'Davetsiz Misafir'

1668 Kelimeler
Kerim Alper Lidya ile çok yakınken ve tam kafaya koymuş dudağına bir öpücük konduracağım sıra da kapı çaldı. Lidya önden gidip kapıya doğru yöneldi. Bende peşinden gidince, Lidya'nın kapıyı açmasıyla karşımızda Asu'yu görmemiz bir oldu. Asu, elinde kutuyla birden; " sevgilim iyiki doğdun," deyip boynumdan sarılıp, dudağıma küçük bir öpücük kondurunca hem ben hemde Lidya, Asu'ya baka kaldık. İçimden koca bir siktir!! çektim. Asu nereden çıktı şimdi. Ben Lidya'ya ne diyeceğim. Nasıl açıklarım bu durumu hiç bir fikrim yok. Asu; "Kerim hayatım, doğum gününü kutlayamadık. Bana gelmedin de o geceden sonra. İçimde kaldı bu durum. Gelip, ben kutlamak istedim. Tekrar doğum günün kutlu olsun," dedi ve yanağımdan öpüp içeriye salona geçti. Benle Lidya da salona doğru geçtik. Lidya'ya dönüp baktığımda yüzü kas katı kesmiş öylece Asu'ya doğru bakıyordu. Asu, Lidya'nın kim olduğunu sorunca beynimden vurulmuşa döndüm. Lan amına koyayım böyle işin. Ben şimdi ne diyeceğim.. "Asu, Lidya bizim Albay'ın yakın bir aile dostu. Bizim de misafirimiz. Kendisi ile önemli bir operasyon işimiz var. O yüzden benim yanımda," gibisinden birşeyler diyerek saçmaladım. Lidya'nın gözleri doldu, farkettim. Soğuk bir şekilde Asu'ya hoşgeldiniz, diyerek odaya geçti. Giderken; "Ben sizi sevgilinizle yalnız bırakayım Kerim Yüzbaşım," deyip lafınıda sokup öylece yanımdan geçti ve gitti. Lan ne sevgilisi. Asu benim sevgilim falan değil. Öylesine takıldığım biri ama ben nasıl bunu ona anlatayım ki şimdi. İşler iyice boka sardı. Asu'nun yanına geçip oturdum. "Asu neden buraya geldin. Ne alaka kızım?" diye sorunca, dudağıma yapışıp öpmeye çalıştı. Kendimden uzaklaştırıp, yapma dur sırası değil, diyebildim sadece. "Seni özledim Kerim. O gece de geldin ve benimle yatmadan gittin. Sen bana ve fantazilerime asla hayır diyemezdin, ne oldu sana anlamadımki.." "Asu, kapa çeneni. Boş boş konuşma. Fantazi falan ne oluyor kızım. Ulu orta yerde saçma sapan şeyler söyleme." "Niye Kerim? O fantazileri benimle yaparken, o erkekliğini mest ederken böyle demiyorsun. Şimdi ne oldu sana hayırdır?" "Asu, sen canın istediği an benim evime gelemezsin." "Neden ya? Gelmediğim yermi sanki. Diğer geldiklerimde beni kapılarda öperek karşılayıp, yatağa dar atıyordun. Şimdi ne oldu? Ama doğru, şimdi misafirin var demi. Sen ondan böyle tepki verdin. Ne bileyim ben misafirin olduğunu Kerim. Sende birşey demedin. Özledim seni. Beni boş bırakıyorsun. Bu gece ne yap ve et, bana gel. Yandım hasretinle," dedi. Normalde olsa, Asu'nun bu laflarına karşı çoktan niyeti bozardım ama aklım Lidya'da. Asu biran önce gitse de, yanına gitsem diye bakıyorum. "Asu, hadi sen şimdi kalk ve evine git. Dediğin gibi ben akşam sana uğramaya çalışacağım." "Kerim söz ver bana. Mutlaka geleceksin. Oldu da gelmezsen eğer ben yarın sabah kapındayım yine," dedi. "Asu, bir daha asla ve asla kendi kafana göre benim evime çıkıp gelmiyorsun. Kafana göre saçma sapan hiç hareket etmiyorsun. Beni anladın mı? Bir daha bu saçma şeyi yaşamak istemiyorum. Böyle bir şeyin tekrarı olursa, üzerim seni haberin olsun," dedim. "Neden Kerim? Yoksa o içerideki kızlamı yatıp kalkıyorsun? Seni omu tatmin ediyor? Kucağından inmiyor mu yoksa Kerim?" diye saçma sapan konuştu. Sinirle kolundan tutup; "Asu sikerim belanı. Saçma sapan konuşma. Misafirimiz diyorum. Albay'ın uzaktan akrabası o kız. Neyini zorluyorsun. Başı belada ve onu bizim ekip koruyor. Bir daha saçma sapan yakıştırmalar yapma Lidya ile ilgili." "Hımm, demek adı; Lidya. Neyse tamam. Bir daha birşey demem. Ama bak, akşama bana gelmezsen Kerim, soluğu karakolda alırım." "Asu, sen hayırdır kızım? Canına susadın galiba. Ne oluyoruz? Yürek mi yedin lan sen?" "Kerim, hiç birşey yemedim. Sadece seni özledim. O gece beni öylece bırakıp gitmen zoruma gitti. Benim tanıdığım Kerim; beni sikmeden o yataktan gitmezdi. Ne oldu sana anlamadımki.." "Asu, sus! Ve şimdi git. Tamam akşama geleceğim. Ama sende bir daha buraya kafana göre gelmeyeceksin. Kızım, biliyorsun annemler de burda olabilirdi. Arada kız kardeşimle evi temizlemeye geliyorlar. Annem, seni görürse eğer durumu hiç açıklayamam." "Tamam Kerim. Ben şimdi gidiyorum ve akşama seni mutlaka bekliyorum," dedi. Dudağımdan öpüp kalktı. Bende peşinden ayaklanıp, onu yolcu ettim. Akşama mutlaka bekliyorum diyerek, üstüne basa basa söyledi. Asu gidince, derin bir oh çektim. Ben şimdi Lidya'ya ne diyeceğim. Şu durumu ona nasıl açıklarım, hiç bir fikrim yok.. Lidya'nın odaya doğru gidip, kapıyı tıklatıp hiç gel demesini bile beklemeden içeriye girdim. Lidya öylece yatağa oturup, dizlerini karnına doğru çekmiş telefonuna bakıyordu. "Lidya," dememle o yeşil gözleriyle bana baktı. Gözleri dolu dolu, farkındayım. "Sevgilin, gitti galiba Kerim?" "Evet gitti ama o benim sevgilim değil, Lidya," diyebildim usulca.. Şuan kendimi Lidya'ya karşı çok mahçup hissediyorum. "Kerim, nasıl sevgilin değil. Kız seni dudağından öptü. Ben çok kötü oldum. Sevgilin varken seninle evlendim. Ben o kıza ve sana haksızlık yaptım. Neden Mehmet amcaya söylemedin sevgilin olduğunu. Biz o kıza çok ayıp ettik. Bende çok farklı bir konuma düştüm. Ben sana sormuştum, Kerim sevgilin varmı demiştim ama bana birşey dememiştin. Neden yalan söyledin Kerim?" "Lidya, yalan söylemedim. Benim sevgilim falan yok. Asu benim sevgilim değil. Neden anlamıyorsun?" Lidya sesini yükselterek konuştu. "Ya nasıl değil, benimle dalgamı geçiyorsun sen. Kız seni gelip öptü. Doğum gününü kutlayamadığı için üzülüp, buralara kadar gelmiş. Nasıl sevgilin değil. Hem sevgilin olmasaydı, benim kim olduğumu neyin olduğumu söylerdin. Söylemedin Kerim, sakladın. Karım diyemedin. Haksız mıyım?" "Haklısın, söyleyemedim. Ama durum sevgilim olduğundan değil. Farklı bir konu var. O yüzden." "Kerim, ben kendimi çok kötü hissettim. Sizin aranıza girmiş gibiyim sanki. Neden evlendin benimle? Keşke kabul etmeseydin." "Lidya, o benim sevgilim değil. Ya anlasana be kızım. Öylesine takıldığım biri işte. Söyletme daha fazla beni. Benim için o anlamda değerli olan biri asla değil. Sende artık ağlama ne olur, kıyamıyorum sana," dedim. "Ben kendimi kötü hissettim. Ben yalandan da olmuş olsa seninle evliyim. Bir saygı bekliyorum herşeyden önce. Ben anne ve babamdan öyle gördüm. Benim öylesine takılmış olduğum biri bile olmuş olsa, ne senle nede başkasıyla sahte evlilik yapmayı kabul etmezdim. Çünkü ne olursa olsun, ben senin soyadını alıyorum. Bu bir saygı gerektirecek durum. En azından benim için öyle. Sende keşke soyadını alan bir kadına saygı duysaydın. Aynı şey benim başıma gelseydi ne yapardın? Öylesine görüştüğüm biri çıkıp gelse, beni dudağımdan öpse ne yapardın? Ben söyleyeyim; gururun kırılırdı. Senin soyadını taşıyan bir kadını o şekilde görmek, erkeklik gururunu kırardı. Benim de kırdı Kerim. Ne şartlar altında olursa olsun, soyadını taşıdığım bir adamın, öylesine takılıyorum dediği kadın tarafından öpüldüğünü görmek gururumu kırdı. Kendimi kötü hissettim. Aranıza girmiş gibi hissettim." "Lidya, çok özür dilerim. Çok haklısın. Ama hiç böyle birşey olacağını düşünmedim. Sana bu çirkin anı yaşattığım için ayrıca çok özür dilerim. Ama bir önemi olmayan, öylesine takıldığım biri olduğu için doğal olarak söyleme gereğinde bulunmadım.. Çok haklısın hemde yerden göğe kadar.. Lütfen benim gibi bir adam için ağlama, sana yalvarırım," dedim. O kıp kırmızı olmuş gözleriyle bana baktı. "Senin için ağlamıyorum Kerim. İçinde olduğum saçma konum için ağlıyorum. Ben niye buraya geldim, neden böyle saçma bir durumun içine düştüm, neden mecburen biriyle evlenmek zorunda kaldım ona ağlıyorum. Ve neden evlendiğim adamı, kız arkadaşıyla dudak dudağa öpüşürken görmek zorunda kaldım, onu daha çok anlamaya çalışıyorum. Bu bana büyük bir haksızlık. Hatta saygısızlık..Bilmem anlatabiliyor muyum sana şuan kendimi?" "Anlattın Lidya, hemde çok güzel anlattın. Bu benim salaklığım. Asu'nun böyle birşey yapacağını düşünemedim. Yada ona böyle bir cesareti demekki ben vermişim diye kendime kızdım. Ama sana yine söylüyorum; o benim sevgilim yada aşık olduğum biri değil. Biz sadece takılıyoruz Lidya anla işte." "Anlıyorum Kerim, hemde çok iyi anlıyorum. Şimdi ne olur çık odadan. Ben bundan sonra Albayın evinde kalacağım. Bugün Mehmet amcayla uygun bir dille konuşurum. Hatta Amerika'ya geri döneceğim. Pekte umrumda değil hiç birşey," dedi. Amerika'ya gitmekten bahsediyor, asla buna izin vermem. "Lidya hiç bir yere gidemezsin. Nasıl bir bela, nasıl bir tehlike var senin karşında bilmiyor musun.? Kendini neden yeniden o örgütün önüne yem olarak atacaksın. Saçmalama ne olursun. Albay'ın evine falan da gitmek yok. Burda benimle, benim evimde kalacaksın,"dedim. Lidya yatakta doğrulup, hem ağlayarak hemde bana bağırarak konuştu. "Neden ya neden? Niye gitmeme izin vermiyorsun? Burda daha çok kalıp, üzüleyim diyemi? Kız arkadaşınla gözümün önünde birbirinizi öpmenizi izleyeyim diyemi? Hangisi ya söylesene bana." "Lidya, son kez söylüyorum sana, o benim kız arkadaşım değil. Öyle olsa zaten, Albay senle evlenmemi istemezdi." "Oda bilmiyor demekki. Sonuçta herkese söyleyecek halin yok." "Söyleriz biz Lidya. Gerçekten sevdiğimiz biri oldumu söyleriz, anladın mı?" dedim ve gözlerine baktım. Kolundan tutup, yataktan biraz kaldırıp sarıldım. Oda bana sarıldı, hissettim. "Kerim, ben Amerika'ya dönsem." "Olmaz." "Ne olursun Kerim. Mehmet amcayla konuş ve döneyim. Ben burda kalırsam, çok acı çekecekmiş gibi hissediyorum." "Eğer gidersen, bende çok acı çekecekmiş gibi hissediyorum. O yüzden sana olmaz diyorum. Peşinde ne olduğu belirsiz adamlar var. Albay'ım sıkı çalışıyor. Baya incelemeler yapıyor. Belkide yakında Amerika'ya operasyon için gideceğiz. Bir kaç timle birlikte. Hedefe doğru giderken, sen dönmekten bahsediyorsun. Bunlar büyük bir örgüt. Bir sen değilsin Lidya. Sen gibi bir sürü zarar gören yada görebilecek insan var. Sen şanslısın, Mehmet Albay'ım gibi bir tanıdığın varmış ve onların elinden kaçıp buraya geldin. Ona sığındın. Ama sen kadar şanslı olmayıp, onların ağına düşenler var. Onları düşün ve operasyonun gidişat ağını bozma. Sonra vallahi Mehmet amcanda kızar." "Kerim, birşey sorabilir miyim?" "Tabikide sor," dedim. Ama nerden bilebilirdim ki saçma sapan birşey soracağını.. "Kerim, Asu denilen kıza aşık mısın?" "Hayda..!! Lidya ne aşkı kızım. Takılıyorum diyorum. Daha nasıl açık anlatayım sana bilemedim. Kadınla sevişip, vakit geçiriyorum anladın mı artık beni?" Demek zorunda kaldım. "Ama o öyle görmüyor sanki. Sana aşık gibi." "Değil, öyle birşey değil bizim aramızdaki.." diyebildim sadece. Kolum sızladı o an. "Lidya pansuman yapabilecek misin koluma?" "Bence git Asu yapsın." "Haydaa! Ne alaka neden Asu yapıyor?" "O ya senin kız arkadaşın." "Sensin ya hani benim karım." "Ben senin karın değilim, yalancıktan karınım. O yüzden benden hiç birşey talep edemezsin." "Oda benim kız arkadaşım değil, yalancıktan kız arkadaşım." "Banane ya, yapmıyorum sana pansuman falan. Ne halin varsa gör. Git o Asu yapsın. Hem geçen gecede gitmişsin. Acaba ne zaman gittin çok merak ediyorum," dedi. Lidya'nın üzerine doğru eğilip, elimle çenesini tutup gözlerine bakarak konuştum. "Yapma böyle, kocasını kıskanan gerçek evliler gibi davranma. Beni de boşuna umut içine sokma, olur mu?" deyip çekip çıktım, odadan.. Böyle davrandıkça kafamı karıştırıyor. Acabamı diyorum ama sonra söylediği şeylerle ne alaka diyorum. Amerika'ya gitmek istiyor. Bu kızı bu fikirden vazgeçirmek lazım. Albay'la acil konuşmam gerek.. Yoksa hanım efendi gidecek. Hiç bir yere gidemez. Şuan başı büyük bir belanın içinde ama haberi yok. Lidya'yı riske atamam, atamayız.. Onu korumak zorundayız....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE