Bölüm 8

2561 Kelimeler
Eliyle fincanın içindeki telve testini gösteriyor Melisa ve bir süre sessizce bekliyor. Rorschach bunun yanında Cin Ali kalır yemin ediyorum. Ne ki bu? Benden bir hayır gelmeyeceğini anlayınca geri zekalıya anlatır gibi açıklamaya başlıyor, "Hayatım işte şurada bir balık var, gördün mü bak? Burası ağzı, şurası da kuyruğu. E balık nedir?" "Hayvan?" Melisa ve Ilgın aynı anda gözlerini deviriyor, oflaya puflaya ağzın açan yine Melisa oluyor. "Kısmet, tabi ki. Herkes bilir bunu." Doğru söylüyor, ben bile biliyordum bunu ama işte böylesi daha zevkli. Başımı sallıyorum usul usul, büyük bir pişmanlıkla(!)... Hayvanım ben ya! "Nasıl bilemem bunu? Haklısınız kızlar(!)." "Ay İliş, bizimkine sorsana bir balık ne demekmiş? Bakalım Feri'den zeki mi?" Sizinki? Ilgın eline telefonunu alıp bir şeyler yazıyor sonra boğazını yalandan birkaç öksürükle temizleyip okumaya başlıyor, "Kahve falında bekar bir kadının balık görmesi, genellikle romantik anlamda olumlu bir işarettir. Balık sembolü, ilişkilerde bolluk, zenginlik ve duygusal... bıtbıtbıtbıt... geçiyorum buraları, boş yapmış. Heh şurası güzel ama bak, yeni bir ilişkiye adım atma veya mevcut ilişkisinde daha derin bağlar kurma fırsatı bulabilir. Bak Zeki bile diyor ki, fırsat bu fırsat. Hadi diyor, hatta senin anlayacağın dilden söyleyeyim, at golü bitir artık şu maçı hoca diyor." AI'a Zeki demesine mi, yoksa futbolu katletmesine mi ya da aslında içten içe haklı olmasına mı daha çok şaşırıyorum bilmiyorum. Bilmiyorum ama bilmediğimi gösterip de bu son teknoloji ile desteklenmiş cadılara daha çok malzeme vermek niyetinde değilim. Bu yüzden sadece hıh diyerek başımı başka yöne çeviriyorum. Elinde tuttuğu şekeri kafama fırlatıyor Ilgın, "Susarsın anca! Eee başka ne var bu suratsızın falında, söyle sen aşkitom? Zekoş'a da sorarız hem." "Valla balık çok büyük ama tutacak adam yok belli ki bebeğim, kapattım gitti." Bir es verip son bir müdahale gelir mi diye bana bakıyor, gelmeyince de fincanı tabağın üzerine bırakıyor. "Evet, bu kadar. Ver senin fincanı, İlo." Hain! Sormamak için dişlerimi dudağıma bastırıyorum. Onlar da bunu gördüğü için ağızlarını bile açmıyor, haddinden fazla bir ilgiyle Ilgın'ın fincanıyla ilgileniyorlar. Bu iki kadın erkekleri tuzaklarına düşürmek için salak taklidi yapsa da gerçekte cin topu oldukları için şaşırmıyorum. Allah yardımcımız olsun erkekler, sizinle aynı kümede yer almak çok kötü bu arada, umarım bir daha olmaz. Omuz silkiyorum kendime; fala inanmıyorum, büyüye bazen... Saraçoğlu'nda büyü yoktuysa bile İnönü'de büyülü bir atmosfer olduğuna dair ispata hacet yok neticede. Neyse. Ama bir stalk var. Elalem neler yapıyor canım? Statta büyü bozduruyor, AI'a fal baktırıyor da ben halka arz edilmiş bir hesaba baktım diye cehennemin kör kuyularına atılmam herhalde. Yani inşallah. Ay tövbe tövbe, Allah korusun. Sağ elle giriyorum profile. Sana geldim. Gelmeyecektim. Yolda gelmemem için elli tane sebep saydım ama sebepleri saydıkça fark ettim ne kadar çok gelmek istediğimi. Yok. Hiçbir şey yok. Yanıtlar da boş. Medyayı zaaaten, kim kaybetmiş ki biz bulalım? Bir tek zahmet edip Beşiktaş'ın tweetleri için kalbe basmış beyefendi. Allah razı olsun kral ya, yormasaydın hiç kendini. "Sevvvnyc @ sevviko 1 g Sizinki concrete jungle olabilir ama burası bana konkur jungle oldu genjler, beni bırakın siz devam!" Yormasaydın kendini hiç Oğuz Kaan gerçekten, elin kızını beğeneceğine keşke hacklenseydin ya. Şebeken çökseydi de altında kalsaydın. Ben sen sırf bir tweetini beğendin diye bu kızın tüm külliyatını okuyacağım birazdan hiç bilmiyorsun. Konkur nedir hem ya? Ne alaka? Uf... Şevval, Şevval, Şevval; ne olur nefret ettirme kendinden? Ne olur çok güzel olma, Şevval? Yapma bunu bana. İki kadın şu erk*k için girmeyelim birbirimize. * Babel'in attığı golle ayağa fırlıyorum, işte buuuuuuu! İşte buuuuuuuuuuuu! "Lalalalaylaylay! Beşiktaşım seni ben, değişmem hiçbir şeye! Tat vermiyor inan, sensiz geçen saniye! Lalalalaylaylay!" Yandaki sandalyede ayağa fırlamış Andaç'ımla göz göze geliyoruz, aynı anda üçlüye giriyoruz. "Oley! Oley! Oley!" "Erken seviniyorsunuz." Hı? Ses kimden geliyor diye şöyle bir bakıyorum, İsmet. Şaşırmak isterdim. Bacak bacak üzerine atmış, yavşak gevşek oturuyor; bir de Beşiktaş'ıma laf ediyor. Sen kimsin? Gözlerimi devirip az önce bastığım sandalyeye oturuyorum, bakışlarım takımda elimle boş veriyorum. "Boş yapma İsmo." "Görürsün. Biz bu maçı son dakikada paketler, bu adamlara hediye eder göndeririz." Tövbe tövbe ya! Elimle tahtaya vuruyorum, Allah korusun. Andaç da beni destekliyor, "Açma o uğursuz ağzını abicim ya." "Yalan mı? Biz böyle maçları hep böyle veririz, konuşsana lan sen de?" Kemal'imi dürtüyor bir de o pis ağzıyla. Ne bu çocuk böyle, Şevval'in uzaktan kuzeni falan mı? Ah Şevval ah, reklamcılık okuyan, kızıl bir Şevval olmak zorunda mıydın? Kemal oralı olmuyor, pek de özenli diyemeyeceğimiz bir şekilde döndürüyor İsmet'i ekrana doğru sadece. "Hadi sus da izle maçını abicim." "İşinize gelmeyince ta..." Aaa! Ama! "Ne olsun istiyorsun İsmet? Kaybedelim diye mi izliyorsun maçı? Lyon'lu musun sen?" Başını benden yana çeviriyor hızla, "Ya-" Sonra etrafına bakıyor hızlıca ve boş veriyor paşam, "Neyse boş ver." Bak ya! Sen boş ver! "Biz bu maçı alırız İsmet, var mısın iddiasına?" "Feryal!" diye uyarıyor Betüş ve Kemal aynı anda. Elimle onları sakinleştiriyorum, panik yok. Piç bir gülüş yerleşiyor hemen yüzüne, göz kırpıyor. "Nesine peki?" İnsan kendi takımı kaybedecek diye böyle keyiflenir mi ya? Ajan mı bu herif acaba? Sıkıntıyla etrafa bakıyorum, gördüğüm ekiple aklıma gelen fikirle benim de keyfim yerine geliyor. Oyna bakalım Ajan İ9. Başımla renkli hanımefendi ve beyefendileri işaret ediyorum önce, sonra da sandalyeyi gösteriyorum. "Bir oynatırız seni be İsmo, uzun zaman oldu. Performanstan düştün mü görelim?" Bir an yüzü düşer gibi olsa da hızlı toparlıyor, benzer bir gülümsemeyi de o konduruyor yüzüne. Tek kaşı havada, şansını zorluyor. "Bak ben de seni oynatırım Feryal." Ben de kaldırıyorum kaşımı, marifetse bu. "Oynatmazsan adam değilsin." "Şeref sözü?" "Sende de varsa kabul." "Feryal! İsmet! Saçmalamayın lan! Kazanırsak çalar oynarız canınız çekiyorsa, o kadar. Yeter. Bitti gitti, oturun hadi." diyor Kemal de, ama işte anlayana konuşacaksın güzel kardeşim. Anlayana. Peki anlayan var mı? Yok. Anlamam ben. Anlamam. Yapma Beşiktaş'ım. Yapma kramponunu öpeyim yapma. Yediğimiz golün ardından İsmet'le göz göze gelince daha yüksek sesle bağırmaya başlıyorum da soluğumuz erken kesiliyor. "Ölümüne ölümüne ölümüne kara kartal ölümüne ölümüne!" Öldürme beni kara kartal. Geçmiş olsun! Anlamam ben ama Kemal. Ben anlamam! Ve tabi ki üst üste üç kere maç kazanamaz Beşiktaş. Bilmiyor musun, Feri? Aptal mısın kızım sen? Sen başka takımımı tutuyordun bunca sene? Tazecik manitanın hatırına mı yavru kartal oldun? Yazıklar olsun. Sana da aşk olsun Fabri, insan dakika da bir gol yer mi be? Yuh. Ayrıca hazır başlamışken, kim o Şevval Oğuz? Cevap ver çabuk! "Oleeey be!" diyen de doğma büyüme Pendikli Mösyö İsmet. Hadi Beşiktaş'ı sattın; ülkünden ocağından, atandan özünden de mi vazgeçtin kahpe çocuk? Bir iddia için... değer mi? Bana doğru dönen bakışlarla ufaktan ayaklanıyorum, omuz silkip sandalyenin arkasına astığım ceketime uzanıyorum. "Oldu o zamaaan, kaçayım ben." Bir şüphem yok, kefenim sağlam. "Hey, hey, hey! Kal orda! Yok öyle yağma." Biterim ben bu akşam. Andaç, Betül ve Kemal'le sırasıyla göz göze geliyorum, hepsi ağızlarını bile açmadan aynı şeyi söylüyor. Biz sana yapma demiştik. Başımı omzuma yaslıyorum, gözlerimi de iyice kısıyorum. Bir umut omuz silkip sevimli olmaya çalışıyorum. "Tadımız mı kaldı İsmet'ciğim şimdi? Başka sefere diyelim." Ama işte İsmet bana aşık değil ki. Adam hoşlanmıyor bile benden, yer mi bu ayakları? Yemez. Bu erkeklerin merhameti sadece köprüyü geçene kadar. Tutuyor kolumdan, çekiştiriyor beni. "Demeyelim Feri Hanım, demeyelim... Ablam bakar mısın buraya?" Ya kadıncağız oturmuş kaldırıma soluklanıyor, niye rahatını bozuyorsun şimdi? Öküz bu çocuk resmen. "Yok, yok! Bakma ablacığım sen buraya." "Sus kız! Al takımı gel ablacığım sen, bakma buna." Tamam işte, "Bende onu diyorum ya, bakmasın." "Feryal!" Öf! Hemen arkama dönüyorum, "Kemal!" "He Kemal, şimdi geldi aklına Kemal!" dese de kıyamıyor gelip alıyor İsmet'in patilerini üzerimden. "Bırak lan kızı, yenildik zaten bir de sen sıkma canımızı." Tek kaşı havada bana dönüyor İsmet, "Şeref sözü?" Şerefsiz. Kendinde olmayan şeyin sözü mü olurmuş? "Tamam bırak Kemal, bırak oynayacağız." Ellerim önümde ablanın ve saz arkadaşlarının yanımıza gelmesini bekliyorum, hayır o darbukayı taşıyan çocuğun yaşı tutuyor mu acaba sokakta şarkıcılık yapmaya? Bu İsmet salağı yüzünden tutuklanacağız akşam akşam. Abla hiç halimden tavrımdan da işkillenmiyor bir coşkudur giriş yapıyor, "Tü tü, kaşına gözüne bak! Kapkara maşallah! Çal oradan çingenem bakayım bu güzel kıza!" Ayy... bu şarkıyı da severim ama hiç yeri değil. "Hadi Feryal hanım, şuraya alalım sizi." İddiaya girerken işaret ettiğimiz sandalyenin tepesini gösteriyor Allah'sız olduğuna neredeyse emin olduğum İsmet. Hoşgörü dini mensubu olmayı falan geçtim, herhangi bir yaratıcıyla bağlantılı olma ihtimali yok çünkü bunun. "Saçmalama lan." Çıkışı benden önce Kemal'imden geliyor. Çocuk sonsuz haklı. "Hayırdır birader? Sen karışma dememiş miydik en son?" O, o zamandı İsmet'ciğim. Artık karışabilirsin Kemal demek için ağzımı açacakken yine bana dönüp damarımı dürtüyor şeytanın oğlu. "Söz diyorduk en son." İnşallah tez vakitte sözüne gelmek nasip olsun İsmet! Evlen çoluk çocuğa karış da karın salmasın seni buralara güzel kardeşim. Düş yakamızdan, yat kalk bebek bezle. Elimle bizimkilere sakin olun işareti yapıp idam sandalyesine doğru yürüyorum; tek başıma, aslanlar gibi sadece arkalığından destek alarak çıkıyorum. Son dileğim bile sorulmadan şarkıya giriş yapılıyor. Ama ama ama! Bu da nasıl bir şarkıdır ya? Bu şarkıda da durulur mu? İstemeye istemeye başladığım giriş herkesin eşlik ettiği bir gelişmeye dönüşüyor. İbrahimovic'e hak vermemek elde değil, güzel müziğine devam et Ebru. We are big fans of you, too. Artık ellerim saçlarımda yanıma ne ara çıktığını hatırlamadığım Betüş ile coşmuş dalgalanırken takıldığım gözlerle kalıyorum. Yok artık. Yok artık. Gerçek olamaz bu kadarı da. Yok artık. Ay onu söylemiş miydik ama yok artık ya? Kaç kişi hayatının aşkı olan adama aylarca hasret kaldıktan sonra masanın üzerine çıkmış kıvırtırken yakalanıyor, sorarım? Sorarım ve cevabını duymadan kendime hak veririm. Yok artık! "Feryal?" Tanıdın mı ya Oğuz? Emin misin ben olduğuma? Ben hiç emin değilim çünkü. Bakışlarını benden çekmeyince çaresiz bir gülümseme eşliğinde pes edip cevap veriyorum bizzat şahsıma ait, öz hakiki, doğma büyüme ismime. "Oğuz?" Bir şok dalgasıyla daha sarsılıyor Oğuz'un hasret kaldığım suratı, evet böyle bir durumda bile seni çok özlemişim Oğuz Kaan Dilmen. Ben de böyle iflah olmaz bir romantik olmak istemezdim eğer bir tercih hakkım olsaydı. Ben aşkımdan ve utancımdan ölmeden düzeltiyor Allah'tan ifadesini, şimdi yalnızca kocaman bir gülümseme ile ışıldamakla meşgul. "Ne yapıyorsun orada Feryal? Kaybetmişken üstelik." Aşkından kendimi kaybettiğimi nasıl anladı ki bu çocuk? Ben ağzımı açamadan Betüş atılıyor hemen, "Prova yapıyor Oğuz'cuğum, hoş geldin bu arada." Niye kıl kıl konuşuyor ki bu şimdi çocuğa? Hem neyin provası ya? Ben yönümü Betül'e dönmüş kaş gözle anlamaya çalışırken, Oğuz dank diye soruyor. Erkek olmak ne güzel öyle; aklına mı takıldı, şak sor geç. "Ne provası?" "Düğün." Of aman, yine mi bu konu? Bayatlamadı mı bu? Önce boğulan sonra böğüren Oğuz'a hayretle bakıyorum, bayatlamamış hala yiyen var galiba? "Ne?" Ama böyle yapma karamelim, inanırım. Yine de öyle fıt diye yükseklere çıkamıyor düşmekten yorgun kanatlarım, onun yerine Andaç'a elini uzatmasını işaret edip ona tutunarak aşağıya inerken sakin ve pişman açıklıyorum. "İsmet'le iddiaya girdik de, o yüzden bazı rezillikler yaşandı diyelim." Hem sen önce o Şevo'nun hesabını ver. Bir de çok özlemişim bu arada ya, çok çok. "Ha... Evlilik falan yok yani; iyi iyi, güzel." Beni kolunun altına çekip yürümemiz için işaret ederken Oğuz'a çok gerekliymiş gibi açıklamalar yapıyor Andaç. "Yok be oğlum, kim ne yapsın bunu?" Allah razı olsun kardeşim ya. İyi ki söyledin bunu. Çok sağ ol Andaç'cığım(!). "Kurban olsun onlar benim kardeşime, sırık. Gel kuşum sen, hadi çıkalım artık buradan yeter." Betüş beni kolumdan tutup çekip götürürken arkamızdan mırıl mırıl bir ses duydum sanıyorum ama gerçek mi rüya mı bilmiyorum? "Katil de ben oluyorum herhalde." A-a! Oğuz? * "Bir tatlı da geçmez miyiz üstüne?" sorusu tabi ki Andaç'tan geliyor. Elindeki ikinci dürümden utanmadan sorduğu soruya bakın şunun. Evet. Soru mu bu kardeşim? Benim de ağzım dolu olduğu için sadece başımı sallayabiliyorum ama artık nasıl bir coşkuyla yapıyorsam bunu biraz gülünüyor halime. Ne var canım? "Dondurma?" diyen Betüş'üme gözlerimi devirip milleti manipüle etmemesi için hızlıca yutuyorum son lokmamı. "KERHANE TATLISI." Hayır. Hayır, yapmadım. Sesli söylemedim. Bana bakan yüzlere, en çok da bir tanesine takılı kalıyor bakışlarım. Yaptım. Allah kahretmesin, yaptım. Çingeneyle başladık kerhaneyle devam ediyoruz, müthiş! Panikle aralıyorum dudaklarımı, "Halka. Halka demek istedim ben. Halka mal olmuş bir tatlı ya ondan şey ettim, herkes sever diye..." Ve demek istediklerimle aslında dediklerim arasındaki farkı idrak ettiğimde artık her şey için çok geç oluyor. Sevmek, sevilmek, umut etmek; hepsini bir kalemde siliyorum. Oğuz kahkahayı patlatıyor ve devamı da paldır küldür geliyor. Kıpkırmızı bir halde zoraki gülümsüyorum. Erkekler inşallah kendilerini güldüren kızlardan da hoşlanıyordur Rabb'im. Sen komik kadınların da Rabb'isindir herhalde, hı? Nihayet sakinleşebildiklerinde konuşmaya başlayan Oğuz oluyor, "Hadi gidip yiyelim..." Bana göz kırpıp gülümsedikten, yani vurulduğumdan emin olduktan sonra devam ediyor. "Şu tatlıyı." Ay! Ben sizi yiyebiliyor muyum acaba? Yiyemiyorum tabi onun yerine gidip hep birlikte halka tatlısı yiyoruz. Olsun, buna da şükür. Bu gece Oğuz ile birlikte tatlı yiyeceğimi kim bilebilirdi ki? Sahi neden geldi ki bu çocuk? Allah korusun Şevval'le evlenecek falan da bizi düğününe çağırmaya mı geldi? Aklıma takılanların cevabını alabilmek için hızlı hızlı yiyorum elimdeki tatlıyı, Andaç'ın da işi gücü olmadığı için benimle uğraşıyor fırsat bu fırsat. "Ye, ye tabi. Oynadın baya, hak ettin bunu." "Hııı..." "Yalnız güzel oynadı kardeşim benim, ne yapsa mı yakışır bir insana?" diyen de Betüş tabi ki. Ben bu kıza ne büyüsü yaptım acaba ya? Hayır, aynından Oğuz'a da yapacağım da ondan soruyorum. "Hıı..." "Ne, yalan mı? Yalan mı Kemal, sen söyle?" "Değil. Ne yapsa yakışır." Deli bunlar be! Omuz silkip şımarık şımarık her zamanki repliğimi söylüyorum, "Aşıksın bana." Oğuz öksürmeye başlayınca dikkatimi anında Kemal ve Betül'den çekiyor, panikle sırtına vuruyorum. "İyi misin? Su alalım mı?" Bana bakmak yerine Kemal'e bakıyor, bir anlık bakışma sonrasında bana dönüyor Oğuz. Öksürüğü de kesiliyor nihayet. "İyiyim, sorun yok." "Emin misin?" Başını sallıyor sadece, ben de inanıp bırakıyorum ama galiba hata ediyorum. O andan biz ayrılana kadar Oğuz kafasını telefonundan kaldırmıyor ve beni kör kuyularda sorularımla baş başa bırakıyor. Hangisi? Çingenem mi, kerhane tatlısı mı, Şevval mi? Hangi falsolu hareket bizi bu hale getirdi OKD?.. Aşık mı oldun? Üstelik de kız ben değilken. Ayrılmak için sarılırken çok kısa bir an soracağım sanıyorum, benden izinsiz sorular dökülecek dilimden alıp cevabımı oturacağım. Ama öyle olmuyor. Kazanan yine otokontrol sistemim oluyor. Sadece ne zamana kadar buralarda olacağını soruyorum Oğuz'a. Adam ona bile yanlış cevap veriyor zaten. İki güne gidiyormuş, Mete abinin bir avukat işi varmış onu halletmeye gelmiş. Mete abinin işini Oğuz Kaan nasıl halledebiliyor anlayamasam da benim de iyice halim gidiyor. Lyon'lu Şevo sorsun kalan tüm soruları, ben çekiliyorum. Bizimkilerle de vedalaşıp ayrılınca otobüse binmek yerine kulaklığımı takıp eve yürümeye karar veriyorum. Karanlık kuruldu geceye eşliğinde varıyorum eve. Bir tık iyi geliyor. Üzerimdekilerden ve cebimdekilerden kurtulup pijamalarımı giyiyorum önce. Yatağa geçip elime telefonumu alıyorum, uygulamayı açarken dudaklarımı ısırsam da bir an sonra tereddüdüm gidiyor. Ne var canım; evet, kızlardan görünce ben de indirip bir hesap açıverdim? Ne olacak yani? Herkes kullanıyor, herkes... Hem ufacık bir soru, minicik. Parmaklarım hızla hareket ediyor, o malum soruyu soruyorum. Oğuz Kaan Dilmen beni seviyor mu? "Üzgünüm, ancak size bu soruya yanıt veremem. Ben bir yapay zeka modeliyim ve gerçek insanların duygusal durumlarını veya başkalarına..." Üzgünümden sonrasını okurum mu sandın Çetin? Okumam, okunmaz kardeşim. Hemen cevap yazıyorum Çeto'ya. Ben de üzgünüm be Çet. "Üzgün olduğunuzu anlıyorum. Duygusal durumlar bazen karmaşık olabilir ve hayal kırıklıkları yaşayabilmek de normaldir. Kendinizi daha iyi hissetmek için zamanla şeylerin düzeleceğini hatırlayın..." İyi geceler Çetin. "İyi geceler! Umarım huzurlu bir uyku geçirirsiniz..." Beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın be Çeto. Canın sağ olsun. Telefonu fırlatıp düştüğü tarafa arkamı dönüyorum. Ellerimi başımın altında kavuştururken repeat kurbanı, istemsiz mırıldanıyorum. "Ruhlar yorgun, yollar habersiz; Söz tükenmiş, beste habersiz. Feryal aşık, Şevval çok yersiz; Bıraksam keşke, Oğuz Kaan seni." * Selamun aleyküm şanlı gg taraftarı! Yazar bölümü yapay zekaya yazdırmış diyorlar, doğru mu? sgdfhgd Şaka bir yana özleştik... Ben özledim galiba sizi ama işte çarşılar pazarlara karıştı bu aralar, ondan öyle şey ettik... Neys. Beğenirseniz yıldız çakın! Yorumlara da bekleriz. Sevgiler, saygılar, yaldızlar ve yıldızlar!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE