Karşımdaki sandalyeyi çekip oturduğunda göz devirdim. Az önceki kavgamdan bahsedeceğine emindim ki öyle de olmuştu.
"Göz önünde olmak istemediğini söylediğini hatırlıyorum?"
Öyleydi zaten. Sadece ufak bir tartışma yaşamış olmam göz önünde olacağım anlamına da gelmezdi sonuçta, değil mi?
"Sana açıklama yapmak zorunda değilim."
Ayağa kalktım, oradan uzaklaşmak üzereyken tekrar kolumdan tuttu. Bu sefer baskısını artırdığında gülmüştüm.
"Ne o Eser? Sen yoksa beni mi kıskandın?"
Yüzünü buruşturup elini çekti.
"Komikmiş. Hatırlat seneye de gülerim."
Sinir bozucu bir şekilde gülümseyip kollarımı birbirine bağladım. Onun benimle uğraşmasını sevmiyordum.
"Seneye suratını görmeyecek olmak beni mutlu ediyor."
Kaşlarını çattı ve gözlerini kaçırdı.
"Nefretin yoğunlaşıyor değil mi gün geçtikçe?"
"Bilmem. Hissetmiyorum artık hiçbir şey. Bu daha kötü değil mi?"
"Nefretini bile hak etmiyor muyum yani? Demek istediğin bu mu?"
Ellerimi havaya kaldırdım ve güldüm.
Lafları çarpıtmakta üstüne yoktu.
"Ben böyle söylemedim. Ne anlarsan o."
Kafasını aşağı yukarı sallayıp sırıtmaya başladı ve bana yaklaştı. "Neyse." dedi ve etrafı kontrol edip masa tenisi oynanılan yere gitti. Arkasından gitmediğimi görünce eliyle işaret etti. Omuzlarımı silktim. Gitmek istemiyordum. Derin bir nefes verip sessizce konuştu. "Gelsene kızım iki dakika."
Oflayıp istemeyerek de olsa adımlarımı ona doğru yönelttim. "Ne var, ne isteyeceksin yine?"
"Bir kız var." deyip gözlerini kaçırdı.
Yutkundum ve gülümsemeye çalıştım. Omzuna vurup "hayırlı olsun, kanka." dediğimde elime vurmuş ve omzundan çekmişti.
"Saçmalama kızım ya, bir dur da dinle."
"Anlat, dinliyorum."
"Asıl sen anlat, o kadar iyi oynuyorsun ki ileride oyunculuk bile düşünebilirsin." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. "Ne diyorsun? Ne alâka şimdi bu?"
"Bİlinmeyen..."
Öğrenmemişti, değil mi?
Öğrenmemişti?
"Ne?"