Güneş, ışıl ışıl parıldayan günün neşesi ve aklındaki harika fikirlerle bisikletini sürerek yolda ilerliyordu. İstanbul’dayken sevdiği ama rahatlıkla yapamadığı bu sürüşlerden çok güzel keyifler alıyordu. Sonunda geldiğinde yavaşlayıp frene bastı ve bisikletinden indi. Önünde duran sepeti alıp tarlanın içine tat ve kokularını test edeceği otların içine daldı. Kimini beğenip kimini beğenmezken sonunda aradığı birkaç tanesini buldu. Yeterince aldıktan sonra sepetine koyup tarladan çıktı. Beyaz bisikletine binip sürüşüne devam etti. Bugün yapacak çok işi yoktu. Market alışverişini yapıp eve döner ve demosunu hazırlayabilirdi. Bir yandan bisikletini sürüp bir yandan kulaklığından müzik dinliyordu. Telefonu çalınca kimin aradığına bakıp cevapladı. “Efendim Harun,” diyerek cevapladı. “Seni

