Kerim Alper
Gözümü sabah alarmın cızırtısına açtım. Bugün karakolda yoğun bir gün. Bazı büyük Albay'lar bizim karakola gelecek. Mehmet Albay'ın işleri bugün aşırı yoğun. Bizlerde askerleri olarak ona destek olacağız.
Artık kariyerimin en güzel yerindeyim. Yüzbaşı olmak için çok çalıştım, çabaladım. Sonunda bu ünvanı alıp, kendi timimi kurdum.
Ailem de Bingöl'de yaşıyor. Ama ben karakola yakın lojmanlar da kalıyorum. Benim bütün tim de bu lojmanlarda. Hafta sonları genelde ailemin yanına geçiyorum.
Yataktan kalkıp, kendime yiyecek birşeyler hazırladım ve çay suyu koydum. Çay demlenene kadar ütü işim vardı onu hallettim.
Bazen sırf annemin, evlen diye dayattığı kızlarla bu yüzden evlenmek istiyorum. Kahvaltımı, çayımı hazırlasın. Evi temizlesin, ütümü yapsın yeter. Zaten benim evleneceğim kız becerikli olmalı. Ev işinden anlayan, yemek yapmayı bilen, evini çekip çevirebilecek bir kadın olmalı. Aksi biriyle hayatta işim olmaz. Annem gibi bir kadınla evlenirim anca zaten. Pek aşık olup, aşk evliliği yapabileceğimi düşünmüyorum. Herhalde görücü usulü annemin ayarladığı kızlardan aklıma en çok yatan ile evlenirim.
Kendime hazırladığım kahvaltıyı yapınca, arabaya atlayıp karakola geçtim. Karakolun parkına arabayı park edince benim ekibi orda gördüm. İki yıldır birlikte çalışıyoruz. Hepsi benim için çok değerli. Aile gibi olduk. Gerçi ben onlara hep soğuk davrandığım için onların beni pek sevdiğini düşünmüyorum ama onların hepsi benim için çok değerli.
Timim de benle birlikte dört kişi daha var. Üsteğmen Burak, Teğmen Tolga, Astsubay, Bekir ve baş belam, çenebaz Uzman Çavuş Soner.. İki yıldır birlikte çok güzel operasyonlara imza attık. Diğer askerlerle birlikte, Albay'ım Mehmet Kayalı sayesinde. Ben Albay'ımla beş yıldır birlikteyim. Baba oğul gibi olduk. Sıkı aile dostumuz oldu.
Bahçeye girince, Burak yanıma gelip;
"Komutanım, Albay'ın bahsettiği arkadaşının kızı geliyormuş. Hani koruma kapsamına alınacak olan kişi. Başı bir örgütle dertteydi, hatırladınız mı?" diye sordu. Başımla onaylayınca devam etti.
"Albay'ım bizim gidip havaalanından almamızı istedi. Sizin de olmanızı istiyor. Çünkü bu kızı koruma görevini bizim ekibe vermiş," deyince nevrim döndü.
"Siktir!! Ulan bir tek karı kız kollamadığımız kalmıştı, oda oldu tam oldu," dedim.
Bizene ya elin kızının karıştığı örgütden. Banane, yada bizene. Bize dağ taş operasyon verin kardeşim. Çoluk çocuk işlerle bizi uğraştırmayın..
Soner elinde pankartla geldi. Bu ney diye sorunca; Albay'ım sizi tanıması için elinizde pankart olsun dedi. Bende adını soyadını yazıp, hoşgeldiniz diye yazdım komutanım dedi.
"Lan oğlum herşeyi anladım da, öpücük simgesi ne alaka?"
"Komutanım, şimdi bu kız yabancı ya. Türkçe falanda bilmez. Bunlar genelde çok seksi ve güzel olurlar. Belki Türkçe öğretme ayağına kızı tavlarım. Belli mi olur. Belkide benim nasibim o kızdır, komutanım," demesiyle kafasına bir tane vurdum.
"Soner, oğlum sen ne zaman vazgeçeceksin bu karı kız işlerinden. Bak su testisi su yolunda kırılır," dememle olsun be komutanım dedi.
Albay'ım bir ara yanımıza gelip, acil çıkın birazdan iner dedi. Hemen alıp getirin kızı dedi. Kendisi için ne kadar değerli biri olduğunu üstüne basa basa anlattı..
Amma abarttı Albay'ım da bu kızı. Çocuklarla askeri araca atlayıp alana gittik. Beklemeye başladık. Soner elinde pankartı tutuyor. Allah'ım üzerimizdeki kamuflajları gören bizi akıllı sanar. Ama elimizde pankart Amerika'dan gelen bir kızı bekliyoruz. O esnada telefonum çaldı. Arayan annemdi. Onla konuşurken arkam çocuklara dönük konuştum. Albay'ın misafiri geldi farkındayım. Bizim çocuklarla konuşuyor. Bende annemle konuşuyorum. Yine civar köylerden kız bulmuş bana. Hafta sonu mutlaka gel, kızı gör diye tutturdu. Mecbur tamam dedim. Yoksa asla bu telefonu kapatmaz, adım gibi eminim..
Telefonu kapatınca, Albay'ın misafirini gördüm. Neye uğradığımı şaşırdım. Anasını satayım, kız resmen afetullah. Beline kadar up uzun sarı saçları, yem yeşil gözleri, maşallah dedirtecek cinsten.. Bizim Soner ilk defa haklı. Bu kızı tavlarsa, helal derim. Hanım efendi baya baya Türkçe biliyor. Hatta hiç aksanı bile yok. Çok şaşırdım. Bana biraz atar gider yaptı. Bana uzaylı falan dedi. Çattık iyimi, başımıza bela oldu durduk yere. Kendini tanıttı bana laf sayarak.
Albay bizi beklediği için, hemen arabaya binip karakola gitmeye koyulduk. Yolda Soner'e resmen niyetini anladığı konuşma yaptı. Havalı barbimiz Soner'in baya baya ağzının payını verdi. İstemsizce güldüm. Soner'in bütün planlar elinde patladı, yazık..
Karakola gelince, Albay'ın bizi beklediğini gördüm. Albay, bizim havalı barbiye sıkıca sarıldı. Cidden bu kıza fazlaca değer veriyor. Şuan anladım.
Kendisinin toplantısı olduğu için benden ilgilenmemi istedi. Ulan neden hep böyle sikim işler bana kalıyor. Odamda işlerim olduğu için, odama doğru ilerledim. Oda peşimden geldi. İçeriye geç dedim ama çakma barbimiz kibarlık bekledi benden. Umduğu gibi olmayınca, kapıyı hırsla çarptı. Yemin ediyorum, kafayı yedirtir bu tipler insana..Allah böyle tiplerden beni uzak tutsun. Bu kızla evlenecek olana Allah sabır versin. Yeminle çekilmez bu kız.
Masanın önüne oturup, varla yok arası şortuyla birde bacak bacak üstüne attı. Hemen kafamı geri çevirdim. Hiç tanımadığı bir adamın karşısında böyle birşey yapılır mı? Kızda ki rahatlık ileri seviye.. Düşman başına bir tip.
Bana değişik değişik bakıyor.
Dayanamadım ve sordum;
"Lidya hanım, bir sıkıntımı var? Neden babanızı öldürmüşüm gibi bakıyorsunuz?" diye sorunca gözleri doldu. Gözünden bir damla yaş akıp konuşmaya başladı.
"Kerim komutan, öncelikle bana hanımlı konuşmanıza gerek yok. İkinci olarakta, babamla ilgili lütfen hiç bir şaka yapmayın. Bu benim çok hassas noktam. Çünkü babamı yeni kaybettim. Bir buçuk ay oldu. Acım daha çok yeni ve sanırım onla ilgili birşey duyunca, içim acıyor. Yanlış anlamayın sizlik bir durum asla değil. Tamamen hassas bir süreçteyim o yüzden," dedi.
Ulan kötü oldum birden. Kız babasını yeni kaybetmiş. Bende üzerine salakça bir espri yaptım.
Durduk yere kızı ağlattık. Yanına gidip, kusura bakma ben babanın vefat ettiğini bilmiyordum. Özür dilerim dedim.
Önemli değil diyerek, dışarıya çıkmak istediğini söyledi. Ona eşlik ederek bahçeye çıkardım.
Hemen Soner yanına gelip, Lidya'ya sırnaşmaya başladı.
"Kankam ne oldu sana? Yoksa komutanımız seni ağlattı mı?" diye sordu.
"Soner, öperim seni gözünden. Salak salak konuşma. Ben neden ağlatayım lan. Hem senin işin yokmu, defol git," dedim.
Lidya bana ters ters bakarak konuştu;
"Kankama karışma. Ona bağırma! Hemde doğru sen beni ağlattın," deyince sinirle ona baktım.
"Lidya! Saçmalama... Ben bilerek mi yaptım? Özür de diledim," dememle Soner söze girdi; "Vay, vay komutanım siz özür mü dilediniz. Nasıl dilediniz? Allah aşkına tekrar dileyin bende duyayım. Bu bir milat çünkü," diyerek benle dalga geçti.
"Soner siktir git! Sikerim belanı. Yemin ediyorum öttürürüm seni. Bas git, gözüme gözükme," dememle emredersiniz komutanım diyerek uzaklaştı.
Lidya;
"Sen ne kadar terbiyesiz birisin ya. Yanında bir kadın var ve nasıl konuşmalar yapıyorsun. Ne kadar itici ve saygısız bir tipsin sen," diyerek benden uzaklaştı.
Allah'ım şu kızı benden uzak tut ne olursun. Vallahi ömür törpüsü. Böyle tiplerle ömür geçirenlere Allah sabırlar versin.
Albay, toplantıya ara verip, bizlere biraz bilgi verdi. Yarın Lidya hakkında toplantı yapacakmış. Bu kızın korunması benim için çok değerli ve önemli dedi. O yüzden sizden başkasına güvenemem dedi. Kendisinin işinin uzun süreceğini söyledi ve bana Lidya'yı kendi evlerine götürmemi söyledi. Tülay abla evde onu bekliyormuş.
Albay'a bizim çocuklardan biri götürsün dedim ama kabul etmedi.
Anasını satayım! Neden bu kız dönüp dolaşıp bana bela oluyor.
Albay, Lidya'ya haber verdi ve yanıma gelip, senle gidecekmişim. Nereye gideceksek beni biran önce götür, diye atarlı konuştu.
Yani şu espri yersiz oluyor ama cidden neden bu kızın babasını ben öldürmüşüm gibi davranıyor anlamadım.
Arabaya binip, Albay'ın evine doğru yola çıktık. Emniyet kemerini takıp, camdan dışarıyı izlemeye başladı.
"Lidya, ben gerçekten özür dilerim. Baban hakkında öyle demek istemedim. Kusura bakma olur mu?"
Birden bana dönerek;
"Seni kankama söyleyeceğim. Yine özür diledin. Malum çocukcağaz aşırı şaşırdı. Ne kadar uzaylı bir tipsen artık, özür nedir bilmiyorsun bile."
"Lidya sakın!! Soner'e birşey demiyorsun. Bak gerçekten kötü olur. Hem senin için, hemde onun için," dememle bana havalı havalı konuştu.
"Sen bana baksana, ben senin askerlerin değilim. Senin bana sözün geçmez. Kaldı ki, ben öyle söz dinleyen cici bir kız değilim. Beni kimseyle karıştırma, komutan. Seni pişman ederim. Yanında iki ağladık diye, beni ezebileceğini düşünme. Aman diyeyim bak."
"Yok estağfurullah.. Öyle düşünmek ne mümkün. Senin gibilerle baş olmaz zaten. Arsızlık diz boyu. Neyse, inşallah senle daha fazla muhattap olmadan, senin işi hallederiz ve Amerika'ya postalarız."
"Bak postalama falan benimle düzgün konuş. Sana inat, burdan hiç gitmem ve başınıza bela olurum. Hatta Mehmet amcadan özelikle senin beni korumanı isterim. O yüzden benimle iyi geçinmeye bak ve benimle kibar konuş. Yoksa pişman ederim seni."
"Lidya, çekilecek bir tip değilsin... Geldik işte. Bu bina ve üçüncü kat daire üç, Albay'ın evi. Tülay abla seni bekliyordur. Hadi şimdi in," dedim.
"İn değil, iner misin diyeceksin."
"İn Lidya"
"İnermisin de, ineyim. Yoksa inmem."
"Lidya! Bir daha söylemeyeceğim ve basıp karakola gideceğim. O yüzden şimdi in."
Birden yüzüme değişik bakıp, arabanın kontağı kapatıp, anahtarı alıp göğsünün içine soktu.
Hay amına koyayım böyle işin. Lan ben nasıl alayım ordan o anahtarı.. Ne tür bir bela çıktı bu kız. Kafayı yedirtir insana.
"Lidya, saçmalama ver şu anahtarı."
"Vermiyorum, ya kendin al. Yada bana inermisin de."
Lan ben şimdi nasıl alayım o anahtarı, ordan. Hayır, böyle birşey yapsam, Albay'ım duyarsa hayatımi siker.
Mecburen;
"Lidya inermisin, geç kalıyorum," dememle; "Ha şöyle işte. Böyle kibar olacaksın. Ben ne dersem yapacaksın. Uzaylı bey," deyip anahtarı bana doğru atıp arabadan indi ve binaya doğru gitti.
Aklımı sikeyim ben. Salaksın Kerim. Hemde ne salak. Lan kız herşeyi göze alıp, anahtarı göğsüne koyuyorsa sende Albay düşünmeden elini sokup alacaksın. Sonuçta sonunu düşünen kahraman olamaz.
Soracam ben sana bunun hesabını. Benimle dalga geçmek neymiş, soracağım. Seni bunu yaptığına pişman edeceğim. Sen görürsün çakma barbi..