Merkezin ışıkları söndüğünde her şey bir anda karanlığa gömülmedi. Önce mavi damarlar yavaşladı. Sonra cam platformun altından yükselen ışık, sanki derin bir suyun altına çekiliyormuş gibi ağır ağır kısıldı. Duvarların içinde dolaşan veri hatları soluklaştı, tavandaki ince şerit aydınlatmalar birer birer sönmedi ama renk değiştirdi; soğuk beyazdan daha donuk, daha klinik, daha merhametsiz bir tona geçti. Ardından odanın mimarisi yer değiştirdi. Merkez platformunun çevresindeki paneller, görünmez rayların üzerinde kayarak kapandı. Tavandan aşağı inen saydam bariyerler sessizce birleşti. Camı andırıyorlardı ama cam değildiler; yüzeyleri fazlasıyla pürüzsüz, fazla temiz, fazla kusursuzdu. Üzerlerinde insanı rahatsız eden bir parlaklık vardı. Sanki yalnızca ayırmak için değil, içeridekiler

