondaki en sevdiğim koltuğun üzerine attım. Bu evdeki acı anılarım her ne kadar çok olsa da güzel günler her zaman hissiyatı açısından ağır basıyordu. Bu evden ayrıldıktan sonra bulamadığım tüm huzuru buraya döndüğümde bulmuştum. Artık hiçbir izleri kalmamasına rağmen, kimi zaman derinlerden gelen anne kokusunu hissettiğime yemin edebilirim. Her zamanki 'kendi evimdeyim' huzurunun mayhoşluğu ve yorucu günün de etkisiyle içimin geçtiğini, beynimin neredeyse boşaldığını hissediyordum. Buna karşı koyacak değildim. Dinlenmeye, kendimi dinlemeye çok ihtiyacım vardı.
Birkaç kez çalan zilin sesiyle gözlerimi açtım. Zaman-mekan bilincini kazanır kazanmaz koltuktan doğruldum ve uyku mahmurluğuyla yer yer sağa sola yalpalayarak kapıya ilerleyip, açtım. Kapıdaki apartman yöneticisinin karısı Neriman Teyzeydi. Yaşadığımız sarsıcı olayların etkisiyle erkeklere her zaman biraz daha düşmanca davranırdım. Tabi Mahir Abi ve Emrah'ın yeri farklıydı. Neriman Teyzenin kocası Akif Amca da davranışlarım yüzünden pek bana yaklaşmak istemezdi. Oysa bu apartmandaki eski günleri düşündüğümde iki ailenin en küçüğü olarak bana olan hassasiyetlerinin hissettirdikleri hala aklımdan çıkmazdı.
Onun konuşmasını beklerken aklımdan geçen düşünceler bile bitmiş, Teyze hala konuşmaya başlayamamıştı. Onlara karşı böyle davranmak çok zordu ama böyle olmak zorundaydı:
"Buyur Teyze, daha bekleyecek miyim?"
"Ee şey kızım, şey diyecektim. Emrah Bey oğlumuza söyleyiversen de az daha dikkatli olsa. Bak yaşlı apartmanı burası kalbimize inecek. Korkuyoruz."
Bir yandan içimden Emrah'a saydırırken, diğer yandan anladığımı belli etmek için Teyzeye kafamı sallıyordum.
"Tabi tabi söylerim, başka bir şey?"
Umursanmamanın verdiği hayal kırıklığı ile düşük bir tonla "İyi günler kızım," deyip evine giden kadının arkasından derin bir iç çekip, kapıyı kapattım. Onlarla samimi olursam, benim kim olduğumu anlayabilirlerdi. Buraya gelmeden önce tanınmamak için tipimle fazlasıyla oynamıştım. Beni tanımasalar dahi birazcık kibar ve iyi davransam hemen samimiyeti kurmaya çalışırlardı ve kurarlardı da. Güvenliklerini tehlikeye atamazdım.
Bu dairenin sahibiyken, sıradan bir kiracı gibi davranmak zorundaydım. İstesem çok daha iyi yerlerde oturacak param vardı ama buradan ayrılıp geçmişimden kopmak istemiyordum. Burası bana iyi geldiğinden değildi bu. Aksine burada olmak ciğerimi her gün parçalasa da içimdeki öfkenin sönmeye yüz tuttuğunu hissettiğimden geri dönmüştüm buraya bir yıl önce.
Ağır adımlarla odama ilerledim. Aynanın önünden geçerken yansımama gözlerim takıldı ve kendimi incelemeye başladım. Artık çok farklı görünüyordum. Bu halimi de seviyordum ama doğal halimin fotoğraflarına bakmaya da doyamıyordum. Aynada gözlerimin takıldığı hizmetçi kıyafetine suratımı buruşturarak baktım. O ev haricinde ilk kez üzerimdeydi ve umarım son kez. Selin'den kurtulmamın şerefine üzerimden çıkardığım her bir kıyafeti paramparça ettim. Bu beni oldukça rahatlatmış, stresimi atmama yardımcı olmuştu.
Üzerimde kalan iç çamaşırlarımla banyoya ilerleyip, kısa bir duş aldım. Giyindikten sonra, saçlarımı havluyla sarıp mutfağa ilerledim. Günün koşuşturması yüzünden hiçbir şey yiyememiş ve çok acıkmıştım. Geçenlerde bir gün evde kaldığımda sıkıntıdan yapıp, buzluğa stokladığım pizzadan iki parça çıkarıp mikro dalga fırına ısınması için bıraktım. Beklerken bir elim tezgahta diğer elimin tırnaklarını kontrol ediyordum. Bunu sık sık yapardım. Bu hareketi kazanma sebebimi düşünürken burukça gülümsedim. Fırının uyarı sesiyle pizzaları bir tabağa koyup salona ilerledim. Dilimleri kemirirken bir yandan televizyonda düzgün bir şeyler bulabileceğimi ümit ederek zap yapıyor, bir yandan da Selin yüzünden de olsa yemek yapmayı öğrendiğim için kendime methiyeler düzüyordum.
Kanalları hızla geçerken bir anlık gözüme ilişen bir görüntünün tanıdıklığıyla birkaç kanal geri gidip dikkatimi çeken şeyi buldum. Simsiyah ışıksız bir sahnede tek bir spot ışığıyla aydınlanmış tanıdık yüzü şaşkınlıkla inceledim.
"Vay be, doğru söylüyormuş, ben nasıl gözümden kaçırdım bunu."
Kendi kendime cahilliğime hayıflanırken, adamın yakışıklılığını sonunda benimseyen beynim, büyülü sesini de algılamaya başladı. Şarkı söylerken konuşmasından kat kat daha etkileyici bir tınıya sahip olan sesi algılamaya henüz başlamışken, berbat bir dış ses tarafından engellendim. Muhtemelen bir sahnesinden alınmış o kısa parça son bulurken, ekranda bir kulüpten, yanında sarışın bir afetle çıkmakta olan adamın, kızın omzundaki eline suratımı buruşturarak baktım.
"Çok hoşlanıyordum Selin'den."
Kendimi istemsizce Burak'ın taklidini yaparken bulduğumda, hemen bu ruh halinden uzaklaştım. Beni ilgilendiren tek şey, Mahir Abimin istekleriydi.
Pizzadan son bir ısırık daha aldığımda az önce enfes gelen tat bir anda değişmiş gibiydi. Suratımı buruşturarak tabağa bırakıp ayaklandım. Doğruca odama gidip, saçlarımı kuruttum ve kendimi yatağa bıraktım.
Çalan telefonun rahatsız edici sesi sanki beynimi deliyordu. Öyle yorgun hissediyordum ki gözlerimi açamadan telefonu bulup mümkünse parçalamak ve uykuma devam etmek istiyordum. Nihayet elime gelen küçük telefonumun kapağını kaldırdığımda kulağımı bulana kadar epey zaman geçmişti. Emrah'ın yüksek sesle bağırmasından da rahatsız olduğumu fark edip, kulağıma fazla yaklaştırmadan dinlemeye başladım.
"Aloo, kızım neredesin. Hop, duyuyor musun?"
"Söyle Emrah,"
"Heh, kızım ya şu ufacık aleti kullanma artık, güvenliği sağlamanın bin türlü yolu var."
"Daha uzatacak mısın? Uykum var."
"İyi iyi. O iş tamam, evde kedi eniğini kaybetse bulamaz, Allah'tan hayvan falan yoktu."
Salakça esprisine sırıtırken, istediğim bilgiyi almış olmanın rahatlığıyla konuşmadan yüzüne kapattığım telefonu, nereye olduğunu bilmeden bir köşeye fırlattım. Daha bir keyifle sarıldığım yastığıma iyice yerleşirken, "Sen hatunlarla keyif çat bakalım," diye mırıldanıp uykuma kaldığım yerden devam ettim.
*
Gözlerimi usulca açtığımda pencereden içeri süzülen loş ışığı izleyerek kısa süre bekledim. İyice kendime geldiğimde yataktan doğrulup kalktım. Saatin henüz altı olduğunu gördüğümde şaşırmadım. Sanki kurulmuş bir saat var gibi uyandığım olağan sabahlardan biriydi.
Lavaboda işlerimi hallettikten sonra spor kıyafetlerimi giyip, çantama birkaç parça temiz çamaşır koydum. Günlük giyeceğim kıyafetlerimin askısını ve çantamı alıp evden ayrıldım. Arabamın kapısını açarken, sabahın ferah havasını solumayı ihmal etmedim.
Kısa sürede ulaştığım spor salonuna girdiğim gibi kendimi günlük antrenmanıma verdim. Yoğun bir çalışmanın ardından duşumu alıp kıyafetlerimi giyindiğimde yardımcım Elif de gelmişti. Önüme bıraktığı kahvenin kokusunu soluduğumda çok huzurluydum.
Elif'in anlattıklarını dinleyip, yapmam gerekenleri yaptıktan sonra saatime baktığımda normalde Selin'in evine gitme zamanım gelmişti. Artık bu rutinim değişecek, yerini farklı şeylere bırakacaktı. Yani her şey planladığımız gibi giderse...
Emrah'ın hala ortalarda görünmediğini gördüğümde biraz yadırgasam da dün gecenin yoğunluğundan hala kendine gelememiş olabileceğini düşünerek boş verdim. Salona yeni gelecek aletlerin fiyatlarını kontrol edip onaylamak için imzaları attığımda kapı uyuşukça açıldı ve içeri tam anlamıyla dağılmış ve yorgun görünen Emrah girdi. Beni burada göreceğini unutmuş gibi oturduğum yere yöneldiğinde sandalyede beni görünce ani bir enerji patlaması yaşamış gibi mutlu görünüyordu.
"Ayşeemm," deyip sarıldığında öpmesine fırsat vermeden ittim.
"Yapma şunu biri duyacak!"
"Ya kızım kim var, özlüyorum işte arada desem ne olur?"
"Ben varım ve hoşlanmıyorum ne diye ısrarla vazgeçmiyorsun?"
"İyi be iyi. Senin iş tamam. İki saat sonra evde bekliyorlar. Yalnız seninki korkudan evini değiştirmiş."
Pis pis gülmesine daha da uyuz olmuştum.
"Nerden benimki oluyormuş. Ağzın amma ayarsız bugün ya! Nereye taşınmış?"
"Taşınmak değil de ailesinin evine yerleşmiş."
"Yazıık," deyip eğleneceğim sırada önüme bırakılan adres kağıdına odaklanmış, her şeyi unutmuştum.
"Mahir Abi aradı sabah, haberlere düşmüş herkes onu konuşuyor evi yağmalanmış, neler oluyor diye. Tabi bir iz bulunamayınca Mahir Abi bir keyifli bir keyifli, o çok istediğin bölgenin idaresini de bize verdi."
Şaşkınlıkla suratına baktığım Emrah, çok normal bir şey söylemiş gibi önüne bakıyordu. Ben sevinçle çığlık atıp "Oley be!" dediğimde korkuyla yerinden sıçramış, teyzeler gibi baş parmağıyla damağını kaldırıyordu.
"Beril, aldın intikamını hala uğraşıyorsun, oradan oraya koşmaktan bitap düştün. Ne zaman bırakacaksın bu işlerin peşini?"
"Televizyonda kadın cinayetleri haberi görmeyene kadar; kadınlarında en az erkekler kadar değerli olduğunun bilincinin çoğunlukta var olduğunu görene kadar. İyi mi?"
Cevapsız kalan Emrah'ı kısa bir süre daha süzüp işime geri döndüm. Birikmiş işleri halletmeli, buraya uğrayamadığım günleri telafi etmeliydim.
*
İşlerimi halledip salondan çıkmaya yeltendiğim sırada arkamdan hızla gelen Emrah'a merakla baktım. Dünyanın neredeyse en rahat insanı olduğundan bu telaşı hayra alamet değildi.
"Ne oldu be?"
"Haber geldi asistanından. Evden sorumlu asıl kişi rahatsız olduğundan, yatılı hizmetçiye karar vermişler. Eğer yatılı kabul etmezseniz hiç gelmesin demişler. Mahir Abiye söyledim pek bir sevindi ama ben biraz kıllandım. Vaz mı geçsek ha? Mahir Abiye uydururuz bir şeyler he?"
"Hay ben böyle işin be! Mahir Abi çok önem veriyor bu işe vazgeçemeyiz. Elimiz mecbur katlanırız artık. Hadi gittim ben bir şey diyor musun?"
"Ben götürürüm, hadi yürü!"
Arabaya doğru ilerlerken ve dahi yolculuk boyunca içim içimi yemiş, bu serüvenin nasıl geçebileceğine dair bir sürü ihtimal düşünmüştüm. Burak Efendiyle aynı evde kalmak. Herhalde işinden gücünden eve pek vakit ayırmazdı yani umarım öyle olurdu. Endişe ettiğim Burak değildi. Ben istemediğim sürece kimse bana bir şey yapamazdı. Endişe ediyordum çünkü en çok kendimden korkuyordum.